18. bölüm / 26
KAT 9 DAİRE?19.Bölüm: Bizi Biz Yapan Şeyler
Bölümler 26Şu an: 19.Bölüm: Bizi Biz Yapan Şeyler
- 1 1.Bölüm: Satürn'ün Kalabalıklaşan Yerlisi1.134 kelime
- 2 2.Bölüm: Neden Ben?1.604 kelime
- 3 3.Bölüm: Tanıdığın Tanınmayanı1.557 kelime
- 4 4.Bölüm: Merhaba!1.029 kelime
- 5 5.Bölüm: Hayatımızın Işıltısı928 kelime
- 6 6.Bölüm: Dans Edelim mi?1.328 kelime
- 7 7.Bölüm: İçi Okyanus1.369 kelime
- 8 8.Bölüm: Onu Gördüm1.490 kelime
- 9 9.Bölüm: Bilinmezliğe Doğru1.120 kelime
- 10 10.Bölüm: Erken Kaybedilen Mutluluk1.375 kelime
- 11 11.Bölüm: İstanbul Gibisin1.516 kelime
- 12 12.Bölüm:Yıldızları Bekleyen Kız1.428 kelime
- 13 13.Bölüm: Satürn1.490 kelime
- 14 14 ve 15.Bölümler2.940 kelime
- 15 16.Bölüm: Sadece Satürn De2.998 kelime
- 16 17.Bölüm: Aklım, Kalbim, Ruhum1.774 kelime
- 17 18.Bölüm: Seni Böyle Buldum1.482 kelime
- 18 19.Bölüm: Bizi Biz Yapan Şeyler2.701 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 20.Bölüm: Işıkları Yakma Zamanı1.876 kelime
- 20 21.Bölüm: Sen Işıksın2.375 kelime
- 21 22.Bölüm: En Güzel Halin1.134 kelime
- 22 23.Bölüm: Yaralısın Yaralıyım1.703 kelime
- 23 24.Bölüm: İyileştirensin1.844 kelime
- 24 25.Bölüm: Vazgeçmek1.496 kelime
- 25 26.Bölüm: Bilinmezlik1.292 kelime
- 26 27.Bölüm: Hepimiz Farklıyız1.555 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yazarken yaşadığım duyguları sizin de okurken yaşamanız dileğiyle iyi okumalar dilerim canlar!
Tarih: 12/08/2025
Bölüm Şarkısı: Rafat Hasanlı - Senin Gibisini Bulamam ve okurken zihnimizde çalan şarkı🎶
-----
Uzun bir yolculuğun ardından Balıkçı etrafta göz gezdirmiş. Etrafta göz gezdirdikçe de kocaman denizin bile yalnız olmadığını fark etmiş. Ona rengini veren bir gökyüzünün, parlaklık katan yıldızların ortasında ağaçların, kıyıların denizin içindeyse binlerce taşın olduğunu görmüş. Sonra düşünmüş ve onu o yapanların onlar olduğunu anlamış. Ve şöyle demiş: "Eğer gökyüzü olmasaydı denizin rengini bilemezdim, yıldızlar olmasaydı gecenin karanlığında parlayan bir deniz göremezdim, ağaçlar ve kıyılar olmasaydı denizin renginden başka bir renk tanıyamazdım ve eğer içinde birbirinden farklı taşlar olmasaydı öğrenemezdim. Bu yüzden onu o yapanlar onlar. "
---
19.Bölüm: Bizi Biz Yapan Şeyler
Söylediği onlarca cümlenin ardından ona kilitlenip baktım. Klasik bir Birce hareketi olarak bu sefer mesaja değil mesajı verene bakakaldım. Bana tebessüm ederek bakarken konuşmak için dudaklarımı araladım. "Sana ta en başında bir soru sormuştum hatırlıyor musun? Kim bilir..."
"Kim bilir birbirimizi görüp tanısaydık neler olurdu diye sormuştun." Sözümü yarıda kesip cümleyi tamamlamıştı. O zaman herkül gibi hissettirmişti. Gülüp geçtiğimiz bir anda güldüğümüz ama onun unutmadığı bir kelimeydi. Şimdiyse benim basitçe sorduğum o soruyu da unutmamıştı. Hem de hiçbir kelime eksiği olmadan en saf haliyle söylemişti. Bu olay karşısında ona kalbim küt küt atarken sakince bakmaya çalıştım. "Cevabı artık biliyorum Oğuz. İyi ki birbirimizi görüp tanımışız."
