10. Bölüm:Korkusuz korkak

Vaveyla Yazarı: Figen Baktemur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 10. Bölüm:Korkusuz korkak

Günayın küflü günlüğünden:
(Günayım ben.silmiyicem artık.kimliğim ismim benim.onun değil o Gülay!)

Bana yalnız kaldığımız her an saldırmaya çalıtı 'sevgili sen'. İzin vermedim, veremezdim bu yüzden yalnız kaldığımda bile savaştım. Bu savaşın kazanını uzun bir süre ben oldum ya da bana öyle sanmamı istediler.

bir gece o iğrenç dokunuşlar yerini sıkı ve vahişi tuşlara bıraktı. Ne olduysa yaptığı telefon görüşmelerinden sonra olmuştu.
Sonrasında olan oldu.karşı geldiğim anda bayılmama sebep olucak kadar dayak yedşm. Evet.bayıltıldım. uyandığımda olan olmuştu zaten.istediği olmuştu. gelmişti.almıştı ve gitmişti.

ellerim yataklara zincirlerle bağlı şekilde uyanmıştım.bacaklarım arasından sızan bütün çığlık ve direnmelerime şahitlik eden çarşaf damladı. O çarşaf lekelendi. Ve ben hayatımda ilk defa kız kardeşim. Hala bir yerlerde yaşarken. Soğuk bir bodrum katında kimsesiz ve yalnız hissettim.kardeşime lanetler yağdırdım.doğum günüme bir ayı kalan on sekiz yaşıma basmadan kadın oldum. bir tercih istek veya seçim değildi bu beni sikik hayatımın gerçek anlamda cehenneme çevrildiği ilk gündü.

~~~

...

Size küçük bir soru. Sizce ya da sence toplum için yanlış olan bir şey sana da hiç olmadığı kadar doğru gelmiş miydi.
Sizi pek bilemem ama küçük kız için bunun belirli bir cevabı vardı. Ona göre bu tekrarlanan hayat döngüsü denen şey insanların düşüncelerini önemseyip değer yargılarından korkup ona göre bir gününü şekillendirmek için fazla kısaydı.

Bu yüzdendir ki yaman abisinin bazı davranışlarını çok garip buluyordu.
Mesela bir keresinde Uygar yatağında her şeyden habersiz mışıl mışıl uyurken gizlice uygarın yanına sıvışmıştı günay. Nedeni ise basitti. Birlikte uyudukları o olaylı geceden sonra fazlasıyla rahat bir uyku çekmişti. o günden bugüne elbette birçok şey değişmişti.mesela az önce de söylediğim gibi Günay'ın her akşam Uygar uyurken yanına gelip bir köşeye geçip uyuması gibi.nedenini bilmediği bir şekilde onun yanında kendini hiç olmadığı kadar rahat hissediyordu. Bu ona göre çok basit birşeydi.Buraya kadar elbette bir sorun yoktu.

tabii uygar'ın ilk gün onu odadan yaka paça dışarı atması dışında. İlk gece her ne kadar iyi bir başlangıç olmasa da zamanla günay'ın arsız bir şekilde her akşam yanına kıvrıldığını kapalı göz kapakları arasından bile görebiliyordu uygar.Kendine itiraf etmek istemese bile o da alışmıştı artık bu duruma. kov kov artık bir yere kadardı ki uygar'ın fark etmediği ve sonradan aklına gelen şey ise başka bir şeydi. Kendisi normalde ufacık bir çıtırtıda bile uyanan bir çocukken Günay yanında olunca top patlasın uyanamıyordu.

Bu detay onu her ne kadar sinirlendirse de işine gelirdi.en azından buraya geldiği günden beri en rahat uykularını çekmekle meşguldüler.

Tabii bir sabah Yaman onları sarmaş dolaş bir şekilde yakalamasaydı. O gün Yaman'ın yaşadığı şaşkınlığı hiç kimse yaşamamıştır.Yaman o durumdayken kaskatı kesilmiş bir şekilde ikisini izlediğini iyi hatırlıyordu. Günay belki de ilk defa yamanın kendisinde olan bakışlarından korkmuştu. sanki Büyük bir suç işlemişlerdi de şimdi o suçun cezasını çekmek zorundalarmış gibi.

Ki şöyle de bir durum var, bu yaptıkları cezasız da kalmamıştı. Tabii sadece bir kişi için geçerliydi bu çünkü Günay ne yapıp etmiş kendini yaman'a yanaştırıp cilveli cilveli konuşmasıyla kendini affettirebilmişti.tabii Uygar için aynı şey geçerli miydim muamma.

Zira Yaman bütün odasını dip bucak uygulara temizletirken bir de üstüne başında beklemesi ile gerekli cevabı çok net bir şekilde vermişti.Uygar'ın kafasında ise çok başka bir mesele vardı.mesela bir daha rahat bir uyku çekebilicekmiydi.yada bir daha birlikte uyuyabiliceklermiydi.?

Ya da belki de çok başka bir şeyi sorgulaması gerekiyordu. Mesela bu bücürün neden ceza almadığını sorgulaması gerekiyordu.
Bakışları arada yamanın arkasına saklanan ona üzgünce bakan günaya kayıyor.sonra tekrar elindeki sarı bezin elini tahriş ediceğini bildiği halde sertçe yeri siliyordu.insan gibi kızamıyordu da Bunu yapıcak olduğunda günayın titrek bakışları zamanını kolluyormuş gibi sulanıyordu.

Günay ise onu izlerken içi suçluluk duygusuyla doluydu.temizlik yapmasıyla ilgilenmiyordu.asıl düşündüğü bor daha dev adamla rahat bir uyku çekermiydi ki.

İşte size bahsettiğim şey tam olarak buydu
Bu yüzden küçük kız için hayatın olumlu veya olumsuz bütün yanlarından insan nasibini sonuna kadar almalıydı.çünkü onlar her şeyiyle seni sen yapan şeylerdi.
