11. bölüm · Kehanetin Tanrıçası: Küller Altındaki Alev -Seri 1
Arven’in Kılıcını İlk Kez Kime Doğrulttuğu Gece
Kılıç ağır değildi.
Ama Arven’in eli, onu ilk kez kaldırdığında sanki bir çağın ağırlığını tutuyordu.
Gece sessizdi. Bu sessizlik doğanın değil, korkunun sessizliğiydi. Şehrin ruhu söndükten sonra dünya konuşmayı bırakmıştı. Arven, yıkıntıların kenarında durdu. Arkasında ejderhaların gölgeleri vardı; önünde ise bir kadın.
Kehanet Tanrıçası.
Bir zamanlar insan olan.
Bir zamanlar…
korunmak istenen.
“Beni öldürmeyeceksin,” dedi kız.
Sesi sakin, hatta yumuşaktı.
Arven kılıcı iki eliyle kavradı.
“Bunu bilmiyorsun.”
Kız başını eğdi.
“Biliyorum,” dedi.
“Çünkü henüz hazır değilsin.”
Bu söz, Arven’in içindeki ejderhayı uyandırdı.
“Onu şimdi durdurmazsan,” diye fısıldadı ejderha sesi,
“sonra hiçbir şey durduramaz.”
Arven bir adım attı.
“Bu şehir,” dedi,
“yaşıyor ama ölü.”
Kız arkasını dönüp şehre baktı.
“Onları kurtaramazdım,” dedi.
“Sadece daha fazla acı çekmelerini engelledim.”
Arven bağırdı.
“Bu kurtarmak değil!”
Kız ilk kez sertleşti.
“Tanrılar bizi zincirlediğinde,” dedi,
“sen neredeydin?”
Arven sustu.
“Ejderhalar yakıldığında,” diye devam etti,
“insanlar sustu. Şimdi susturulan ben olunca mı yanlış oldu?”
Kılıç titredi.
Arven’in elleri değil,kalbi titriyordu.
O anda ejderhalar gökyüzünde ayrıldı.
Bir kısmı Kehanet Tanrıçası’nın arkasında kaldı. Diğerleri…
Arven’in üstünde daire çizmeye başladı.
Ejderhalar ilk kez bölünmüştü.
“İki yol,” dedi deniz ejderhası.
“Biri boşluk.
Biri kan.”
Arven dişlerini sıktı.
“Ben üçüncü yolu seçeceğim.”
Ejderha güldü.
“Üçüncü yol yoktur.”
Kız Arven’e yaklaştı.
“Eğer beni durduracaksan,” dedi,
“bunu şimdi yap.”
Göğsünü açtı.
Orada mühür yoktu artık.
Kalbi görünüyordu.
Atıyordu.
Hâlâ insan gibi.
Arven’in gözleri doldu.
“Bunu istemedim,” dedi.
“Ben de,” dedi kız.
Ve o an…
bir ok fırladı.
Arven refleksle döndü.
Karanlıktan bir siluet çıktı. Zırhlıydı. Üzerinde eski tapınak işaretleri vardı. Tanrılara bağlı kalanlardan biri.
Ok kızın omzuna saplandı.
Kan aktı.
Gerçek kan.
Kehanet Tanrıçası sendeledi.
Ve o anda Arven anladı:
O hâlâ öldürülebilirdi.
“Geri çekilin!” diye bağırdı Arven.
Ama çok geçti.
Tapınak muhafızları ortaya çıktı. Sayıları azdı ama fanatikti. Tanrılar yoktu ama itaat yaşıyordu.
Kız dizlerinin üzerine düştü.
Kan toprağa karıştı.
Ejderhalar kükredi.
“Durun!” diye bağırdı Arven.
Bir muhafız kılıcını kaldırdı.
“Tanrıların intikamı için..”
Sözünü tamamlayamadı.
Arven kılıcı savurdu.
Bir insan…
ilk kez onun elinde
öldü.
Kılıç kana bulandı.
Arven diz çöktü.
Nefesi kesildi.
“Ben ne yaptım…”
Kız ona baktı.
Gözlerinde korku yoktu.
Sadece…
onay.
“İşte,” dedi.
“Şimdi gerçekten başladık.”
Muhafızlar kaçtı.
Gece tekrar sessizleşti.
Arven ayağa kalktı. Kılıcını indirdi ama bırakmadı.
“Beni kullanma,” dedi.
“Ben senin silahın olmayacağım.”
Kız yarasına bastı.
“Ben kimseyi kullanmıyorum,” dedi.
“Ben sadece yolumda yürüyenleri yakıyorum.”
Arven bir adım geri çekildi.
“Bu yolun sonunda,” dedi,
“seni durduracağım.”
Kız gülümsedi.
“Biliyorum.”
Uzakta bir şehir daha karardı.
İnsanlar Kehanet Tanrıçası’nın adını fısıldamaya başladı.
Bir isim…
lanete dönüştü.