"İyi ki birbirimizi görüp tanımışız." Birbirimize gülümseyerek baktık.
Birkaç dakikalığına oluşan sessizliği ben bozdum. "Yarın patisserie dükkanımızın açılışına saat kaçta geleceksin?" Ki kalbimi ona göre hazırlayayım.
"Öğlen civarında gelirim herhalde. İşin bitince haber verirsin ona göre senle Doğa'yı almaya gelirim."
"Tamam haber veririm ben."
"Birce, Doğa benim hakkımda ne düşünüyor? Malum tanışma günümüz senin sarhoş anına denk geldi o zaman da biraz gergin gibiydi."
"Senin hakkında kötü bir şey düşünmüyor. Hem Doğa o gün benim için endişelenmişti. Yani senin gerilmene gerek yok hem nasılsa yarın bol bol tanışmış olacaksınız."
"Doğru. Bakalım yarın ağır ağabey Kaya ne diyecek asıl endişelenmemiz gerekilen o."
Söylediği cümlenin ardından dediğini anlamamış gibi şaşırarak baktım. "Ağır ağabey Kaya kim?"
"Tanışacağın arkadaşlarımdan birisi. Dedim ya 3 tane arkadaşım var diye o da onlardan biri."
"Anlatsana nasıl kişiler?"
"Kaya'nın dışında Barış ve Okay var. Kaya aynı yaşta olmamıza rağmen çok olgun bir çocuktur o yüzden ona ağır ağabey lakabını takmıştık. Konuşmasından davranışlarına kadar filozof gibi bir tarzı vardır. Konuşunca büyük bir insanla konuşuyormuş gibi hissedebilirsin."
"Lakabı uygun olmuş o zaman desene."
"Aynen. Barış'a gelince o çok hareketli birisidir. Bilgisayar oyunları oynamaya bayılır. Grubun gamer'ı gibi bir şey. Sorunu çok espri yapar, dalga geçer. Sırf bu yüzden Kaya'dan kaç kere dayak yemişliği var."
"Kaya'nın öyle dövme huyları var mı?"
"Kaya'nın kendisiyle dalga geçince dayak yemesi normal."
"Peki Okay nasıl biri?"
"Biz ona Okayto deriz. Hani eskiden Pis Yedili diye bir dizi vardı ya orada Orço karakteri vardı işte bizim Okay onun aynısı." Gülmüştüm. 4'ününde her birinin karakterinin farklı olması komik gelmişti. Bu uyumsuz uyumlular gibi bir şey olmuştu. Yarın olup Doğa ile aralarına katılacağım uyumsuz uyumlular.
--
Gülüp geçirilen gecenin sabahı da aynı olmuştu. Uyandığım andan itibaren hem açılış için hem de Oğuz ile onun arkadaşlarıyla tanışacak kadar yakın olmaya başladığım için heyecanlıydım. Geriye dönüp baktığımda ve ilk mesajlarımız aklıma gelince onun ne kadar da her şeyim olmaya başladığını gördüm. Oğuz'un sevdiği onca şeyi bilmek, ailesiyle ilgili şeyleri bilmek ve bugün de arkadaşlarını tanıyacak olmak... Onun da beni tanıyor olması. Birbirimizin her şeyi olmaya başlıyorduk. Hem de bizi biz yapan şeylerle.
Bu heyecanla herkesten önce uyanmıştım. Doğa'yı uyandırmak için hızlıca odasına gittim. Hiç uyanmayacakmışçasına uyuyordu. Yatağın kenarına oturup Doğa'nın koluna dokundum. "Doğa, Doğa!" İki kere adını söylemek onu uyandırmaya yetmemişti. "Doğa!" Koluna dokunup 3.kez tekrar adını söyleyince ondan "5 dakika daha" gibi klasik bir cümle duydum. Yine uyanmayınca bu sefer kolunu cimcikledim. "Ay!" diye inleyerek ses çıkarıp bana şaşkınca baktı. "Birce ne yapıyorsun?"
"İyiyim sen ne yapıyorsun?"
Yatakta doğrulup kalktı ve gözlerini ovaladıktan sonra bana sorgular şekilde baktı. "Gerçekten iyi misin sen?"
