11. Bölüm:

Vaveyla Yazarı: Figen Baktemur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 11. Bölüm:

"Sessiz ağlamak zayıfların işidir.senin ağladını duyduğum her bir an tanıdığım en güçlü kız olucaksın küçük cadı"

~Uygar Cihan~

Zerrin özer
~Son Mektup~

🌸
05/02/2009 ( istanbul)

Yüreği tozla kaplanmış binlerce ruh vardı sonu bilinmeyen bu koca dünyada.her birinin farklı bir hikayesi, yaşam öyküsü vardı.biri gelip ben hayatımı mükemmel bir şekilde hiç sıkıntı çekmeden yaşadım diyebilirmiydi.

Derse bile biraz zor bir ihtimaldi.zira insan denen varlığın elindekiyle yetinememe gibi bir sorunu vardı.

başkasının gözüyle bakıldığında iyi bir hayat sürdüğünü düşündüğünüz dünyanın en zengin insanının bile bir sorunu olabilirdi.sadece bu sorunların büyüklüğü ve küçüklüğü kişinin yaşam tarzıyla ilgili bir durumdu.
Gerisi kimsenin inkar edemeyeceği bir sorunlar,pişmanlıklar ve hatalar silsilesiydi.

Bunlar biraz fazla edebi cümleler olabilirdi.o halde size bu durumun günay için anlamını daha sade bir dille anlatayım.
Bu durum biraz şekeri elinden alınan çocuğa benzetilebilirdi aslında.

o çocuğun o anki tek isteği şekerin tadına varmakken sen yanlızca şımarıklık yaptığını veya o şekerin elinden alınmasının çocuğu nasıl etkiliyeceğini düşünmezdin.
Bu da öyle bir durumdu.

Sabahın erken saatlerinde kırık beton duvarların bulunduğu bu küf kokan yerde bütün çocuklar küçükten büyüğe cinsiyetlerine göre tek bir sıra halinde bu depoda dikilirken günayın gözleri aklından geçende tam olarak buydu.insan elindekiyle yetinmeyi bilmelimiydi sorusu vardı.bir zmanlar sevgi gördüğü birinin varlığı artık yoktu.ama onun yerine çok başka biri gelsede.bununla yetinip yetinmemek vardı aklında.gözleri ise bu soğuk depoda yaman ve uygarı aramakla meşguldü.

Bahsettiğim üzere iki bloktan birinde Kızların bulunduğu blokta durmaktaydı.diğer erkek çocuklarla aralarında hatrı sayılır bir mesafe varken bu iki uzun sıranın hemen karşısında yuvarlak bir atış tahtası mevcuttu.
Bu iki uzun sıranın hemen yanında bulundukları duvarlarda aynı türden bir çok silah ve malzeme bulunmaktaydı.küçük siyah silahar,gözlük,kulaklık ve silahlar için gerkli kurşunlar gibi.

Günayın dudağı seyirirken gözlerinden akmak için bekleyen yaşları geri göndermeye çalışıyordu.
Gözleri durdurak bilmeyen etrafta aradığını bulamadığı her saniye biraz daha titreşirken ağlamamaya çalışmak gerçekten çok zordu onun için.
Bu iki gurup her hafta illaki hergün bir defa burada toplanıyordu.ama nedenini bilmediği bir sebepten genellikle kendisi buraya hiç getirilmezdi.

İlk defa geldiği ama varlığını önceden bildiği bu ortamda bulunmak onun için çok zordu.daha yaman abisiyle araları hala tam anlamıyla düzelmemişti bile.sadece sabahları kendisi uyurken yanına gelen kokusunu ve saçlarında dolaşan ellerin varlığından kendisini hala tam anlamıyla sevmeyi bırakmadığını biliyordu.

Burada o olmadan bulunmaksa çok daha zordu.yaman yoksa bile uygar neredeydi.bakışları düşüncelerinin aksine hala odağını ararken bir şey fark etti.erkeklerin bulduğu kısımda garip bir sıralanma şekli vardı.en arkada kuyruğun sonunda tanıdığı ama ismini bilmediği bir çocuk vardı.

Bu erkekler arasında bulunan en küçük çocuktu.yaşını yada ismini bilmesede kendinden büyük olduğunu biliyordu.
Ve kendinden uzun olduğunu tabi bu yinede erkekler arasında ki en kısa oğlan çocuğu olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.
Gözleri bu seferde erkek sırasının başı na doğru ilerledi.
Tabi ucunu görebilseydi zira kendisi de en en arkada bulunmaktaydı.

Kaşları fark ettiği şeyle yavaşça havalandı.
Kendisinin neden en arkada olduğu belli olmuştu.
Burada boy sıralaması vardı.
Herkes en uzundan en kısaya doğru sıralanmıştı.

Uygar şuana kadar bu çocular arasında tanıdığı en uzun çocuk olduğuna göre o halde diğer blokta ve sıranın en başında olması gerkiyordu.
Ama bu mesafeden bırak onu sıranın başını bile göremiyordu.
Ne yapmalıydı?

Belkide kendi bulunduğu sırada bir kaç sıra ileri atlayıp uygar ve yamanı görmek adına tekrar bakmalıydı yandaki sıraya.

Ama hayır öylede olamazdı.
Sağda ve sollarında sıranın başında ve sonunda bulunan adamlar tetikteydi.gözlerini üzerlerinden bir saniye bile ayırmıyorlardı.ne yapmalıydı peki.durduğu yerden uygar ve yamanın kendisini bulmasını beklemek saçmalık olurdu.zira sıranın sonunda olduğundan bu biraz uzun sürebilirdi.

Ayrıca neden kendi bloğunda en sonda o bulunuyordu ki.tamam kısaydı falan ama o kadar da değildi.değilmi.
Gözleri tabana çok yakın yapılan pencereye takıldı.

biraz yana kayıp önünde durduğunda,hayır.yamsımasını bile göremiyordu.o kadar kısaydı demekki.
Ne güzel, şimdi nasıl bulabilicekti bu iki sırığı.

Ağlama düşüncesini savuşturup kara kara düşünmeyi bir kenara bırakıp ellerini yukarı kaldırarak dua etmeye başladığında en arkadaki erkek çocuğunun da dahil diğer herkesin ona aval aval baktığını bilmiyordu.bilsede pek umrunda olmazdı her halde.insanların düşünceleri kendisi hakkındaki düşüncelerine pek aldırmazdı.yaman abisi kendisini ne zaman kötü hissetse bu şekilde dua ediyordu.

onu bir çok kez namaz kıldıktan hemen sonra bu şekilde görmüştü.kendisine sorduğunda ise ne zaman çağresiz yanlız ve çıkmazda hissederse kendisi gibi bu şekilde dua etmesi gerektiğini öğretmişti yaman ona.ilk defa bu kadar çaresiz ve bitik hissederken de tabiki tek seçeneği buydu, dua etmek.duası bitip küçük avuç içlerini yüzüne bastırdığımda kendi sırasında ufak bir ilerleme olduğunu fark etti.

kafasını diğer tarafa çevirip baktığında erkeklerin bulunduğu diğer blokta her hangi bir hareketlilik yoktu.Öyleyse tahmin ettiği şeye ilk bu sıradan başlanıcaktı.

Duasının bu kadar çabuk gerçekleşmesini beklemiyordu.zora bir çıkış yolu bulmayı dilemişti ve o yol şuan kendi onu bulmuştu.sevinçke zamanın hızla geçmesini beklerken diğer blokta halen bir harektlilik yoktu.
Dudakları sabredememenin verdiği telaşla dişlerinin esiri olurken tahriş olmaya başlamıştı bile.elleri tırnaklarını soymaya başlamdan hemen önce son bir defa diğer bloğun başına baktığında evet oradaydı işte.
Hatta oradaydılar.

Uygar en öndeydi ama sırtı ona dönük olduğundan yüzünü göremiyordu. Görmeyi beklediği diğer yüz Yaman ise uygar'ın hemen arkasında durmaktaydı. İçindeki Sevinçten yerinde Çığlık atarak hoplayıp zıplayabilirdi. Ama hayır dikkatleri yeterince üzerine çekmişti zaten daha fazlasına lüzum yoktu.

Uygar'ın her ne kadar yüzünü göremiyorsa da hareketlerini görebiliyordu.şu anda yerinde duramadan bir sağına bir soluna bakıyordu.halbuki diğer taraf boştu sadece silahlarla dolu bir duvar o kadar.öyleyse neden her iki tarafına da durmadan bakıyordu.bir an diğer taraftan yamana dönücek gibi oldu.sonra ne olduysa tekrar önüne döndü.o kısacık sürede günay uygarın yüzünden boynuna kadar kızardığını görebilmişti.

Uygar sinirlenince böyle olurdu.neden öfkeliydi acaba.belkide şuan kendisinin de burada olduğunu biliyordur diye geçirdi aklından.
Ama hayır.uygarın kendisiyle ilgilenmediğini iyi biliyordu.

yakınlıkları sadece akşam birlikte rahat bir uyku çekip sabah farklı odalarda günü yarılmaktı o kadar.bu yüzden bu ihtimalde çürümüş oluyordu.

