14. bölüm / 15
Kimse Masum Değil(Yazgım serisi)13. Bölüm:
Bölümler 15Şu an: 13. Bölüm:
- 1 *Tanıtım*578 kelime
- 2 1. Bölüm:Gerçekçi Yalanlar2.156 kelime
- 3 2. Bölüm:Teklif mi, seçenek mi?3.529 kelime
- 4 3. Bölüm:Görünmez görünen3.636 kelime
- 5 4. Bölüm:Sahipsiz sahip2.211 kelime
- 6 5. Bölüm:Tutarsız Bakışlar2.190 kelime
- 7 6. Bölüm:Bilinen yalanlar2.133 kelime
- 8 7. Bölüm:Acısız intikam3.057 kelime
- 9 8. Bölüm:Geçmişe kör3.492 kelime
- 10 9. Bölüm:bilinçli yardım5.197 kelime
- 11 10. Bölüm:Korkusuz korkak4.822 kelime
- 12 11. Bölüm:7.156 kelime
- 13 12. Bölüm:8.698 kelime
- 14 13. Bölüm:4.308 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 14. Bölüm:1.187 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arkadaşlar kitaba başlamadan hemen önce lütfen oy vermeyi unutmayın şu an ciddi bir düşüşteyiz lütfen oy verin ve yorum yapın 😭🙏🙏
Ve seni benim hayatıma uğratan kaderin de vardı bir bildiği
Özdemir Asaf
***
***
Şu anda hepimiz pozisyon almış gelecek olan gemiyi bekliyorduk hava dolunay ile beraber bütün ışığını kaybetmeden üstümüzde hakimiyetini kurarken yaslandığım soğuk beton yer gerçek anlamda vücudumun düşmesine neden oluyordu. Öte yandan birbirimizden en fazla 20-30 metre uzaklıkta olan diğerleriyse yani Hakan Yaman ve iletişim için taktığımız kulaklıklardan gelen seslere bakılırsa oldukça eğleniyor gibiydiler. Genelleme yapmak biraz yanlış oldu aslında tek eğlenen ses Hakan'ın sesi gibiydi.
Bakışlarım bulunduğu noktadan tek bir saniye bile ayrılmazken kulaklıktan gelen sesler bir noktadan sonra can sıkıcı olmaya başlamıştı bile Zaten kafam allak bullak içi Kazan gibiydi. Bunlar da üzerine tuzu biberi olmuştu.
"Sana yalvarmıştım,sana yakarmıştım,senden başka kimsem kimsem yok demiştim"
"Kardeşim sen aşk acısı falan çekiyor olabilirmisin acaba"
Bu konuşan yamanın sesinden başkası değildi.
"Bazıları sayesinde sarışın bir afeti kara listeye eklemek zorunda kaldım abi.onun acısı bu"
Kara liste derken ne demeye çalıştığını anlamasamda benden bahsetmesi sesli olmasada dudağımın kıvrılmasına neden oldu.
Yaman "Kara liste hakanın ayartıp yine kendi azmiyle kendine düşman ettiği kadınların listesi"
Derken yaman bana kara listenin ne olduğunu açıklamış bense ögrendiğim şeyle küçük çaplı bir şok geçirmiştim.hakanın bu denli yavşak olmasını beklemiyordum elbette.
Hakandan gelen homurtulardan anlaşılıcağı üzere bunun açıklanması onu biraz utandırmışa benziyordu.
"Hepsi onun yüzünden oldu diyorum.tam diyorum tamam hayatının aşkını işte şimdi buldun koçum." Durdu.
Karşısında olmasamda bana söylediğini anlayabiliyordum.
"Sonra hiç olmayacak bir anda bazı kara çiyanlar üzerime çullnaıyor"
Gerizekalı herifin tekiydi.kaşınmayıp adam.akıllı yerinde dursa sanki durduk yere dövüyorduk beyfendiyi.
uygarmı yamanmı bilmiyorum ama birinden sindili olduğunu belli eden bir soluk dökülmüştü.
Normalde ona sataşıp canını sıkardım ama sesi gerçekten üzülmüş gibiydi.
Aşk hayatının onum için bu denli karmaşık olması onun suçu değildi demiyorum elbette ama bazı tavsiyelre alsa iyi ederdi.yoksa bu iş böyle gidicek değildi.bir kızla konuşurken başka bir kıza konuşursa elbette kimseyi kendine bağlayamazdı.
Bu yüzden aşkı tatmayan birinin ona akıl vermesi daha mantıklı olurdu.zaten aşka bir çözüm yolu bulan aşık olan adam değil.aşkı bilmeyen verir.diyen bir düşünür bile vardı.
Bu yüzden ona akıl veren ben olmak istiyordum.
"Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk"
Diye mırıldandım.
Hakan ve diğerleri bu cümlemle sessizleştiğinde hakanın sesi soluğu kesilmiş sanki dediğimi gerçekten düşünüyor gibiydi.
"Canımı da sokakta bulmadım ki ben ama"
Diyen hakanın isyan eden sesi böyle bir cevabı beklemeyen beni sersemletmişti.bir an gülücek gibi olduğumdu bunu benim yerime yaman yaptı.
Hakana bu dediğim işlememis olucakki bu sefer yaman benim yerimi almıştı.