"Evet iyiyim. Hem sana bir şey demem lazım."
"Sana da günaydın, acaba yine seni bu kadar heyecanlandıracak ne oldu?"
"Bugün seninle beraber Oğuz'un arkadaşlarıyla tanışacağız."
"Ne! Benimle beraber mi?" Sorduğun sorunun ardından kafasını eğip uykulu haliyle düşünür gibi durdu. "Oğuz'un arkadaşları ne alaka, Birce sen ne diyorsun ya?"
"Elini yüzünü yıka uykun geçsin gel anlatacağım." Dediğim şeyi uygulamak için yataktan kalkıp banyoya gitti. Neredeyse 2 dakika kadar sonra geldiğinde aniden "Hadi anlat" dedi.
"Oğuz beni arkadaşlarıyla tanıştırmak istediğini söyledi. Ben de olur dedim." Biraz durduğum sırada Doğa atılarak "Ben bu durumun neresindeyim?" diye sordu. "Sen de benim arkadaşım olduğun için ben de seni onlarla tanıştırmış olacağım. Benimle gelecek misin?"
"Ne zaman tanışacağız ki?"
"Akşam dükkanda işimiz bittikten sonra."
"Birce annem böyle bir şeye izin verir mi hiç?"
Bu sorunun cevabının ne olacağını ikimizde bilmeden birbirimize baktık. Biz öyle bakarken koridordan Funda Abla'nın sesini duyduk. "Neye izin verir miyim?" İkimiz aynı anda Funda Abla'ya dönüp baktık. "Anne günaydın."
"Günaydın Funda Abla."
"Günaydın kızlar da..." Diyerek yanımıza gelip lafına devam etti. "Ben neye izin verir miyim? Konuyu değiştirmeyin." Onun bu sorusuyla Doğa kendini "Ayvayı yedik" der gibi bakarak geriye bıraktı.
Birbirimize cevap bekler gibi bakarken konuşmaya başladım. "Oğuz beni arkadaşlarıyla tanıştırmak istiyor ben de Doğa'yı onunla tanıştırmak istiyorum. O yüzden bu tanışma olayı için bugün buluşmaya karar verdik. Gidebilir miyiz?"
"Kaç kişi olacaksınız?" Funda Abla'nın gözlerimi üzerimden ayırmadan sorduğu sorunun ardından ona gergin bir şekilde baktım. "4 kişi olacağız. Doğa, ben, Oğuz ve arkadaşı."
"İyi tamam akşam saatinde iş kalmaz zaten gidebilirsiniz. Ama kurallar çiğnenmeyecek."
"Tamamdır. Hem bugün Oğuz açılışa gelecek seninle de tanışmış olacak."
"İyi gelsin bakalım neyin nesiymiş şu Oğuz tanıyalım artık." Funda Abla bu lafından sonra odadan çıktı. O çıkınca Doğa ile birbirimize bakıp derin bir nefes aldık. "Oh be ödüm patladı." Doğa gülerek söylediği lafın ardından panikle devam etti. "Umarım Oğuz'u tanışırken evrenden silmez."
"Evrenden silme ihtimali var mı?"
"Olmaz olur mu Birce annem bu. Öyle bir siler ki Oğuz'un O'sunu hatırlamazsın."
"Umarım silmez."
"Umarım."
--
Kahvaltıyı yapıp hazırlandıktan sonra dükkana gittik. Funda Abla dükkanın kapısını açarken çantamdaki şişeyi çıkartıp kapının yanındaki çiçeklere su vermeye başladım. Doğa yanıma gelerek heyecanla "İlk günün çiçekleri" dedi. Çiçeğe su verdikten sonra ona gülümseyerek baktım.
Kapıyı açıp içeri girip pastaların kokusunu alınca annemin bu dükkanları ne kadar çok sevdiğini hatırladım. Kokusundan dolayı bu dükkanlardan hiç çıkası gelmezdi. Babam da sırf annem seviyor diye ayda 1 kere de olsa bizi tatlı yemeye götürürdü. Şimdiyse Funda Abla, Doğa ve ben annemin o sevdiği kokuya sahip dükkanı çalıştıracaktık. Sanki annemin kokusunu alır gibi.