Bakışları tekrar yamanı bulduğunda ayakta bile zor durduğunu gördü.neden böyleydi.niçin eskisi gibi olamıyorlardı,neden eskisi gibi elbiseler giydiren ve saçlarını özenle tarayan bir abisi yoktu.ne olmuştu bu kısacık sürede.

Sıra biraz daha ilerlediğinde artık önünde sadece 5 kişi kalmıştı.
Artık uygarın sağ yanağını yamanın ise direkt yüzünü görebiliyordu.
Tek sorun uygar artık kendisinin bulunduğu tarafa bakmamakla bilikte
Yamana uzun uzun baksada bu sefer yaman onun suratına bakmıyordu.
Derin bir iç çekmeyle önüne döndüğünde küçük bir detayı fark etti.

Yine aynı şekerden dağatılıyordu.ama aynı şekerden sadece atış atmayı becerebilen çocuklara veriliyordu.böyle olduğunda ise ön taraftan garip sesler işittiğinde atış sırası olan kişinin atışı kaçırdığını anlayabiliyordu.bu şeker gerçekten bu kadar önemlimiydi ki.kimse dilinden düşürmüyordu.üstelik tadı bile güzel değildi.saçma geliyordu bu kadar tantana.ama bir şeyi de itiraf etmesi gerkiyorsa o da özlem duygusunu bastırmakta çok iyi bir önleyici olduğuydu.

Sıra sonunda önündeki son kişi de işini bitirip şekerini alıp gittiğinde kendisine gelmişti.işte tam o an sıranın sonundan itibaren aradığı gözler kendisine dönebilmişti.
Ordaydı işte varlığını hala anlayamamış yaman abisi ve... uygar yani dev adamı.

Uygar buradan koyu gözüken koyu yeşil topraklarını kendisine çevirdiğinde en başından beri sinirden ve telaştan kızarmış yüzü bir anda rahatlamış bir ifadeye bürünmüştü.

Günayın sulanmamak için direnen bakışları koyu yosun yeşiline bürünen gözlerden ayrılmazken arkadan birinin ittirmesiyle kendine gelip tekrar önüne döndü.
Korumalardan biriydi.sıra kendisine geldiği için ittirmişti.

Önünde duran silaha öylece bakarken koruma olan adam küçük kızın masaya ulaşamayacağını anladığımda kulaklığı alıp kaç gündür taranmasada dağanık olmayan saçlarının üzerinden kulaklarına geçirdi.günay onları tarayan en son kişinin uygar olduğunu bildiğinden kaç gündür elini değdirmiyordu bu asi tutamlara.

Koruma adam koca gözlükleride gözlerine taktığında neye uğradığını şaşırmıştı günay.
Kimseyi duyamıyordu.ve bu gözlük kendi kafasına kıyasla fazla büyük olduğundan burnunun ucuna düşüp duruyordu.

Koruma adam söylene söylene bir tabure de getirdiğinde günay ilk başta ne için olduğunu anlayamadı.
Adam bu sefer de onu koltuk altlarından tutup taburenin üzerine çıkardığında artık masayla aynı boydaydı ve masa üzerindeki silaha rahatlıkla uzanabilirdi.

Günay yan taraftan akabinde her iki abisinden sadece birinin ettiği yüz kızartıcı küfürleri duyamıyordu.ama uygar bunu tekrar kızarmaya başlayan yüzüyle kimin söylediğini açık açık belli ediyordu.

Günay uzanıp silahı eline aldığında son bir kere hemen yanı başına uygarı es geçerek yaman abisine dikti koyu siyahlarını.
Yine kendisine bakmıyordu.bakışları tek bir noktada kitlenmişken.günayın gözleri merakla onun bakışlarını takip ettiginde.yanı başında duran korumanın elinde tuttuğu kutular içinden bulunan şekerlere baktığını anladı.

Günay bir kez daha kendisini sorguladı.bir tek kendisi ve uygarmı sevmiyordu bu şekeri yani.
Burada bulunan çocukların tümü bu iki kişi dışında neredeyse tapıyordular bu şekere.kendisinde mi bir sorun vardı acaba,yoksa o mu sevmeyerek hata yapıyordu?

Yaman abisinin bakışları aynı noktada kalıp vücududa titremelerine eşlik ettiğinde aklına gelen ani fikirle gülümsedi.
Bu kadar çok seviyorsa o da ona bu şekeri kazanırdı.o kadarda zor olmasa gerekti.değilmi?
Sadece yuvarlak bir gökküşağına benzeyen tahtaya vurucak ve kazanıcaktı.

Bu kadarını yapabilirdi her halde.kendinden emindi ,biliyordu.
Bakışları yavaş yavaş yamandan ayrılıp onun hemen yanındaki bedene yani uygara kaydığında kendisine garip bir yüz ifadesiyle bakıyordu.'yapma' dercesine yüzüne bakan bu çocuğun amacını hiç bir zaman tam anlamıyla anlayamasada
Günayın yamana bakarken akmayan yaşları dev adamdayken daha fazla çatlamış barajlara karşı gelememişti.günay aralarındaki çekimin halen farkında değildi.

ama bir şeyden emindi.günün sonunda gidiceği tek ve son yer bir zamanlar o olmasa bile şimdilerde yine ve yine onun yanı olucaktı.uygarın onaylamaz bakışlarına cevaben kafasını iki yana salladığında aralarında tek bir cümle bile geçmemişti.bakışları yeterince konuşmuştu zaten.bu sessiz konuşmayı bölen sadece tek bir damla göz yaşının tutarsızca aldığı yoldu. Bu bir damla yaş misafir oldu bu sessiz usulsüz anlaşmaya.

O saniyelerde ise hiç hissetmediği bir duyguyla içi titredi uygarın. küçük kızın bu ağlaması bir öncekilerine hiçmi hiç benzemiyordu.fazla hüzün yüklüydü bu ağlayış.

Acı doluydu.bu bakışlar,bu tek bir damla göz yaşı yakışmamıştı o gözlere. akarak bir yol çizdiği kırmızı yanaklara.
uygar alışık değildi bu sessizliğe.oysa ki sesli bir şekilde ağlamalıydı.doğru olan buydu ona göre.burnunu çeke çeke haykırarak ağlaması gerekiyordu.

Ama beklenilenin aksine o bu sefer sadece bakıyor ve göz yaşı döküyordu.
Sesssiz ve kimsesiz gibi.uygarın farkettiği gerçek görmezden gelemeyeceği kadar ağır olduğunda
Onu bu şekilde görmek istemediğini iyi biliyordu.
Hiç bir zaman onu böyle görmek istemediğini.

Günay daha fazla ne kendine ne de karşısındaki çocuğa acı vermemek adına bakışlarını çekip önüne döndüğünde.o bir kaç saniye içinde neler yaşanmıştı kim bilir.çoğu söz,gerçekler,yalanlar hepsi bir anda geçmişti iki küçük çocuğun zihninden.
Günay elindeki silahla önüne bakarken tek istediği atışı isabet ettirebilmekti.

Elleri silah üzerinde fazlasıyla absürt dursada bunu yapmak zorunda olduğunu her şeyden çok daha iyi biliyordu.

Arkadan gelen boyuyla ve atamayacağı ile ilgili aşağlayıcı sözler bu saniylerde hiç mi hiç umurunda değildi.sadece tek bir yere odaklanmıştı.oda umrunda olan tek şeye giden yoldu.abisi.

Silahı yavaş bir biçimde havaya kaldırdığında tek gözünü kapatarak hedefine odaklanmıştı bile.
Bugün içerisinde son bir defa olmasada yine dua etti içinden.
İsabet ettirebilmeyi.abisinin onu hangi sebeple olduğunu bilmesede affetmesini ve tekrardan eskisi gibi olmayı diledi.

Göz pınarındaki son yaşta yolunu bulurken tek gözünü kırpmamaya yemin etmiş gibiydi.

Ateş ettiği an ise arkadan gelen kendisine yönelik aşağlayıcı söylemler bir anda susmuş yerini büyük bir sessizlik almıştı.

Bu mesafeden atış tahtasını göremiyordu.İsabet edip etmediğini de bilmiyordu.
Silahı aynı yavaşlıkla elinden indirdiğinde korumaların bir atış tahtasına bir kendisine yönelmiş şaşkın bakışlarını görsede bir tepki vermemişti.iyi bir atışmıydı.şeker alabilicekmiydi.

Elinde bir kutu paketli toz şeklinde şekerlerle gelen korumayı görünce ağlayabilirdi.ama bu seferki seviçten.

Eline tutuşturulan diğer çocuklara kıyasla daha fazla olan paketleri görünce gözleri büyüdü kızın.
Ne yani.bu iyi bir atış demekmiydi?

Öyleyse abisine bunları verdiğinde tekrar eskisi gibi olmayı bırak bu şekerler sayesinde belki kendisini eskisinden daha çok sevebilirdi abisi.