Her ne kadar olumsuz tarafı küçük kızı pençesi altına alıp bırakmak istemese de bundan pek şikayetçi olduğu söylenemezdi.

çünkü şu ana kadar her ne olmuş olursa olsun hayat ona iki kalbi tertemiz insan vermişti. Her ne kadar biri kendisine korkunç bir varlık olarak görse de her ikisini de seviyordu. Bazen sevgisi terazi ile tartılsa bile herhangi bir oynama olmiyacakmış gibi geliyordu bu dengede.

Yani şu ana kadar her ne olmuş olursa olsun hiçbiri için üzülmesine canını sıkmasına gerek olmadığını biliyordu.
Çünkü o nasibini her ne kadar olumsuz yola saparak bulduysa da çıkış oldukça olumlu bir yanıt vermişti bu küçük kıza.

Tek bir sorun vardı o da vücudunda artçı depremler yaratacak kadar korkmasına yetiyordu. Bu korkusu yine o iki kişiden geçiyordu ya onlar da Gülay gibi giderlerse ne olacaktı. Kim bakardı bu küçük kıza ya da kim severdi artık bu saçı başı dağınık üstü başı yırtık kızı.

Aslında sorun üst başta yada görüşünde değildi asıl sorun sevilmekteydi galiba korkuyordu. onlar da gider ve kendisi yapayalnız kalırsa diye. Bu korku neden mi filizlenmişti bu küçük bedende peki. Şöyle söyleyeyim.

Bir keresinde

günayın yaman abisiyle buraya geldiği günden beri aklını kuracalayan ufak detaylar vardı kafasında
Mesela her akşam oda oda gezip tanımadığı abiler bütün çocuklara neden beyaz bir şeker dağıtıyordu üstelik bunu bir kerede yapmamışlardı.ilk bir kaç hafta yapmışlar sonra bir anda vermeyi kesmişlerdi.

Kendisinede veriliyordu bu şekerden.ve itiraf etmek gerekirse tadı çok güzel olmasada garip bir şekilde onu rahatlatıyordu.hatta bazen gülay aklına geldiği akşamlarda daha bir iyi geliyordu.bu şekerin ona verilmesi normalde yasakmış.uygar öyle diyordu.halbuki kendisi dışında herkes yiyiyordu malum bu şekerden.böyle olduğunda kendini dışlanmış gibi hissetmekten alıkoyamıyordu.

Halbuki uygarda bu şekeri içmiyormuş.kendisi uygarla bir gün ya yana oturup konuşurlarken söylemişti bunu ona.uygarın yememesi umurunda değildi.o seviyormuydu.seviyordu.gerisini düşünemiyordu bazen.hatta geceleri çoğu zaman herkes uyurken bu istek uykudan uyanmasına bile sebep oluyordu.
Yaman abisi ise bu aralar kendisiyle pek ilgilenmiyordu artık.nedenini o kadar çok düşünmüştü ki ama nedeni bir türlü aklına gelmiyordu.neden ondan bir anda bu kadar uzaklaşmıştı.nasıl yapaabilmişti.
sonra gerçek bir anda acı bir şekilde kafasına dank etti.

Bulundukları yerde her kes her akşam aynı verilen şekeri yiyip yatıyordu.yamanın uygara karşı olan uzak tavrı nerdeyse her kes tarafından biliniyordu.ama kimse de sorgulamamıştı.herkes uygarın o şekeri sevmediğini ve ağzına sürmediğini biliyordu.günay o şekeri yemeden önce iyi olduklarını hatırladı.şekerden sonrasında da iyiyiydiler aslında.

ama şekerini yemediği akşamın sabahı yaman abisi artık yüzüne bile bakmaz olmuştu.günaya karşı bu ani uzaklığın nedeni neydi peki? Sevgiye muhatç bir kızı bir anda hiç olmayacak kadar büyük bir sevgiye boğup sonra yüz üstü bırakmak vicdansızlık değilmiydi?Günay yeni yeni anlıyordu.o şekeri yemek gerçekten bu kadar önemlimiydi?

Sorun değildi.zaten kendisine iyi geldiği bile söylenebilirdi.bu yüzden şekeri yemesinde bir sakınca olmazdı.bu yüzden her akşam tanımadığı kendisinden yaşça büyük olan abiler paketi önüne bırakıp arkalarına bile bakmadan gittiklerinde.

eskisi gibi uygarın bir kaç saniye sonra gelip yemesine mani olmasına izin vermeden.paketi açıp içindeki beyaz zehrin hepsini saniyeler içinde yutmuştu.size cümlenin başında korkusunun nedenini söyliyeceğimi hatırladınızmı?

Bir kaç dakika sonra elindeki iki üç paketle içeri giren uygarın bakışları direkt yatakta başı dönüp duran küçük kızı bulmuştu.

O gün korktuğu şey buydu işte uygarın kendisine dönen bakışları.şuana kadar bir çok kişi ona bu şekilde bakmıştı.karşısındaki kişinin baktığı gibi.'acıyarak'

Hayatındaki çoğu bir dönemde yanında bulunduğu kim varsa ona bu şekilde bakmıştı.ama bu bakısların aynısını görmemesi gereken birinden görmüştü.kendini o an çok savunmasız hissetti.

gözleri elinde tuttuğu boş pakete kaydığında,çocuğun bakışları da onu takip etti.sesli bir şekilde yutkunduğunda dev adamın gelip onu gerekirse azarlamasını bekledi ama bu olmadı.

Uygar aksine elindeki o iki üç paketi de yatağa sert bir şekilde atıp odanın kapısını yavaş denmiyecek bir şekilde suratına çarpmıştı.yaman abiye tekrar yakın olmak isteyen kızın ilk gözden çıkardığı uygar ,dev adamı olmuştu.
