Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: Lily Vibe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 2

Ankara’nın gri ve ağır havası, Furtuna Şirketi’nin en üst katındaki lüks makam odasının camlarına hafifçe vuruyordu. İsmail Furtuna, koltuğuna yaslanmış, parmak uçlarını şakağına bastırarak başındaki keskin ağrıyı dindirmeye çalışıyordu. Sabahın erken saatlerinden beri üzerindeki o huzursuzluk, geceden kalma uykusuzlukla birleşince zihnini bulandırıyordu. Masanın üzerindeki dahili telefondan sekreter masasını aramış, ancak karşıdan sadece boşlukta yankılanan bir ton sesi yükselmişti. O an, önceki sekreterinin dün akşam istifasını verip ayrıldığı gerçeği zihnine düştü. Saat çoktan on olmuştuydu.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldığı sırada, odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İsmail, aniden gerilerek gözlerini araladı. İçeri giren abisi Oruç’un yüzündeki sert çizgiler, içerideki havayı bir anda buz kesti. İsmail, oturduğu yerde hafifçe toparlanıp dikleşti:
"Hayırdır abi, ne bu acele? Ne oluyor?" diye sordu, sesindeki yorgun tonu gizlemeye çalışarak.
Oruç, ellerini cebine sokmuş, odanın ortasında öfkeli adımlarla tur atıyordu. "Sen Cüneyt’in işini bitirmedin mi hâlâ, İsmail? Neyi bekliyorsun o soysuzun kellesini almak için?"
İsmail, abisinin bu sabırsız tavrına karşı sakince arkasına yaslandı. "Abi, ben de ortada büyük bir mesele var sandım. Cüneyt şu an bize ölüsünden çok dirisi lazım."
"Neyimize lazım oğlum o adamın? Herif bize üç milyon borç takmış!"
"Süre verdim ona," dedi İsmail, buz gibi bir netlikle. "Üç gün içinde o parayı bulup getirecek; getiremezse zaten o mezardan çıkamayacak, rahat ol."
Oruç, ellerini masaya dayayıp öne doğru eğildi. "Niye süre veriyorsun ki lan? Alacaksın ipini, çekeceksin."
"Çünkü arkasında kim var, kiminle iş tutuyor henüz bilmiyoruz abi," dedi İsmail, gözlerini kısarak. "Adamın peşine adam taktırdım. Bakalım bizim parayı alıp hangi delikte kime yedirmiş, paranın izini sürüyoruz."
Oruç homurdanarak doğruldu. "Onu bunu bilmem İsmail; üç gün içinde o parayı ödemezse kendi ellerimle indiririm aşağı."
"Tamam abi, tamam," dedi İsmail, elini alnına götürerek. "Sen şimdi çıkarken sekretere söyl de bana sert bir kahve yollasın, başım çatlıyor."
Oruç, alaycı bir gülümsemeyle kardeşini süzdü. "Yine hangi cehennemde sabahladın da bu haldesin acaba, İso? Neyse... Senin sekretere ne oldu bu arada?"
"Dün istifa etmiş. Bugün yenisi işe başlayacak ama biraz gecikecekmiş sanırım."
Oruç’un kaşları kuşkuyla kalktı. "Yoldan geçen herhangi birini toplamadınız herhalde şirkete, başımıza yeni bir bela almayalım."
"Ali araştırdı kızı, için rahat olsun."
"İyi, tamam. Ben kahveni yollatıyorum ama unutma; saat üçte kritik bir toplantımız var, sakın kaybolma bir yere."
"Tamam abi, buradayım."
Oruç odadan çıkıp kapıyı çektiğinde, İsmail derin bir iç çekti. Masanın üzerindeki deri kutudan bir dal sigara çekip çakmağını yaktı. Dumanın daireler çizerek havalanmasını izlerken, aklı hem Cüneyt'in üzerindeki şüphelerde hem de birazdan gelecek olan yeni sekreterdeydi.
Şehrin diğer yakasında, Fadime Koçari ise zamanla yarışıyordu. Masasının üzerinde duran, İsmail Furtuna’ya ait kalın ve kabarık dosyayı baştan sona incelemişti. Sayfalarca suçlama, şüpheli sevkiyatlar ve mali hareketlilikler vardı; ancak iş delil kısmına geldiğinde dosya adeta bir boşluğa açılıyordu. Her şey ortadaydı ama hukuken ellerinde tutulur somut hiçbir şey yoktu. Bu adamın ne kadar tehlikeli ve zeki olduğunu anlamak için dosyaya şöyle bir göz atmak bile yeterliydi.