Dudakları bu düşünceyle iki yana kıvrılırken diğer bloğun hareketlendiğini duyup
O yöne döndüğünde.
Gördüğü sey Uygarın bir kaç saniye içerisinde elindeki silahı kurşunla doldurup hedefini bularak ateş ettiğiydi.
Bu her ne kadar gözlerini kocaman açarak ona hayran olmasını sağlasada.

Asıl şaşırdığı şey çok başka bir şey olmuştu.elinde kutu olan koruma bir kaç paketi uygarın eline tutuşturduğunda günay uygarın o şekerleri görmeye bile hazmedemediğini iyi biliyordu.tutup fırlatmasını belkide başkasına vermesini bekledi ama sanılanın aksine başka bir şey oldu.

uygar elindeki bir kaç paketi aldığı an hiç düşünmeden kafasına dikmişti.
Günayın bakışları bu sefer korkudan titredi.ne yapıyordu bu böyle.o neden o şekeri yiyiyordu.

Kendisine binlerce defa zararlı olduğunu Söyleyen kendisi değil miydi?
Neden şuan onu yemişti peki.hemde bunu yaparken küçük kızın gözlerinin içine baka baka.

Uygarın kızarmış gözlerini günay o gün fark etmiş ama her hangi bir tahmin veya yanıt bulamamıştı.ağlamış olabilirmiydi.ama hayır.o dev adamdı.ağlamazdı.ağlayamazdı.degilmi?

Atış taliminden sonra günay aklına koyduğu şeyi çoktan unutmuştu bile.mesela çocuklar tektar tırlara bindirilip götürüldüğünde cebindeki varlığını unuttuğu paketlerin düştüğünü veya yaman abisinin ne halde olduğunu.
Aklında halan uygarın neden o şekeri yediği sorusu dönüp durudyordu.

Aklındaki ve kalbindeki kişi başkayken hangi tarafa yöneliceğini bilemeden düşünceleri ev diye adlandırılan yere getirildiklerinde bile hala aklındaydı.
Geldikleri an herkese yemekleri dağatılmış sonra tekrar yine odalarına çekilmişlerdi.yemekte ne uygar nede yaman vardı.ikiside yoktu ortalıkta.bundan sebep bugün de diyer günlerden farksız bir şekilde iştahsız bir halde odasına gitmeyi düşünerek çocukların karnını doyurmak için oturdukları yer sofrasından kalkıp odasına gitmek istedi.
Bazı çocukların gözleri ufak bir masada zar zor sıkışarak normalde korumaların viski içip kafayı kırdıkları bir sehpanın üzerinden yemeklerini yerken günaya dönmüştü.
Ama o her zamanki gibi umursamamıştı bu meraklı gözleri.

Kendisi için'şımarığın teki' diye bahsedildiğini duymuştu bir seferinde öyle miydi gerçekten. O da bilmiyordu artık.
Çocuklar için ayrılan koridora geldiğinde bütün kapıların üzerine teker teker gezinir gözleri.

Bir oda da en fazla beş yatak vardı ve beş kişi kalıyordu.ama günayın ve uygarın bulunduğu yerler boş kaldığı için odalarında yalnızlardı.

Günay akşamın bir saati kalktığında kendini her zamanki gibi yine yaman abisinin kapısının önünde bulmuştu.

Her zaman, bazense izin almadan bu odaya girebilen günay son bir kaç haftadır önünde bulunduğu kapıyı kilitli bir şekilde buluyordu.
Alışmıştı bu duruma artık yadırgamıyor,eskisi gibi iki saat oturup ağlayarak birinin gelio kapıyı açıp kendisiyle ilgilenmesini beklemiyordu.
Son bir kaç haftadır yaptığı şeyi yapıp kapının önünde çöktü ve çok sevdiği bir animasyondan aklında kalan şarkıyı değiştirip söylüyordu.

"Yağmurda ıslansak senle"
Durdu.burnunu çekti.
" Oyunlar oynasak..."
Hıçkırık
"Artık seni görmüyorum.sanki gittin uzak ülkelere"

Burun çekme sesi.

"Eskiden çok yakındık şimdi uzak...neden anlasam keşke"sonlara doğru sesi kısılmıştı.

Durdu gerçekten düşündü.ne yapmış olabilirim diye ama hayır
bir cevap yoktu.

"Yağmurda ıslansak senle.sadece oynasak birlikte"

"-Bu ses ne böyle
-yeter artık bırakın da uyuyalım.
-biri şu bücürü alsın şuradan"

Günay duyduğu peş peşe gelen seslerle kalkıp odasına koşmadan önce son kez mırıldandı.

"Hoşçakal"

Aklında olan odasına gitmekken gözleri bu işe mani olarak hemen öncesinde odasının hemen yanında bulunan diğer odaya yöneldi.kafasındakini yapıp. yapmamak arasında gidip gelirken.burnunu koluna silerek önünde durduğu kapı kolunu
Daha fazla düşünmeden tutup çekti.

Olamaz.
Hayır.
Açılmıyordu.

O , o kilitlemişti.kapıyı kilitlemişti.
Neden,niçin niye?
Dudakları az önce uğradığı muameleden ve şimdi olanlardan dolayı daha fazla direnemeden titremeye başladı.ve beklenen oldu.
Ağlamaya başladı.
Gözleri çeşme gibi durdurak bilmeden akarken.buna burnuda eşlik etti.sesli bir şekilde ağlamıyordu artık.çünkü anlamıştı, çünkü yararı yoktu.sevdiği iki kişide artık ona olan ilgisini kestiğine göre ağlamamlıydı.kimse için ağlamamalıydı. ama olmuyordu işte.bu yüzden 'madem ağlamamı durduramıyorum bari sessiz ağliyim' stratejisine yönelmişti.en azından içini bir nebze olsun rahatlatıyordu.
Tek sorun bağırmadığı haykırarak ağlayamadığı her an boğazımda ağır bir yük oluyordu.onu geri göndermek ise oldukça zordu.sessiz ağlmak işte bu kadar zordu onun için.ama bir şekilde becerebilmişti.

Sadece burnu ona inat ederek her nefes aldığı an ses çıkarıyordu o kadar.
Kolu hemen kapının yanındaki duvara yaslı bir şekilde yere çömelerek oturduğunda gözlerini kapatmadan hemen önce artık kafasında herhangi bir düşünce olmadan uykuya dalmak istiyordu.inkar edemeyeceği bir şekilde üzerinde günün yorgunluğu vardı ve gözleri ağrımaya başlamıştı ağlamaktan.

Bildiği ve yapmak istediği tek şey ise sadece ve sadece derin bir uyku çekmekti.Ve öyle de yapacaktı.
Tabi buna karar verdikten birkaç dakika sonra kapının kilit açma yerinden gelen sesi duyana kadar.

O,kapıyı açmıştı.
Kildi açmıştı. Ama kapıda herhangi bir hareketlilik yoktu.
Bu da demek oluyordu ki kendisinin ona gitmesini bekliyordu.
Biraz durup düşündüğünde, daha fazla bu soğuk yerde kalamayacağına emin her ne kadar olup az önce açılan kapıyı tek seferde açıp içeri girdi.

Gözleri hiçbir şekilde etrafını yoklamadan tek bir noktaya yöneldi. Ne bir söz ne de başka bir şey. Benliği odağını biliyormuşçasına O yöne ilerledi.
Yatağın diğer tarafına geçip Uzandığında diğer tarafa hiç bir şekilde bakmıyordu. Yapmak istediği tek şey uyumaktı. Diğer tarafta kimin ne yaptığı ile ilgilenmiyordu.

Uykuya dalmadan bir kaç saniye öncesinde duyduğu ses ve kendine yaklaşan bedeni ise bilincinin açık olduğu son saniyelerde kavrayabildi.

" Karşı koyamdığım tek şey olmandan nefret ediyorum"
Gözlerinin altındaki ıslaklığın silindiğini ve saçları arasında bir nefes hissetti.

" Bir daha asla sessiz ağlama ki.
İçinde kopan fırtınaları duyabiliyim küçük cadı"

🤧🥲

~Başrol~
Ziynet Sali

Alışveriş merkezindeki hemen hemen her yeri gezmiştik ama hayır.yoktu.

Evden çıkmadan önce hakana ithafen attığım laf başıma bela olmuştu.
Giyicek bir iç çamaşırı bile olmadığını söylerken alay dolu olan sesime inat o gerçekten peşime takılmış ve benimle Avm ye kadar gelmişti.
Tamam buraya kadar sorun yoktu elbette ama.bu hakan denen herif avm yi üçüncü turlayışımızda bile hala aradığı iç çamaşırı modelini bulmadığı için ağıtlar yakıyordu.delirmiş olmalıydı.

Evden sabah çıkmıştık ve şuan saat öğlene geliyordu.bananeydi senin iç çamaşırı seçiciliğinden.