"Ne oldu pek bir keyfin yok.düşlediğin gibi olmadımı.yakıştı ama sana mor renk çok"
Mırlıdandığı her bir kelime şu anki durumda hakanı birebir anlatırken hakan adına bir nebzede olsa üzülmüş olabilirdim.maşallah hayat bulduğu her yerden vuruyordu.her ne kadar haklı bir neden de olsada.
***
"Abi o değilde ben bu kıza nasıl kendimi affettiricem bir çıkar yol söyleyin"
Hakan'ın isyan eden sesi dur durak bilmeden kulaklarıma işkence ederken bunun kaçıncı sorusu olduğunu artık sayamıyordum.çünkü gına gelmişti artık. Sevgilisiyle arasında geçen o olaylı hapishane fantezisinden sonra kız beni Bir de şaşıracak bir şekilde ondan ayrılmıştı. Şimdi de gelip akıl istiyordu 'nasıl özür dilerim diye'tek derdi bu olsaydı keşke.zira önemli bir görevin ortasındayken ve o yük gemisi hala ortalıklarda görünmezken bizim tetikte beklememiz icabet ediyordu ama Hakan Bey sağ olsun aşk hayatı bir türlü düzene girememişti ki bizi ilişki koçu olarak seçmiş her birimize fikrini soruyordu.
Yaman'a sorduğunda Yaman ona okkalı bir küfür edip başından savsa da Uygar bundan kurtulamamış gibiydi zira kurduğu cümle gerçekten hakan'a akıl vermek ister gibiydi ya da ben öyle düşünmek istiyordum çünkü hiçde öyle değildi.
"Görmezdim seni...
Zaman yıl yıl geçerdi.
Uzaktan,çok uzaklardan
Seni seyrederdim."
Hakan beklemdiği birinden gelen cümleyle hayranlığını sesli bir şekilde dile getirdi.
Bense Uygar'ın uzun bir aradan sonra duyduğum sesiyle yerimde saçma bir şekilde dikleşip gerilmiştim resmen.kendime geldiğimde söylediği cümlede takılı kalmıştım Özdemir asaf'a aitti bu söz.kitap okuyordu demek. söylediği bu söz beni o kadar çok şaşırtmıştı ki asla beklemediğim birinden sevdiğim bir şairin sözünü işitmek normal olarak beni meraka itmişti.
odasında yarasına bakmaya gittiğimde de kitap var mıydıydı diye düşünmeye başladım. hayır kesinlikle hatırlamıyordum.o anki heyecan ve gerginlikten sebep odasına o kadar da dikkat etmemiştim keşke etseydim diye geçirdim içimden sonra bunun saçma bir istek olduğunu erkenden fark edip anında toparlandım. ne düşünüyordum ben böyle daha aradan bir gün bile geçmeden daha birkaç saat önce beni görmezden gelen yardım edeceğini söyleyip de yardım çağırma gelmeyip kulak tıkamak isteyen adama tek bir cümlesine dahi kafa yoramazdım.bu yüzden zannımca bunu bile hak etmiyordu lakin takılmam gereken bir nokta varsa o da bu cümleyi tamamen bana hitaben hakan'a akıl vermek bahanesiyle kurmuştum susıp karşılık vermediğim her an bu biraz daha canını sıkmaya başladığında ona gerekli olan cevabı kendi dilinde verecektim."Hakan, bence benim daha iyi bir fikrin var."
Hakan'dan gelen neşeli sesler bunu söylemem için beni teşvik etmek amaçlıydı.nefeslendim hayır,kesinlikle söyleyecektim."sarılmak için yürek gerekir kollar sonraki iş."
Hakan bu dediğimle gülmeye başladığında onu umursamadım.asıl muhatabım başkasıydı çünkü."O ne biçim laf öyle alakası yok ki benim durumumla."
gülmesi durduğunda tekrar konuştu "bana daha iyisi lazım"
Hakana biraz bile dönüp cevap vermek gelmiyordu içimden uygar sessizliğini korurken derin bir yutkunma ve hemen ardından.başka bir nefes sesi duyuldu belli ki dikkatini çekebilmiştik beyefendinin ama bana verebilecek bir cevabı yoktu- ki sessiz kalmayı seçmişti.Yaman ise az önce Hakan'ın isyan ettiği cümleye ithafen şöyle bir şey söylemiş bulundu. "biz senin ilişki koçunmuyuz lan it herif. hele o kızdan bir helallik istemeden gel ağzınla burnunun yerini değiştirerek gönderirim seni."
ah! Derdi şimdi belli olmuştu demek asıl karın ağrısı kız falan değil, bahaneydi.konu dayaktı.hemde okkalı bir dayak.
***
Hakan,Yamandan dayak yememek amaçlı konuştuğu kızdan helallik almak için ne yapıcağını düşünüyordu.Yaman gerçekten bu tür şeylere gerçekten dikkat ediyor gibiydi. Bu kadar rahat bir şekilde Hakan tehdit ettiğine göre ikisinin de bu konu hakkında biraz geçmişi acaba ne zamandan beri tanışıyorlardı. bu sorunu da illaki bir yanıtı vardı ama şu an değil di.
öte yandan uygar'dan hala herhangi bir cevap gelmemişti verecek bir cevabı mı yoktu yoksa onu konuşamayacak kadar bozguna mı uğratmıştı bu sözlerim biomiyorum.ama seçimim kesinlikle 2. seçenekten yanaydı.
