15. bölüm / 15
Kimse Masum Değil(Yazgım serisi)14. Bölüm:
Bölümler 15Şu an: 14. Bölüm:
- 1 *Tanıtım*578 kelime
- 2 1. Bölüm:Gerçekçi Yalanlar2.156 kelime
- 3 2. Bölüm:Teklif mi, seçenek mi?3.529 kelime
- 4 3. Bölüm:Görünmez görünen3.636 kelime
- 5 4. Bölüm:Sahipsiz sahip2.211 kelime
- 6 5. Bölüm:Tutarsız Bakışlar2.190 kelime
- 7 6. Bölüm:Bilinen yalanlar2.133 kelime
- 8 7. Bölüm:Acısız intikam3.057 kelime
- 9 8. Bölüm:Geçmişe kör3.492 kelime
- 10 9. Bölüm:bilinçli yardım5.197 kelime
- 11 10. Bölüm:Korkusuz korkak4.822 kelime
- 12 11. Bölüm:7.156 kelime
- 13 12. Bölüm:8.698 kelime
- 14 13. Bölüm:4.308 kelime
- 15 14. Bölüm:1.187 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sonra çekildim bir
kenara,seyrettim bütün olup
biteni.
Baktım kimde ben ne kadarım,
Kim bende ne kadar kalmış
diye
Özedimir Asaf
🥀
Uygar Cihan (Akın) ...
İnsanlar için yaşam,çoğu zaman bir bilinmezlikten ibaretti.başı bilinip sonu müphem olan.belki de tam tersi.hayat tam bir bulmacalar silsilesiydi.her bir parçası ayrı bir noktaya kaybolmuş tamamlanmayı bekleyen bir yapboz gibiydi.
ve bu koca yapboz parçalarından her biri birbirinden çok başka hayatları temsil ediyordu.
Bu parçalardan birisi ise küçük bir erkek çocuğunun hayatını konu alıyordu. Alışık olduğu hastanenin ekşimsi kokusu başlarda olduğu gibi rahatsız etmiyordu artık.
küçük çocuğun bedenindeki dinmeyen yorgunluk göz kapaklarının açılmasına engel olsada direnip açık tutmaya çalışıyordu gözlerini.Bir süre sonra kendiyle girdiği savaşta kazanan o olmuş ,baygın bakışları elindeki kabloyu takip ederek yukarıya tırmandığında kolundaki serumun bitmesine hala zaman olduğunu görmüştü.
Uyuduğu süre boyunca serum yarısına kadar boşalmıştı zaten.lakin beklemenin bazen çok sıkıcı olduğunuda biliyordu.can sıkıntısını her zaman yaptığı gibi serum kaç dakika sonra bitecek yarışıyla gideriyordu.tahmin ettiği gibi yarım saatte yakın sürenin sonunda serum bitmişse bile yerine açılan deliğin üzerini kapanan pamuk almıştı.
8 yaşındaki Uygarın canı ilk seferlere göre artık o kadar da acımıyordu. en azından fiziksel bir acı çekmiyordu artık.
serum biteli yine yarım saate yakın olmuştu ama yine ve yine annemle babam kaç dakika sonra beni görmeye gelir oyununda bir sonuç elde edememişti.küçük hastane odasında tek başınaydı.her zamanki gibi...
gözleri bir saat önce verdiği kandan sebep kaymaya başlamıştı bile ama yine dediğim dedik kendine bile kafa tutucak şekilde göz kapaklarını kapatmaya yanaşmıyordu.gel gör ki kapının açılıp ailem dediği her iki insan için kendince yaptığı yarışta kaybeden yine oydu.
bu uzun bekleyişte geçen iki saatin sonunda yine gelip giden tek kişi başındaki serumu değiştirip kolunu temizleyen hemşireden başkası değildi.bütün bu bekleyişin içinde kafasındaki tek isim elbette ki anne veya baba değildi.
başkaları için 4 harfli iki ünlü iki ünsüz harften oluşan bir abla kelimesi vardı.adı zikredildiğinde bile kendisi için Umay ablası çok şey ifade ediyordu. Ablasının İlk tanıdığında 4 yaşlarında bir oğlan çocuğuydu daha.
asla hiçbir zaman ablasını diğer ablalarala da kıyaslamamıştı.
