17. bölüm · Kayıp kalplerin sessizliği
17.Bölüm-İki Kalbin Arasında
Ceren, Yiğit ’in karşısında öylece kalakaldı.
Sarsılmıştı.
Bu anı hiç beklemiyordu… en azından şimdi, Selim uyanmışken, duyguları altüst olmuşken değil.
Rüzgâr hafifçe esiyordu. Hastane bahçesinde insanların sesleri uzak bir uğultuya dönüşmüştü.
“Ceren… bir şey söyle.”
Yiğit’in sesi kırılmış bir çocuğun sesine benziyordu.
Ceren derin bir nefes aldı.
“Yiğit … söyleyeceklerimi anlamanı istiyorum. Çünkü seni gerçekten önemsiyorum.”
Selim başını yavaşça salladı.
“Dinliyorum.”
Ceren gözlerini yere düşürdü.
“Ben seni… bir arkadaş olarak çok seviyorum. Bana yaptığın iyilikleri, desteklerini asla unutamam.”
Yiğit’in parmakları titredi.
Ceren devam etti, bu kez daha yumuşak bir sesle:
“Ama kalbim… hiçbir zaman sana ait olmadı. O hep Selim’teydi.”
Yiğit gözlerini kapadı.
Sanki içinde bir şey kırıldı… ve sesi duyulacak kadar genişti.
“Biliyorum.” dedi fısıltı gibi.
“Yine de… bir umut vardı. Kendimden nefret etsem de vardı.”
Ceren ona yaklaşmak istedi ama Yiğit geri çekildi.
“Lütfen… şimdi dokunma. Çünkü kırılmak istemiyorum.”
Ceren’in boğazı düğümlendi.
“Senden hiçbir şey saklamak istemedim.”
“Ama sakladın!” diye çıkıştı Yiğit.
Sesi bir anda yükselmişti ama hemen ardından pişmanlıkla sustu.
“Beni dinledin, bana güvendin… ben de sana umut bağladım. Bu benim suçum biliyorum ama…”
Gözleri doldu.
“Seni kaybetmek çok acıtıyor, Ceren.”
Ceren sessiz kaldı. Çünkü ne söylese Yiğit ’in acısını hafifletemeyeceğini biliyordu.
İrem onların uzaktan konuştuğunu izliyordu.
İçinde bir sıkıntı vardı; herkesin kalbi kırılıyordu.
Ceren odasına geri döndüğünde Selim onu görünce hafifçe gülümsedi.
“Geldin.”
Ceren gülümsedi ama gözlerinde bir hüzün vardı.
Selim bunu hissetti.
“Bir şey oldu. Selim değil mi?”
Ceren gözlerini kaçırdı.
“O da zor zamanlardan geçiyor. Ona haksızlık etmek istemiyorum.”
Selim ’in yüzü ciddileşti.
“Ceren… ben döndüğüm için birileri acı çekiyorsa… bilmiyorum, bu beni rahatsız ediyor.”
“Hayır!” dedi Ceren hemen.
“Bu senin suçun değil. Kimseyi acıtmıyorsun.”
Selim bir an sessiz kaldı.
Sonra çok yavaş, çok dikkatli bir şekilde:
“Ceren… sen yine de… benimle olmak istiyor musun?”
Bu soru, Ceren’in kalbini ikiye ayırdı.
Çünkü cevabı evetti.
Ama bunu söylerse Yiğit tamamen kopacaktı.
Söylemezse Selim kalbinde bir boşluk hissedecekti.
Ceren’in gözleri doldu.
“Selim… ben seni hiç bırakmadım.”
Selim’in gözleri parladı, hafifçe tebessüm etti.
“O zaman… buradasın.”
Ceren başını salladı.
Ama içindeki fırtına dinmedi.
Çünkü birini seçmek bazen birini tamamen kaybetmek demekti.
Ve Ceren, o an ilk kez gerçekten korktu:
Bu hikâyede tek bir kalp değil… dört kalp kırılabilirdi.
