4. bölüm / 12
KIRIK KURALLARGeçmiş
Bölümler 12Şu an: Geçmiş
- 1 Yolumu Kapatıyorsun273 kelime
- 2 İlk Hedef831 kelime
- 3 Acılarım919 kelime
- 4 Geçmiş1.588 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Söylenemeyenler1.179 kelime
- 6 YANINDA DURAN1.798 kelime
- 7 GERİ ADIM ATMAYACAĞIM1.428 kelime
- 8 BU SEFER İKİMİZ DE1.243 kelime
- 9 SINIR965 kelime
- 10 KORKUSUZLUK703 kelime
- 11 HERKESİN ÖNÜNDE2.420 kelime
- 12 BENİ HAFİFE ALMA2.488 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah uyandığımda aklıma ilk gelen şey okuldu.
Daha doğrusu okul değil...
Kutaydı.
Dün söyledikleri hâlâ aklımdaydı.
Kalkıp hazırlanırken aşağıdan kahkahalar geliyordu
Herkes yine birlikteydi.
Bir an durdum
Annem babamla konuşuyor, abim bir şeyler anlatıyor, herkes gülüyordu.
Ben ise merdivenin başında öylece duruyordum.
Bazen insanın ailesiyle aynı evde olması yetmiyordu.
İnsan yine de kendini dışarıda hissedebiliyordu.
Aşağı indim.
Kimse bana bakmadı.
Masaya oturdum.
Annem abime dönüp
— Sen bugün eve erken gel tamam mı
dedi.
Sonra babam abime takıldı.
Herkes güldü.
Ben sessizce ekmeğime baktım.
Bir süre sonra annem bana dönüp
— Sen de bugün geç kalma
dedi.
Sadece bu.
Başka hiçbir şey.
Sanki ben de masadaydım ama yoktum.
Okula giderken bunu düşünmemeye çalıştım.
Ama başaramadım.
Sınıfa girdiğimde Kutay çoktan gelmişti.
Beni görür görmez arkadaşına bir şey söyledi.
İkisi güldü.
Yanlarından geçerken Kutay seslendi.
— Günaydın prenses.
Durmadan yürüdüm.
— Sana diyorum.
— Duymuyorum.
— Duymuyorsun ama cevap veriyorsun.
Arkamı döndüm.
— Ne istiyorsun?
Kutay sırıtıp
— Hiç. Sabah sabah yüzünü görmek yetti.
— O zaman bakma.
— Keşke o kadar kolay olsa.
Tam gidecektim ki arkamdan söylediği cümleyle durdum.
— Zaten evde de kimsenin sana bakmadığı belli.
Bir anda döndüm.
— Ne dedin?
Kutay omuz silkti.
— Ne var?
— Ailemi karıştırma.
— Aileni karıştırmadım.
Bir adım yaklaştı.
— Ama sen sürekli böyle davranıyorsan ailendekilerin senden neden uzak durduğunu anlamak zor değil.
İçimden bir şey koptu.
Çünkü bilmediği halde...
Tam canımı acıtan yere dokunmuştu.
— Sen hiçbir şey bilmiyorsun.
Sesim titremesin diye zor tuttum.
Kutay bunu fark etmedi.
— Bilmem gerekmiyor.
— Gerekiyor.
— Niye?
Gözlerinin içine baktım.
— Çünkü benim hayatım hakkında konuşacak son kişi sensin.
Kutay birkaç saniye sustu.
Sonra yine o umursamaz tavrına büründü.
— Ne bu kadar büyüttün?
— Sen anlamazsın.
— Tabii anlamam.
Gülümsedi.
— Çünkü ben en azından eve gittiğimde odamın kapısını kapatınca ailemden kaçmak zorunda kalmıyorum.
Bu kez hiçbir şey söyleyemedim.
Kutay yanımdan geçip gitti.
Ben olduğum yerde kaldım.
Çünkü söylediği şeyin bu kadar canımı yakacağını beklemiyordum.
Ve en kötüsü...
Kutay hâlâ neden sustuğumu bilmiyordu.
Bilseydi belki susardı.
Ama ben ona asla anlatmayacaktım.