Üstelik konu iç çamaşırıyken bambaşka yerlere evrilmişti.girdiğimiz her Avm den illaki bir şey almadan çıkmıyordu.bu elbette beni ilgilendirmezdi ama aldığı her poşeti kollarının ağrıdığı bahanesiyle bana taşıttırmak ayrı bir mevzuydu.Girdiğimiz son avm den de çıktığımızda ağliyicaktım artık.bu çocuk düne kadar beni gördüğü yerde yolunu değiştiriyordu.şimdi bu özgüven nereden geliyordu onu anlayamıyordum.
peki ben neden buna izin veriyordum.muamma.

Besle kargayı oysun gözünü.olayı işte.
Sus ve beni yorgunluğumla baş başa bırak.

Ellerimde derman kalmazken yürüyüp
Bir diğer Avm ye girdiğimiz anda kafamı zar zor kaldırıl karşıma baktığımda ne zamandır gelmesini beklediğim özel yapım çantayı görmemle ellerimde ne varsa bir anda yeri boyladığı saniylerde ben çoktan çantanın yanında bitmiştim.hakanın bir şeyler söylemesi bile gördüğüm bu şaheser şey sayesinde sinek vızıltısına dönmüştü.

Ellerim üzerinde dolaşmak için havalandığı an dokunmaya kıyamayarak tekrar geri çektim.dokunup dokunmamak arasındaydım ama gözlerimle çantayı yiyiyordum resmen ağzımın suyu bile akıyor olabilirdi.

Yanımdaki kişinin varlığını hissetsemde dönüp bakmadım zira epey gerkeksiz bir kişilikti.
Çanta hemen erkek reonun yanında olduğundan o da kendisi için sanki diğer mağzalardan yeteri kadar ayakkabı almamış gibi durup yeni bir ayakkabı modelini inceliyordu.yada hayır inceliyor gibi yapıyordu.akabinde dilinden çıkmayı bekleyen kelimeler olduğunu bilmemek için aptal olmak gerekirdi.fazlasıyla belli ediyordu.

Gözlerim çantanın her bir ilmeğinde acelesiz yavaş yavaş dolanırken dilimi tutamadım.

"Söyle hadi"
Hareketleri kesildiğinde hala ona dönüp bakmıyordum.
"Neyi"
" Söylemek istediğini"
"Canımı sokakta bulmadım"

Gülümsedim.bazen aklını kullanabiliyordu.

" Belkide "

Duyduğu şey sinirlerini bozmuş olucakki yönünü bana doğru çevirmişti.ama gözlerimi bu şaheserden çekmeye hiçmi hiç niyetim yoktu.

Ona dönmeyeceğimi anladığında tekrar önüne dönüp işine odaklanmıştı.

" Yüzüklerin efendisi izlemişmiydin hiç"

Çantanın her ilmeği özenle dikilmiş gibiydi.hele o bordo rengi yokmuydu.
Bir de sapındaki o ince detaylar acaba şuan alsam.ama hesabımda ne kadar para olduğunu bile bilmiyorum.belkide hakana-

Bir dakika ne?
Yüzüklerin efendisi mi?
Evet izlemiştim.evde tek başıma yanlızken boş olduğumda her akşam illaki bir şeyler izlerdim ama bunun konuyla ne gibi alakası vardı ki.
Gözlerim hala çantadayken

" Evet izlemiştim"diye ilgisiz bir şekilde mırıldanarak yanıtladım onu.

"Ne güzel"
Durdu.Bir kaç saniye sustuktan sonra tekrar konuştu.
" Orada mavi gözlü,pembe derili,tatlımı tatlı bir şey vardı hatırlıyormusun"
Sorusunu yanıtsız bıraktım.zira pek aklıma gelmemişti.ama o bundan rahatsızlık duymayarak hatrımda olmadığını anlayarak açıkladı.

" Hani küçük bir yüzük gördüğü an
' kıymetlimiz,efendimiz'diyen bir şey"

Konuyla alakası neydi bilmiyordum ama hatırlamıştım ve bahsettiği kadarda tatlı bir şey de değildi. yinede bu sorusunuda yargılmadan yanıtladım.
" Evet vardı.hatta ismi golliyumdu galiba"
Bu cevaba karşın.aramızdaki mesafeyi arttırmış ve tekrar suskunluğunu korumuştu.konu nereye bağlanıcak diye merakla beklerken suskunluğu sabırsız bir şekilde burnumdan solumama sebebiyet verdi.bir şeye başladıysa devamını da getirmeliydi.

" Ee"

"Ne,Ee"

"Yani var öyle bir yaratık.Ee devamı"

"Eesi şuan ondan gram farkın yok"

Sessizlik.derin bir sessizlik aramıza çökerken.konuşmanın başından beri çantada olan gözlerim yavaş ve tehlikeli bir sakinlikle kendisine döndü.
Ne demişti o az önce?
Golliyuma benzediğimi mi kastetmişti.hatta ve hatta söylemişti.
Peki bunu yaparkenki yürek nerden geliyordu tam olarak?zira sabah kahvaltıda yürek te yoktu.
Bakışlarım her saniye biraz daha koyulaşırken o çaktırmamaya çalışarak geri geri yürüyordu.

Şu an inanılıcağı üzere insan içinde olmak gram umrumda değildi.onu öldürücektim.kesinlikle onu bugün öldürücektim.hem sabahki olayla ilgili daha konuşmamıştık bile.o telefonla bir boklar yemişti ama ne.
Ya o da benim yaptığım gibi uygarla sabah olan temasımızı kamerayamı almışsa?
Yok canım.o kadarına bırak yüreği bütün organlarını toplasa yine yetmezdi.

Ama şuan konu bambaşkaydı.mesela çirkin bir yaratığa benzetilemem gibi.

Hani pek de haksız sayılma-
Bence senin dilin fazla uzadı.

Onun aksine hızla üzerine yürüdüğümde o da hızını arttırarak daha hızlı kaçmaya başlamıştı.

" Ne dedin sen az önce?Hadi tekrar et bir daha söyle"

" Neyi"
"Golliyuma benzediğimi"
"Tövbe haşa,senmi?"
"Yok ebem"
Geri geri kaçarken hala bana laf yetiştirmekle meşguldü.

" Sakın kendini bu kadarıyla sınırlma hayatım.sen çok daha iyisisin"
Koşturmayı bıraktığımda o da durdu.

"Ne"

" Yani o bile senin yanında halt etmiş diyorum.kaptın"
Göz kırparak kurduğu cümle boynumdan kulaklarıma kıdar sinirden kızarmamı sağlarken.gözüm seğiriyordu artık.yok ben dayanamayacaktım artık.zira tahmin ediliceği üzere benimde bir sınırım vardı.ve o sınır geçileli epey olmuştu.

Bakışları son anda ne söylediğini anlayarak büyüdüğünde ellerini ağzına kapadı.ama her şey için çok geçti.

" Yani ona benzemiyorsun elbette.hatta ondan çok daha iyi , açık gözlü ve para hırslısın"

Duyduklarıma yenileri eklenirken kafam zonkluyordu.

"Ne anlatıyorsun oğlum sen"
Her kurduğu cümle bedenimde ayrı artçı depremler yaratırken konuştukça battığının farkındamıydı acaba?

Aramızdaki mesafeyi açmaya çalışması yararsızdı.çünkü akabinde daha fazla dayanamayıp üzerine çullanmıştım bile.bağırmasına fırsat vermeden dağ gibi herifi yere sermiş bir sağ bir sol yanağına üst üste tokat atıyordum.ne kadar vurursam vurayım hırsımı alamıyor bir sonraki tokadımın şiddetini fazlaştırıyordum.üstüne üslük hırsımı alamayarak bir ara kulağını bile yapışıp ısırmıştım.karşılık vermiyordu tek yaptığı belimden tutarak beni kendinden uzaklaştırmaya çalışmaktı.
Hala onun üzerindeyken atıcağım bir digerr tokat son anda arkamadan saçıma dolanan ellerle havaya kalkan elim durmak zorunda kaldı.dönüp bakmaya çalıştığımda saçlarındaki elin sahibi saçının boya olduğu belli olan bir kadındı.evet,gelen bir kadındı ve şuan elleri hiç de nazik olmayacak bir şekilde benim saçlarımdaydı.bu kadında neyin nesiydi böyle?
Tam bunu sesli bir şekilde dile getiriceğim esnada sorucağım soruyu ağzıma tıkayıp soramadığım sorunun cevabını verdi.

" Sen kimsin de benim sevgilimi ayartıp dövüyorsun ha kara şeytan seni"

Kurduğu cümle şuanda saçıma asılan kişinin hakan denen gereksizin sevgilisi olduğunu anlamama yetmişti
İstediği kadar saçıma asılabilirdi onu sonra halledebilirdim.önce sevgilisinin icabına bakıcaktım.yarım kalan işimi tamamlamak için elim diğer bir tokadı yanağına patlatmak üzere havalanırken dışardan gelen polis seslerini işittiğimzde ne olduğunu anlayamadım.taki hakanla göz göze gelip gïzlerindeki korkuyu görene kadar.sanırım şimdi sıçmıştık.