Bir şey söyleyecek gibi sesi geldiğinde konuşmadı tekrar sustu her ne kadar bu haline gülmek istesem de onunla şu an aramızdaki soğukluktan sebep içimden gelse de onun duyacağını bile bile gülmek istemiyordum. aradan geçen yarım saatin sonunda görünen yük gemileri bakış açımıza girdiğinde hemen hepsine gereken talimatı verdim.
"tetikte olun"
verdiğim talimatla biri dışında hepsinden onay veren mırılatlar döküldü kim olduğunu söylememe gerek yoktu herhalde. gemi her geçen dakika biraz daha iskeleye yaklaşırken uzandığım yerden kafamı eğip elimdeki dürbünle baktığımda rıhtımda gelenleri karşılamak için bir dolu adam toplanmıştı bile. sayamayacağım kadar takım elbiseli adamlar bana saçma bir şekilde karınca kolonilerini anımsatmıştı bir an.diğer bir yandan adamların bulunduğu iskelede ortalarına ağladıkları bir diyer adam bizim indirmemiz gereken adamdan başkası değildi.
adamın etrafını çepeçevre sarmalasalar da herhangi bir ihmalde tetikte olan ben ise bilerek kuş uçuşu bir mesafeyi seçerek rıhtımın hemen arkasında bulunan en yüksek evlerden birinin teras katındaydım.yaman ve Hakan rıhtıma biraz daha yakın bir konumdaki evlerin rıhtımı gören şu balkonlarına hizalanmışken Uygar da benim dediğimin tam aksi yöne yani kafasının dikine gitmiş sahildeki bir evin penceresinden bakmaktaydı gemidekilere.şaka gibiydi gerçekten. tuzuna merdiven dayamış adam şimdi çocuk gibi davranıyordu.
burada onu düşündüğüm falan yoktu elbette.sadece herhangi bir sorun çıkmasın diye uğraşıyordum burada. o ise ne istiyorsa onu yapıyordu kendisi bilirdi. başına gelebilecek herhangi bir sorunda bir yıllık görevim daha kısa sürerdi ve onlardan çok daha çabuk kurtulmuş olurdum.
yine de şimdi ölmemeye çalışsa iyi ederdi yoksa sadece o değil hepimiz sıçardık ve bana izin veren Uygar da bir güzel sıvı vardı artık gemi nihayetinde limana vardığında Melih denen adam gemiye yaklaştığında çıkacak kişiyi bekliyorduk gemiden orta yaşlarda orta boylarında çok kısa ne çok uzun esmer tenli kumral olan bir adam çıktı yanında saçma olan bir şeyler vardı normal olan melih'in o gemiden çıkıp bu adamı karşılaması olmalıydı ama olay tam tersi olmuştu doğru olmayan şeyler dönüyordum ve bu hiç hayra alamet değildi kulaklığa dokunup beni duymalarını sağladım dikkatli olun benden duydukları kesin emirle O da dahil hepsi bir anda söze girdi Ne oldu derin bir nefes verdim yolunda gitmeyen şeyler var durdum bu adamın şu an karşında bu kadar rahat konuşması da ayrı bir mevzuydu az önce etrafını çepeçevre sarmalamış dediğim korumalarında bile bir rahatlık vardı melih'i ortalarından çıkarmış böylece arkasında duruyorlardı ve buna sanki zor yapıyorlarmış gibiler gerçekten saçmaydı
"burnuma hiç iyi kokular gelmiyor"
onlar da durumu anlamış olacak ki kimseden tek bir sesi dahi çıkmıyordu. aklıma Baybarsı arama fikri geldi ama herhangi bir yanlış durumda başımızı belaya da sokmak istemiyordum.
eğer aramazsan başım belaya girecek gibi ama sen bilirsin
haklı olman gerçekten canımı sıkmaya başladı artık
her geçen saniye zaman bizim aleyhimize işlerken daha fazla oyalanamazdım. cebimden hakan'a feribot'a bıraktım ama yanında getirdi telefonumu çıkarıp baybars'ın numarasını üzerine tıkladım telefonu kulağıma gel istersen telefon üçünü çalıştı açıldığında ben daha alo demeye kalmadan o söze girdi.
"kızım sen manyak mısın neden beni dinlemiyorsun hangi akla hizmet gittiniz oraya"
sesli bir şekilde söylediği sözlerle her ne kadar sinirlerim bozulsa da hala aralarında ne konuştuklarını bilmediğim adamların üzerindeydi gözlerim "bazı şeyler ters gidiyor öyle değil mi" tedirgin bir şekilde sorduğum soruya karşı o sesli bir şekilde gülmeye başladı sinirleri bozulmuş herhalde.
"sıçtığımın rıtımımda ne bok yemeye gittin oraya bilmiyorum ama çocuklar gemide değil bahsettiğim tırlarda"
kurduğu son cümle yerimde donup kalmama neden olurken sadece o son birkaç cümlede takılı kalmıştım.nasıl olurdu, olamazdı ki böyle bir şey nasıl olurdu aklım almıyordu.tırlarda olamazlardı.Uygar bu bilginin yanlış olduğunu ve aslında çocukların gemide ki konteynırlarda olduğunu söylemişti bana.olamazdı yanlış bilgi miydi yani kulaklığı açık unuttuğum hepsinin bir anda ağzından çıkan" şimdi sıçtık " cümlesiyle dank ederken gerçekten sıçmıştık onlar hala baybars'ta dahil olmak üzere.
kendi halinde orijinal küfürlerini sıralarken ben ve iç sesim sağ olsun koro halinde uygar'a sövmekle meşguldük. tamam asıl görevimiz Melih denen adamı öldürmekti ve o da buradaydı ama ya o çocuklar ,onlara ne olacaktı şimdi.gerçekten kurtaramamış mıydık yani biz onları.hepsi kimin yüzünden iyi biliyorum ama şu an bunu dile getirmek herhangi bir tartışmaya girmek istemiyordum baybarsın ne zaman suratına kapattığımı bilmediğin telefonu tutup tekrardan cebime geri koyduğumda ne Ne istediğimi kesin ve net bu şekilde izah ettim.