Zira buna gerekli zamanı veya kendi ablası dışında bu dört duvardan çıkarak başka ablalar tanımaması neden olmuştu.Her ne olursa olsun ablasını seviyordu.
Onunla tanıştıkları ilk anda bile ablası beyaz yatak örtülerinin esir ettiği bir yatağa makinalara bağlıydı.onu ilk böyle tanımıştı işte ,hastalıklı bir yüzle.
ama ne olursa olsun uygar ona ne zaman gülümsese her ne kadar bu küçücük eylem bile ablası için zor olsada bunu onun için yapmış kendisin yanında kardeşinin rahat hissetmesi için kendisine acı verecek kardeşini de yanında rahat hissetiricek kadar gülümsemişti.
O zamanlardan bu yana değişen tek şey artık onun da ablasından bir farkı olmayacak kadar aynı durumda olmasıydı. Ablası umay üçüncü seviye kemik iliği kanseriydi.bu yüzdendi makinlere bağımlı hale gelerek beyaz yatağa hapsoluşu.şimdilerde aynı durumda olmalarının nedeni ise ablası gibi kanser olması değildi.Bu gerçeği bile yanlışlıkla veya kazayra öğrenmemişti zaten.doğrudan doğruya öğretmişlerdi ona.
Kendisi için canını vereceğini düşündüğü Annesi ve Babası yine bir akşam ablası uygarın doğum günü için eve getirilmiş.-her ne kadar öyle olmasada -pastalar kesilmiş hediye faslı gerçekleşmiş samimiyetsiz dilekler dilenmiş ve herkesin odasına çekildiğini düşünen uygar ablasının uyuduğunu düşündükten sonra anne ve babasını kendi odasının içinde bulmuştu.7 yaşında bir çocuk için duyduğunda ne söyliyiceğini bilemeyeceği belkide üzerine düşünemeyeceği şu sözler dökülmüştü ikilinin ağzından.
"Seni ablan Umaya donör ol diye dünyaya getirdik."
Yan oda da 12 yaşındaki Umayın bir anda düzensizleşen nefeslerinin göğsündeki sızısını bilmeden uyagara yönelttikleri
Bu kendi halinde ki bir kaç kelime ayrıyken ne kadar zararsızsa birleşip bir anlam bulduğunda bir o kadar acı verici olduğunu fark etti uygar.
Özellikle doğum günü gecesi gece yarısından sonra artık 8 yaşına basan uygar için daha acı vericiydi.
Şu an bilmesede başka bir yerde 7 yaşına gelmesine 6 sene kalan ve o yaşta bile karnı doysun diye emzikli anneler tarafından elden ele dolaşan ilerde de başına gelmiyen kalmayacak olan bir kız çocuğuyla aynı yaştayken çekmişti bu acıyı.
Başta donör lafı yabancı geldi kulaklarına.sonrasında dank etti her şey kafasına .her ay gittiği doktor kontrolleri.verdiği kan testleri ve son iki senedir daha bir artan doktor kontrolleri...
Hepsi... hepsi planlımıydı.yalan- yalanmıydı?
7 yılı da yalanmıydı yani.sadece hastane yatağında uzanıp kan verdiğinde saçlarında dolaşan eller
Kulağına acısını telkin etmek için söylenen her bir söz yalanmıydı yani.
Peki...peki ablasının ona gülümseyen yüzü
hayır
Hayır
Hayır
Hayır...
Hayata getirilme amacı bile planlı ve bir yalan üzerine kurulmuş olabilirdi.
Ama gözlerinin önüne gelen ablasının acı çekiceğini bildiği halde gülmek için kendini zolrayan halleri.yalan olmayacak kadar gerçekti.
Belkide yalan olmayacak kadar gerçek olmasını istediği tek detaydı.belkide biri tarafından gerçekten sevildiğini bilmeye ihtiyacı olduğu için gerçek olmasını istediği tek detaydı.kim bilir...
Uygar Cihanın hayatı bu kadrla sınırlı değildi elbette.
Acılar ve sırlar hala gün yüzüne çıkmak için an kollayan gerçekler vardı.