Kutay yanımdan geçip gitti.
Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Sonra arkasından bakmadan sınıfa girdim.
Yerime oturdum.
Defterimi açtım.
Kalemimi elime aldım.
Ama elim titriyordu.
Kendime kızdım.
Onun söyledikleri yüzünden neden bu kadar etkileniyordum ki?
Ders başladı.
Öğretmen tahtaya bir şeyler yazarken ben defterime bakıyordum.
Tam o sırada arkamdan bir kalem uzandı.
Defterimin ortasına bir çizgi çekildi.
Başımı çevirdim.
Kutay.
— Ne yapıyorsun?
— Yanlışlıkla oldu.
— Kalemi defterime soktun resmen.
— Abartma.
Defterimi kendime çektim.
— Bir daha yapma.
Kutay hafifçe güldü.
— Emredersin.
Önüme döndüm.
Birkaç saniye sonra saçımın ucunun çekildiğini hissettim.
Bir anda döndüm.
— Kutay!
— Ne?
— Saçımı çekmeyi bırak.
— Ben çekmedim.
— Gördüm.
— Kanıtla.
Arkadan birkaç kişi güldü.
Dişlerimi sıktım.
Öğretmen arkasını döndüğünde tekrar önüme baktım.
Ama Kutay durmadı.
Ayağıyla sandalyemin ayağına hafifçe vurdu.
Bir kere.
Sonra bir daha.
Sandalyem her seferinde hareket ediyordu.
— Kes şunu.
Fısıldayarak söylemiştim.
— Neyi?
Bir kez daha vurdu.
Bu sefer sandalyem öne kaydı.
— Kutay yeter!
Sınıf bir anda bize döndü.
Öğretmen kaşlarını çattı.
— Deren, sorun nedir?
Kutay hemen araya girdi.
— Bir şey yok hocam.
Sonra bana dönüp sırıttı.
— Değil mi?
Ona baktım.
Bir şey söylemedim.
Öğretmen tekrar tahtaya döndü.
Ben de önüme baktım.
Ama bu sefer gözlerim dolmaya başlamıştı.
Ağlamayacaktım.
Kesinlikle ağlamayacaktım.
Teneffüs zili çaldığında hemen ayağa kalktım.
Çantamı alıp kapıya yöneldim.
Tam çıkacakken Kutay önüme geçti.
— Nereye böyle?
— Çekil.
— Dün de aynı şeyi söyledin.
— Çünkü hâlâ çekilmiyorsun.
Yanından geçmeye çalıştım.
Kolumdan tuttu.
Bir anda durdum.
— Bırak.
— Dur biraz.
Kolumu çekmeye çalıştım.
— Bırak dedim.
Bu kez bıraktı.
Ama yüzündeki ifade hâlâ alaycıydı.
— Ne kadar sinirlisin.
— Senin yüzünden.
— Ben bir şey yapmadım ki.
— Yapmadın mı?
Elimi koluma götürdüm.
— Az önce yaptığını da mı inkâr edeceksin?
Kutay cevap vermedi.
Sonra çantamı elimden çekip aldı.
— Ver onu.
— Ne var içinde?
— Sana ne?
Çantayı açmaya çalıştı.
Ben hemen önüne geçtim.
— Kutay ver!
— Ne saklıyorsun?
— Hiçbir şey.
Çantayı geri almak için uzandığımda Kutay çantayı yukarı kaldırdı.
— Al bakalım.
— Komik değilsin.
— Bence komiğim.
— Ver!
Bu kez çantayı yere bıraktı.
İçindeki birkaç defter koridora dağıldı.
Bir an herkes sustu.
Yere eğilip defterlerimi toplamaya başladım.
Kutay da eğildi.
Bir defterimi aldı.
Kapağına baktı.
— Ders çalışıyor musun gerçekten?
Elinden almaya çalıştım.
— Ver.
Defteri geri çekti.
— Belki de senin sorunun bu.
— Neymiş?
— Fazla ciddisin.
Defteri göğsüne bastırdı.
— Biraz eğlenmeyi öğren.
Elinden çekip aldım.
