KAYIP HANEDAN kitap kapağı

8. bölüm / 8

KAYIP HANEDAN

SAFİR TAŞININ SIRLARI

Vaveyla Yazarı: Dilek Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: SAFİR TAŞININ SIRLARI

Bölüm şarkısı: Diamonds - Rihanna

Aimee ile tanışmamızın sonrasında tam yirmi dakika boyunca bana Skyron Sarayı’nda uymam gereken kuralları anlatmıştı. Bunu ben istememiştim, o bunun gerekli olduğunu söylemişti. Doğrusu yine kurallarla kısıtlandırılmak hiç hoşuma gitmemişti ama kibarlık etmeye uğraşıp sesimi çıkartmadım.
“Ve son olarak misafirler yemekleri kraliçeyle birlikte yer.”
Kaşlarımı çattım. “Kraliçeyle mi? Neden?”
“Çünkü bu saygı göstergesidir. Ayrıca bir zorunluluktur,” dedi.
Yüzümü buruşturdum. “İyi de ben daha önce hiç bir kraliçeyle yemek yemedim. Ne yapmam gerektiğini bile bilmiyorum,” dedim.
“Merak etme, ben sana öğreteceğim. Görevim bu zaten. Bu akşamki yemek için hazır olman lazım.”
Tedirginlikle ona baktım. “Bu zarafet dersine hemen şimdi başlamayacağız, değil mi?” diye sordum, korkarak.
Güldü. “Hayır, hemen değil. Önce istersen sarayı dolaşabilirsin. Belki ilgini çeken yerler olur. Ya da yemeğe kadar odanda kalıp dinlenebilirsin, sonuçta uzun yoldan geldiniz,” dedi. Sırıttım. Sarayı keşfetme fikri hoşuma gitmişti. Safir’i almak için her fırsatı değerlendirmeliydim.
Umarım Kraliçe Celine, o madalyonu arada sırada boynundan çıkarıyordur.
“Sarayı dolaşmak kulağa güzel geliyor. Nerelere gidebilirim?” diye sordum kibarca.
Aimee, hemen cevapları sıralamaya başladı. “Müzik odası, portre odası, bahçe, mutfak, kütüphane–”
“Bekle.” Kütüphane lafını duyar duymaz onu durdurmuştum. “Kütüphaneniz mi var?”
“Elbette. Biz Skyronlular kitap okumayı çok severiz. Kütüphane bu saraydaki en büyük odadır,” dedi.
Hemen atıldım. “Beni kütüphaneye götürür müsün?” diye sordum heyecanla. Bu heyecanım onu güldürdü.
“Tamam, sakin ol. Tabi götürürüm, gel hadi.” Odadan çıktık ve koridorda ilerlemeye başladık. Vincent’ın odasının önünden geçerken ona da haber vermek istedim ama belki dinleniyordur diye rahatsız etmek istemedim. Kütüphaneye gitmek için bu sefer yukarı değil aşağı inmemiz gerekti. Doğrusu iyi oldu çünkü sürekli merdiven çıkmaktan gına gelmişti. Ben daha ilk günden bundan sıkıldıysam Aimee’nin uçamadığı için yıllardır bu sarayda merdiven çıkmak zorunda kaldığını düşününce canım sıkıldı. Nasıl katlanmıştı bilmiyorum ama ben kesinlikle şu camların birinden kendimi aşağı atardım.
“Sen kütüphaneye çok sık gider misin?” diye sordum Aimee’ye.
“Her fırsat olduğunda gidiyorum. Kütüphanede zaman geçirmek dinlenmemi ve rahatlamamı sağlıyor,” dedi. Sırıttım, bu kızla daha ortak yönüm çıkacak mıydı acaba? Gerçi ben her istediğimde gidemiyordum ama neyse.
Yürümeye devam ederken sarayın duvarlarında o meşhur tabloların hiç eksilmediğini gördüm. Skyron halkı bu kadar çok tablo olmasından hiç sıkılmıyorlar mıydı? Yetimhane duvarları böyle olsa ben bir süre sonra muhtemelen iyice daralıp kriz falan geçirirdim.
“Neden bu sarayda bu kadar çok tablo var ki?” diye kendi kendime söylendim.
