39. bölüm · Keskin nişancı
40.bölüm:Tuzak
Kırmızı lazer noktaları Alp, Lavin, Baran ve Mete'nin üzerinde geziniyordu.
Hiçbiri kıpırdamadı.
Karanlığın içinden bir ses yükseldi.
"Silahlarınızı bırakın."
Alp yavaşça etrafına baktı.
En az otuz Feniks askeri kayalıkların arasına gizlenmişti.
Baran dişlerini sıktı.
"Pusu..."
Tam Alp silahını yere bırakacakmış gibi yaparken telsizinden boğuk bir ses geldi.
"Alp... şimdi!"
Bir anda dağın diğer yamacından duman bombaları atıldı.
Vadinin tamamı yoğun dumanla kaplandı.
Feniks askerleri ne olduğunu anlayamadan ateş açmaya başladı.
"BANG! BANG! BANG!"
Alp bağırdı.
"Dağılın!"
Lavin ve Mete dosyaları alarak kayalıkların arasına koştu.
Baran ise geri çekilirken iki askeri etkisiz hâle getirdi.
Yoğun çatışmanın ardından ekip dar bir mağaraya sığınmayı başardı.
Nefes nefese kalan Mete, elindeki çelik sandığı yere bıraktı.
"En azından bunu kurtardık."
Lavin sandığın kilidini kırdı.
İçinden onlarca dosya ve eski bir sabit disk çıktı.
Mete hemen bilgisayarını bağladı.
Ekran birkaç saniye karardı.
Ardından tek bir klasör açıldı.
PROJE MİRAS
Baran kaşlarını çattı.
"Bu da ne?"
Mete dosyayı açtı.
İlk sayfada yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta Cihan Karaca'nın yanında üniformalı üç subay duruyordu.
Alp'in gözleri büyüdü.
Çünkü o subaylardan biri...
Babası Murat Kaya'ydı.
Ama onu asıl şaşırtan, fotoğrafın altındaki yazı oldu.
"Feniks Kurucu Ekibi – 2008"
Lavin şaşkınlıkla Alp'e baktı.
"Bu... sahte olmalı."
Alp dosyayı elinde sımsıkı tuttu.
"Hayır..."
"Birileri bize yıllardır anlatılmayan gerçekleri saklıyor."
Tam o sırada mağaranın girişinden ayak sesleri duyuldu.
Bir el feneri ışığı karanlığı yardı.
Ve tanıdık bir ses yankılandı.
"Alp..."
"Sana her şeyi anlatmanın zamanı geldi."
Ekip silahlarını doğrulttu.
Işığın içinden çıkan kişi, yıllar önce şehit olduğu söylenen Murat Kaya.
Yaşıyordu.
Mağaranın içi sessizliğe gömüldü.
Alp'in tuttuğu silah hafifçe titriyordu.
Karşısındaki adam yıllardır mezarı olduğunu sandığı babasıydı.
"M... Baba?"
Murat Kaya yavaşça ellerini kaldırdı.
"Silahını indir, Alp."
Alp olduğu yerde kaldı.
"Bunca yıl neredeydin?"
"Neden bizi yalnız bıraktın?"
Murat'ın gözleri doldu.
"Sizi bırakmadım..."
"Beni öldü gösterdiler."
Lavin şaşkınlıkla araya girdi.
"Feniks mi yaptı bunu?"
Murat başını salladı.
"Yıllar önce örgütün içine sızmıştım. Kimliğim ortaya çıkınca beni esir aldılar. Dış dünyaya ise şehit olduğum söylendi."
Baran hâlâ temkinliydi.
"Buna nasıl inanacağız?"
Murat cebinden eski bir asker künyesi çıkardı.
Künyenin arkasında Alp'in çocukken kazıdığı küçük bir yıldız işareti vardı.
Alp'in gözleri doldu.
Bu künyeyi yalnızca ikisi biliyordu.
Silahını yavaşça indirdi.
Tam o sırada Mete bilgisayar ekranına baktı.