Bu bir kaç sayfalık satır elbette bunu anlatmaya yetmezdi.
Ablasının onun için ne denli bir önem sarf ettiğini bilen anne babası.ona kendi suçlu hissettirmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu.
Oysa onun suçu değildi.ama o yaşta bunu anlayabilicek bir yaşta olmayan uygar doğum gününde yaşıtlarına kıyasla fiziken değilse de ruhen,bir gecede büyüyüvermişti.
Anne babasına göre olan gerçeklerin yarattığı tokat etkisi onun asıl gerçekleri göremsini engelleyecek bir set dikmişti gözlerine.adeta koyu bir perde çekmişti yalan olduğunu bildiği gerçekler.
Bunda o gece ablasının fenalaştığı için bir anda eve gelen ambulans ve siren sesleriyle birlikte anne baba dediği karakterlerin hem ablası için hem etraftaki curcunadan sepep korktuğunda kendisine göz ucuyla bile bakmaması da etkili olmuştu.
Nedeni belliydi.gerçeği öğrenmişti
Korruğunu elbette ki biliyirladı.ablasına bir şey olurmu korkusu fazlasıya baskın geliyordu.kendisini suçlu hissettirdikleri ilk an işte buydu.
Ablasına yardımcı olup o an bilmesede bıçak altına yatmazssa bütün suçu kendi üstüne almış olacağını düşündü uygar.halbu ki ablası daha çok küçüktü.ölüm çocuklara,küçüklere yakışmıyordu.
O akşam ablasının durumunun stabil olduğunu söyleyen doktordan sonra annesinin ağlamaktan donuk bakan gözleri bir anda ışıldayıp kocasını buldu.onunda karısından bir farkı yoktu.
Nihayetinde hastane koridorundaki uygarın varlığını sezdiklerinde küçük uygar sadece ablasının olduğu odanın kapısına bakıyordu.
Gelip başına dinildiklerinde uygar kendisini yatıştırıcak , ablasının iyi olucağına dair umut verici şeyler duymak istemişti onlardan.lakin bu istek o an için duyduğu sözlerle büyük bir sekteye uğradı.
" Senin yüzünden,eğer şımarıklık etmeyip doktor kontrollerini aksatmadan gelseydin ablan şu an bu durumda olurmuyudu sanıyorsun"
Annesinin kurduğu cümleleri beklemdiği için küçük bedeninin bir anlığına sarsıldığını hissetti uygar.neden ona suçluymuş gibi bakıyordu.hayır bakıyorlardı.zira babası da aynı kınayan bakışlarını yüzüne dikmişti.
O an anlamıştı işte ailesine konduramadığı ne kadar düşüncesi varsa gerçekti.
Asıl canını yakan ise ablasını canını vericek kadar sevdiği halde bu hale gelmesinde kendini suçluyor olmalarıydı.
Uygar'a ilk ne zaman ablan için bilinçli bir şekilde hastane yatağına yattığını sorsalar bugünü söylerdi her halde.her ne kadar öyle olmasada.
Zira dışardan bakıldığında bu ailesinin zorlamasıyla olmamış gibi görünüyordu.
Ama acı olansa tam olarak buydu.fiziksek bir şekilde zorla yatağa yatırıp kanını almasalarda psikolojikmen bunu çok iyi yapmışlardı.
Şimdiki zamana döndüğünde hala kapıya dalıp gittiğini fark etti.oda hala boş, gelen yoktu.umutsuzca bir tebessüm esir aldı dudaklarını.
Her zamanki gibi beklentiyle açtığı gözlerini yine büyük bir yenilgiyle kapatmadan hemen önce her gün yaptığı gibi içinden geçen sessiz cümleye engel olamadı.
"En azından ablam hala nefes alıyor.onlar beni sevmesede olur.ablam sevse yeter"
🩺💉
Ulan allahın cezaları ne istediniz ballı poğaçamdan.yere giresiciler🤧😭
Uygarın hayatı hakkında ne düşünüyorsunuz 👉
Umay?
Uygarın Anne babası🔪🗡️
Ayrıca bu bölümün devamında gümcelleyicem ve geleceği okuyucaz
Yeni bölüm gelsinmi ki🥺
Bölüm etkileşimi