***

İçine hapsedildiğim yer bir nezarethaneydi. Evet o malum olaydan sonra polis siren sesleri hiç olmaması gereken bir zamanda olaya el atmıştı.o anki şokla hakanla kaçmak aklımızın ucundan bile geçmemişti.
Olayın ciddiyetini ancak polisler bizi küflü nezarethane duvarlarına atıp üstümüze demir parmaklıkları kapatıp kilitlediğine anlayabilmiştik.
Şu ana kadar benim açımdan sorun olarak nitlendirilicek her hangi bir durum yoktu.
başlıca sorunun burada olmamız gerektiğini düşünmek aptallık olurdu.nezarethanelerke içli dıslı bir şekilde büyümüştüm ben.bubyüzfrndi her halde bulunduğumuz durumda bu kadar rahat olmam.tek sorun fazla küflü ve nemli olmasıydı.ha bir de hücre arkadaşı konusu vardı.

Bu sülük gibi kadınla aynı yere atılmıştık.hakan da hemen bizim yanımızdaki yere atılmıştı.
İyi ki de böyle olmuştu yoksa hakana olucak her hangi bir saldırımda başıma bir iş açılmasından korkuyordum.zira kendime pek güvenmiyordum.
Benim için asıl sorun olan bu boya küpü gibi gezen kadınla aynı yerde olmamızdı.
Onu kendi iyiliğim için takmamaya çalışıyordum.yoksa bu nezarethanede hiç de hoş olmayan şeyler olabilirdi.
Bu yüzdendir ki tekrar hakana sarmıştım.

Başımıza ne geldiyse onun ve fettan sevgilisi yüzünden gelmişti zaten.bu yüzden şikayet etmeyip her dediğimi sessizce suçlu bir çocuk gibi dinliyordu garibim.

Madem sevgilisine bir şey yapamıyordum bende kendisine sarardım.

Sanılanın aksine sorunum bu da değildi.lanet olsunki bu da değildi.asıl sorunum hakanın sözde sevgilisi olan kadının bizim bağırmamızdan şikayetçi olup argo konuşmamızdan rahatsız olmasıydı.halbuki argo konuşan sadece bendim hakan her zamnki gibi laflarımı geçiştiriyordu.tabi aynı yerdeyiz bir yerleri yemiyorsa demekki çoğul eki kullanıyordu.

Gardiyan gelip bizi sert bir dille uyaramaya geldiğinde tabiri caizse ağzımıza sıçmış sonra da geldiği gibi gitmişti.

Aradan biraz zaman geçtikten sonra hava çoktan kararmış olmalıydı.canım sıkılıyordu.ve Eminim hakanda sıkılmıştı.durmadan oflayıp puflaması da bundan mütevellitti.
Bende kendimce bir oyun geliştirerek bu sıkıcı atmosferi dağıtmaya çalışmıştım.kimin ne dediği umrumda değildi.canım ne isterse onu yapardım.

Sırtım soğuk duvara yaslıyklen üstünde oturduğum beton sırtımda hissettiğimle aynı soğukluktaydı.
Sanılanın aksine oyunum dışardan bakıldığında sadece iki kişi sırayla şarkı söylüyor gibi görünebilirdi.
Ama ben yine hakana sarmıştım.
Birilerine hakaret etmezssem içim rahatlamayacaktı yoksa.

Komik olansa hakanında bana ayak uydurmasıydı.

Derin bir nefes alarak şarkıya devam ettiğim.

"Allah belanı versin allah seni kahretsin.yarrrrr"

Hakanın gülen sesinin aksine ben gayette ciddiydim.

Şarkım bittiğinde sıra ona gelmişti.

"Acayip hayvanlara benziyirsen.armudu isyanlara benziyirsen"

beni de kendi gibi hayvan zannediyordu her halde.salak çocuk.şanslıydı ki oyunu ben başlatmıştım.yoksa oyunun sonu onun için kötü biterdi.
Hayvan herif.azerice söylüyordu bir de.dili nasıl dönüyordu acaba.

Onun şarkısı bittiğinde sıra tekrar bana gelmişti.ama aklımda her hangi laf sokucak bir şarkı da yoktu.
Gözüm yanımdaki kıza kaydığında sinsice sırıttım.bir zamanlar saçma bir şekilde dinlediğim bir şarkı gelip aklımın sinsi köşelerindeki kapıları çaldı.
Söylemeye başladığım andan itibaren ne ima ettiği de pek umrumda olmamıştı zaten.

Kime nisbet bu havalı halin
Canım aşkım bi düşünebilsen
Neler hissettin bana karşı
Bi konuşabilsem
Cımbız cımbız çekicem kaşını
Belki bi anda şeklin değişir
Kızma be aşkım tutucam yasını Sende gidersin gündem değişir-

"dolaylı yoldan Sevgilimemi yavşıyorsun sen?"
Şarkının en can alıcı kısmına gelemden sözümün saçma bir sebepten dolayı bölümmesiyle sinirle benden bir cevap bekleyen muhatabıma döndüm.

" Senin o dingil sevgiline bakmyacak kadar zevklerime önem veriyorum.tatlım."
Göz ucuyla bizi dinleyen hakana bakıp tekrar kaşımdaki kadına döndüğümde elimin iç kısmını yanağıma bastırarak bir sır vericekmişim gibi üzerine eğildim

"Bence sen de bir fikirlerini gözden geçirmeye bak"
Hakan acaba bu dediğime alınıyormuydu.yoksa neden durduk yere öksürmeye başlasındı ki.

Çok da umrunda ya zaten
Sen karışma

Sevgilisine onun değimiyle yavşadığımı düşünen kızın bana olan bakışları şaşkınlık doluydu.böyle bir tepki beklemiyor gibiydi.
Hakan, evet bekleneden yakışıklı bir adamdı.ama beklenmedik kadar da kurnaz ve çapkındı.onu çoğu kez odamın önünde birileriyle fısır fısır konuşurken buluyordum.hal buyken hemcinsime yardım edip tavsiye vermeyip de kime vericektim.

Şaşkın bakışları yerini bambaşka bir duyguya bırakmadan önce hiç beklemediğim bir anda bir şey yaptı.sabahleyin olduğu gibi tekrar saçlarıma yapışmasıyla canımın acımış olmasını göz ardı ederek sıkıntıyla derin bir of çektim.hemcinsin böylesi de düşman başınaydı ama.
" Ne yapıcaksın,ben gidince senmi yapışıcaksın yakasına"?

Evet sayın izleyiciler işte öz saygı bu yüzden önemliydi.önümüzdeki bölümde gurur hakkında konuşucaz lütfen bizden ayrılmayın ufak bir reklam arası-...

İyice saçmaladın

Evet belki biraz fazla ana odaklandım.

Ah hayır.demek istediğim sende gurur ne gezer aptal.

Derin sıkıntılı bir nefes daha çektim içime.herkes mi bana düşmandı anlayamıyorum.

Benim iç sesim olarak kalmaya devam
etmek istiyorsan kapa çeneni.

Saçlarımdaki elleri tutup ters çevirip sahibini duvara yüz üstü yapıştırırken bile sıkıntılı bir nefesi dudaklarım arasında üşenerek bırakıyordum artık.yorulmuştum bununla uğraşmaktan.kafası duvarla buluştuğu an kendine özgü bir ciyaklama firar etti dudaklarından.

Onu umursamadan sevgilisine tezahüratlarda bulunan hakana yan gözle şöyle bir bakmaktan alamadım kendimi.

Sesi soluğu elimde duran sevgilisinin saçlarını görünce aynı saniyelerde kesildi.
Yani şiddet yanlısı bir insan olmamaya çalışıyordum.ama hayır illa beni bu hanımefendi kişiliğimden soyutluyacaklardı.sonra günay neden böyle.

...

İç sesten her hangi bir lakayıtlık,yada kinaye barındıran bir ses beklerken sessiz kalması tehdidimi ciddi aldığının bir göstergesiydi.

"Bırak beni,aşkım kurtar beni bu varoştan"

Varoş. bana,bana varoş demişti.
Kafamı hakanın olduğu tarafa eğdim.bunu yaparken hiç olmadığım kadar sakindim.o ise ellerime doladığım saçını kurtarmakla meşguldü.onu umursamdan.bakışlarımı hakana çiviledim.kaşlarım sorarcasına havalanırken normalden bir tık daha sakindim sanki.

" Ne dedi ,ne dedi"

Hakan dudaklarını stresten kemirirken artık bunun bir geri dönüşü olmadığını oda iyi biliyordu ki taraf değiştirmiş olmalıydı ki işaret parmağı izin alıyormuşçasına havaya kalktı.bizede gerekli izni vermek icabet ederdi.

"Konuş çocuğum"

Bir saniye bile beklemden hevesle konuştu.

"Varoş dedi hocam"

Kafamı doğru cevabı verdiği için aşağı yukarı salladım.bakışlarımı ondan çekip kafamı tekrar elimdeki boya küpüne eğip bir de sözün sahibine söz hakkı verdim.