— Senin eğlenmek dediğin şey başkalarını sinirlendirmekse istemiyorum.
Kutay'ın yüzündeki gülümseme bir an kayboldu.
— Çok konuşuyorsun.
— Sen de çok uğraşıyorsun.
Aramızdaki mesafe iyice kapanmıştı.
Bir an birbirimize baktık.
Sonra Kutay kenara çekildi.
— Git.
Defterlerimi toparlayıp ayağa kalktım.
Yanından geçerken alçak sesle konuştu.
— Daha yeni başlıyoruz.
Adımlarım durdu.
Ama arkamı dönmedim.
Çünkü onunla tartışmaya devam edersem gözlerimin dolacağını biliyordum.
Koridorun sonuna kadar yürüdüm.
Tuvalete girip aynaya baktım.
Derin bir nefes aldım.
— Güçlü ol.
Kendime söylediğim bu iki kelime bile boğazımı düğümledi.
Çünkü dışarıdan ne kadar güçlü görünürsem görüneyim...
Kutay'ın her söylediği eve gidince daha fazla canımı yakıyordu.
Ve ben henüz bilmiyordum.
Bu sadece başlangıçtı.
Tuvaletten çıktığımda zil çalmıştı.
Koridorda kimse kalmamıştı.
Herkes sınıflara dönmüştü.
Ben de birkaç saniye olduğum yerde durup derin bir nefes aldım.
Gözlerimi kapattım.
Sakin ol.
Sadece bir ders.
Sonra bir ders daha.
Sonra okul bitecek.
Kendime bunu söyleyerek sınıfa girdim.
Kutay yerine oturmuştu.
Beni görünce başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Bu kez hiçbir şey söylemedi.
Ben de söylemedim.
Yerime geçtim.
Ders başladı.
Ama içimde garip bir huzursuzluk vardı.
Sanki birazdan yine bir şey yapacaktı.
Ve yanılmamıştım.
Öğretmen tahtaya soru yazarken arkamdan küçük bir kağıt geldi.
Açmadım.
Bir dakika sonra bir tane daha.
Sonra bir tane daha.
En sonunda dayanamayarak birini açtım.
"Niye bu kadar ciddisin?"
Kağıdı buruşturup masamın altına attım.
Arkamdan kısık bir kahkaha geldi.
Bir süre sonra başka bir kağıt düştü.
Bu sefer üzerinde sadece
"Küstün mü?"
yazıyordu.
Başımı çevirip baktım.
Kutay bana bakıyordu.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Fısıldadım.
— Seninle konuşmak istemiyorum.
— Ben istiyorum.
— Umurumda değil.
— Belli.
Önüme döndüm.
Birkaç dakika sonra arkamdan sandalyesini biraz yaklaştırdı.
— Deren.
Cevap vermedim.
— Deren.
Yine sustum.
— Sana diyorum.
Başımı çevirmeden
— Ne var?
dedim.
— Dün ağladın mı?
Bir anda elimdeki kalem durdu.
Yavaşça arkamı döndüm.
— Sana ne?
— Merak ettim.
— Etme.
— Demek ağladın.
— Öyle bir şey demedim.
— Demene gerek yok.
O an içimdeki bütün sabır tükendi.
— Sen gerçekten çok sinir bozucusun.
Kutay güldü.
— Sonunda itiraf ettin.
— Neyi?
— Benden etkilendiğini.
Gözlerimi devirdim.
— Kendini bu kadar önemli sanma.
— Önemli olmasam bu kadar sinirlenmezdin.
— Seni sevmediğim için sinirleniyorum.
Kutay'ın yüzündeki gülümseme bir saniyeliğine kayboldu.
Sonra tekrar yerine geldi.
— Zaten ben de seni sev diye uğraşmıyorum.
— İyi.
— Sadece biraz eğleniyorum.
— Ben eğlence değilim.
Bu kez sesim daha sert çıkmıştı.
Kutay birkaç saniye sustu.
Sonra alçak sesle
— Bence tam olarak öylesin.
dedi.
Ders bitene kadar bir daha konuşmadık.
Öğle arasında sınıftan çıktığımda kantine gitmek için koridora yöneldim.