Saate baktığında on ikiye geliyordu. O sırada kapı çalındı; devletin onun için özel olarak hazırladığı yeni kimlik, pasaport ve özel hatlı telefon eline ulaştı. Kimlikteki adı artık **Fadime Er** olarak tescillenmişti. Şirkete bu savcılık kıyafetleri ve resmi tavırla giderse ilk dakikadan itibaren dikkat çekeceğini biliyordu. Derhal hazırlanmak üzere eve gitmeye karar verdi.
Hızlı adımlarla bürodan çıkıp arabasına atladığı gibi eve geçti. Kapıyı açıp içeri girdiğinde, salonda oturan Naz kafasını kaldırdı.
"Hoş geldin Fadime, erkencisin bugün... İşin erken mi bitti?"
Fadime nefes nefese çantasını masaya bıraktı. "Yok ya... Üstümü değiştirmem lazım, hemen çıkacağım. Önemli bir iş görüşmem var."
Naz, gözlerini kısıp şaşkınlıkla baktı. "Ne iş görüşmesi? Anlamadım ben?"
Fadime, salondaki tekli koltuğa iliverdi ve soluklanarak yapacağı gizli görevi, Furtuna Şirketi’ne sızma planını tüm detaylarıyla anlattı. Naz, gözleri irileşmiş bir şekilde, ağzı açıkta kalmış vaziyette dinliyordu.
"Oha kızım! Bu nasıl bir görev böyle? Ya başına bir iş gelirse, ya adamlar seni anlarsa?"
"Korkma Naz," dedi Fadime kararlı bir sesle. "Benim bütün işim içeride sadece sekreterlik yapmak. En fazla ne olabilir ki?"
"Bilmiyorum da... Kendine çok dikkat etmelisin. Karşındaki adam sıradan biri değil, mafya diyor musun bir de!"
"Ederim canım, merak etme sen. Ben odama gidip üstümü değiştireyim."
Fadime odasına yöneldiğinde, Naz da hemen arkasından takıldı. Gardırobu açıp incelemeye başlayan Fadime, ellerini beline koyup dolaptan siyah bir kazak ile sade bir kot pantolon çıkardı. Yatağın üzerine bıraktığı kıyafetleri gören Naz, ellerini havaya kaldırarak isyan etti.
"Dur, dur, dur! Ne yapıyorsun Allah aşkına?"
Fadime şaşkınlıkla döndü. "Ne var, ne oldu?"
"Kızım sen oraya dağ başındaki bir bakkala mı gidiyorsun, yoksa şehrin en tehlikeli adamının yanına sekreter olarak mı? Öyle kazakla mözelle gidilmez!"
Naz, Fadime’yi omzundan hafifçe iterek dolabın önüne geçti ve askıları karıştırmaya başladı. Birkaç saniye sonra gururla çektiği siyah, diz üstü mini etek ile şık, beyaz bir bluzu yatağa fırlattı. Yanına da zarif topuklu ayakkabılar ile uyumlu bir çanta ekledi.
Fadime, kıyafetlere bakıp kaşlarını çattı. "Ben şimdi bu mini eteği giymek zorunda mıyım yani?"
"Fadime, hiç mi sekreter görmedin hayatında? Adamın gözüne batmamak, dikkat çekmemek için o şirketteki herkes nasıl giyiniyorsa öyle görünmelisin!"
"Naz, ben adamı baştan çıkarmaya gitmiyorum ki! Adamı adalete teslim etmek, hapse attırmak için gidiyorum."
"Onu ben de biliyorum tatlım ama o adamın dünyasında sıradan bir tip gibi gidersen seni ilk dakikada harcarlar. Bütün sekreterler böyle giyiniyor, abartma işte. Hadi, giyin de git, geç kalacaksın."
Naz arkasını dönüp odadan çıkarken, Fadime yatakta duran kıyafetlere çaresizce baktı. İçindeki o mesleki gurur ve rahatsızlık hissini bastırarak giyinmek zorunda kaldı. Üzerindekileri tamamlayıp odadan çıktığında, onu kapıda bekleyen Naz derin bir ıslık çaldı.

"Şuna bak! Benim kankam ne kadar da güzel olmuş maşallah, taş gibi!"
"Abartma Naz, Allah aşkına... İçinde kendimi hiç rahat hissetmiyorum."
"Olsun olsun, alışırsın. Hadi yolun açık olsun, bir şey olursa muhakkak beni ara."
"Tamam canım, görüşürüz."
Fadime evden çıkıp arabasına bindiğinde saat çoktan on ikiyi yarım geçiyordu. Gaza basıp Furtuna Şirketi’nin ihtişamlı plazasına doğru sürdü. Yarım saatin sonunda binanın önüne varıp aracı park etti. Torpido gözünden çıkarıp eline aldığı yeni telefonuna baktı; rehberde kayıtlı tek bir numara vardı: *Ali*.