Kapı kapandığı gibi yaşlar gözlerinden boca etti yanaklarına.ellerinin titremesini durduramıyordu.
yaman abisi de gelmemişti zaten.ve ertesi sabah kapısını çaldığında da açmamamıştı.
O çok sevdiği ne dilde olduğunu bilmediği şarkı sesleri bile gelmiyordu odasından.ona ne olmuştu böyle?
Günay buraya geldiğinden beri ilk defa bu kadar yanlız ve savunmasız hissetti kendini.yalnız ve kimsesiz.

Ama hemen pes etmemişti elbette.yalnız kaldığı bu iki hafta boyunca her akşam diğer çocukların yaptığı gibi şekerini düzenli bir şekilde kullanmıştı.ama hayır yaman abisi hala yoktu.ve itiraf etmek gerekirse midesi bu şekeri yedikten hemen sonra şiddetle çalkalanıyordu artık.bu neredeyse ayakta durmasını zorlaştırıyordu.

bir akşam günay artık daha fazla gözlerini açık tutamıyor.adeta havale geçiricek gibi başı dönüyordu.uyuması gerkiyordu.hemde hemen.yatağa uzandığı o bir kaç saniyede gözleri kapanıp açılırken belkide sonsuz bir karanlıkla buluşmak üzere olduğu o kısacık anda kapı bir anda açılmış ve duyduğu sert adım sesleri kendisine doğru gelmeye başlamıştı.bilinci her ne kadar bunların farkında olsada gözleri açılmıyordu.

Vücudunun havalandığını hissettiğinde bile açamadı gözlerini.saçları arasında bir nefes hissetti.neredeyse iki haftadır ilgiden yoksun saçları arasında.saçlarını ne yıkamış nede taramıştı.çünkü bunu yaman abisi hep yapardı.ama artık o da yoktu.ama şuan saçları arasında bir nefes vardı.bi nefesin kime ait olduğunu bilmesede oldukça güven vericiydi.

Kıyafetleri üzerindeyken soğuk suya maruz kalması ise gözlerine malup geldi ve çığlık atmaya hazır bir şekilde ağzı açıldı.
Buna koca bir el mani olduğunda çığlığı boğuk bir sese dönüştü.
Kan çanağı gözleri muhattabını araraken baygın bakışları etrafta gezindi en sonunda kafasını kaldırdığında 'onu'gördü. Dev adam.
Gülümsemesini tutamadı.uzun zamandır gülmüyordu.şimdi bir anda buna meyledince yüz kasları gerilmişti.

Dev adam ise gözlerine bakmıyor sadece kızı üzerindeki kıyafetlerle yıkamakla meşguldü.
Günay artık kendisine gelinmesini beklemekten yorulmuştu.ilk adımı o atmalıydı artık.gülaydan sonra hep baskalarından ilk adımı atmalarını beklemesi onda sevmediği bir alışkanlık olmuş olabilirdi.ki daha fazla bu özlemede karşı koyamazdı.her ne kadar kendisinden korkan bu çocuk onu sevmesede kendisi onu seviyordu.

sadece kısa bir sarılmaya ihtiyacı vardı.
Burnunu çektiğinde hala güldüğün7 fark etti.tek bir farkla artık ağlıyorduda.daha fazla bekleyemeden ıslak vücudunu uygara sardığında iş başındaki uygarın bedeni hem ıslaklıktan hemde gerksiz temastan kasılmıştı.

Burun çekme sesi duyulduğunda uygar ne karşılık verdi nede geri itti.buna ihtiyacı olduğunu biliyordu çünkü.

" Neden beni artık sevmiyor"
Ağlama seslei hıçkırıklarla karışınca sesi boğuk ve çatallı çıkıyordu.uygarın ise bu soruya verebilecek bir cevabı yoktu.
Yamanın kendisiyle o kadar bir samimiyeti olmasada şuana kıyasla eskiden çok daha yakınlardı.uygar asla yamanla yanyanayken yamana abi demezdi ama kendinden küçüklerle konuştuğunda yamanın isminin yanına abi kelimesini eksik etmezdi.

İçi acıdı kendisine sıkı sıkıya sarılan kızı görünce.

"Yaman abinin biraz dinlenmesi lazım.o...biraz yorgun"

Kız merka ediyormuş gibi kafasını biraz kaldırarak uygarın yüzüne baktı.bu sırada burnunu çekmeyi de eksik etmedi.

" Bende yoruldum.benimde dinlenmem gerek.bende açım.bende hastayım.ben neden dinlenmiyorum peki"

Beklenmedik soruya karşı uygar yutkundu ne diyebilirdi ki iki haftadır başlarına ne varsa gelmişti.
Birinin ne durumda olduğu belli değildi.kendisi küçük kıza zarar gelmemesi için uğraşıyordu.
Küçük kız ise onu düşünen birini görmüyordu bile.

Soğuk suyu kapatırken günayın sorusunu da cevapladı.

"Belkide sadece kendi için bir şeyler yapmak istiyordur.ona biraz izin ver

"Ama-"

"Şşşt-"

Elini küçük kızın ağzına kapayıp önünde eğildi.

Saçlarının ıslaklarını önemsemeden ilk defa kendine kurduğu bir duvarı yıkarak saçlarının ıslaklarını önemsemeden dudaklarını küçük kızın saçlarına bastırdı.
Günay öylece karşısındaki çocuğu izlerken dili tutulmuş gibiydi Ne diyeceğini ne söyleyeceğini bilemiyordu.ilk defa böyle bir şey yaşıyorlardı.normalde aralarına kurduğu ve ikisininde bildiği koca duvar şimdi çatırdamayı geç yıkılmış gibiydi.Bildiği tek şey ise o an içinin sıcacık olduydu. Midesinde sanki onlarca kelebek birbirine çarparak uçuşuyor birbirine çarpan kanat sesleri midesinin ağrımasına neden oluyordu.