"Hazır olun"
Hepsinin bir anda namluyu açtığı sesi duymamla gerginliğe bir son verip ben de hedefe odaklandım şu an gerilmenin sırası değildi her şeyi sırasıyla halledecektim. Gözlerim tetikten Bir saniye olsun ayrılmazken adamlardaki hareketlilik durdu ve hiç beklemediğim bir şey yaptılar bu baştan sona bütün tüylerimin diken diken olmasına neden oldu. birbirlerinde olan bakışları dönüp direkt benim bulunduğum konuma baktılar. Kulaklıktan duyduğum küfür seslerine bir anlam vermeye çalışırken arkamdaki çıtırtı sesleri ile daha üzerimdeki şoku tam anlamıyla atamadan arkama bakmama bile fırsat vermeden ağzıma eleştirilen bezle çırpınışlarım kulaklıkta duyduğum benzer seslerle de eşlik etti. gözlerim yavaş yavaş kapanırken bilincinin de onu takip etti ve karanlıkla buluştum.
***
Boğazım yanıyordu, nefes almak bile bir süreden sonra çok zor gelmeye başlamıştı adeta. o an için burnumdan aldığım her soluk genzimde iğrenç bir sızıya neden oluyordu.buna başımın ani arısıda eklenimce sıkı sıkıya mühürlenmiş gözlerimi sıkıntıyla açtım. etrafıma bakma isteğiyle yanıp tutuşurken tekrar karanlıkla buluşan gözlerim banada süpriz olmuştu.
kafamdaki torbayı fark etmem ile bağırıp debelenmeye başladım."lan kimsiniz siz,çıkarın hemen şunu suratımdan" nefes almak gerçek anlamda zor olmaya başlamıştı.bu bu torba neden baharat hatta acı baharat gibi kokuyordu.demekki genzimdeki bu acı tat kafamdaki torbadan gelen baharat kokusundan sebep bu haldeydi.
bunları düşünürken debelenmeye de devam ediyordum "boşuna bağırıp durma kimse yok burada"konuşan Hakandan başkası değildi ve kısılan sesine bakılırsa aynı şeyi uzun süredir onun da yaptığını gösteriyordu.
Şaka gibiydi nasıl bu duruma düşmüş olabilirdik. aklım almıyordu. kafamdaki torbadan sebep karanlıkta nefes nefese olduğum her an,nefes alamadığımı hissettim her saniye daha çok paniğe kapılıyordum.Ve bu bedenime öfke olarak geri dönüyordu.sinirimi birilerinden, birinden çıkarmazsam kendi kendimi yiyecektim artık ve şu an ilk seçenk daha cazip geliyordu."O da burada mı "Hakana hiddetle sordum soruya karşın Yaman'ın varlığını hemen yanı başımda sessizce ağzının içinde mırlıdandığı şeyke kavrayabilmiştim. "Sakın yapma" öfke belki bana hata yaptıracaktı ama kime neydi ki törpülemem gereken bütün duyguların canı cehennemeydi artık bu saniyeden sonra."nasıl yapma dersin Yaman" sinirden solurken kafamdaki şeye rağmen sanki karşımdaymış gibi konuşuyordum "o Uygar denen herif yüzünden düştüğümüz hale bak.!" sakinleşmek adına hiçbir çaba sarf etmiyordum. gerek de yoktu zaten."lan her şeyi bir kenara bırakın ya o çocuklar? kurtaramadık lan biz onları sen neye yapma diyorsun"
belki şu an sinirli olduğum için ağzından çıkan cümlelere dikkat edemiyordum ama sonradan pişman olacağım şeyler yapmayacağımı da bilerek konuşuyordum.
O da bir anlığına bana hak vermiş olacak ki sessizliğe büründü.kimin sesiydi bilmiyorum ama derin biri yutkunma sesi duyduğunda umursamadım.
"bırak konuşsun"birkaç saatten sonra duyduğum sesiyle kafama küpler binmişti.duyduğum, algıladığım sesi bana biraz daha öfke bahşederken söylediği sözlere kıyasla sessiz olmayan bir şekilde güldüm "harika suçunu kabul edince bunların hiçbiri olmamış gibi davranalım ne dersin?"
sustum deliricektim bunlar yüzünden belki de çoktan delirmiştim."Gülay burada olmamız onun suçu değil,hiç bir şeyi bilerek yapmadı'
yamadan gelen sesle sinirlerim bana bir kez daha ihanet edip sert bir tokat attı. bu söylenenlerden sonra birazdan ağzından çıkacak cümlelere ben karışmayacaktım.