Derin bir nefes alıp numarayı tuşladı ve çalmasını bekledi. Birkaç çalıştan sonra karşı taraftan tok bir erkek sesi duyuldu:
"Alo, buyurun?"
"İyi günler, ben Fadime Er. Sekreterlik pozisyonu için görüşülecekti galiba..."
Karşıdaki sesin tonu bir anda yumuşadı. "Aaa, evet! Geldiniz mi?"
"Evet, şirketin önündeyim şu an."
"Harika. Siz hemen 14. kata çıkın, ben asansörün çıkışında sizi karşılayacağım."
"Peki, görüşürüz."
Telefonu kapatıp arabadan indi. Zihnindeki tüm gerginliği profesyonel bir maskenin arkasına saklayarak cam kapılardan içeri girdi. Asansöre binip 14 numaralı tuşa bastı. Aynadaki yansımasına son bir kez baktı; kusursuz görünüyordu, en azından dışarıdan bakan biri için öyleydi.
Asansör durup kapıları açıldığında, koridorun sağ tarafında bekleyen uzun boylu, esmer adam hemen dikkatini çekti. Adam doğrudan ona doğru yürüyüp elini uzattı:
"Merhaba, ben Ali."
Fadime kibarca elini sıktı. "Merhaba, memnun oldum."
"Hadi gel, seni patronla tanıştırayım."
Ali önde, Fadime arkada koridoru geçtiler. Sonunda üzerinde lüks harflerle *İsmail Furtuna* yazan ahşap kapının önüne geldiler. İşte ruan, oyun resmen başlıyordu. Ali kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdi, Fadime de hemen arkasından addı.
İsmail, odasında girmesi gereken toplantıların evraklarını gözden geçirirken kaşlarını çatmıştı. Dosyalarda o kadar çok açık ve eksik vardı ki, önceki sekreterin burada ne iş yaptığını cidden sorguluyordu. Kapının çalınmasıyla başını kaldırdı; Ali’nin arkasından süzülerek içeri giren kadını gördü.
Gözleri anlık olarak Fadime’nin üzerinde gezindi. Karşısındaki kadının duruşunda, sıradan bir başvuru sahibinde bulunmayan keskin bir özgüven ve duru bir güzellik vardı. Bakışlarını Ali’ye çevirdi:
"Sen çık Ali, yeni sekreterimle baş başa tanışalım."
Ali, patronunun bu tavrına hafifçe sırıtarak kafasını salladı ve odadan çıktı. İsmail, masasının önündeki deri koltuğu işaret etti:
"Geç otur bakalım."
Fadime sessizce geçip koltuğa yerleşti. Bacak bacak üstüne atarak dik bir duruş sergilemeye çalışıyordu; ancak gözlerinin derinindeki o hafif kıpırtı, İsmail’in keskin gözlerinden kaçmadı.
"Anlat bakalım kendini," dedi İsmail, kollarını masada birleştirerek. "Kimdir Fadime Er?"
"Adım Fadime Er, bu kadar," dedi genç kadın, sesini mümkün olduğunca mesafeli tutarak.
İsmail tek kaşını kaldırdı. "Bu kadar mı? Sadece adını mı bileceğim?"
Fadime hafifçe arkasına yaslandı, rahat görünmeye çalışıyordu ama içeride fırtınalar kopuyordu. "İş hayatınızla ilgili klasik sorular sormayacaksınız sanıyordum İsmail Bey. Sonuçta buraya bir özgeçmiş bırakmış olmam gerekiyor."
"Klasik soruları sevilmem," dedi İsmail, sesinde tehlikeli bir tınıyla. "Ali seni seçtiğine göre mesleki becerilerinden şüphem yok zaten. Ama ben daha farklı şeyler öğrenmek istiyorum."
Bu cümlenin altındaki ima, Fadime’nin sinir uçlarına dokundu. Genç kadın meydan okuyan bir bakışla başını kaldırdı:
"Daha farklı şeyler derken? Özel hayatımın sizi ilgilendirdiğini düşünmüyorum, İsmail Bey."
"Ama ben düşünüyorum," dedi İsmail, hafifçe öne doğru eğilerek. "Sonuçta sen benim sekreterim, hatta özel asistanım olacaksın. Benim hayatımın merkezinde döneceksin. Benim özelim hakkında her şeyi öğreneceksin de, ben neden senin kim olduğunu bilmeyeyim?"
Fadime tam ağzını açıp sert bir karşılık verecekti ki, masanın üzerindeki özel hattan gelen telefonun keskin sesi odada yankılandı. İsmail, bakışlarını Fadime’den ayırmadan telefonu açtı:
"Efendim?"