Uygar dudaklarını geri çektiğinde uzun bir müddet birbilerine hiçbir şey söylemediler ikisindende her hangi bir ses çıkmıyordu.uygar onu kurulayıp odasına götürdüğünde bile sessizce ne yaptığını izliyordu. Saçların kurulanması bittiğinde sıra taramaya gelmişti ama bunu yapan hep Yaman abisi olurdu.

Kim bilir şuan ne yapıyordu. Tarağın Demir dokusu saçlarında dolaştığında günay zorla yutkunmaya çalıştı. Bir anda bazı şeyleri unutmak gerçekten de insana yük oluyormuş onu anladı o an. Uygar'ın saçlarında dolaşan elleri ise onu biraz da olsa mutlu etmeye yetiyor gibiydi.hatta gibisi az kalırdı buraya geldiği günden itibaren her gün birbirlerini yemekten çekinmeyen bu ikilinin şu anda bu halde olması gerçekten şaşılacak şeydi doğrusu.uygarım işi bittiğinde gecenin sonuna yaklaşmışlardı.saat epey bir ilerlemiş konu tekrar o şeker konusuna gelmeden uygar sadece tek bir cümle söyleyip odadan çıkmaya yeltenmişti.

" Bu dediğimi son bir defa söyliycem bücür o şeker yenmiyicek yoksa"

Uygar cümlesini tamamlayamadan günay sözünü kesti.

"Yoksa ne... Sende mi beni sevmeyi bırakırsın yoksa?"

Günay şeker konusunu düşünmüyordu bile midesinin bulnamasıda geçmişti zaten.sadece uykusu vardı.uygarın kurduğu cümle ise gün boyu içinde tuttuğu şeyleri dışarı atması için bir fitil görevi görmüştü.
Uygarın duyduğu şeylere verecek her hangi bir cevabı yoktu.istesede veremezdi galiba.ona değer veriyormuydu,yada onu sevicek kadar yakınlarmıydı? Bilmiyordu.öyleyse vericek bir cevabı da yok demekti.

Kapıdan çıkmdan önce söylediği son şey "uyu artık bücür "

Günay ne dediğini anlayamadı.bu olumlu mu yoksa olumsuz bir yanıtmıydı?

Bunu nasıl anlamalıydı?

Uygar çıktığı an kafasını yatak başlığına dayayarak olanları düşündü.gözleri ise az önce uygarın bıraktığı bosluktaydı.
O da mı kendisini sevmiyordu yani?
Ama yaman abisi tek başına kaldığı zaman yanlız hissettiğinde dev adamın onun hep yanında olucağını söylemişti.ama o da gitmişti.gözlerinin ağrımaya başladığını hissettiğinde tam bir sekilde uzanarak gözlerini kapadı sonsuz bir uyku uyumayı beklerken bırakın sonsuz uykuyu.gözleri kapandıktan bir kaç saniye sonra tekrar açılmıştı.bir eksiklik vardı.
Sorun şuyduki Günay hiç bir şekide uyuyamıyordu.ve odanın her bir yanına uygarın kokusu sinmişti acaba şimdi yanına gitse kızar mıydı ki.daha yeni gitmişti odadan.uyumuşmuydu ki.

Aradan gecen yarım saatlik sürede uyuyamayacağını anladığında yataktan kalkarak meşhur o paytak yürüyüşüyle uygarın odasını bulmuş.ve içeri girip uygarın uyuduğunu anladığında yorganın bir kısmını açarak içine sıvışmıştı.gözleri sevdiği kokuyu aldığı an kapansada bilinci hala biraz da olsa yerindeyidi ki
Sırtından açılan battaniye omuzlarına kadar çekilip bir bedenin ona doğru gelip iki kolun kendine sarıldığını hissettiğinde de bilinci açıktı.
boynunda hissettiği nefestede ve söylediği her bir cümleyi işittiginde de
"Seni sevmeyi bırakmam için önce kendime seni kabullenip etmediğimi iyiraf etmem gerek."
İç çekme sesi duyuldu.
"Ama senden vazgeçmiyeceğimi iyi biliyorum"
Bu cümleleri duyan günay ne anlama geldiğini bilmesede içi kıpır kıpır olmuştu.uykuyla uyanıklık arasında bir yerlerdeyken kendisine yaslı olan beden biraz daha yaklaştırdı kendini ona ve o çok sevdiği kokuyu çekti ciğerleri içine.
Kafası dev adamın göğsüne yaslıyken.görünmeyeceğinin verdiği cesaretle kafasını daha çok bastırdı kucağında olduğu bedene ve bu iki hafta içerisinde hiç gülümsemediği kadar büyük bir tebessüm oluştu dudaklarında.
Bunlar olduğundaysa bilinci hala açıktı.

Tıpkı uygarın söylediğini duyduğu son cümlelerinde de olduğu gibi.

"Günün sonu hep böyle biticekse.Yaman denen dingil istediği kadar ceza verebilir.razıyım"

😍

Bazılarına göre ateş ten tene değdi an harlanır,geriye ise sadece küller kalırdı.bazılarına göre ise ateş denen bir şey yoktu tenin tek ateşi arzuydu ve bu arzu ete kemiğe büründüğünde onu oluşturan maddelerden biri şehvetse kanında dolanan tutkuydu,istekler ise tam olarak bahsettiğim bedenin başıydı.kimilerine göreyse dipsiz bir uçurumun sonsuz karanlığındaki sesti.