"kendi suçunu bildiğin kadar onun suçununda ne olduğunu iyi biliyorsun"
bu sefer yutkunma sesi hemen yanımdaki yaman'dan gelince ne demeye çalıştığımı anlamıştı.burada bu hayatta böyle bir dünyanın içinde olmamın onun suçu olduğu gerçeğini aradan daha bir kaç saat bile geçmeden yüzüne vurduğumu anlamış olacaktı ki tekrar sessizliğe gömülmüştü,bir kaç saniyelik bir sessizlikten sonra ise konuşan o değil başkası olmuştu."Sen dili zehir saçan bir yılandan farksızmışsın."
Yaman söylediğim o kadar şeye bir tepki bile vermezken onun gelip yaman'ı korumak amaçlı bana söylediği sözlere ilk bir kaç saniye ne tepki vereceğimi bilmiyordum.bu sözden sonra diğerlerinden de ses çıkmıyordu artık.nihayetinde kendime geldiğimde ne diyiceğimi iyi biliyordum artık bildiğim en iyi şeyi yapıcaktım.canımı yakanın canını yakardım.bu her ne kadar başkaları adına vicdansızlık olarak algılansada bu yaşıma kadar bu şekilde gelmemi sağlayan bu vicdansızlıktı.ve bildiğim bir şey varsa bana karşı olan düşüncelerinde ona haklı olduğunu göstermek istememdi.
"aferin sana eğer o yılan tarafından sokulmak istemiyorsan çevremde de fazla dolaşayım deme bağamlı herif."
Bu son sözden sonra sessizlik can sıkıcak kadar uzun sürdü.kimsr her hangi bir cevap vermedi beniyse yine hastalıklı ruhumla başbaşa bıraktılar.nefes nefese kalmış gibiydim ama ruhendi bu devinim dıştan bakıldığında Rüzgar da yaprağı oynamayan bir ağaç gibiydim şuan. içimi bilmeden dışıma vuruyorlardı beni.herkes gibi
***
Boş duvardaki birbirinden farklı lekeler şu an için gözümde fazla anlamlıydı.
Nedeni ise kaçılamamızın bilmem kaçıncı saatini tamamlamışken kimse konuşmuyordu.bu başlarda her ne kadar öfke dolu zihnim için iyi gelsede şu an aklımı kaçırmanın sınırındaydım.
Hakanın bile sesi soluğu kesilmişti.birinden birinin çıtı çıkmıyordu.asıl can sıkıcı olan durum ise ben de konuşmuyordum.konuşmak istiyor ama bir kaç saat önce konuşulanlar dilime kemeri vuruyordu.inadım inattı elbette ama hesap sormak isteyen tarafım da daha baskın geliyordu.yaman neden beni hatırlayamadığım bir zaman diliminden vuruyor, uygar denen herif neden bir gün öncesinden verdiği sözü tek bir hakaretimi gurur haline getirip tutmuyor,hakan neden bu ikisinden birine bir yanlış yaptığım an onların tarafını seçiyordu.
Peki ben neden bu bir kaç hafatadır tanıdığım insanlara karşı bu hesabı kendi kafamda yapıyordum.
Babanın yanında eğitildiğim günden bu yana hep tek başıma eğitim almıştım.kendi yolumu ben çizemesemde kendi kurallarını kendim belirliyordum.
Şu yaşıma kadar ekip diyebiliceğim biriylede çalışmamıştım.
Tabi baybars denen sülük ve onun kuyruğu minyon kız dışında.ismini şu an tam hatırlyamadığım kızın ismi ve görüntüsü kendi içimdr onu görür görmez ondan uzak dur dememe sebep oluyordu.
Boyuna kıyasla uzun benimkiyle yarışıcak tonda siyah saçları hiç bir zaman açık göremezdiniz.her zaman at kuyruğu şeklinde yukarından toplu sert bir topuz veya doğrudan sert bir örgüyle şekil alırdı.
Bundan sepep o siyah ceviz şeklindeki gözleri hep çekik ve keskin bakardı etrafa.baybarsa olan tavrına kıyasla diğer insanlara karşı hep daha soğuk ve mesafeli bir tavrı vardı.buna ben de dahildim ama şikayet ettiğim bir konu da olamazdı.
İkisi de çocukluğumdan beri tanıdığım insanlardı ama o kızın ismini bile bazen zar zor hatırlıyorum.dediklerine göre oraya getirildiğiniz günden beri çoğunun ismi güvenlik açısından yabancı veya yerel isimlerle değiştirilmiş.her birinin yeni ismi kimlikleri ise devlet tarafından şüphe çekmemek amaçlı uzun aralıklarla çıkarılmıştı.bu ufak detay soguk bir depoda hava çoktan kararmışken ellerim sandalyede bağlı bir şekilde beklerken aklıma şu cevabı getirdi.ismi yabancıydı.hatta bundan dolayı
Ona kendi içimde kara diye seslenirdim.
Çünkü o zamandan bugüne ismini telafüz etmem epey zor olmuştu.
Mor-morri,neydi ki?
'Morrigan'olabilirmi
İşte böyle gerektiği yerde ortaya çıkarsan seninle çok daha iyi anlaşıcaz.
İç sesten her hangi bir iğneleyici cevap yoktu.şaşırtıcı
İsminin anlamını geç ,ismini bile yeni hatırladığım kadına Kara dememin sebebi gözlerine kıyasla onunda benimkine benzer siyah saçlarının olması ve gözlerinin yeşilinde de bunu destekler nitelikte sonsuz ve karanlık bir ormanı andırıyor olmasıydı.