Dükkanın ortasında durup o kokuyu içime çekerken Doğa gelip elini omzuma koydu. "Hadi Oğuz'u görmek istiyorsan çalışmaya başlamalıyız. İş bitmezse annem bizi göndermez." Onaylar şekilde başımı salladıktan sonra hep birlikte mutfak tarafına gidip pastaları alıp cam tezgahın yanına geldik. Pastaları cam tezgaha koyduktan sonra diğer tatlıları da almaya gittik. Tatlılardan sonra poğaça, börek gibi tuzluları da koyduktan sonra her şey hazır olmuştu. Artık tek yapmamız gereken ayaklı küçük kara tahtaya "Açılışımıza hoş geldiniz" yazıp kapının önüne koymaktı. Doğa ile tahtayı depodan çıkartarak yazıyı yazıp kapının önüne koyduk. Daha çok kararsız kaldık denilebilir. "Doğa şuraya koyalım bence" diyerek kapının sol tarafındaki çiçeğin önünü gösterdim. Doğa tahtayı oraya düz bir şekilde koyarak bana döndü. "Oldu bence."
"Aynen bence de oldu."
Birlikte içeriye girip ilk müşterilerimizi beklemeye başladık. Neredeyse yarım saat boyunca kimse gelmedi. Ama o dakikadan sonra birkaç kişi gelip poğaça alarak gitti. Onlardan sonra Mehmet Bey geldi. "Merhaba nasılsınız?"
"İyiyiz siz nasılsınız?"
"Ben de iyiyim teşekkürler. Açılış nasıl gidiyor?"
Doğa atılarak "Daha işe gidilen erken saatlerde olduğumuz için poğaçaya müracaat daha fazla oldu" dedi. O an aklıma öğlen civarında gelip pasta alacak Oğuz geldi.
Funda Abla kibar bir dille "Daha yeni başladık tatlı alan da olur elbet. Size bir şeyler ikram edelim. Ne istersiniz?" dedi.
"Ben tatlı pek yiyemiyorum ama ben bir porsiyon kıymalı börekten alayım."
"Tabii buyurun siz istediğiniz yere oturun hemen getiriyoruz."
Mehmet Bey cam kenarındaki 2 kişilik masaya otururken Funda Abla da bize dönüp baktı. "Hadi bakalım ilk müşteriniz ilgilenin küçük hanımlar." Funda Abla'ya asker selamı verip hızlıca tabak çıkardık. 1 porsiyon için kıymalı börekten koyduktan sonra tabağı Doğa'ya uzatıp "Hadi götür bakalım" dedim. Doğa siparişi alıp Mehmet Bey'e teslim etmiş oldu.
Mehmet Bey gittikten sonra Doğa'nın demesi gibi poğaçaya müracaat artmıştı. Çabucak öğlen olsun da Oğuz gelsin istiyordum. Ama saatler çok yavaş ilerliyor gibiydi. Bunları düşünürken dükkana elinde kamerayla bizim yaşlarımızda bir kız girdi. "Merhaba!"
Funda Abla ve Doğa tezgahın başındayken kızın yanına gidip "Merhaba hoş geldiniz!" Diyerek onu buyur ettim. Bana elini uzatarak "Ben Azra" dedi. Ben de bu durum bir anlığına garip gelmiş olsa bile elimi uzattım. "Ben de Birce tanıştığıma memnun oldum Azra."
"Ben de. Ben hoşuma giden dükkanların fotoğraflarını çekiyorum da bu dükkanın tasarımı da hoşuma gitti. Hem dükkanın hem de sizin fotoğraflarınızı çekebilir miyim?" Kızın sorusu karşısında ne diyeceğimi bilememiş bir şekilde Funda Abla ile Doğa'ya baktım. Ben öyle bakınca ikisi de yanıma geldi. Doğa meraklı bir tavırla "Şey bu fotoğraflar sen de mi kalıyor yoksa bir yerde paylaşıyor musun?" diye sordu.
"Ben de kalıyorlar bir yerde paylaşmıyorum. Sadece fotoğraf çekmeye ilgim var o yüzden çekmek istiyorum."
Nahif bir tonda "Hmm güzelmiş" dedim.
