15. bölüm · Kehanetin Tanrıçası: Küller Altındaki Alev -Seri 1

Kan ve Ateşin Orta Noktası

Asena'nın Kaleminden

Gökyüzü hâlâ karanlıktı ama artık yıldızlar yoktu.
Yerlerini, gölge ejderhaların gözleri almıştı.
Her bir parlayan göz, bir şehrin ruhunu izliyordu;
ve her bir ruh, Tanrıça’nın karanlığında yaşıyordu ve ölüydü aynı anda.
Arven bir taşın üzerine çöktü.
Kılıcı elindeydi, ama kılıç sadece bir araç değildi.
O, artık Arven’in kanını ve ejderha nefesini taşıyan bir kanal hâline gelmişti.
“Bunu yapabilirim,” dedi kendi kendine.
“Artık geri dönüş yok.”
İçinde bir şey titredi.
Bir ejderha sesi yankılandı:
“Kanını ve nefesini birleştirme.
Bu, seni Tanrıça’ya yaklaştırmaz; seni yok eder.”
Arven başını salladı.
“Bunu yapmak zorundayım.
Başka yol kalmadı.”
Kehanet Tanrıçası tepenin zirvesinden bakıyordu.
Yaralı omzunda hâlâ kan vardı, ama acı onun için bir silah hâline gelmişti.
“O geliyor,” dedi kendi kendine.
“Ve eğer doğruysa… bu benim kaderim.”
Onun gözleri kırmızıydı.
Gözbebekleri yoktu; sadece derin bir ateş yanıyordu.
O, insan değildi artık.
Ama henüz Tanrı değildi.
Arada, tam denge noktasında duran bir varlıktı.
Ve bu denge, Arven’in gelmesiyle sallandı.
Arven ileri attı adımını.
Her adımıyla, toprağın çatlakları kan ve alevle doluyordu.
Ejderhalar etrafında döndü.
Biri ona yardım etti, biri engel oldu.
Ve o an Arven fark etti:
“Bunların her biri… benim karanlığımın ve ışığımın yansıması.”
Kılıcını kaldırdı.
Kanını kılıcın üzerine sürdü.
Nefesini ejderha nefesiyle birleştirdi.
Ve kılıç, bir anda sadece bir silah değil, bir ritüel hâline geldi.
Toprak titredi.
Gölge ejderhalar homurdandı.
Tanrıça gülümsedi:
“İşte başlıyorsun. Ama unutma… bir insanın gücü, Tanrı’yı öldüremez.”
Arven gözlerini yumdu.
Ve o an, kendi içindeki ışığı ve karanlığı tamamen kabul etti.
“Belki de Tanrı’yı öldürmek değil, onu dengelemek gerekiyordu,” dedi fısıldayarak.
Kehanet Tanrıçası saldırdı.
Gölge bir kılıç gibi Arven’in üzerine indi.
Ama Arven, kanını ve ejderha nefesini kılıçta birleştirmişti.
Bıçağı kaldırdığında, gölge ejderha kılıçla çarpıştı.
Bir çarpışma sesi değil;
zamanın kırılması gibi bir ses çıktı.
Her çarpışta, şehirlerde insanlar dondu.
Ama Arven’in içinde bir enerji yükseliyordu:
“Bu, benim gücüm.
Bu, onların inancı.
Bu, Tanrıça’ya meydan okuyan ilk insan.”
Ejderhalar gökyüzünde çarpıştı.
Kimi Arven’in yanında, kimi Tanrıça’nın yanında.
Ama bir kısmı, kendi iradelerini kaybetmişti.
Gözleri Arven’i ve Tanrıça’yı aynı anda izliyordu;
ve o an, gerçek felaket başladı.
Kehanet Tanrıçası bir gölge ordusu yarattı.
Gölge askerler, şehirlerdeki insanlar ve hayvanların ruhlarından oluşuyordu.
Her biri bir fısıltı taşıyordu:
“Beni kurtar.
Beni gör.
Beni öldür.”
Arven bu gölgeleri kılıcıyla durdurmaya çalıştı.
Ama her kesik, yeni bir gölge doğuruyordu.
Ve o an fark etti:
“Bu savaş… sadece benimle Tanrıça arasında değil.
Bu, tüm dünya ile karanlık arasında.”

Kehanet Tanrıçası gülümsedi ve bir adım attı.
“İşte,” dedi,
“insanlığın ilk gerçek sınavı.
Senin seçimin ne olacak?”
Arven nefes aldı.
Gözleri karardı, ama karanlığın içinde bir ışık parladı.
“Seçim yapacağım. Ama bu, sadece benim seçimim olacak.
Hiçbir Tanrı’nın, hiçbir ejderhanın yönlendiremeyeceği bir seçim.”
O an kılıcı parladı.
Kan ve ejderha nefesi birleşmişti.
Bir ışık patlamasıyla gökyüzünü yırtıyor, gölge ejderhaların kalbini yarıyor, Tanrıça’nın gölge askerlerini dağıtıyordu.
Kehanet Tanrıçası geriye çekildi.
Ama gülümsemesi hâlâ vardı.
“Bunu kazandın gibi görüyorsun… ama savaş daha yeni başladı.”
Şehirlerde insanlar donmuş, gölge askerler dağıtılmıştı.
Ama herkesin gözlerinde bir şey değişmişti:
Artık onlar, kendi kaderlerinin farkındaydı.
Arven dizlerinin üzerine çöktü.
Kılıcı elindeydi.
Ama artık kılıç bir silah değil, bir simgeydi.
Ejderhalar gökyüzünde sessizce dönüyordu.
Bazıları yaralıydı.
Bazıları hâlâ Arven’in tarafındaydı.
Ama hiçbiri, savaşın bitmediğini bilmiyordu.
Kehanet Tanrıçası ise, tepenin zirvesinde duruyordu.
Kanı, gölgesi ve acısı hâlâ canlıydı.
Ve bir sonraki hamlesini hazırlıyordu:
“Bunlar sadece çocuklar,” dedi fısıldayarak.

“Gerçek oyun şimdi başlıyor.”