Baybarsın son söyledikleri aklıma üşüştüğünde o kızı düşünmeyi bıraktım ve oflamak istedim.baba ve ekrem denen herif çoktan yakalandığımızı öğrenmiş olmalıydılar.
B
u oldukça gurur kırıcıydı.
Sözde ekip arkadaşlarımla olan ilk görevim hüsranla sonuçlanmıştı.aman ne güzel!
Bu soğuk depo da bilmem kaçıncı saatimizi geride bıraktığımızı bile bilmiyordum artık Baybars ve o kuyruk gibi yanında olan kız da gelir miydi artık muamma.Konuşmadan öylece düşüncelere daldığım tahminimce yarım saatin sonunda kapı arkasından gelen adım sesleri ve anahtar tıkırtısı bizim için geldiklerini gösteriyordu diğer üçlünün ne yaptığından emin değildim belkide uyuya kalmışlardı.yada biraz şansım varsa içlerinden biri ölmüştür.
Tabi canım.
Onlar için üzülmiyiceğimi biliyorum.
Beni kendimle çeliştirmekten vazgeç artık.
kapıdan içeri girecek kişiyi beklerken adım sesleri yaklaştı ve kafamdaki nefes almamı bile zorlaştıran şey bir çırpıda çıkarılıp yere fırlatıldı.gözlerim saniyesinde içerdeki ışık yüzünden kısılırken bir kaç saniyenin sonunda kırpıştırarak önümde duran kişiye diktim bakışlarımı.evet tahmin ettiğim gibi içeri giren kişi Melihten başkası değildi.yere atılan diger çuvallarada bakılırsa diğerleri de ayıktı artık.
Şu anda burada olmamızın sebebi bu adamın her şeyi en başından beri bildiğinden ötürüydü.asıl merak ettiğim soru ise kimin bize ihanet edebilecek kadar canına susadığıydı. yüzümden ayrılmayan gözlerine karşın bende ona gözlerimi diktiğimde aramızda geçen sessiz bir diyalog vardı.
Kesinlikle aklından bir şeyler geçiyordu.
O kısacık sessiz diyalogda gözlerinde herhangi bir duygu aradım ve sadece iki tane duygu seçebildim.bu ikisi arasında ilki kibir ikincisi ise kazanmışlığın beraberinde getirdiği egoydu .bakışlarının bende kaldığı her geçen saniye de yan tarafından gelen öksürük sesleri belli ki melek'in dikkatini çekmiş olacak ki o tarafa yöneldi
"Bakın burada kimler varmış erkanın sadık köpekleri"
sondaki tabir anlamsızca canımı sırktğından dişlerimi sıktım. halbuki umurumda olmaması gereken bir detaydı.
"orospu çocuğu "
Hakan'ın ağzından duyduğum belki de ciddi anlamda ki ilk küfür bu olabilirdi. Melih denen adam bu kelimeye karşın sadece ellerini cebine koyup gülümsemekle yetindi.
"Ne kadar saçma öyle değil mi"?
durup öylece yüzümüze bakmayı bırakıp hemen yanımdaki ikiliye döndü bakışları.anlam veremediğim cümlesi kaşlarımı çatmama sebep olmuştu bile. ne demeye çalışıyordu
"suçlu ilan edip öldüreceğiniz adamla neredeyse aynı işi yapıyorsunuz ama... ona ceza verecek kadar da bonkörsünüz"
Ne tepki vericeklerini merak ettiğim tarafım daha fazla bu isteğe karşı gelemeyip sandalyeye bağlı üç adama döndü bakışlarım.döndüğü an ise uygar'ın bakışlarını üzerimde hissetmeyi beklemeyen ben far görmüş tavşan gibi öylece kala kalmıştım o olaylı sabahtan beri şimdi bakıyordum yüzüne.ne yapıcağımı ve ne tepki vericeğimi bilmeyerek hemen bakışlarımı yaman'a çevirdim.neden öyle bakıyordu bana yada neden herhangi bir duygu yoktu o iki rengi barındıran gözlerinde? bir madde insanın sadece aklı ile oynamalıydı. hislerini veya duygularını almamalıydı ondan.' keşke ' dedim içimden anlam veremediğim bir hüzünle karışık.keşke hikayesini ondan dinlediğim bir gün olsa da bu fevri kararlar veren kadına bana bir ders verse.bana kendimi suçlu hissettirse.haksız olduğumu yüzüme vursa.şu ana kadar yapmadığım bir şey yapmamı sağlayıp.içten bir şekilde pişman olmamı sağlasa.
Melih bir şeyler daha zırvalamıştı ama daldığım derin düşüncelerden sebep ne dediğiyle o an için ilgilenememiştim.
Ama uygarın bir anlığına ipleri unutup öne atılmaya çalışması iyi şeyler söylemediğini belli ediyordu.
Ne demişti ki.allah aşkına ilk defa önemli bir anda aklım bulanmıştı.ve o an da hiç olmaması gereken bir şey olmuş olmalıydı.
İşte hayatla aramızdaki bağ bundan ibaretti.
Bir şeyler yolunda gitmez ve benim isyan bayrağım havaya kalkardı.
"Buradan kurtulduğum an kaçıcak delik ara oruspu evladı"
Bu denli bir küfürü hak edicek ne dediğini düşünürken uygarda olan meraklı bakışlarım tekrar melihe döndü.onu bana bakarak sırıtırken bulmuştum.hayır,Olabilirmiydi?
