6. bölüm / 11
KIRIK KURALLARYANINDA DURAN
Bölümler 11Şu an: YANINDA DURAN
- 1 Yolumu Kapatıyorsun273 kelime
- 2 İlk Hedef831 kelime
- 3 Acılarım919 kelime
- 4 Geçmiş1.588 kelime
- 5 Söylenemeyenler1.179 kelime
- 6 YANINDA DURAN1.798 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 GERİ ADIM ATMAYACAĞIM1.428 kelime
- 8 BU SEFER İKİMİZ DE1.243 kelime
- 9 SINIR965 kelime
- 10 KORKUSUZLUK703 kelime
- 11 HERKESİN ÖNÜNDE2.420 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arkadaşlar normalde dün yayınlayacaktım
Ama unutmuşum o yüzden bugün iki bölüm art arda atıyorum
Dün söz verdiklerimden özür dilerim
Beğenmeyi ve yorum atmayı unutmayın
Ertesi sabah okula girerken dünkü konuşmayı düşünmemeye çalışıyordum.
Ama Kutay’ın sesi hâlâ kulağımdaydı.
O zaman artık nereden vuracağımı biliyorum.
En kötü tarafı da ne yapacağını bilmemek değildi.
Ne yapacağını tahmin edebiliyor olmaktı.
Çünkü Kutay bir şeyi kafasına koyduğunda kolay kolay vazgeçmiyordu.
Çantamın askısını biraz daha sıkı tuttum ve koridordan sınıfa doğru yürüdüm.
İçeri girdiğimde birkaç kişi kendi arasında konuşuyordu.
Her zamanki gibi.
Ama bu kez gözlerin üzerimde olduğunu hissediyordum.
Başımı kaldırmadan sıramın yanına geldim.
Tam çantamı bırakacakken arkamdan bir ses geldi.
— Günaydın Deren.
Kutay.
Ses tonundan bile sıradan bir gün olmayacağını anlamıştım.
Dönmedim.
— Günaydın demedim.
Yanındaki Akın güldü.
— Sabah sabah ne kadar neşeli.
Çantamı sıraya bıraktım.
— Sizinle konuşmuyorum.
Kutay sırama doğru bir adım attı.
— Biz de seninle konuşmak için izin istemedik.
Akın hemen araya girdi.
— Dün fotoğrafı geri istemiştin ya.
İçim bir anda gerildi.
Kutay’ın elindeki telefonu gördüm.
Fotoğrafı açmıştı.
Kalbim hızlandı.
— Sil onu.
Kutay kaşlarını kaldırdı.
— Neden?
— Çünkü sana ait değil.
— Ama artık bende.
— Kutay.
— Ne?
— Sil.
Kutay birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra telefonu cebine koydu.
— Belki.
— Ne demek belki?
— Canım isterse.
Akın güldü.
— Bence hiç silmesin.
Kutay ona baktı.
— Bence de.
Arkamdan bir sandalye çekildi.
Başımı çevirdiğimde sınıfa yeni giren bir kız gördüm.
Melek.
Onu daha önce birkaç kez görmüştüm.
Sınıfta herkesle konuşan ama kimseye bulaşmayan biriydi.
Yanıma gelip çantasını bıraktı.
— Deren, iyi misin?
Cevap vermeden önce Kutay konuştu.
— Gayet iyi.
Melek ona baktı.
— Sana sormadım.
Sınıfta birkaç kişi sessizleşti.
Akın hafifçe güldü.
— Vay be.
Kutay’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Ne dedin?
Melek hiç geri adım atmadı.
— Deren’e iyi misin diye sordum.
— Sana ne?
— Bana ne olduğunu birazdan düşünürüz.
Kutay ona birkaç saniye baktı.
Sonra gülümsedi.
Ama bu gülümseme hiç iyi değildi.
— Yeni bir kahramanımız var demek.
Melek omuz silkti.
— Kahraman falan değilim.
— O zaman karışma.
— Deren’e yapılan şeylere karışırım.
Boğazım düğümlendi.
Melek bana baktı.
— Gel otur.
Yanına geçtim.
Kutay ve Akın birkaç saniye daha orada durdu.
Sonra Kutay başını eğip bana doğru konuştu.
— Daha yeni başladık.
Ve gitti.
Akın da peşinden çıktı.
Melek onların arkasından baktı.
Sonra bana döndü.
— Bunlar hep böyle mi?
Cevap vermedim.
— Deren?
— Son zamanlarda daha kötü.