" Ne dedim demiştin"
Saçları hala ellerimdeyken sinirden tiz sesiyle cırlmaya devam etti.

" Manyaksın,ikinizde kafayı yemişsiniz.bırak beni"
Dudaklarımı öne doğur büzerek yüzüne doğru eğildim.

" Ah.hayır korkma sakın.sana bir şey yapmıycam"
Cümlenin sonunu naif bir ses tonuyla bitirmiştim.
Durdu.bir anda sesi soluğu kesildiğinde.söylediklerimde gerçekten ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışıyorken korku dolu bakışlarını da üzerimden ayırmıyordu.emin olmayan bakışlarını suratıma diktiğinde.şaka yapıyor olmalıydı.gür bir kahkaha attığımda keyfim gerçekten yerindeydi.

" Sana bir çok şey yapıcam"
Diye saçına daha bir asıldığımda o iğrenç kulak tırmalayan tahtaya tebeşirle bastırıldığında çıkan o sesi anımsatan sesiyle cırlmaya devam etti.

Daha fazla sesini duymak istemediğimi anlayarak.Kafasını tutup beton zemine vurucağım esnada kapının kilidinin tık sesi ve açıldığını onaylayan sesle geri çekilmeme kalmadan polis memurunun içeriye girdiğini belli eden adım sesleri kulaklarımı doldurduğunda donup kalmam eş zamanlı oldu.bizi bu halde gören biri kesinlille haklı olarak bu kavgayı benim başlattığımı düşünebilirdi ve bu beni bir tık zor duruma sokabilirdi.o yüzden anında role girmem gerkiyordu.yeni bir ceza alıp daha fazla bu kokuşmuş yerde kalamazdım.
Yüzümdeki vahşi ifadenin yerini var olmayı bekleyen hüzün ele geçirdi. Saçlarındaki ellerimin baskısını azaltıp saf bir masumiyet taşıyan bakışlarımı şaşkın ,hala ne olduğunu anlayamayan kızın yüzüne diktim.

"Ama hayatım benim, neden böyle durmadan kafanı duvarlara vuruyorsun.bak sevgilin seni her ne kadar terk etmiş olursa olsun.bu kendine zarar vereceğin anlamına gelmez."

Tuttuğum saçlarını samimiyetten yoksun bir şekilde tutup sevdim.
yolucam,her bir telini teker teker yolucam.

" Ne bu tantana ha! Onca insan var burada birinden biri çıt çıkarmazken ne bu haliniz sizin"

" Ama polis bey abi gelin görünki bu kız cağazın belli ki psikolojik sorunları var.durmadan kabuslar görüp sıçrayarak uyanıyor uykusundan.yalvarırım onu buradan alıp hastaneye yatırın polis abi."

sağ elimin arkasını alnıma yaslarken vücudumu beton duvara yaslayıp.diğer yumruk yaptığım sol elimi duvara sert bir şekilde çarptım.önüme eğdiğim başımı hızla kaldırıp bakışlarımı tekrar polis beyin çerçevelerine diktim.

" Zira kendisine zarar vermesinden mütevellit korkuyorum"

Polis olan adam suratıma bön bön bakarken takmayıp devam ettim.şimdi de küçük emraha girmek lazımdı

"Sen varlık içinde yokluk çekmek ne demek bilirmisin be polis abi"

Mahalle ağzıyla sorduğum soruya karşın kaşları havalandı. konuyla oldukça bağımsızdı bu sorduğum soru.zaten amacım da buydu.az önce olanları düşünmemesini sağlamak.
Gözleri sorduğum soru karşısında kısılırken o da ne yapmaya çalıştığımı anlamamıştı belliki.işime gelirdi.

" Kaç kişi var bu yavrucağı harcıyan.başta ana babası.sonra hayat vurdu bu kıza be polis abi.hep beklemediği insanlardan aldı en acı darbeyi."

Burnum akmak üzereymiş gibi çektim.

"Hergün karnı aç yatıyor bu yavrucak.sen kafanı yastığına keyifle koyup uyurken bu kız her akşam kardeşlerime iki lokma ekmeği nereden bulupda getirsem diyip duruyor"

Burnumu bu sefer sesli bir şekilde çektim.kendimi bir anda parmaklıklara attığımda gözlerim sulanmıştı bile.

" Revamıdır bu kız cağıza bu acı.ha revamıdır?sorarım sana polis amca revamıdır"?

Yeşil çamı azalt derken ciddiydim.

Şu an onlar sayesinde bu işten paçamızı sıvıycaz.hatırlatırım.

Saçlarım dağılıp birbirine girmişti bu devinimli dakikalarda.
Polis olan adamın ceplerindeki eli bir anda yavaşça iki yanına düşerken ciddi ifadesi tuzla buz olmuştu.sanırsam gözleri sulanmıştı.pekala bu kadarını bende beklemiyordum.
Hakanın yan taraftan gülen sesini duymamla burnumu yalandan bir kere daha çektim.ona uyarsam bir çuval inciri berbat ederdim.

Polis amca elini kaldırıp hemen yan tarafımdaki kızı çağırdığında arkamadaki kıza bakmıyordum.ama o var olan tehdidi çoktan kavramış olucakki.

Beni bozmamak adına ses etmedi ve İkiletmeden hemen yanımda bitti.

Karşımdaki Polis elindeki anahtarı tutup parmaklıkları açtığında gözlerim çölde su bulan bir bedevi gibi kocaman açıldı.bir taşla iki kuş vurmuştum resmen.evet çok sayın seyirciler yeniden belirtmek isterimki gerçekten beklemiyordum.

Hakan yan taraftan kafasını uzatınca yüzündeki gülen ifade kaybolmuş yerini şaşkın bakışları almıştı.

Ona öpücük atarak açılan kapıdan çıkıcağım esnada polis beyin elini kaldırıp durdumasıyla kalakaldım.

Bakışları beni değil hemen arkamdaki kızı işaret ediyor olmamalıydı değil mi lütfen olmasındı.

Ama hayır acı gerçek suratıma tokat gibi çarpmıştı.yaptığım o kadar duygu sömürüsü boşunamıydı.o kadar senaryo boşunamı yazılmıştı.benim nazarımda sanırım boşunaydı.zira demir parmaklıklar tekrar suratıma kapanıp kilitlenirken.o boya küpü polisin arkasından çıkmadan hemen önce teşekkür mayetinde bana asla unutamayacağım bir öpücük atıp çıkıp gitmişti.

Hakanı da merak ediyorsunuzdur siz şimdi.ah tabi hemen açıklayayım.kız ve polis arklarına bile bakmadan çıkıp giderlerken gülmekten ciğerleri çıkmak üzereydi.zira iki saatin sonunda hala gülmesinin başka bir sonucu olamazdı.
Nihayetinde geçen iki saatin sonunda sesi yavaş yavaş kesildiğinde kahkaha atan sesi kıkırtılara dönüşmüştü.çıkan tek tük seslere bakılırsa benim olduğum tarafa bakmaya çalıştığı belliydi

İşini kolaylaştırmak için geçip karşısındaki betonun önüne oturduğumda
Tam karşısında duruyordum.sırtımı soğuk betona vererek tam önüne oturduğumda bir kaç saniye ikimizden de ses çıkmadı.en sonunda ilk konuşan kendisi oldu.

"Nasıl yapıyorsun" diye bir soru yöneltti şahsıma.

Neyi sorduğunu anlayamdığımda bunu sesli bir şekilde dile getirmekten çdkinmedim.

" Neyi "
"Bunu işte,hakkındaki neredeyse her şeyi biliyorum.senin yerinde başkası olsaydı.çoktan akıl sağlığını yitirmiş olurdu.ama sen bırak aklını kaçırmayı mizah anlayışın bile var."

İç sesim bu uzun soruya acımasız bir kahkaha attı.gerçketen dış görünüş her şeyi hallediyordu.akıl sağlığım yerinde miydi bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa haksız olduğuydu.

Ben hiç bir zaman iyi olmamıştım.hemde her anlamda.
Burukça gülümsemeyi bir kenara bırakıp bakışlarımı gözlerine diktim.ve aklıma takılan bir cümlesini hatırlatma ihtiyacı hissettim.

" Benim hakkımda her şeyi bilmek mi?"

Alayla gülümsedim.

" Kim demiş"

O da benim gibi rahat olmaya çalışarak boylu boyunca sırtını arkasındaki beton duvara yaslarken bu soruma inanamıyormuş gibi verdi cevabımı.

" Sence"

Doğru.bu işte olan herkesin küçük,büyük ayırt etmeksizin bağlantıları vardı elbette.keza aynı evde geçiriceğimiz bir yıl varken heleki böyle bir oyunun içindeyken hakkımdaki bazı şeyleri bimeleri normaldi.ama her ne olursa olsun.hayır, benim kim olduğumu bilmiyordu.bilemezdi.

Söylediği şeyi es geçerek farklı bir noktaya değindim.

