14. bölüm · Kehanetin Tanrıçası: Küller Altındaki Alev -Seri 1

Ejderhaların Kardeşliği Bozulduğunda

Asena'nın Kaleminden

Gökyüzü hâlâ karanlıktı.
Ama artık karanlık, sadece gecenin örtüsü değildi.
O, canlıydı.
Taşlar titriyordu.
Küller havada dans ediyordu.
Ve ejderhalar, gökyüzünde birbirlerine karşı duruyor, kanatlarını gergin bir şekilde çırpıyorlardı.
Dünya artık bir oyun alanı değildi; bir alan savaşıydı.
Kehanet Tanrıçası, tepenin kenarında duruyordu.
Omuzları hâlâ yaralı, kolları hâlâ kanlıydı.
Ama gözleri…
Gözleri bir zamanlar insan olanın son hatırladığı kırmızı ateşten bile parlaktı.
Ve Arven, onun bu bakışlarını gördüğünde, kendi içindeki ejderhayı fark etti.
O artık sadece bir insan değildi.
O, Tanrıça’nın karanlık yansımasının gölgesinde bir savaşçıya dönüşmüştü.
Ejderhalar bölünmüştü.
Kuzeyin kırmızı pullu devasa ejderhası Tanrıça’nın yanında duruyordu.
Ona bağlı olan diğer üç ejderha, gökyüzünde Arven’in etrafında dönüyordu.
Her biri, eski bir hatırayı, bir zinciri, bir ihaneti simgeliyordu.
Ejderhaların nefesi artık sıcak değil;
soğuk, ağır bir karanlıktı.
Dünya, onların nefesiyle titriyordu.
“Kardeşliği bozdun,” dedi Arven’in içinde yankılanan ejderha sesi.
“Bir zamanlar birbirinizi korur, şimdi ise birbirinizi parçalıyorsunuz.”
Arven başını salladı.
“Ben onları bozmadım,” dedi, ama sesi titriyordu.
Çünkü biliyordu: Tanrıça, onun kararlarını manipüle etmişti.
O, farkında olmadan kendi elleriyle ejderhaları ikiye bölmüştü.

Kehanet Tanrıçası adım attı.
Toprak çatladı.
Yerden alev değil, gölge yükseldi.
Alev gibi görünse de, bu gölge insanın en karanlık korkusundan başka bir şey değildi.
“Beni durduracaklar mı?” dedi kendi kendine.
Ve cevap geldi:
“Hayır. Ama deneyecekler.”
Arven ileri atıldı.
Kılıcı ağırdı, ama hareketleri hızlı ve keskin.
Ejderhaların arasından geçmeye çalıştı.
Ama bir ejderha, Arven’in yolunu kesti.
Kırmızı pulları parladı.
Ve gözleri… derin bir öfkeyi taşıyordu.
“Kılıcını kaldırırsan,” dedi,
“sana kardeşlik yerine yalnızlık vereceğim.”
Arven tereddüt etmedi.
“Yalnızlık,” dedi,
“artık korkutmuyor beni.”

Tanrıça bir adım attı.
Ve o anda, gökyüzü parçalandı.
Ejderhaların kanatları gök gürültüsüyle çarpıştı.
Bir tanesi Arven’in üstüne saldırdı.
Ama Arven, ejderha nefesini hissetmişti;
hareketi önceden biliyordu.
Kılıcı, ejderhanın pullarına çarptı.
Kıvılcımlar saçıldı, ama ejderha yara almadı.
Çünkü bu yara, insanın kesebileceği bir yara değildi.
Arven’in kılıcı, sadece karanlığa dokunmuştu.

Tanrıça gülümsedi.
“Bunu görüyorsun, değil mi?” dedi.
“İnsan kılıcı, ejderhayı kesemez.”
Arven, kılıcı sıkıca tuttu.
“O zaman başka bir yol var,” dedi.
“Ve onu bulacağım.”
Ejderhaların arası gergindi.
Bir kısmı Arven’i koruyor, bir kısmı Tanrıça’yı.
Ama aralarındaki sessizlik, bütün felaketleri barındırıyordu.
Bir ejderha homurtu ile gökyüzüne yükseldi ve büyük bir alev püskürttü.
Ama alev, yanan şehirleri değil, insanların korkularını yaktı.
Her bir çığlık, karanlıkla birleşerek yeni bir yaratık doğurdu:
Kehanet Tanrıçası’nın gölge askerleri.
Arven geri çekildi.
“Onlar… insanlar mı?” dedi,
“Yoksa… canavar mı?”
Kız gülümseyerek yaklaştı.
“Onlar benim fısıltılarım,” dedi.
“Ve şimdi seni bekliyorlar.”
Arven gözlerini yumdu.
“O zaman,” dedi,
“bunu sonuna kadar yapacağım.”
Ve savaş başladı.
Ejderhalar çarpıştı, gök parçalandı, şehirler sallandı.
Kehanet Tanrıçası bir gölge oluşturdu; bu gölge, Arven’in önüne geçti.
Kılıcı, gölgeyi kesmeye çalıştı.
Ama kesilen gölge değil, Arven’in içindeki korkuydu.
“Senin içindeki karanlık,” dedi Tanrıça,
“benden daha güçlü olabilir.”
Arven bir an durdu.
Ama ardından nefes aldı.
“O zaman,” dedi,
“içimdeki karanlığı kullanacağım.”
Ejderhalar havada birbirlerine çarpıyor, insanlar gölge askerlerle savaşıyor, şehirler ise hem canlı hem ölü arasında sarsılıyordu.
Ve o anda Arven, kılıcını kaldırdı.
Ama bu kez sadece bir kılıç değildi;
kendine ait bir ateşti.
Kehanet Tanrıçası geriye çekildi.
Gözü, Arven’deki karanlık ve ışığı aynı anda gördü.
“İşte,” dedi,
“bir insan ilk kez tanrıya meydan okuyor.”
Arven bir adım attı.
Ve bu adım, sadece bir fiziksel hareket değildi.
Bir çağın başlangıcıydı.
Uzakta bir şehir daha karardı.
Ama bu kez insanlar çığlık atmadı.
Çünkü onlar artık kendilerini görmeye başlamıştı.

Kehanet Tanrıçası’nın laneti kırılıyordu.
Ama bedeli ağırdı:
Ejderhaların kardeşliği parçalanmış, şehirler yarı ölü, insanlar yarı gölge hâline gelmişti.
Ve Arven, bir insan olarak,
Tanrıça’yı durdurmak için ilk kez kendi kanını feda edecekti.