Melek sessiz kaldı.
— O zaman yalnız kalmayacaksın.
Ona baktım.
— Ne?
— Yanında duracağım.
— Melek, yapma.
— Neden?
— Çünkü sana da bulaşırlar.
Melek hafifçe gülümsedi.
— Bulaşırlarsa bulaşsınlar.
— Ciddiyim.
— Ben de ciddiyim.
Ders başladı.
Öğretmen içeri girince herkes yerine geçti.
Ben defterimi açtım.
Ama derse odaklanamıyordum.
Kutay arka tarafta oturuyordu.
Ara sıra bana baktığını hissediyordum.
Melek de bunu fark etmişti.
Bir süre sonra küçük bir kâğıt uzattı.
Üzerinde sadece şunlar yazıyordu:
Tek başına değilsin.
Kâğıda baktım.
Sonra ona.
Gülümsedi.
Ben de ilk kez o sabah gerçekten biraz rahatladım.
Ama bu rahatlama uzun sürmedi.
Teneffüs zili çaldığında herkes dışarı çıktı.
Ben sınıfta kalıp defterimi düzenlemeye başladım.
Melek de yanımdaydı.
Tam çantamı kapatırken kapının önünde Kutay belirdi.
Yanında Akın vardı.
Kutay kapıya yaslandı.
— Melek.
Melek başını kaldırdı.
— Ne?
— Sana bir şey söyleyeceğim.
— Söyle.
— Deren’le fazla yakınlaşma.
Melek güldü.
— Sana mı soracağım?
Akın araya girdi.
— Bak kızım, gerçekten anlamıyorsun.
— Neyi?
— Kutay bir şey söylüyorsa dinlemek gerekiyor.
Melek ayağa kalktı.
— Neden?
Akın bir an sustu.
— Çünkü öyle.
— Bu cevap değil.
Kutay içeri girdi.
— Melek, son kez söylüyorum.
— Ben de son kez söylüyorum.
Kutay’ın kaşları kalktı.
Melek devam etti.
— Deren ne isterse onun yanında olurum.
Kutay’ın yüzündeki ifade değişti.
— Tamam.
Sesi sakindi.
Fazlasıyla sakindi.
— Sen bilirsin.
Sonra bana baktı.
— Ama onun yanında durmanın ne demek olduğunu öğrenirsin.
Çıkıp gitti.
Akın da peşinden giderken Melek’e dönüp güldü.
— Daha ilk günden kendine iş çıkardın.
Melek hiç etkilenmemiş gibi yerine oturdu.
— Çok konuşuyor.
Ben ona baktım.
— Korkmuyor musun?
— Korkuyorum.
Şaşırdım.
— Öyle görünmüyor.
— Korkmak başka, geri çekilmek başka.
Bu cümle aklımda kaldı.
Öğle arasına kadar Kutay hiçbir şey yapmadı.
Bu daha da kötüydü.
Çünkü onu tanımaya başlamıştım.
Sessizleştiğinde bir şey planlıyordu.
Öğle arasında kantine gitmek için sınıftan çıktık.
Melek yanımdaydı.
Koridor kalabalıktı.
Tam merdivenlere yaklaşmıştık ki önümden biri geçti.
Kutay.
Durdu.
— Nereye?
— Kantine.
— Melek?
— O da geliyor.
Kutay başını salladı.
— Gelmesin.
Melek güldü.
— Neden?
— Çünkü senin gelmeni istemiyorum.
— Ben de senin istememene çok üzüldüm.
Akın kahkaha attı.
— Melek, sen gerçekten anlamıyorsun.
Melek cevap verecekken Kutay çantamın askısından tuttu.
Bir anda durdum.
— Bırak.
— Neden?
— Çantamı bırak.
— Sadece konuşuyoruz.
— Çantamı bırak.
Kutay bırakmadı.
Melek hemen yanıma geldi.
— Kutay bırak.
Kutay ona döndü.
— Sana ne?
— Onun çantasından çekme.
— Ne yapacaksın?
Melek cevap vermedi.
Sadece elini çantanın askısına uzattı.
Kutay bir anda çantayı bıraktı.
Ama ben dengesizce bir adım geriye gittim.
Melek kolumdan tutup dengemi bulmama yardım etti.
— İyi misin?
Başımı salladım.
Kutay bunu görünce güldü.
— Ne kadar da korumacı.
Akın yanımıza geldi.
— Melek, sen Deren’in annesi misin?
— Hayır.
— O zaman bırak kendi kendine halletsin.