"Benim hakkımda her şeyi biliyorsan benimde senin hakkında bir şeyleri bilemeye hakkım var"

"Bu da yeni oyunununmu"

"Belki evet belki hayır.bunu hiç bir zaman bilemeyeceksin"

"Unut bunu.Sadece bir yılımı aynı ortamda geçiriceğim birine hayatımı anlatıcak değilim"

Haklıydı.sadece bir yıl beraber aynı evde yaşiyicaktık, o kadar.ben kim,neyi oluyordumki bana özel hayatıyla ilgili bilgi vericekti.
Zaten hayatımda bu yüzden her hangi biri yoktu.yalnızdım çünkü bu hayatta her şey gelip geçiciydi.anne ,baba,dost,kardeş.şu ana kadar kimseye bağ denen o duyguyla sıkı bir şekilde bağlandığımı hatırlamıyorum.sormam bile hataydı belki.eğer onunla ilgili bir şeyleri öğrenirsem,beni ona bir bağ kurmaya zorlayacak ortak yanlarımız bizi her halükarda bir çekime zorlardı.buna da şu an hiçmi hiç lüzum yoktu.

Bu yüzdendir ki ona her hangi bir cevap vermedim.daha fazla konuşmasına da fırsat vermeden gözlerimdeki anlam veremediğim hüzünü görememesi için kafamı arkaya atarak kapattım nemlenmeye yüz tutmuş gözlerimi.geçen bir kaç dakikanın ardından uykuyla uyanıklık arasında bir yerlerdeyken.var olan uyku hayalim sesiyle birlikte yok oldu.

Tek soru.tek cevap.kısa olması hiç hir şey ifade etmiyordu.asıl olan içinde ne kadar çok şey gizlediğiydi.

İkimizde konuşmadık ne ben ona hikayesini sordum ne de o bana her hangi bir şey söyledi.sadece sustuk.

kaderin hissiz duvarlarından destek almak artık daha zordu zira her geçen gün ,yaşanılan her bir an olumlu, olumsuz o duvara görmezden geldiğinin işareti olarak bir çentik atmamı sağlıyordu.ama şimdi o çenktikler elimi o duvara atamayacağım kadar çoğalmıştı.dokunsam yıkılıcak gibiydi.artık her hangi bir dayanağım yoktu.sadece alnıma,belkide alnımıza yazılan yazgının bizim için bahşettiği var olucak sonu bekliyordum.

🤧😩😭

***

~Mendilimde kırmızım var~
Mabel Matiz

Sonunda birileri bizim için gelmişti.bunu kapıyı açarak bize sadece çıkmamızı söyleyen gardiyandan arayabilirdik.

Ne Hakan ne de ben her hangi bir kelime etmeden sorgusuz sualsiz getirildiğimiz şekile kıyasla sessiz bir şekilde çıkıp baş komiser olduğunu tahmin ettim kişinin odasına getirildiğimizde işte oradaydılar.

Dikkatimi ilk çeken hemen karşımızda bakışlarını bizden ayırmayan başkomiser olduğunu anladığım adam çekti.bakışlarım usulca masasının önündeki koltuklara kaydığında Uygar kafasını telefonuna gömmüş bir şekilde koltukta otururken hemen karşısında ki koltukta yaman oturuyordu.

İçeri girdiğimiz gibi yaman yerinden kalkıp bize doğru ilerlemeye çalıştığında onu yanımızdaki polis eliyle uyarıp yerine geri oturtmuştu.uygardan ise her hangi bir harektlilik yoktu.içerideki varlığımızı biliyor ama dönüp de bakmıyordu.egoist herif

Hakanla ilerleyip tam karşılarında durduğumuzda baş komiser her ne kadar koltuğuna kurulmuş olsada üstten bakışları hakanla bizim üzerimde gidip geliyordu.

Saçma sessizlğimiz sürerken her kes birbirine bakıyordu.zaman geçtikçe yamanın endişeli bakışları yerini var olmayı bekleyen sinirli bakışlarına bırakmıştı.

Adam haklıydı.Avm diye çıkıp karakoldan toplanıyorduk işe bak.

Kimin konuşucağını merakla beklerken komiser bey elini kaldırıp işaret ve orta parmağını birleştirerek beni yanına çağırdığında sorgusuz sulasiz dibimde bittim.fazlamı uysaldım ne?

Hemen önünde durduğumda yaman her hangi bir şeyim varmı diye bakışlarını hızla üzerimde gezdirdi.

Uygar ise hala kafasını telefonuna gömmüştü.

Bakışlarım uygardan tekrar baş komisere kaydığında hemen önündeki dosyayı görmemle donup kaldım.öyleki yutkunamdım dudaklarımdaki tükürük bezi bir anda kurumuş.bana su ihtiyacımı hatırlatırcasına her yutkunmaya çalıştığımda boğazıma paslı bir iğne gibi batıyordu.bense hala cigerlerimi zorlayan her nefeste hala yutkunmaya çalışmak peşindeydim.halbuki yersiz bir çabaydı.

Susmasını diledim.konuşmasın istedim.
Tamda şu an zaman dursun istedim.o an bütün taşlar yerine oturdu.beynimde ışığı gözlerimi alan bir şimşek çaktı.bu yaşlı tecrübeli olduğu çerçevesi kırışmış gözlerinden belli olan adamı tanıyordum.Çok çok eskilerden hafızamda silik bir anı olarak kalmış bu adamı tanıyordum.

Konuşmamasını dilediğim her saniyede içim içimi yiyordu.ama yazgımın bana bahşettiği cevap yine aynıydı.hayır.

"Parmak izleri sonuçlarını aldığımda bil bakalım karşıma ne çıktı küçük hanım"

Bu saatten sonra susmasını dilemenin bir anlamı yoktu.konuşmamması için dilediğm dilekler kendini teker teker yok etti.geriye sadece fersiz gölgeleri kaldı.

Şahit olduğu konu ilgisini çekmiş olucakki hemen yanımdaki uygarın başını çok kısa bir an baş komiserin olduğu tarafa kaldırıp tekrar eğerek işine yöneldiğini seçebilidim.

" Kader baksana,zamanında ekmek çalan küçük kız şu an koskoca kadın olmuş şu an"

Gözlerimi sıkıca yumup önüme eğip mahçup bir gülümsemeyle tekrar açtım.
Konuya hiç bu kadar güzel bir giriş yapamazdı.

"Öyle gerçekten." Elimi kaldırıp yanağıma koyduğumda gülerek ovaladım.

"Attığınız tokadın acısı hala taze inanırmısınız"

Karşımdaki baş komiser her hangi bir utanç belirtisi göstermeyi bırak üstüne güldüğünde.bir anlığına ona imrendim.

Bu kadar yüzssüz olmak büyük bir çaba gerktirirdi.

Öte yandan hemen yanımdaki yaman konudan o kadar bağımsızdı ki bir anda duyduğu' tokat 'cümlesi onu kendine getirmiş algılarını büsbütün kapatmıştı.hakanın unuttuğum varlığını hemen sırtımın arkasında hissettim. arkamda olduğu için ne yaptığını göremesemde uygarın da o saniyelerde elindeki telefon sesli bir şekilde yere düşmüş herkes o yöne odaklanmıştı.
Fark etiyorlarmıydı bilmiyorum ama etrafımı çepe çevre sarmışlardı.bu beni korumak içinmiydi.her şekilde yönüm onlardan birine çıkıyordu.bu her ne olursa olsun birinde birine gidebiliceğimi göstermek içinmiydi.öyle olmasını istermiydim.

Ne çok isterdin.
İç sese hak vermem için fazlamı erken davranıyordum bilmiyorum ama isterdim galiba.

Ateş saçan bakışlarım hala bana lakayt bir tavırla bakan baş başkomiserden ayırmıyordum.

"O tokat olmasa çalmak senin için nefes almak kadar kolay bir eylem olucaktı.ama şimdi görüyorumki hiç bir işe yaramamış"

Dudaklarımdaki gülümseme yavaşça çehremden silinirken öldürücü bakışlarımın nasibi yine kendisiydi.

" Ekmek çalmak benim için bir alışkanlık olmasada o tek lokma bana kendimi korumayı da öğretti."

Diyerek onu geçmiş bir anı ile vurduğumda sesi kesilip yerinde rahatsızca kıpırdandı. hayat ne kadar komikti.böyle hiç beklemediğin bir anda var olduğunu bile unuttuğun geçmiş travmalarınla baş başa bırakıyordu seni.

O saniylerde yamanın baş komiserde olan kafasının yavaşça yere eğildiğini yan gözlede olsa seçebildim.

Uygar ise beklemediğim bir anda ne zaman yere düşen telefonunu aldığını görmediğim bir şekilde elini masaya vurarak aldı ve gitti.
Böyle tepkilerden korkmasamda bir anda olunca yerimde sıçramıştım.

O çıktıktan bir kaç saniye sonra kimse konuşmamış başkomiserle olan saçma sohbetimiz kesilip işlemlerimizi halledip karakoldan dışarı çıkıp eve dönemek için arabaya bindiğimizde görünürlerde uygardan bir iz yoktu.yaman kendi arabasıyla geldiğini ve muhtemelen onunla geri döndüğünü söylediğinde neden aynı arabayla gelmediklerini sormak istediysemde az önce olanların ve günün yorgunluğuyla sormaya yeltenmedim.