"Bunu kendisine sormak lazım,sen söyle güzelim.sence de ölmene izin vermek bu güzel yüzün yok olmasına şahit olmak suç değilmi?
Ne dediği duyduğumda benim hakkımdaki kirli düşünceleri bedenimdeki bütün kanı beynimin sinir uçlarına pompalamıştı.
"Siktir ordan piç herif"
Sesli bir kahkaha attığında yüzüne tükürme isteğim artıyordu.
Kahkası son bulup bana doğru bir adım attığında hemen yanımdaki üç erkeğin ettiği küfür ve hakaretlerle birlikte harketlendiklerini hissettim.boş bir çabaydı.
Melihin adımları önümde durduğunda son buldu.eğilip yüzlerimizi hizaladığında nefesinin yüzüme vuruyor olması zaten bu ortamda bulanan midemin bayrakları çekmesine sebep oluyordu.
Bana bakarken kaşlarını büzüştürüp acıdığını göstericek bir bakış attı.
Ne zaman havaya kalktığını bilmediğim eli çeneme dokunduğunda hırsla geri çevirdim yüzümü.
Saçım yüzümü kapladığında ise eli bu sefer çenemi es geçip yüzümün yarısını kapatan bu kargaşa ve olaylardan sebep birbirine giren saçlarıma gitti.
Ne kadar çırpınsama geri itemediğim bedeniyle birlikte zaten saçımda olan eliyle serçe yapışıp kendisine bakmaya zorladığında saç diplerimdeki acıdan dolan bütün küfürler dilimden tıslayarak çıktı.
Uygar , yaman veya Hakan'ın sesini duyamıyordum artık.
Sinirden kulaklarım uğulduyordu çünkü.
Öldürücektim.bu herifi kesinlikle hayatta bırakmıycaktım.
O sırada zaten bana yakın olan yüzü kulağıma yaklaşıp fısıldar bir şekilde söylediği sözlerle harket halindeki bedenim donup kaldı.
"Kardeşini aradığını bilmediğimimi sanıyorsun."
Kardeşimi nerden biliyordu bu adam.
Üstelik o ölmüştü.bu saatten sonra onun hakkında arayacağım tek şey kemikleriydi.
Öyleyse bu herif ne zırvalıyordu böyle?
Kafam o kadar karışmıştı ki hırsla kafamı itip gittiğinde bile hala donuk bir şekilde yere bakıyordum.
Kapıyı çarpıp gittiğinde ilk soruyu uygar sormuştu.
" Ne dedi sana o piç"
Cevap vermeyip kızaran gözlerimi gözlerine çevirdiğimde yutkundu.
Öylece gözlerine bakıp susmasını istedim.
O da ne istediğimi anlamış gibi sustu.diğerleri de aynı görüntüye şahit olduğundan tek kelime etmemişti zaten.
15 dakika bile geçmeden her iki ellerinde de tüplerle içeri giren adamlara hiçbirimiz bir tepki vermemiştik.
Sadece ne yaptıklarını izliyorduk o kadar.
Tüpleri açıp gittiklerinde ise hepsinden farklı aralıklarla bir küfür savruldu.var olması gereken korkuları şimdi ortaya çıkmış olmalıydı.
Kendileri için değildi bu korku.varlığını unuttukları beni hatırlmış olmalılardı.
Benim için endişelenmelerini istemiyordum.beim için üzülmelerini de istemiyordum.ben böyle iyiydim.Sadece kendimu düşünerek gayet iyi bir hayat sürüyordum!
Odaya dolan gaz hızla yayılmaya başladığında öksürüklerimiz peş peşe başlamıştı.uygarın nefesimi tutmamı istediğini,hakanının kızaran yüzünü ve yamanın burnumu hırkamla kapatmam gerektiği uyarılarını hala kafam ayık olduğundan duyabiliyordum.
Geçen bir 10 dakikanın sonunda ise ayık olduğunu söylediğim kafam artık bulanıktı.kayan gözlerimden hakanın artık gerçekten öksürmekten nefes bile alamadığını yaman ve uygarın hala ayık olduklarını ara sıra onların tarafından duduğum öksürük seslerinden seçebiliyordum.
Nihayetinde ne zaman kapandığını bilmediğim bana ihanet gözlerim gelen silah sesleriyle yavaş harektelerle kıpırdandı.
Lakin yeniden karanlıkla buluşmasına engel olamayan ben tekrar karanlıkla buluştum.
İkinci ışıkla buluşmam birinin kollarında havada hareket ettiğimi hissettiğim anda oldu.kim olduğunu bildiğim kişiyi kokusundan tanıdığımdan bu sefer rahatça gözlerimi kendi isteğimle kapadım.
Ama bu hala yarı yarıya açık olan bilincimin konuşmasına engel değildi.
"Baybars"
İsmini kuruduğunu hissettiğim ağzımla ikrar ettiğimde.
Kulağıma doğru eğildini yaklaşan nefesinden hissetmiştim.
"Sakın öleyim deme cadı.akşamki yemekte babaya bunu anlatmaya çalışmak istemiyorum "
Zorlansamda yalan olmayan bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan.
" Eminim buna çok sevinirdin"
Bu sefer onun güldüğünü sallanan göğüs kafesinden anladığımda kollarımı iyice boynuna sardım.
