10. bölüm · Kehanetin Tanrıçası: Küller Altındaki Alev -Seri 1

Kehanet Tanrıçası’nın İlk Büyük Yanlışı

Asena'nın Kaleminden

Yanlışlar bağırmaz.
Yanlışlar, haklı gerekçelerle yapılır.

Kız ,artık adını söylemeyen, kendine bile fısıldamayan Kehanet Tanrıçası ,yüksek bir tepenin üzerinde duruyordu. Altında uzanan şehir, haritalarda hâlâ bir isim taşıyordu ama o isim artık anlamını yitirmişti.
Taş duvarlar.
Dar sokaklar.
İnsanlar.
Hepsi nefes alıyordu.
Hepsi yaşıyordu.
Ve hepsi…
bir süre sonra ölmeyecekti.

Arven uzakta duruyordu. Yaklaşmıyordu. Yaklaşamıyordu. Çünkü ona her baktığında içinde iki ses konuşuyordu.
Biri hâlâ insandı.
Diğeri ise ejderha nefesinin bıraktığı derin ve soğuk akıl.
“Şehir düşmezse,” dedi ejderha sesi,
“felaket yayılır.”
Arven gözlerini sıktı.
“Bu insanlar masum,” dedi.
“Masumiyet,” diye fısıldadı ses,
“tanrıların uydurduğu bir kelimedir.”

Kız şehre baktı.
İçindeki ilk tanrıça kıpırdandı. Uzun zamandır sessizdi. Ama sessizlik, yokluk değildi.
“Bunu yapmak zorunda değilsin,” dedi tanrıça.
“Bu bir kehanet değil. Bu bir seçim.”
Kız ellerini yumruk yaptı.
“Seçimler,” dedi,
“hep bir şeyleri feda eder.”
“Bu şehir,” dedi tanrıça,
“bir uyarı olabilir.”
Kız başını salladı.
“Uyarılar,” dedi,
“artık dinlenmiyor.”
Ve o an…
karar verdi.

Şehirde insanlar gökyüzüne baktığında bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti. Kuşlar susmuştu. Rüzgâr yön değiştirmişti. Çocuklar sebepsiz yere ağlamaya başlamıştı.
Ama kimse kaçmadı.
Çünkü hiçbir felaket, adını söylemeden gelmezdi.
Kız elini kaldırdı.
Bu kez ateş çağırmadı.
Ejderhalara seslenmedi.
Toprağı yarıp göğü yırtmadı.
Sadece…
kehaneti kesti.
Şehrin üstüne görünmez bir kubbe indi. Dua edenlerin kelimeleri havada asılı kaldı. Bağıranların sesi yankılanmadı. Zaman… ağırlaştı.
İlk düşen, bir rahip oldu.
Kalbi durmadı.
Nefesi kesilmedi.
Sadece…
inancı bitti.
Ardından bir kadın diz çöktü.
Bir asker kılıcını bıraktı.
Bir çocuk annesinin elini çekti.
Şehir çökmüyordu.
Yanıyordu.
Ama sessizce.
Arven bağırdı.
“Dur!”
Kız dönmedi.
“Bunu yaparsan,” dedi Arven,
“geri dönüş yok.”
Kız’ın sesi sakindi.
“Geri dönüş,” dedi,
“tanrılar içindi.”
Kubbe daraldı.

İnsanlar yere yığıldı. Ölmediler. Ama artık aynı değillerdi. Gözleri boşaldı. Hatıraları silindi. Kim olduklarını unuttular. Sevdiklerini unuttular.
Şehir…
yaşıyordu.
Ama ruhunu kaybetmişti.
Ejderhalar gökyüzünde dönmeyi bıraktı.
Bir tanesi konuştu:
“Bu… gerekenden fazlası.”
Kız ilk kez irkildi.
“Ne demek istiyorsun?”
“Biz yıkımı biliriz,” dedi ejderha.
“Ama sen… boşluk yarattın.”
Arven dizlerinin üzerine çöktü.
“Ne yaptığını biliyor musun?” diye fısıldadı.
Kız şehre baktı.
İnsanlar yürüyordu. Konuşuyordu. Ama gözlerinde ışık yoktu. Sanki hepsi aynı rüyadaydı. Aynı sessizlikte.
Ve o an…
İlk kez…
pişmanlık hissetti.
Ama çok geçti.
“İlk büyük yanlış,” dedi içindeki tanrıça.
“İşte bu.”
Kız elini indirdi.
Kubbe kayboldu.
Ama giden…
geri gelmedi.
Arven ayağa kalktı.
Yüzü sertti.
Kararı netti.
“Bir daha,” dedi,
“buna izin vermeyeceğim.”
Kız ona baktı.
“Beni durduracaksın mı?” diye sordu.
Arven sustu.
“Gerekirse,” dedi sonunda,
“evet.”
Kız başını salladı.
“İşte,” dedi,
“ihanet böyle başlar.”
Uzakta bir çocuk annesine baktı.
“Anne,” dedi,
“neden ağladığını bilmiyorum ama…
üzgünüm.”

Kadın cevap veremedi.
Çünkü hatırlamıyordu.