"Bir dakika..."
"Birileri sistemimize erişmeye çalışıyor."
Ekranda kırmızı bir uyarı belirdi.
YETKİSİZ ERİŞİM TESPİT EDİLDİ
Murat'ın yüzü bir anda ciddileşti.
"Bizi buldular."
Dışarıdan motor sesleri duyulmaya başladı.
Baran mağaranın girişine koştu.
Vadinin aşağısında onlarca siyah araç duruyordu.
Araçlardan ağır silahlı Feniks askerleri iniyordu.
Baran derin bir nefes aldı.
"En az elli kişiler."
Alp tekrar babasına baktı.
"Buradan çıkmanın bir yolu var mı?"
Murat mağaranın arkasını gösterdi.
"Var."
"Ama sizi götüreceğim yerde öğreneceğiniz gerçekler..."
"...hayatınızı sonsuza kadar değiştirecek."
Tam o anda ilk patlama mağaranın girişini sarstı.
Taşlar üzerlerine dökülmeye başladı.
Alp silahını yeniden kavradı.
"Herkes hazır olsun."
"Çıkıyoruz."
Ve ekip, Murat kaya'nın gösterdiği gizli tünele doğru koşmaya başladı.
Dar tünel, mağaranın derinliklerine doğru uzanıyordu.
Arkalarından gelen patlama sesleri her geçen saniye yaklaşıyordu.
Baran arkasına baktı.
"Peşimizdeler!"
Murat önde ilerliyordu. Sanki bu tüneli yıllardır ezbere biliyormuş gibi tek bir kez bile duraksamadı.
Birkaç dakika sonra paslanmış demir bir kapının önünde durdu.
Cebinden eski bir anahtar çıkardı.
Kapı ağır bir gürültüyle açıldı.
İçerisi küçük ama düzenliydi.
Haritalar, telsizler, bilgisayarlar ve yıllardır biriken dosyalar...
Lavin şaşkınlıkla etrafına baktı.
"Burası ne?"
Murat derin bir nefes aldı.
"Benim saklandığım yer."
"Feniks'ten kaçtığım gün burayı hazırladım."
Mete hemen bilgisayarların başına geçti.
"Cihazlar hâlâ çalışıyor."
Bir ekrana dokundu.
Saniyeler içinde onlarca gizli dosya açıldı.
Baran'ın dikkatini duvardaki büyük Türkiye haritası çekti.
Haritanın üzerinde kırmızı işaretlenmiş onlarca nokta vardı.
"Bunlar ne?"
Murat haritaya yaklaştı.
"Feniks'in gizli üsleri."
"Yıllardır tek tek yerlerini tespit ettim."
Alp sessizce babasına baktı.
"O zaman neden bugüne kadar ortaya çıkmadın?"
Murat'ın yüzü gölgelendi.
"Çünkü yalnızdım."
"Ve içeride bana yardım eden tek kişi..."
"...iki ay önce yakalanıp öldürüldü."
Odanın havası ağırlaştı.
Tam o sırada eski bir telsiz cızırdamaya başladı.
Murat hemen cihazı eline aldı.
Telsizden boğuk bir ses duyuldu.
"Komutan... beni duyuyor musunuz?"
Mete'nin gözleri büyüdü.
"Bu ses..."
Ses tekrar geldi.
"Konumum ele geçirildi... Fazla zamanım yok..."
Ardından tek bir cümle duyuldu:
"Lavin'in babası yaşıyor."
Telsiz bir anda sustu.
Lavin olduğu yerde donup kaldı.
Gözlerinden yaşlar süzülürken fısıldadı:
"Babam..."
"Gerçekten hayatta mı?"
Murat ağır ağır başını salladı.
"Evet."
"Ama onu kurtarmak için önümüzde yalnızca kırk sekiz saat var."
Odadaki herkes birbirine baktı.
Artık görev sadece Feniks'i durdurmak değildi.
Şimdi, kayıp askerleri kurtarma zamanıydı.