Tam merdivenlerin yanında Kutay ve arkadaşları vardı.
Onları görür görmez yönümü değiştirdim.
Ama Kutay beni fark etmişti.
— Deren!
Duymamış gibi yaptım.
— Deren, sana diyorum!
Yürümeye devam ettim.
Arkamdan geldi.
— İnsan bir bakar.
— İstemiyorum.
— Niye?
— Çünkü seni görmek istemiyorum.
Bir anda önüme geçti.
— Dün de böyleydin.
— Çünkü dün de böyleydin.
— Nasıl?
— Sinir bozucu.
— Sen de çok naziksin.
— Sen hak etmiyorsun.
Kutay hafifçe güldü.
Sonra elimdeki meyve suyuna baktı.
— Onu içecek misin?
— Evet.
— Ver.
— Hayır.
— Ver dedim.
— Ben de hayır dedim.
Kutay bir anda elimdeki içeceği aldı.
— Kutay!
Geri almaya çalıştım.
— Ver şunu.
— Al.
Elini uzattı ama tam alacakken geri çekti.
— Yakalayabilirsen senin.
— Cidden çocuk gibisin.
— Yakalarsan kabul ederim.
Peşinden gitmedim.
Sadece ona baktım.
— Kalsın.
Dönüp yürümeye başladım.
Arkamdan
— Ne oldu? Vaz mı geçtin?
diye seslendi.
Dönmedim.
— Seninle uğraşamam.
— Zaten kaçıyorsun.
Bu cümlede durdum.
Yavaşça arkamı döndüm.
— Ben senden kaçmıyorum.
— Öyle mi?
— Evet.
— O zaman niye her gördüğünde gidiyorsun?
— Çünkü seni görmek istemiyorum.
Kutay bir şey söylemedi.
Ben de dönüp gittim.
Ama birkaç adım sonra arkamdan ayak sesleri geldi.
Kutay yanıma yetişti.
— Bir şey soracağım.
— Sorma.
— Ailenle aran nasıl?
Adımlarım yavaşladı.
Bu soru beklemediğim bir anda gelmişti.
— Sana ne?
— Dün söylediklerimden sonra merak ettim.
— İyi.
Yalan söyledim.
Kutay yüzüme baktı.
— Emin misin?
— Evet.
— Hiç öyle görünmüyor.
— Sen her şeyi bildiğini sanıyorsun.
— Belki biliyorumdur.
— Hayır, bilmiyorsun.
Bir an sustuk.
Sonra Kutay, ne kadar can yakacağını düşünmeden konuştu.
— Belki de ailen bile seni sevmiyordur.
Olduğum yerde kaldım.
O cümle...
Diğerlerinden farklıydı.
Çünkü bu kez doğrudan içimde sakladığım yere dokunmuştu.
Kutay bunu fark edince yüzündeki ifade değişti.
Ama ben çoktan arkamı dönmüştüm.
— Deren...
Duymamış gibi yürüdüm.
— Deren, bekle.
Yürümeye devam ettim.
— Şaka yaptım.
Bir an durdum.
Arkamı dönmeden cevap verdim.
— Komik değildi.
Sonra yürüdüm.
Kutay arkamdan gelmedi.
İlk kez susmuştu.
Ben ise merdivenlerin sonunda durup gözlerimi kapattım.
Boğazımdaki düğümü yutmaya çalıştım.
Kimse görmeden gözlerimi sildim.
Çünkü onun karşısında ağlamayacaktım.
Ne kadar uğraşırsa uğraşsın...
Beni ne kadar kırarsa kırsın...
Kutay'a ailemin beni neden sevmediğini anlatmayacaktım.
Çünkü o gerçeği öğrendiğinde...
Benden daha da fazla nefret etmesinden korkuyordum.
Ama bilmediğim bir şey vardı.
Kutay o gün ilk kez söylediği bir sözün ağırlığını düşünmeye başlamıştı.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Eeeevvvvveeetttttt bir bölümün daha sonuna geldikkk
Sizce nasıl gidiyor
Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın canlarrrr
Seviliyorsunuzzzzz
Bölüm etkileşimi