Peki sana göre ateş tam olarak neydi? diye sorarsanız belirli bir tahminim yoktu açıkçası.çükü bu işlere pek bir ilgim olduğu söylenemezdi.hatta bırak ilgi alanını benim şuana kadar yanımda olduğunu varlığını söyleyecek bir arkadaşım dahi olmamıştı. peki bu durumdan pişman mıydım.pek sayılmaz. ama tabii ki her insan gibi eksikliğini hissettiğin bazı şeylerde olmuştum ama dediğim gibi bunlar geçici hevesler ve arzulardı.madem öyle neden bu soruyu tam şuan kendime sorduğumu bilmek istersiniz elbette.
Nedenini biarzdan öğrenicektiniz.
Çünkü cevap göz kapaklarımın felç geçirmişçesine birbirine yapışmış bir türlü açılmamasıyka maşlamışı.ancak ondan sonra duyduğum ses uyumama da izin vermiyordu. bu sesin ne olabileceğine dair türlü türlü şey düşünmüştüm.aslında normalde de burada kaldığım süre zarfında zaten her sabah bir gürültüyle uyandığımı bilmekle ilgisi yoktu elbette.haklısınız elbette.

Neden bu soruyu kendime sorduğumu şu şekilde anlatayım.üzerine yaslandığım yastığım bu kadar rahatken kalkmak sizce de suç değil miydi.Bence suçtu. Sadece tek bir sorun vardı. o da yastığımın hareket ediyor olmasıydı. Bir yastığın hareket etmediği kalmıştı O da olmuştu.Ya da durun. belki de hareket ettiği için bu kadar rahattı.
Aslında kime neydiki yastık rahat mıydı rahattı. gerisi pek umrumda olmasını istemediğim ufak detaylardı.

Teknoloji, o kadar geliştiğimi bilmem ama hareket eden bir yastık şu ana kadar görmedim.

Ah elbette sana da günaydın. Ben de neden Sabah sabah hiç başım ağrımıyor diye kendi kendime soruyordum.iyi ki geldin ve geldiğin gibi gitmeye ne dersin bakalım. zira Nezih bir uyku çekmekle meşguldüm. Söz sonra seni çienen kopana kadar dinleyeceğim.

bu arada ne dedin sen az önce. yastıklar hareket etmez miymiş?bayağı bayağı hareket ediyordu işte. tescillenmiş bir gerçekti. yani bir iç sesim bu kadar burnu havada olması gerçekten inanılacak bir şey değil.yoksa ben mi yanlış hissediyorum eğer öyleyse şu an kafam neden bir aşağı inip bir alçalıyordu.

Hem durun bir dakika bu yastık olduğundan daha fazla sıcak değil miydi ve fazla pürüzsüz. hadi ama yastık değilse neydi ki bu şimdi.

Gözlerini açarsan belki görebilme şansın olur.
İyi ki söyledin yoksa benim bu duyu organımdan haberim yoktu çok sağ ol.
Ya rabbim.bazen diyorumki bir tek benim iç sesimmi bu kadar aptal diye.

Aptalın kim olduğunu gözünü açınca anlayacaksın.

kafam karışmaya başlamıştı.neyden bahsediyordu bu sabah sabah hem zaten uykumda kaçmıştı zaten.tek çare çıkan sesi duymak için ve iç sesin edebiyat yaptığı şeyi anlamak için gözlerime ışığı alıştırmaktı galiba.
Yavaşça göz kapaklarım aralanırken aynı zamanda esniyordum. Az önceki ses olmasa gerçekten güzel bir uyku çekmiştim. Sahi ben neden bu kadar güzel bir uyku çekmiştim şimdi.nerde kabuslar çığlıklar kan vahşet? Hiçbiri yoktu. Peki ne vardı biliyor musunuz gözlerimi açtığımda gördüğüm bir göğüs. Ama öyle tavuk göğsü falan da değil ha. bildiğin düpedüz göğüs.hatta gözlerim bana bir ironi yapmak istemiyorsa bu bir erkek göğsüydü.

Gözlerim bu gerçeğin bilinci ile daha bir aralanırken kafamdaki tek soru bu göğsün sahibinin kim olduğuydu.
Kendime sorduğum sorular bir bir artarken bir anda dün akşam yaşananlar teker teker aklıma doluşmaya başladı.bu oldukça ağzım sonuna kadar aralandı olanlar bir filim şeridi gibi saniye saniye gözlerimden akıp giderken bakışlarım yukarı tırmanmaya korkuyordu.

Durun bir dakika dur dur dur dur dur. Ben dün akşam uygar'ı bir silahla ayağından vurdum sonra odama geri döndüm uyumaya çalıştım. tamam buraya kadar her şey süper.sonra iç sesle güzel bir münakaşaya girdim. tabii ben yine ben kazandım. Sonra varlığından şüphe ettiğim vicdanımı rahatlatmak için karaık bir koridorda ilerleyip Uygar denen herifin odasını bulmaya çalıştım.bulduğumda ise nefes aldığından emin olacak ve gidecektim.

peki neden öyle yapmamıştım. Daha doğrusu tam olarak ne yapmıştım?
Ya da şöyle söyleyeyim hiç uzatmadan lafın kısası üzerinde yattığım göğüs kimin di? Sormaya korktuğum soruya cevaben üzerine yaslandığım göğüs hareket etmeye başladı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan birkaç saniye nefes alışverişlerin düzeni değişip farklı bir tona büründü.

Allah'ım ne olur düşündüğüm bir şey olmasın ne olur yarabbim sana bu kadar içten dua ettiğim bir an daha hatırlamıyorum ama lütfen lütfen o olmasın. Nefes alışverişlerin sesi artık daha bir düzensiz ve üzerine yaslandığım beden kaskatı kesilmişti.kalp atışlarının sesi kulaklarıma vuruyordu.herife bak sanki maraton koşusuna katılmış gibiydi. bu da ettiğim duanın bana olumsuz bir şekilde geri döndüğünü çok net bir şekilde gösteriyordu
(Yazarın notu:HAŞA)
Ne olduğunu anladığımda o an için sadece tek bir şey istedim dünya üzerinden silinmek.

