3. bölüm · Kehanetin Tanrıçası: Küller Altındaki Alev -Seri 1

Zincirlerin Hatırladığı Kan

Asena'nın Kaleminden

Kız köyden ayrıldığında arkasında yalnızca kül bırakmamıştı.
Bıraktığı şey, bir çağın sessizliğiydi.

Sabah olduğunda insanlar yangını konuştu.
Öğlene doğru korku yayıldı.
Akşamüstü ise kimse kızın adını anmadı.
İsimler, tanrıları çağırırdı.
Ve herkes, tanrıların o gün çoktan uyanmış olduğunu hissediyordu.
Kız da bunu hissediyordu.
Dağın eteklerinden uzaklaştıkça göğsündeki ağırlık artıyordu. Sanki görünmez bir el, kalbini yerinden söküp avucunda tutuyordu. Nefes aldığında hava ciğerlerini yakıyor, verdiğinde içinden kül dökülüyordu.
Yürüdü.
Durmadı.
Çünkü durursa, dinleyecekti.
Ve sesler artık fısıltı değildi.
“Kanını tanıyorum.”

Kız sendeledi. Ayağı taşa takıldı ama düşmedi. Toprak onu tutmuştu. Ellerini yere koyduğunda, parmaklarının altındaki toprak ılıktı.
“Sus,” dedi.

“Beni bulmalarını istemiyorum.”

“Beni susturamazsın,” dedi ses.

“Ben zincirlerden önce vardım.”

Bu ses rüyadaki sese benzemiyordu. Daha derindi. Daha… yaşlı. Bir ejderhanın sesi değildi yalnızca; hatıranın sesiydi.

Kız doğruldu.
Etrafına baktı.
Orman başlamıştı. Ağaçlar sık, gövdeleri siyaha çalan koyu kahverengiydi. Dallarında yaprak yoktu ama ölü de değillerdi. Bu orman, tanrıların sevmediği yerlerdendi. Çünkü burada dua edilmezdi. Burada yalnızca hatırlanırdı.
İlk adımını attığında orman nefes aldı.
Tapınakta ise hiçbir şey sessiz değildi.
Baş Tanrı, Kehanet Salonu’nu terk ettiğinde öfkesini saklamıyordu artık. Sütunların arasından geçerken eliyle birine dokundu; taş çatladı.

“On altı yıl,” dedi.
“On altı yıl boyunca hiçbir şey olmaması gerekiyordu.”
“Belki de oldu,” dedi Tanrıça sakin bir sesle. “Sadece görmezden geldik.”

Baş Tanrı döndü.
“Onu mu savunuyorsun?”

Tanrıça başını kaldırdı.
“Ben kehaneti savunmuyorum,” dedi. “Gerçeği savunuyorum.”

Zincirlerin olduğu köşeden bir gıcırtı yükseldi. Bu kez zincirler değil, taşlar ses çıkarıyordu. Sanki bir şey, uzun bir uykudan sonra yerinde dönmüştü.
“Geç kaldınız.”
Baş Tanrı’nın yüzü bembeyaz oldu.
“Konuşma hakkın yok.”
“Beni zincirlemek, susturduğunuz anlamına gelmez,” dedi ejderha.
“Sadece beklemeyi öğrendim.”

Tanrıça gözlerini kapattı.
“Onu bulacaklar,” dedi fısıltıyla. “Ve kan dökülecek.”

Ejderha güldü.
Bu gülüş, ateş gibi değildi.
Soğuktu.
“Zaten kehaneti kanla yazdınız.”

Kız ormanın derinliklerine ilerledikçe zaman bükülüyordu. Güneş gökyüzünde ilerlemiyor, sanki yerinde asılı kalıyordu. Saatler mi geçti, dakikalar mı, bilmiyordu.
Bir dereye ulaştığında durdu.
Su berraktı ama yansıması… farklıydı.
Eğilip baktığında kendi yüzünü görmedi. Onun yerine, pullarla kaplı bir boyun, alevle dolu bir göz ve arkasında kopmuş bir kanat gördü.

Sıçrayarak geri çekildi.
“Bu ben değilim,” dedi nefes nefese.
“Henüz,” diye cevap verdi su.
Kız diz çöktü.
Ellerini suya soktu.
Su soğuk değildi. Can yakmıyordu. Aksine, bir anlığına her şey sustu. Sesler geri çekildi. Kalbindeki ağırlık hafifledi.
Ama sonra…
Avucundan bir damla kan suya düştü.
Su karardı.
Dere boyunca taşlar titredi. Ağaçların gövdelerinde eski semboller belirdi. Bunlar tanrı yazısı değildi. Daha eskiydi.
Ejderha yazısı.
“Kanını hatırladım,” dedi orman.
“Ve artık seni bırakmam.”
Kız ayağa fırladı.
“Ne istiyorsun benden?”

Sessizlik oldu.
Sonra ağaçların arasından biri çıktı.
Bir adam.
Uzun boylu, üstü başı yolculukla yıpranmıştı. Zırhı yoktu ama omzunda kırık bir kılıç taşıyordu. Saçları griye dönmüştü ama yüzü gençti. En dikkat çekici olan ise gözleriydi.
Gözleri… altın rengiydi.
Kız geri çekildi.
“Yaklaşma,” dedi.
“Ben..”
“Tanrıça değilsin,” dedi adam sakin bir sesle. “Henüz.”
Kızın kalbi duracak gibi oldu.
“Beni mi izliyordun?”
Adam başını salladı.
“Hayır,” dedi. “Ben seni bekliyordum.”
“Kim olduğumu biliyor musun?”
Adam kılıcını yere bıraktı.
“Hayır,” dedi. “Ama ne olacağını biliyorum.”
Orman bir kez daha nefes aldı.
“Bu adam,” diye fısıldadı ses,
“ilk ihanettir.”
Adam gözlerini kapattı.
“Ve belki de son sadakat.”

Kız, ilk kez o an anladı:
Bu yol, yalnız yürünecek bir yol değildi.
Ama birlikte yürüyen herkes…
ya yanar,
ya da yakardı.