"Eminim gerçekten öyle olduğunu düşünüyorsundur"
Gülümseyen yüzüm düştü.öyle olduğuna emindim.bir çok geçerli sebebim vardı elbette.
Bunlardan biri nitekim çocukluğumuzdan bu yana babanın bana olan bu hastalıklı ilgisini kıskandığını düşünmemdi.
Hatta bir keresinde -ki bu en masumu- saha içinde yapılan bir idmanda beni bilerek sakatladığında babanın ona verdiği cezayı hatırlmak tüylerimi diken diken ediyordu.
Ellerim ona verilen cezanın kanıtına doğru usulca kolunda var olduğunu bildiğim dövmeye ilerlediğinde yutkunduğunu hissettim.
"Geçerli sebepleri bana veren sendin"
O konuşmadan sonra kimseden bir ses daha çıkmadı.
Bir yere yatırıldığımı hissettiğimde gelen mayışma hissi bana çok yabancıydı.
Uyku beni sanki kollarını açmış bekliyor gibiydi.bu hisse yabancı olan ben ne olduğunu tatmak için gelmem için beni bekleyen kolara sarıldım.ve zaten kapalı olan gözlerime bilincimi de davet ettim.
***
Gözlerimi açtığımda babanın malikanelerinden birinin revirinde olduğumu anlamam bir kaç saniyemi almıştı.
Tamam!
Belkide bir kaç dakika.
'15 dakika abajura bakıp durdun!'
İç ses malesef haklıydı.kafam gitmişti resmen.zaten bildiğim bir yeri unutucak kadar gaz solumuştum her halde.
Diğerlerini bile sağ tarafıma bakmayı akıp ettiğimde fark edebilmiştim.
Yaman hemen duvar kenarında Hakan da onun yanındaki yatakta Onun hemen yanındaysa Uygar vardı.üçününde ağzına nefes cihazı takılı baygın bir haldeydiler.içimi o an bir korku kapladı.
Şu an benim bile inanamayacağım bir şekilde korktum.onlar için içime bir şey oturdu.
Anlamsız bir şekilde iyi olduklarını bilmek istedim o an.tam yataktan kalkıp yanlarına gidiceğim esnada durdum.
Derinlerden gelen bir sesti bu ani çıkışımı durduran.o an için beni yerle bir edicek bir şeyi hatırlattı bana.
'onlarla sadece 1 yıl kalıcaksın.seni umursadıkları falan yok.bu işin sonunda onlarında bir çıkarı olmalı.seni kullanan insanlar seni sevemez'
Derinlerde gelen ama gerçek olduğu kesin bir kaç söz beni anca kendime getirmişti.ayaklanmak için kalkan bedenim durdu.elimin altındaki çarşafı sıltığımı fark etmiyordum bile.
Oysaki haklıydı bu sözler.can sıkıcı olucak kadar hemde.
Yataktan baştaki halsizliğimi üzerimden atarak bir hışımla kaltım.Hızla kalktığım için bir an başım dönsede bir kaç saniyenin sonunda kendime gelebilmiştim.
Uyuşukluğa lüzum yoktu.şu an iyi hissediyordum.
Yalnız kapıya doğru yorgun ama sert adımlar atarak ilerlediğimde dışardan gelen sesleri duymamla yerimde durup ne konuşulduğunu dinlemeye başladım.
"Ekremin adamlarının durumu stabil"
Bu baybarsın sesiydi
"Sana günayı sordum"
Ne dediğini ve kim olduğunu bildiğim adamla yerimde dikleştim ve saçma bir duygu yine kalbimi esir aldı.hastalıklı sevgisi ve samimiyeti bir yerden sonra ondan ürkmeme sebep oluyordu.
Baybarsın derin bir nefes verdiğini duydum.
"Oraya ulaşıp onu bulduğumda ağzına ve burnuna sıkı bir bez bağlı, baygın bir şekilde yerde yatıyordu."
şükreder bir şekilde rahatlamış gibi nefeslendi.oysaki benden nefret ettiğine emindim.-hala da öyle-
"Eğer biraz daha fazladan gaz solusa diğer üçünden farklı bir durumda olmazdı"
Ağzından çıkan şeylerle o ana döndüm sanki.hayır ağzıma ve burnuma bir bez yaslamamıştım.hatta böyle bir çabada bile bulunmamıştım.
Nedenini sorucak olursanız kaderinde varsa illaki yaşarsın felsefesini benimsemese de o an için ne olursa olsun kafasındaydım.
Konuyu kaynatma
Ah, evet.Ben bile o an için canımı önemsemediysem öyleyse kimdi bunu yapan.
Dördümüzde bağlıydık oysa.aramızdan biri ipi açmış olsa bunu erkenden fark ettirir yada oradan kaçmamızı sağlardı.
Ama böyle bir şey olmamıştı.
Öyleyse kim? Neden bana böyle bir iyilik yapmış olabilirdi ki.ya da gerçekten birisinden biri ipini açmıştı da bilerekmi fark ettirmemişti.
Ve en önemlisi bana kendini borçlu hissettiren kişinin asıl amacı neydi?
BÖLÜMÜN DEVAMI VAR!
ATICAMM!BU ARADA OY VERİNNNNN LÜTFENNNNN😭😭💆🤧🤦🥺🥺🥺🥺
Bölüm etkileşimi