Yol boyunca sessizce yolun geçmesini camdan dışarıyı izleyerek bekledim.

***
Esmeray
~unutama beni~

Eve geri döndüğümüzden beri kimseden çıt bile çıkmıyordu.arabada da aynı şekilde konuşan olamamıştı.sanki susmak için yemin etmiş gibiydiler.işime gelirdi.sorgulamamaları benim için çok daha iyiydi.
Eve gitriğim gibi yapmak istediğim tek şey uyumaktı.ama yamanın mutfağa girmeden hemen önce yemekleri ısıtıcam.sofrayı hazırlamama yardım edin çağrısıyla bu isteğimden ödün verip.hakanla birlikte sofra için gerkli olan çatal,kaşık ,tabak ne varsa mutfaktan getirip sofrayı hazırlamıştık.

Sofrayı kurmadan önceki ihtaşsızlığım.ısınan yemeklerin kokusunun burnuma ilişmesiyle büyük bir açlık çektiğimi anladım.sabah erken çıktığımız için ne kahvaltı ne de öğlen yemeği yemiştik.hakanda aç olucakki beni beklemden yemekleri yemeye koyulmuştu bile.

Benimse kafamda başka bir şey vardı.

"O nerde"
Aramızda son yaşanılanlardan sonra ismini sesli bir şekilde telaffuz etmek istememiştim.
Yamana yönelttiğim soruyla kafasını iki yana sallayarak işine devam etti.bir yandan da bana cevap veriyordu.

"Aradığımda eve geçiyorum demişti.şimdiyse telefonlarıma bakmıyor"

'Anladım' dercesine kafamı salladım.kim bilir yinr ne yapmakla meşguldü.bana neydi ondan şimdi.yemeğimi yiyip uyumam gerekirken düşündüklerime içten içe sitem ettim.

Yemek faslı bitip yerini çaylar aldığında. üç kişi ayrı kotuklarda oturmuş soğumaya yüz tutmuş çaylarımızı yudumlamakla meşguldük.

Elimdeki yeni doldurulmuş çay avuç içimi yakmaya başlayınca diğer elie aldım.

Gözlerim saate kaydığında gece yarısına gelmesine çok az bir zaman vardı.
Ve o ,hala yoktu.

Nedenini deli gibi merak ediyordum.nedeni yamanında uygar için endişelenmesiydi.birbirlerini çok daha önceden tanıştıklarını düşünürsek böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu yaman.

Öyleyse nerdeydi.kimleydi.ne yapıyordu şu an?

Sırf ben değil yaman da başta olmak üzere çay içme bahanesiyle hakanda oturmuş gelmesini bekliyordu.

Gerçekten şaşılıcak şeydi.hadi yaman neyseydi de biz neden bekliyorduk peki onu?
Bu soruya vereilebilecek tek bir cevap varsa o da ya merak,yada korkuydu.

İkinci seçeneğin uzun zamandır rotası benden uzaklardaydı.bir kereliğine rıhtımıma uğrayıp tekrar geldiği gibi aniden gitmişti.

Hakanın esnemesiyle ben de esnediğimde elimin tersini ağzıma kapadım.
G

özlerim uykusuzluktan yanmaya başlamıştı.
Hakan ve yaman da benden farksız değildi.gözleri kayıp duruyordu.

Açık olan televizyondan son dakika haberi diye bir anda açılan film geri plana itildiğine duyduklarımı tane tane anlamaya zihnimde teker teker onaylatmaya çalıştım.aynı saniylerde kapının anahtarındaki ses bile televizyonda duyduklarımın şaşkınlığıyka o yöne dönmemi zorlaştırmıştı.

"SON DAKİKA HABERİ"

Üsküdar devlet karakolundan saat 08.50 saatlerinde çıkışı belirlenen K.T ' nin cesedi saat 10.27 saatleri civarlarında tahmin edilen Üç el kurşun darbesiyle garaj otoparkında kanlar içinde bir vaziyette bulundu.olayın failleri hala bulunamazken.ailesi ve karakol arkadaşları derin bir yasa boğuldu."

Cümlenin devamına kulaklarımı tıkıyarak öylece önümdeki sehpayı seyre durdum.bakışlarımın hedefi bu sefer hemen kapı önündeki beden ilişti.
Akşama yakın bir saatte geçmişin kirli sayfalarını aralamaktan çekinmeyen adamın ölü cesedinin gece yarısı haberlerden duyuyordum.

Kimseden çıt çıkmazken koltuk yanlarından destek alarak doğrulduğumda.bir an bile şüphe etmeden kapı önünde dikilmek dışında hiç bir şey yapmayan adama ilerledim.
Yanında tam önünde durduğumda.o adamı onun öldürdüğüne bir anlığına inanabilirdim.

Yanağı ve boynundaki dudak rujlarına karışan alkol ve kadın parfümü kokosunu solumasaydım tabi.

Tam o an aptallığıma küfürler savurdum.safın tekiydim.adam gününü kadınlarka gün etmişti.bense benim için alınmamış intikamıma son verdiğini düşünmüştüm.
Bir anlığına bu düşünceler hiç olmadığı kadar komik geldi gözüme ve ilk defa kendimi sakınmadan zevahirimi kimseden sakınmdana canhıraş bir kahkaha döküldü dudaklarımdan.

Beni dışardan gören biri deli olduğumu düşündüklerini bakışlarıyla bile belli ederdi.

Ancak hakan ve yaman öyle bir bakıyordu ki sanki içimi görüyorlarmış gibi hissettim bir an.
Uygaraysa yan gözle dönüp baktığımda kısık gözleri üzerimden bir saniye olsun ayrılmıyordu.

Gülmem yavaş yavaş kesilirken nefeslenmek için dizlerime dayadığım ellerimi çekip doğruldum.

" Gidin"
"Günay,iyi değil-"

hakanın ısrarını görmezden gelip
"Gidin dedim "diye bağırdım bu sefer.

Yaman ne hissettiğimi biliyormuş gibi hakanın kolundan tutup onu uzaklaştırmaya çalışsada hakanın gözlerinin hala üzerimde olduğunu hissedebiliyordum.

Nihayet gittiklerinde geriye kalan sadece biri vardı.
Dönüp bakmak istemiyordum.zevahirimu ondan sakınmak yüzümdeki yenik ifadeyi görsün istemiyordum.
Merdivenlerden gelen seslerden bir süre sonra onun da gittiğini anladığımda.ayaklarım artık beni taşıyamayıp yere serililmeme acımasızca göz yumdu.
Ellerim yere yapışırken başım öne eğilmiş bir biçimde yere bakıyor ağlamamak için ayrı bir gayret sarf ediyordum.ne zamandan beri bu denli zayıf ,saf olmuştum ben.birinin uzun zaman sonra benim için bir şey yapıcak olma ihtimalini aklımdan geçirebilmiştim.

Sessiz çığlıklarım içimdeki fırtınanın toroslarını kıyıya vurması için zorlarken.yapamadım.daha fazla dayanamadım.ağır gelmişti bu kadar şey omuzlarıma.

Hıçkırıklarım durmak bilmez bir hal aldığında aynı zamanda akan her göz yaşına bir yenisinin eklenmesine lanet ettim.

Başım eğildiğim yerde harketsizce dururken beklenen uykunun ve göz yaşlarımın ağrıtmaya yemin ettiği gözleri m usulca kendine karanlıkta bir yer buldu.
Uykuyla uyanıklık arası bir andamıydım bilmiyorum.bedenim bir bebeğin beşiği gibi sallanıyordu.üstelik garip hiç özümsemediğim bir koku meyletti burnuma.burnum kokunun kaynağına ulaşmak adın olduğu yerdeki münakaşasını kafamı hareket ettirerek devam ettirdiğinde.koku çok yoğundu.ferah bir kokuydu.nane değilde,denizin sabah güneş doğmadan önceki ılık kokusuna benziyordu.

Bedenim yumuşak bir yüzeyle bütünleştiğini hissettim.gözlerim kati süratle açılmamak için sonsuz bir yemin etmiş gibiyd.

Üzerime hafif bir ağırlık hissettiğimde bunun battaniye olduğunu anlamam geç olmuştu.zira rüyayla gerçeği ayırt edemiyordum.

Bilincim daha fazla bu oynak gösteriye izin vermeyerek git gide kapanırken.hala bir rüyada olduğumu düşünüyordum.

Yoksa kulağıma fısıldamadan hemen önce dudak ve yanağım arasındaki o küçük çukura dokunan dudaklar birine ait olamazdı.

"Uyu küçük cadı.sencede yeterince feryat etmedinmi?"

O küçük çukura bir öpücük daha

" Sesini duyduğuma göre,artık beni hatırlamanın zamanı gelmedimi ufaklık"

7545 kelime yazdım.yazmak bende okumak işi sizde.
(Düzenlenmiş halidir)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18