Ve tabi bu da gerçek olmadı.küçük bir cesaret kırıntısına tutunup kafamı en sonunda kaldırmaya azmettiğimde koyu kahveyle harmanlanmış yosun yeşili gözler bakışlarıma ev sahipliği yaptı.size bahsettiğim ateş sorusu tam olarak burada ortaya çıkıyordu.yanaklarım kıpkırmızı olmuştu kesin.bana göre ateşin bir tanımı şuana kada yoktu.ama dikkkat edersinizki şuana kadardedim.çünkü artık bir tanımı vardı.yanlıs yerde yanlış kişiyle ve yanlış bir zamanla.

Anasınıydı ama artık gerçekten sayın seyirciler.anasınıydı yani.daha ilk bir kaç haftada bana kendini nefret ettiren şirret bir adamın koynunda uyanan tek mal bendim her halde.

Asıl aptalın sen olduğunu söylemiştim.

Emin ol şuan seni gram takmıyorum.

Neden acaba
İyice fesada bağladın.ne alakası vardı şimdi. adam bana böyle bakarken bunu söylemenin.zaten o kadar garip bir şekilde bakıyorduki sanki namusuna leke sürmüşümde töreler gereği onu nikahıma almam gerekiyormuş gibi bakıyordu.

Bu bakışlar bırak yerin yedi kat altına,uzay boşluğuna savrulma isteğimi arttırdığından hemen tam şuan kalkmaya meylettiğimde asıl takılmam gereken nokta başkaydı aslında.duyduğum flaş sesleri gibi mesela.yada kahkahasını tutmaya çalışan bir ses gibi.

Bakışlarımı en sonunda beni izlemekte olan gözlerden çekip arkama bakmaya çalıştığımda korktuğum başıma gelmişti.evet gerçekten bu oluyordu.hakan denen ibne, kansız herif.
Resmen bizim fotoğraflarımızı çekmekle meşguldü.ve bilin bakalım kimin kolu belime sarılıydı.

Bak söyleyince de ben suçlu oluyorum falan ama yani sıçarlardı böyle işe.

Hem ben nasıl böyle uyuyabilmiştimku? en son hakanın kolundan kurtulmaya çalıştığım başarısız girişimlerden sonra kafamı sadece bir anlığına kafamın altındaki kola yaslayıp iç sesle kavga ettiğimi hatırlıyordum.ve tabiki yin-

Evet,evet...yine Sen haklısın falan filan sonra...

Aferim yola gel böyle işte.
Tam biraz daha bu tartışmayı sürdürmeyi düşünürken.tok bir ses bu düşünceme mani oldu.

"Tam olarak ne yapıyorsun.
ha-"

Kurduğu cümle yarım kaldığında ne diyeceğini ben de merak ediyordum ama beklemediğim bir anda kulağıma doğru eğilip fısıldamasıyla vücudum tepki olarak ani bir şekilde kasılmaya başladı."adı neydi bunun"
O an için kulağıma nefesini üfleyen adamın sorduğu soruya ben bile yanıt veremedim. Çünkü şöyle bir sorun vardı ki. Şu an kendi adımı bile hatırlamayamazken. Karşımda bize gülerek elindeki telefonla bir şeyler yapmaya çalışan kişiyi gram tanımıyordum.

Bakıyorumda sıcak bastı.

Yok canım tabii ki de ilk Volkan tam burada patlamadı ve patlamayacaktı. yani umarım.

Bu ses ve soru tabii ki de beklediğim kişidendi ama şöyle bir hatırlatma yapmak isterim yanlış yer yanlış zaman yanlış ki ne tepki vereceğimi gram bilmiyordum ne yapabilirim belki videosundan kalkıp şamaları suratına gçirebilirdim. ya da durun belki de onun da hala uykusu vardı ve biraz daha uykuya ihtiyacı vardı. tam bu esnada beni bile şaşıracağım bir şekilde kafamın içinde ufak bir sessizlik oldu.

...

Yada şu ana kadar pek tercih etmedim bir yönteme başvurup 1. seçeneğe yönelebilirdim

Oh!gerçekten ben bile beklememiştim.

Neyi?

Sorduğum soruya hiç sesten bir cevap gelemeyince asıl cevap başkasından geldi.

"Siz böyle sere serpe yatmaya iyi alıştınız ha"

İsmini en sonunda hatırladığım Hakan konuştuğunda ufak bir detayı unuttuğumu hatırladım adama cevap vermemiştim.

Ben cevap vermeyince uzaklaşan nefesi beni her ne kadar biraz daha rahatlatsa da bu konumdan hemen tam şu an kurtulmamız gerektiğini biliyordum. ama şöyle bir detay vardı ki adama cevap vermeden de olmazdı.sonuçta bir soru sormuştu. Kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda dolaylı yoldan da olsa çenem göğsüne değiyordu ve sıcaklığını daha yakından hissediyordum bu durumda yüzüne alttan bir şekilde bakmak durumunda kalan taraf ben oluyordum. Bu bir kaç saniyelik her ne kadar şu an için önemsemeyeceğim bir an olsa da sonrasında aklıma geldiğinde neler düşüneceğimi ben bile bilmiyordum.
Zira diyorsun yaşın ile harmanlanmış kahveler fazla duygu yüklü bakıyordu.

Bu bakışlar her saniye biraz daha değişirken içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak adına yönettiği sorusunu yanıtladım.
"Hakkıydı galiba"

Verdiğim cevapla aynı saniye hakkının Gülen sesinin bir anda kesildiğini işittim ne!duyduğu cevaptan hoşlanmamış mıydı yani. ismi neydi o halde ,zira şu an kafam pek yerinde olmadığından kendi ismimi bile unutmuş olabilme ihtimalim yüksek bir ihtimaldi.neyse lafın kısası size şöyle anlatayım uygar'ın göğsünde yatmakta olan ben kendimi en sonunda elektriğe çarpmışım gibi bir anda geri çekmiş kimseye de tek bir söz hakkı tanımadan uyuşuk ama hızlı adımlarla kendimi odadan dışarı zor atmıştım. gözlerim uykusuzluktan mı bilmiyorum yanıyordu.ki her ne kadar bu duruma ben bile şaşırsam.