Melek sertçe baktı.
— Kendi kendine halletmesi gereken bir şey yok.
Kutay başını yana eğdi.
— Var.
Sonra bana döndü.
— Hem de çok.
Yürüyüp gitti.
Akın da giderken Melek’in omzuna hafifçe çarpıp geçti.
Melek arkasından baktı.
— Cidden sinir bozucular.
Ben istemsizce güldüm.
— İlk defa birinin bunu benim yanımda söylediğini duyuyorum.
— O zaman daha çok söyleyeceğim.
Kantine indik.
Sıraya girdik.
Tam yemeklerimizi almıştık ki arkamızdan Akın’ın sesi geldi.
— Deren.
Dönmedim.
— Deren.
Yine dönmedim.
Melek kulağıma eğildi.
— Dönme.
Akın yanımıza geldi.
— Duymuyor musun?
— Duyuyorum.
— O zaman cevap versene.
— İstemiyorum.
Akın güldü.
— Kutay haklıymış.
— Ne hakkında?
— Senin bu kadar kolay sinirleneceğin konusunda.
Melek araya girdi.
— Yeter.
Akın ona döndü.
— Sen de her şeye karışma.
— Karışırım.
— Sana da mı sıra gelsin istiyorsun?
Melek kaşlarını çattı.
— Tehdit mi ediyorsun?
Akın güldü.
— Yok canım.
Kutay uzaktan onları izliyordu.
Sonra yanımıza geldi.
— Akın.
— Efendim?
— Boş ver.
Akın geri çekildi.
Kutay bana baktı.
— Yemeğini ye.
— Sana ne?
— Bir şey demedim.
— O zaman git.
Kutay gülümsedi.
— Ne kadar cesurlaştın.
— Senin yüzünden.
— Benim yüzümden mi?
— Evet.
Kutay eğilip masaya yaklaştı.
— Daha hiçbir şey yapmadım.
Midem düğümlendi.
— Yaptıkların yetti.
Kutay doğruldu.
— Demek öyle.
Sonra arkasını dönüp gitti.
Melek bana baktı.
— İyi misin?
— Evet.
— Emin misin?
— Hayır.
Melek elimi sıktı.
— Ben buradayım.
O sırada Akın tekrar yanımıza geldi.
— Çok tatlısınız.
Melek ona baktı.
— Ne istiyorsun?
— Hiç.
— O zaman git.
Akın gülümsedi.
— Deren’in yanında durmak sana pahalıya patlayacak.
Melek cevap vermedi.
Akın bu kez benim önüme geçip yolu kapattı.
— Ne yapıyorsun?
— Hiç.
— Çekil.
— Çekilmezsem?
Melek hemen araya girdi.
— Akın, çekil.
Akın ona döndü.
— Sen niye her seferinde araya giriyorsun?
— Çünkü istiyorum.
— Çok cesursun.
— Değilim.
— O zaman?
— Sadece doğru olanı yapıyorum.
Akın birkaç saniye sustu.
Sonra sandalyeme ayağıyla hafifçe dokunup uzaklaştı.
Melek bana baktı.
— Hadi.
— Nereye?
— Sınıfa.
Koridora çıktığımızda Kutay orada bekliyordu.
Sanki bizi bekliyormuş gibi.
— Deren.
Durmadım.
— Deren, sana diyorum.
Melek de durmadı.
Kutay önümden geçip yolumu kesti.
— Çekil.
— Önce konuşacağız.
— Konuşmak istemiyorum.
— Ben istiyorum.
— Bu benim problemim değil.
Kutay güldü.
— Senin problemindir.
Melek araya girdi.
— Kutay, yeter artık.
Kutay ona baktı.
— Sen sus.
— Susmayacağım.
— Neden?
— Çünkü Deren senden korkuyor.
Bir an sessizlik oldu.
Kutay bana baktı.
— Korkuyor musun?
Cevap veremedim.
Melek bana bakmadı bile.
Kutay tekrar sordu.
— Korkuyor musun Deren?
Başımı kaldırdım.
— Evet.
Kutay gülümsedi.
— Güzel.
Melek’in yüzü değişti.
— Bunun nesi güzel?
Kutay omuz silkti.
— Korkması işime geliyor.
Sonra bana doğru bir adım attı.
— Çünkü artık sınırımı biliyorsun.
Melek önümde durdu.
— Yeter.
Kutay ona baktı.
— Çekil.
— Hayır.
Kutay’ın yüzünde küçümseyen bir ifade oluştu.