Karşı taraftan Oruç’un aceleci ve gür ses çıktı: "Depoya gel, çabuk!"
Cümle biter bitmez telefon yüzüne kapandı. İsmail, öfkeyle soluyarak ayağa kalktı ve askıdaki ceketini sırtına geçirdi. Fadime’ye dönüp soğuk bir tebessümle baktı:
"Daha konuşacak bolca zamanımız olacak, Fadime. Sen şimdi buralara alışmaya çalış... Ha, bu arada; masanın üzerindeki dosyalarda bugünkü toplantı için eksik kalan kısımlar var, onları tamamla. Ali sana bu konuda yardımcı olur."
Fadime’nin tek kelime etmesine izin vermeden arkasını dönüp odadan çıktı. İsmail, içten içe bu yeni kadının hem mesafeli hem de meydan okuyan tavrından acayip bir zevk aldığını hissediyordu; onunla oynamak eğlenceli olacaktı.
İsmail’in çıkışından sonra odada yalnız kalan Fadime, derin bir nefes vererek içindeki biriken öfkeyi dışarı bıraktı. "Hayatımda bu kadar egolu, bu kadar insanı delirtmeyi başaran başka bir adam daha görmedim!" diye geçirdi içinden.
Birkaç dakika sonra kapı hafifçe aralandı ve Ali içeri girdi. "Hadi Fadime, sana çalışacağın masayı ve sistemi göstereyim."
Ali’nin peşine takılıp dışarı çıkan Fadime, kendisine ayrılan şık çalışma masasına yerleşti. Ali kısa bir bilgilendirme yapıp yanından ayrıldığında, Fadime hemen bilgisayarını açıp sistemdeki verilere daldı. Toplantı için gerekli olan eksik dosyaları diğer veritabanlarından sızdırdığı bilgilerle harmanlayıp hızla tamamlamaya başladı.
O sırada koridorda yankılanan hızlı ayak sesleri ve asansörün çınlama sesi dikkatini çekti. Başını kaldırıp baktığında, İsmail’in soluk soluğa asansörden çıktığını gördü. Üzerindeki ceket yoktu, gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıvanmış, saçları dağınık bir halde doğrudan odasına yürüdü. Tam Fadime’nin masasının önünden geçerken durmaksızın emretti:
"Hemen bana kahve getir."
Ve odasına girip kapıyı sertçe arkasından çarptı.
Fadime dişlerini sıktı. *Paşama bak sen, sanki babasının uşağı var karşısında!*
Öfkeyle ayağa kalkıp katın sonundaki kafeteryaya ilerledi. İsmail’in sert ve şekersiz kahvesini özenle hazırlayıp geri döndü. Odanın önüne geldiğinde kibarca kapıyı tıkladı; ancak içeriden herhangi bir ses gelmeyince kapıyı yavaşça iterek içeri girdi.
İsmail odada yok gibi görünüyor, ancak masanın arkasındaki boydan boya uzanan çelik dolabın önünde çömelmiş vaziyette duruyordu. Elini duvara monte edilmiş gizli bir kasanın içine daldırmış, içerideki bazı evrakları aceleyle karıştırıyordu.
Fadime kahveyi bırakmak için masaya doğru bir adım attığı an, parke taşından gelen hafif gıcırtı sesini İsmail duydu. Adam bir saniye bile kaybetmeden refleksle kasanın kapağını sertçe kapattı ve fırlayarak ayağa kalktı. Yüzündeki o koyu, tehlikeli gölgeyle Fadime’ye döndü:
"Senin kapı çalma adetin yok mu lan!"
Fadime, karşısındaki adamın ani çıkışı karşısında irkilse de bozuntuya vermedi: "Çaldım ama siz duymadınız."
İsmail üzerine doğru bir adım attı, sesindeki buz gibi ton odayı doldurdu: "Ben 'gir' diyene kimse odama girmeyecek, Fadime! Duydun mu beni?"
"Duydum."
"İyi. Şimdi defol dışarı."
Fadime, kahveyi masaya sertçe bırakıp arkasına bile bakmadan odadan çıktı. Kalbi göğsünü kafese sığmaz bir kuş gibi çarpıyordu. Adamın onu gördüğü an kasayı o kadar panikleyerek ve öfkeyle kapatması, içeride şirketin yasadışı faaliyetlerine ait çok büyük delillerin, belki de aradıkları o nihai sırrın saklandığının en büyük kanıtıydı.
*Bekle İsmail Furtuna,* diye geçirdi içinden masasına otururken. *O kasa açılacak ve sen o delillerden kaçamayacaksın.*

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2.677okunma 132beğeni 19yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.