uykumu da iyi almıştım.öte yandan yanaklarımda ateş içindeydi.ellerimin soğukluğunu yanaklarıma bastırdığımda bile içim bir türlü soğumak bilmemişti.patlamaya müsait bir yanardağ gibiydim o an. kendi odama gittiğimde yaptığım ilk şey ise en güzelinden soğuk bir duş almak olmuştu. işim bittiğinde ise kendime geldiğimi hissettim desem yalan olmazdı.

üzerime salaş bir tişört ve siyah diz altında biten bir şort geçirip aşağı indiğimde herkesi masada bana bakarak görmeyi beklemiyordum elbette.Onları takmamaya çalışarak masaya oturduğumda başlamak için beni beklediklerini anladım.masada yüzüne bakmadığım tek şahsiyet kimdi acaba tahmin edin.Yaman masada hemen önümde otururken Hakan hemen benim solumdaydı. uygar'ın ise şu an tahmin edersinizki ne yaptığıyla ilgilenmiyordum.

ama masanım hemen baş köşesinde oturduğunu bilmek için bakmama da gerek yoktu. Can sıkıcıydı resmen. neden Yaman'ın yanına oturmayıp baş köşeye oturuyordu ki şimdi.egoist piç.her ne kadar kendisine ayrı bir kin beslesemde ona hem sinirli hem de biraz mahçup hissediyordum. Yaşadığım çelişkiye bakar mısınız.işin garip yanıysa adam sanki her gün beraber uyanıyormuşuz gibi hiçbir şey söylememiş nede sinirlendiğine dair en ufak bir tepki vermişti. evet doğru.tek-bir-şey-bile söylememişti.tabii ilk gördüğü an takındığı bakış hariç O an kendimi gerçek bir Nuri Alço zannetmediğimi söylesem yamulurdum herhalde.o an gerçekten kendimi sapık gibi hissettirmişti bana. hayvan herif
işin iyi yanından baktığımda ise şöyle bir şey vardı: bacağındaki yarayla veya dün akşamki olayla da ilgili herhangi bir şey söylememişti. tabii bu yüzüne bakabilmem için yeterli bir sebepmiydi? pek sanmam.

Yemeğin başında ve sonunda kimseden tek bir ses bile çıkmamışt. Yaman bile konuşmuyordu konuşması pek umrunda değildi zaten işime bile gelirdi. Kahvaltıdan sonra odama çekildiğinde bilgisayar üzerinden gelen e-mail i gördüm.

Açıp baktığımda bunun yeni bir iş olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Şansa bakın ki benim de oyun oynayasın tutmuştu ve bilin bakalım öldüreceğimiz kişi masum biri miydi yoksa kadınları pazarlayıp çocukları birer araç olarak kullanan pisliğin teki miydi. Beni tanıyanlar kesinlikle ikinci seçenek olduğunu iyi bilirdi.

Şöyle bir sorun vardı ki bırak bu yeni görev hakkında konuşmak ben uygar'ın yanına gidip yüzüne bile bakamazdım. Aslında önemli olan nokta bu da değildi. Şu ana kadar tek tabanca takılan ben nasıl gidip ekip halinde çalışıcaktımki. Tamam her anlamda mükemmel bir insan olsamda bunu yapacağımdan pek emin olamıyordum doğrusu. Bu benim İlk ekip çalışması olacaktı ve bilin bakalım kim kendini ekip arkadaşına rezil etmişti.

şimdilik bunları düşünmek biraz saçmaydı çünkü birazdan zaten aşağı inecektim her halükarda yüz göz olacaktık en basitinden biz ekip arkadaşıydık adamın yüzüne bakmadan nasıl iş yapacaktımki?

Sende yüzüne bakmazssın.
Oldu.götüne bakarak konuşayım istersen.

Fena olmazdı aslında.

Tekrar aşağı indiğimde üzerimdeki kombin hala aynıydı. Uzun zamandır iş almıyorduk en azından ekip olarak almıyorduk ve bu bizim ilk ekip çalışmamız olacaktı doğrusu ne yapmam gerektiğini tam olarak bilmiyordum ama ünlü bir düşünür derdi ki bilmemek değil öğrenmemek ayıptı. Yani umarım öyle diyordur.
Merdivenlerden aşağı indiğimde salonda kimse yoktu koltuğa doğru ilerleyip oturduğumda televizyonda kumandasını bularak açtım. Şu an kimseyi teker teker bulup toplayamazdım.

Üşengeçliğim tutmuştu sonuçta koskoca villa gibi yerde nasıl bulacaktım üç koca dev gibi adamı. En basitinden bu narin ses tellerimi bu 3 dağ ayısı yüzünden tahriş edemezdim. Bu canım sesimi sokaklarda bulmamıştım elbette.belki bir bakıma...

Koltuğa oturup açtığım diziyi izlemeye koyulduğumda hiçbir kanalda insan gibi bir şey olmadığını görmek gerçekten can sıkıcı bir durumdu.mecburen komplo teorilerimin telifini ödediğim Müge anlı'yı izlemeye karar verdiğimde. Reklam girmesini fırsat bilerek mutfağa gidip tavşan kanı sıcacık bir çay demleyip geri dönmüştüm.

Şansıma benim gelmemle program yeni yeni başlamıştı. Oturup izlemeye koyulduğumda. Programda bir abla vardı.

Kocaya kaçan bir kızını aramakla meşguldü. garibim oturup ağlıyordu. Neymiş efendim kızını zorla kaçırmışlardı,sevmediği bir adamla beraberdi,zorla alıkonuluyordu falan filan işte cart curt.