— Gerçekten kendini önemli sanmaya başladın.
— Hayır.
— O zaman neden karışıyorsun?
— Çünkü yalnız bırakmak istemiyorum.
Kutay bir süre sustu.
Sonra Akın’a baktı.
— Akın.
Akın hemen yanına geldi.
— Ne?
— Melek’le konuş.
Akın gülümsedi.
— Memnuniyetle.
Melek bana baktı.
— Sen sınıfa git.
— Hayır.
— Git.
— Seni burada bırakmam.
Melek başını salladı.
— Beni bırakmıyorsan ben de seni bırakmıyorum.
Kutay kahkaha attı.
— İkiniz de çok komiksiniz.
Sonra yanımızdan geçip gitti.
Akın da peşinden gitti.
Ama gitmeden önce Melek’e dönüp:
— Görüşürüz kahraman.
dedi.
Melek derin bir nefes aldı.
— Bundan sonra daha da uğraşacaklar.
— Biliyorum.
— Pişman mısın?
Bir süre düşündüm.
Sonra başımı salladım.
— Hayır.
Melek gülümsedi.
— Ben de.
Dersler bittiğinde sınıf boşalmaya başladı.
Çantamı aldım.
Melek de yanımdaydı.
Tam kapıdan çıkacaktık ki Kutay ve Akın tekrar geldi.
Kutay kapının önünde durdu.
— Deren, sen kal.
Melek hemen:
— Ben de kalırım.
Kutay güldü.
— Sen zaten kalacaksın.
— Sorun mu?
— Değil.
Akın çantasını omzuna attı.
— Çünkü artık sen de hedef oldun.
Melek gözlerini devirdi.
— Çok korktum.
Akın güldü.
— Görürüz.
Kutay bana baktı.
— Yarın fotoğrafı herkes görebilir.
Kalbim hızlandı.
— Yapma.
— Neden?
— Kutay...
— Ne?
Melek hemen araya girdi.
— Bu yaptığın doğru değil.
Kutay ona döndü.
— Sana ne?
— Sana defalarca söyledim.
— Ne söyledin?
— Onu rahat bırak.
Kutay birkaç saniye Melek’e baktı.
Sonra güldü.
— Sen gerçekten anlamıyorsun.
— Neyi?
— Deren’in yanında durdukça onun yaşadıklarının içine giriyorsun.
Melek gözlerini ondan ayırmadı.
— O zaman girerim.
Kutay’ın yüzünde en ufak bir pişmanlık yoktu.
Aksine sanki istediği tam olarak buydu.
— Tamam.
Akın’a baktı.
— Yarın ikisine de ayrı ayrı uğraşırız.
Akın güldü.
— Tamam.
Kutay çıkarken son kez arkasına baktı.
— Daha yeni başlıyoruz.
Kapı kapandı.
Sınıfta sessizlik kaldı.
Melek bana baktı.
— Yarın daha zor olacak.
Başımı salladım.
— Biliyorum.
— Ama yalnız olmayacaksın.
Gözlerim doldu.
Bunu belli etmemeye çalıştım.
— Teşekkür ederim.
Melek çantasını omzuna taktı.
— Teşekkür etme.
— Neden?
— Çünkü arkadaşlar birbirine teşekkür etmez.
O an yüzümde küçük bir gülümseme oluştu.
Birlikte sınıftan çıktık.
Koridor boşalmıştı.
Merdivenlerden inerken bir anda aşağıdan kahkaha sesi geldi.
Kutay ve Akın.
Bizi görmüşlerdi.
Kutay hiçbir şey söylemedi.
Sadece baktı.
Sonra Akın’a bir şey fısıldadı.
İkisi güldü.
Ben gözlerimi kaçırdım.
Melek ise başını dik tuttu.
— Bakma onlara.
— Bakmıyorum.
— İyi.
Birlikte okuldan çıktık.
Ama ikimiz de biliyorduk.
Bu daha başlangıçtı.
Kutay artık sadece beni hedef almıyordu.
Melek de onun karşısında durduğu için hedef olmuştu.
Ve Kutay’ın yüzündeki o rahat gülümseme bir şeyi açıkça gösteriyordu.
Yaptıklarından pişman değildi.
Üstelik yaptıklarının yeterli olduğunu da düşünmüyordu.
Ertesi gün ne yapacağını bilmiyordum.
Ama ilk kez bir şeyi biliyordum.
Korksam bile yalnız değildim.
Bölüm etkileşimi