Ama Aimee beni duymuş olacak ki güldü. “Aslında bir zamana kadar ben de sorguluyordum bunu. Sonra kraliyet ailesinin atalarına ve sanata düşkün olduklarını öğrendim. Bu sarayda birden fazla müzik ve resim odası var. Gelmiş geçmiş tüm kraliçelerin ve prenseslerin tabloları asılıdır duvarlarda. Özellikle Kraliçe Adelina’dan sonra. Aynı kişinin birden fazla tablosu olduğu için sana fazla gelmiş olabilir,” dedi. Vay be, etrafımda sadece Skyronlular kadar sadık insanlar olsa bana yeterdi.
“Kraliçe Adelina’dan öncekilerin canı cehenneme mi?” diye sormadan edemedim. Evet, o açıklamanın içinde sadece buna takılmıştım.
Aimee, soruma küçük bir kahkaha attı. “Hayır, ama Skyron tarihini değiştiren kişi Kraliçe Adelina’ydı ve ondan sonra halkımız atalarına daha çok saygı duymaya başladı,” dedi.
“Tarihi nasıl değiştirdi?” diye sordum.
“Birçok şey yaptı. Mesela tahta geçme yasasını değiştirdi, krallığı büyüttü, Safir taşını güçlendirdi gibi şeyler. Ben bu kadarını hatırlıyorum. Bir de pegasuslarla konuşabiliyormuş ve animası da bir pegasusmuş, yani tanrılar tarafından kutsanmış biriymiş.” Tamam, bu kadını cidden merak etmeye başlamıştım.
“Astrid de pegasuslarla konuşabiliyor,” dedim.
Aimee bana baktı. “General Astrid mi? Evet, biliyorum. Kraliçe Celine’in onu general yapma sebeplerinden biri de bu,” dedi. Kaşlarımı kaldırarak etkilenmiş gibi yaptım. Kraliçe Celine zeki kadın olmalıydı çünkü ben olsam ben de ilahi yaratıklarla konuşabilen birini krallığımın generali yapardım büyük ihtimalle.
Aimee ile konuşa konuşa nihayet kütüphane olduğunu sandığım bir kapının önüne geldik. Bu kapı diğerlerinin aksine beyaz ahşaptandı ve sadece kenarları altındı. Tek sorun, çok büyük olmasıydı. Boyu neredeyse tavana kadar uzanıyordu. Sanırım buranın kütüphane olduğunu fazlasıyla belli etmek istemişlerdi.
“İşte geldik! Burası,” dedi Aimee. Tahmin etmiştim!
Başımı yukarı dikerek kapıya baktığımda Aimee aklımdan neler geçtiğini anlamış gibi kıkırdadı. “Fazla büyük bir kapı, doğru. Ama bence bu sarayda gördüklerine şaşırmamalısın artık.” Ona baktım, haklıydı. Gördüğüm her şeyde şoke olamazdım. “Neyse, hadi içeri girelim.” Aimee tam açmak için kapının koluna uzanıyordu ki bir sesle ikimiz de irkilerek arkamızı döndük.
“Aimee! Nerelerdesin sen?” Bu saray uşağı Steve idi. Aimee’ye bir baba edasıyla sorgularcasına bakıyordu. “Annen her yerde seni arıyor, mutfakta sana ihtiyaç var. Bana sürekli kendini arattırma, kızım!” Steve’in isyanı neredeyse gülmeme neden olacaktı ama kendimi tuttum. O sırada Steve benim de orada olduğumu fark etti.
Boğazını temizleyerek, “Ah, kusura bakmayın, Leydi Vanessa. Beni böyle görmenizi istemezdim,” dedi.
Gülmemeye çalışarak, “Hiç sorun değil,” dedim. Bazen fark edilmemeye alışkındım.
Steve, tekrar Aimee’ye döndüğünde bu sefer daha alçak bir ses tonuyla, “Aimee, durma öyle, doğru mutfağa. Akşam yemeği için hazırlıklara yardım et,” dedi. Steve’in bana Bayan Carney’yi hatırlattığını söylemek istemezdim ama hatırlatmıştı.
Aimee, başını salladı. “Üzgünüm, Steve. Hemen gidiyorum,” dedi ve bana tekrar reverans yaparak merdivenlerden inip gözden kayboldu.
Steve, “Sizin bir şeye ihtiyacınız var mıydı, Leydi Vanessa?” diye sorunca ona döndüm.
“Hayır, sadece Aimee’den beni kütüphaneye götürmesini istemiştim,” dedim masum bir şekilde gülümseyerek.