Abla sen buraya gelene kadar bu kız neden kaçtı diye hiç sorguladın mı kendine hiç sordun mu bu kız neden kaçmak istedi diye. Şöyle de bir sorun vardı kaçtı zannettiği kızı programa bağlanıp konuştuğunda annesine resmen isyan ederek konuşuyordu bu muydu yani zorla alıkonulan kız. Programlarda izlediğim ve gördüğüm kadarıyla aileler hep böyleydi.suçu hep çocuklarında ya da başkalarında ararlardı.
Böyle dediğime de bakmayın suçu dışarıda aradıkları falan da yoktu belki bazı aileler için geçerliydi ama çoğunluğu böyle değildi. Çoğunluk hep kendi çocuğunun haksız olduğundan yanaydı nedeni ise apaçık ortadaydı. Böyle ailelerin çocukların içine kapanık hangi ortamda ne söyleyeceğini bilmeyen pısırık çocuklar olurlardı aileleri ise onların tam tersi değillerdi aslında tam olarak aynılardı sadece aileleri kendilerine gerçek yüzlerini göstermeden farklı bir kılıfla duygularını çocuklarına yansıtırdı. Gerçekte pazara çıkınca bile iki çift laf etmeyi bilmeyen acınası varlıklardan ibaretlerdi.

Başkaları üzerinde kuramadıkları üstünlükleri kendi çocuklarına birer sınır olarak çizince mükemmel ebeveyn rolü oynamak kolaydı elbette o yüzden cam ekranın arkasındaki kadına gram acımıyordum.

Program bitene kadar 3 bardak çayımı bitirmiştim bile. Beni yerinden kaldırmaya yetecek tek güç ise en sonunda teşrif etmişti. Uyuşuk adım seslerini duyduğuğda kafamı çevirip baktığımda Hakan'ın mavi bir bornozla her halükarda yumuş yumuş olduğu belli olan bu mavi peluş bornozla yanıma gelmesi şaşılacak şeydi doğrusu.

Ben bu adamı jilet gibi bir takım elbise ile etrafına korku saçan bakışların farkında olmadığını görerek tanımıştım. Adam resmen iki karakterliydi. Acaba sadece rahat olduğu yerlerde mi böyleydi yoksa bu da kendine uydurduğu bir kalıp mıydı. Beni fark ettiğinde uyuşuk olan adımları hızlandı. Ama bunu yönü değiştirerek yaptı. Bu sefer de mutfağa ilerlediğini görmemle yerimden kalkmayacağımı iyi bildiğimden tekrar önüme döndüm. Gelene kadar bekleyecektik mecbur.

Ayaklarımı önümdeki sehpayı uzatıp önümdeki kanalın ne olduğuna bakmama kalmadan mutfaktan gelen çığlık sesi ile yerimden doğrulup O yöne bakman bir oldu adam resmen yürüyen belaydı yani seni oraya gitmen iki saniye önce falandır ne yapmış olabilirsin ki en fazla. Arkadaşa şöyle filmlerdeki gibi telaş içinde mutfağı koşarak gelirim beklemeyin çünkü bu hakan'a bekleyeceğim bir davranıştı bu yüzden onunki ile kıyaslanacak kadar yavaş adımlarla mutfağa doğru ilerledim.

İçeri girdiğimde gözlerim televizyona çok baktığımdan dolayı ağrıyordu ellerim oluşturduğumda karşımdaki şeyin ne olduğunu görmek için gözlerimi aradığımda. Hakan'ın mutfak tezgahına oturarak elma soyup yediğini görmemle bir kaşım havalandı.
manyak herif neden bağırmıştı durduk yere.

"Ne oldu"
Sorduğum soruyla Hakan'ın varlığımı fark ettiğini zaten bildiğini söylüyor elmadan başı ne kadar yavaş bir şekilde kaldırdığını görmemle anladım.

"Hiç"
'İ' harfini uzatarak verdiği cevap beni tatmin etmemişti.

"Yani"

Elindeki elmayı tutup soyarken sadece bir defa kafasını kaldırıp yüzüme bakmıştı sonra tekrar önüne dönüp işine saçma bir ciddiye de devam etmişti.

" Canım istedi "

Kaşım bu sefer merak ettiğim bir soru yüzünden havalandı. Canı neyi istemişti bunun.
"Neyi"
Sorduğum soruya karşılık verdiği cevap onu gerçekten tanıyan birinin şaşıracağı bir cevap olurdu.

"Çığlık atmayı"

"Biliyordum aslında"
Bu sefer o şaşırmış olucakki kafasını kaldırıp yüzüme bakma zahmetinde bulundu.
"Neyi"
Sinsi bir şekilde güldüğümde ne diyiceğimi gerçekten merak ediyoru gibiydi.arkama bakmadan tekrar yürümeye başladığımda cevabı da eksik etmemiştim.

" Tımharanelik olduğunu"
Arkamdan bir şeyler söylesede tam olarak duymamıştım.ama umarım hakaret içerikli şeyler değildi.

Koltuğa oturmadan hemen önce hakan denen enbesile ceavben bağırdım.

" Hazırlan çıkıcaz"
Cevap gecikmemişti.
" Nereye"
" Alışverişe"
" Niçin "

Cevap olarak ofladım.fazla bağırtmıştı.

" Neden olucak.giyicek donunmu var sanki.bu ay ki zekatımı vermemiştim zaten.iyi oldu seni bulmak"

Cevap olarak bir kaç küfür duysamda umursamadım. Zekat önemliydi.

OY OY OY OY OY VERİN.

TOPLUM İÇİN SANAT SANAT İÇİN SANAT YAZAN İÇİN SANAT ÖYLEYSE OY VERRRRR

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18