17. bölüm · Kehanetin Tanrıçası: Küller Altındaki Alev -Seri 1
Kehanet Tanrıçası ile Arven’in Nihai Karşılaşması Başlıyor
Labirentin son koridoru, öyle sessizdi ki bir fısıltı bile yankı buluyordu.
Taş duvarlar karanlık gölgelerle örtülmüştü, ancak gölgeler hareket etmiyor gibi görünse de her biri, Arven’in kalbini ve zihnini test ediyordu.
Kehanet Tanrıçası çoktan karşı tarafta duruyordu, gözleri kırmızı bir alev gibi yanıyordu; yaralı omzu ve kanlı giysisi bile onun kudretini gölgeleyemiyordu.
“Hoş geldin,” dedi Tanrıça.
“Artık maskeleri çıkartma zamanı.
Senin içindeki korku ile benim karanlığım… nihayet yüzleşiyor.”
Arven kılıcını sıktı.
Kan ve ejderha nefesi kılıçta birleşmişti; her bir damla kan, her bir nefes patlaması, içindeki gücü şekillendiriyordu.
“Seni durduracağım,” dedi Arven.
“Ve bunun bedelini ben ödeyeceğim, ama son sözü ben söyleyeceğim.”
Tanrıça bir adım attı.
Ve o adımda labirent yeniden şekil değiştirdi:
Duvarlar yavaşça yukarı yükseldi ve tavan göğe dönüştü.
Yer altından gölgeler sızdı ve labirentin zeminini parçaladı.
Ejderhalar gökyüzünde çarpışıyor, Arven’i ve Tanrıça’yı çevreliyordu.
“Ejderhaların kardeşliği yok oldu,” dedi Tanrıça,
“ama senin içindeki korku hâlâ var.”
Arven gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı.
“O korku benim değil,” dedi,
“bu benim testim. Ve ben bunu geçeceğim.”
İlk gölge ejderha saldırdı.
Kırmızı pulları Arven’in üzerine ışık gibi düşüyordu.
Kılıcını kaldırdı ve ejderhanın nefesiyle birleştiğinde, gölge parçalandı ama bir gölge daha ortaya çıktı.
Tanrıça gülümsedi:
“Her parçayı yok edersin, ama her parça daha güçlü doğar.”
Arven adım attı.
Her adımda karanlık içinde bir ışık parladı.
Kılıcından yayılan enerji, sadece gölgeleri kesmiyordu; aynı zamanda labirentin tüm yapısını sarsıyor, taş duvarların kırılmasına ve gölgelerin dağılmasına neden oluyordu.
Tanrıça artık Arven’in karşısında duruyordu.
“Bunu başaracağını mı sandın?” dedi.
“Sana göstereceğim… gerçek karanlık, içinden kopup gelir. Ve sen, onu yutmak zorundasın.”
Arven kılıcını yere sapladı.
Toprağın çatlamasıyla birlikte kendi gölgesi yükseldi ve gölgelerle birleşti.
İçindeki karanlık ve ışık, kılıçta yoğunlaşmıştı; her bir atış, Tanrıça’nın gölgeler ordusuna çarpıyordu.
“Bu senin savaşın değil, benim iç savaşımdı,” dedi Arven.
“Ve bunu kazanacağım.”
Tanrıça, labirentin duvarlarını manipüle ederek Arven’in yolunu kapattı.
“Düşüncelerini okuyabiliyorum,” dedi,
“Her stratejini, her korkunu biliyorum. Ve onları kullanacağım.”
Arven tereddüt etmedi.
“O zaman bil bakalım: Bu sefer seni sadece kılıcımla değil, karanlığım ve ışığımın birleşimiyle karşılayacağım.”
Kılıç yeniden yükseldi.
Kan ve nefes birleşti.
Labirentte yankılanan bir patlama oldu:
Taş duvarlar parçalandı
Gölge ejderhalar yok oldu
Labirentin zemininde çatlaklar açıldı ve ateş fışkırdı
Tanrıça geriye çekildi.
“Beni yok edebileceğini mi sanıyorsun?” diye sordu.
Ama sesinde artık hafif bir endişe vardı.
Arven derin bir nefes aldı ve kılıcı kaldırdı:
“Artık seçenek yok.
Ya sen, ya ben.
Ve bu sefer, ben kazanacağım.”
Gölgeler tamamen labirentten çekildi.
Ejderhalar Arven’in çevresinde toplandı; kimileri yara almış, kimileri hâlâ sadık kalmıştı.
Tanrıça tek başına duruyordu.
Ama artık yalnız değildi; Arven’in gücü gölgeleri kontrol ediyor, ejderhalar ve kılıç birleşmişti.
“Sana son kez şans veriyorum,” dedi Tanrıça,
“Teslim ol, yoksa tüm dünyayı yanına alarak yok edeceğim.”
Arven gülümsedi.
“Ben teslim olmam,” dedi.
“Ve bunu yalnız yapmıyorum.
Benimle birlikte tüm korkularımı, tüm gücümü alıyorum.
Ve bu kez… sen kaybedeceksin.”
Kılıcını yere sapladı.
Kan ve ejderha nefesi birleşti.
Ve bir patlama oldu,labirent gökleri yırtıldı, taşlar havada asılı kaldı, gölgeler yok oldu.
Tanrıça geri çekildi.
Ama gülümsemesi hâlâ vardı:
“Bu sadece başlangıç… İnsan, daha güçlü olduğunu sanıyor.”
Arven, labirentin merkezinde diz çöktü.
Kılıcı kanlı, nefesi ağır, ama içindeki ışık parlıyordu.
Ejderhalar etrafında dönüyor, dünyanın dengesi değişiyordu.
Ve Arven fark etti:
“Bu savaş bitmedi.
Ama ilk kez… ben kazanabileceğimi gördüm.”