“Peki, o zaman. Size iyi eğlenceler. Herhangi bir şeye ihtiyacınız olursa beni çağırabilirsiniz,” dedi Steve.
Başımı salladım. “Elbette.” Ben bunu söyledikten sonra Steve de önümde eğilerek havalandı ve sarayın koridorlarında gözden kayboldu. Sonunda yalnız kaldığımda, kütüphanenin dev kapısının iki kolunu tutup tüm gücümle ittim. Hem büyük hem ağırdı! Açmayı başardığımda kitapların o huzur verici kokusu burnuma doldu.
Bu dünyada çok sevdiğim bir koku varsa o da kitap kokusudur.
Kapıyı arkamdan geri kapattım ve kitaplıkların arasında ilerlemeye başladım. Kütüphanenin görünüşü beni şaşırtmıştı. Koskoca saray sadece beyaz ve altın renklerinden oluşmasına rağmen bu kütüphane, kapısı gibi tamamen beyaz ve ahşaptandı. Böyle çok daha otantik görünüyordu ama kesinlikle kötü değildi. Onlarca dev kitaplık ve içlerinde binlerce kitap vardı. Kitaplıkların aralarında duran dev pencerelerden güneş ışığı fazlasıyla içeri vuruyordu. Tavan aşırı yüksekti ve kitaplıkların boyu da neredeyse tavana kadardı. Neredeyse en üstteki raflara nasıl ulaştıkları konusunu sorgulayacaktım ki aklıma Skyronluların kanatları olduğu aklıma geldi.
Neden benim de kanatlarım yoktu ki?!
İlerlemeye devam edecekken tam o sırada kitaplıklardan birinin önünde durmuş, elindeki bir kitabı okuyan Vincent’ı gördüm. Burada ne işi vardı? Ben onu odasında sanıyordum.
“Vincent?” diye ona seslendim.
Sesimi duyar duymaz başını kaldırıp ana baktı. “Vanessa?” diyerek ses tonumu taklit etti.
“Burada ne işin var?” Bu soruyu aynı anda sormuştuk ve hemen ardından gülmeye başladık.
Vincent, elindeki kitabı kapatarak tamamen bana döndü. “Seni odanda dinleniyorsun sanıyordum. Yorulmuş olmalısın,” dedi. Haklıydı, fazlasıyla yorgundum ama ben dinlenmek yerine kütüphaneye gitmeyi tercih etmiştim. Uykudan bile çok seviyordum kitapları.
Masumca, “Ben de öyle sanıyordum,” dedim. Vincent bu duruma gülerken ben ise tebessüm etmekten kendimi alıkoyamadım.
“İyi öyleyse, madem geldin sana bir şey göstereyim. Bence görmen gerek,” dedi elindeki kitabı işaret ederek. Yanına gittim ve Vincent elindeki kitabı masaya koyup açtı. Eliyle gösterdiği başlığı hafif yüksek bir sesle okudum.
“Safir Taşının Sırları.”
Kaşlarımı kaldırarak ona döndüm. “Aeldoria Tarihi kitabında hiç böyle bir başlık görmemiştim,” dedim. Cevap vermekte gecikmedi.
“Aeldoria Tarihi’nde büyük ihtimalle taşların ayrıntıları yazmıyordur, bu kitap ise sadece Safir taşından bahsediyor. Ben de zaten kütüphaneye taşla ilgili bir şeyler öğrenmek için gelmiştim, şanslıydım ki bu kitabı buldum. Diğer taşlar için de böyle kitaplar yazıldığını düşünüyorum. Bize çokça yardımı olabilir,” dedi. Söylediklerini biraz kafamda tarttıktan sonra mantıklı buldum. Taşların hepsini ele geçireceksek, onları iyi tanımamız gerekiyordu. Eğer olur da zorda kalırsak, taşların gücünü kullanmamız gerekebilirdi.
“Mantıklı ama umarım taşların sırrını kullanmamızı gerektirecek kadar zor bir durumda kalmayız,” dedim. Umarım dercesine başını salladı.
Sonra ben daha fazla beklemek istemeyerek kitabın sayfalarını karıştırmaya başladım. Sonunda taşın gerçek gücünden bahsedilen bir bölüm buldum. Sadece Vincent’ın duyabileceği bir sesle okumaya başladım.

Aeoldoria Diyarı’nı oluşturan krallıklardan biri de Gökyüzü Krallığı Skyron’dur. Skyron’un gücünü içinde bulunduran taş Safir’dir.
Safir taşının asıl gücü, havayı kontrol etmektir. Bunun dışında Aeldoria’daki tüm pegasuslara hükmetme, iyileştirme gibi güçleri de vardır. Sahip olduğu güçler, Skyron Krallığı’nı temsil etmektedir.
İyileştirme gücünü Safir’e, Skyron’un en güçlü hükümdarı Kraliçe Adelina eklemiştir. O, bu güçle doğan ilk kişidir ve zamanla Skyron’da bazı kişiler de iyileştirme gücüyle doğmaya başlamıştır.
Diğer taşlar gibi Safir’in büyüsü de fazlasıyla güçlüdür ve zorunda kalınmadıkça tek başına kullanılmamalıdır. Yanlış ve kötü kullanım ise çok kötü şeylere neden olabilir.

Okumam bitince bir süre durdum. Safir taşının havayı kontrol etme gücü aklıma takılmıştı. Eğer bu taş havayı kontrol ediyorsa diğer taşlar da diğer elementleri kontrol edebiliyorlar mıydı?
Aklıma takılan başka bir şey ise kitapta yine Kraliçe Adelina’nın adı geçmesiydi. Bu krallıkta olan her şeyin bu kadınla bir ilgisi mi vardı? Ama iyileştirme gücünün ilk onda ortaya çıkması ilgimi çekmişti. Ondan sonra da başka kişilerde de olması, Skyron halkının neden ona bu kadar değer verdiğini bir nevi açıklıyordu. Aeldoria’da Kraliçe Adelina aracılığıyla yeni bir güç ortaya çıkmıştı ve önemli bir güç olmalı ki, krallığın büyülü taşına da eklenmişti. Bu kadın her şeyiyle kutsanmış biri olmalıydı.
Ancak okuduğum son cümle de beni bir hayli tedirgin etmişti. Taş gözümün önündeydi ama ben korkmadan duramadım. Kraliçe Celine’in, Safir’i kötü bir amaçla kullanacağını da zannetmiyordum ama onu kendi ellerimde tutmadan da tamamen rahat olamayacağımı biliyordum.
“Güçleri basit şeyler değil. Kontrolden çıkarsa başa çıkması zor olacaktır,” dedi Vincent.
Gözlerimi kitaptan çekerek ona baktım. “Sence gücünden korkmalı mıyız? Demek istediğim, ya kontrol edemezsek? Yanlış kullanılması kötü şeylere neden olabilir diyor. Ya başımıza dert açarsa?” diye sormadan edemedim.
Vincent, gözlerinde güven verici bir parıltıyla bana baktı. “Merak etme, gerçekten ihtiyacımız olmadıkça taşa dokunmayacağız bile. Kötü amaçla da kullanmayacağımız zaten belli ve taşın nasıl çalıştığını da bilmiyoruz. Yani normal bir durumda Safir’e dokunmamıza gerek kalmayacak,” dedi. Sözleriyle rahatladım. Bu taşlar kendi kendilerine çalışmıyorlarsa işimiz düşündüğüm kadar zor olmayacaktı.
***
Instagram: kayiphanedanofficial