"Hatta size çektiğim fotoğrafları göstereyim." Diyerek önceki fotoğrafları açtı. Hepsi de bizim dükkanımız gibi tasarımı olan dükkanlardı. "Gerçekten hepsi çok güzelmiş. Tamam o zaman sana bir şeyler ikram edelim sonra da istediğin kadar fotoğraf çekersin." Funda Abla masaları gösterdi.
"Tabii olur" deyip boş masalardan birine oturdu. "Tiramisu var mı?"
"Evet var yanına içecek olarak ne istersin?"
"Limonata olsun."
"Tamamdır hemen getiriyorum." Funda Abla kızın siparişini alıp mutfağa gitmişti. Biz de istemsizce dükkanın ortasında kalmış gibiydik. Tam o sırada Azra bize doğru baktı. "Birce idi değil mi? Fotoğraf çekeceğim sonuçta sizinle tanışmak isterim." Kız masaya davet edince Doğa ile beraber karşısına oturduk.
"Senin adın ne?"
"Doğa ben. Tanıştığıma memnun oldum."
"Ben de." Ondan sonra birkaç saniye öylece durduk. Sonra oluşan sessizliği Azra bozdu. "Tahtadaki yazıdan anladığım kadarıyla bu bu dükkanın ilk günü. Hayırlı olsun."
"Evet, teşekkür ederiz." Doğa ona cevap verirken ben de gülümseyerek baktım.
"Okul okuyor musunuz?"
"Evet ben mimarlık okuyorum. Birce sınava tekrar hazırlanacak."
"Niye ki istediğin bölüm mü gelmedi?" Soruyu sorarken gözlerini üstümden ayırmadı. "Hayır ondan değil sadece hazırlanamadım desek daha doğru olur."
"Hmm anladım. Benim de tanıdığım birisi var o da hazırlanamadı daha doğrusu hazırlanmadı çünkü burada değil de Hollanda'yı çok sevdiği için oraya gidip okumayı bekliyor."
"Hollanda güzel bir ülke." Gülümsedim. "Evet gayet güzel bir ülke ama hayatına bir kız girdi onu bırakıp gideceğini sanmıyorum." Doğa atılarak "Olur öyle şeyler. Hem belki kızla birlikte gider" dedi.
"Belki." Azra bu Doğa'nın cevabına memnun olmamış gibi baktı ya da bana öyle gelmişti. Kızın garip gelen sohbetini Funda Abla bölmüştü. İyi ki de bölmüştü. "Al canım afiyet olsun."
"Evet sana afiyet olsun biz de kalkalım malum işimiz var" diyerek Doğa'ya baktım. Azra bize gülümseyerek karşılık verdi. Hızlıca masadan kalkıp mutfak tarafına gittik. Funda Abla da tezgahtaydı.
Doğa kaşlarını çatarak "Ne kadar garip bir kız" dedi.
"Evet bana da öyle geldi. Aman neyse fotoğraf çekip gider."
Gerçekten de öyle olmuştu. Tatlısını yedikten sonra fotoğraflarını çekip fotoğrafları gönderebilmek için benden numaramı alıp gitmişti. Ve böylece benim kişilerime yeni birisi daha eklenmişti. Fotoğrafçı Kız Azra.
Azra gittikten yarım saat kadar kimse gelmedi. Biz de Doğa ile beraber cam kenarındaki masalardan birine oturmuştuk. Tam o sırada Doğa kocaman bir gülümsemeyle "Birce! Arkana bak" diyerek kapıyı işaret etti. Dönüp baktığım anda Oğuz'la göz göze geldik. Oturduğum sandalyeden kalkarak yanına gittim. "Hoş geldin."
"Hoş buldum. Nasılsın ilk gün nasıl geçiyor?"
"İyiyim. klasik bir dükkan günü olarak geçiyor. Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim." Lafından sonra tezgah tarafına gidip Funda Abla'nın karşısında durdu. "Merhabalar efendim. Ben Oğuz. Nasılsınız?"
"İyiyim canım sağ ol. Demek Oğuz sensin."
"Evet efendim."
Funda Abla'nın son cümlesinden sonra Doğa'nın dediği şey aklıma geldi Umarım Oğuz'u tanışırken evrenden silmez. Umarız silmez. Doğa'ya dönüp tedirgin bir şekilde baktım. O da aynı şekilde bana baktı. Biz tedirgin bir halde bakışırken Funda Abla Oğuz'u boş bir masaya buyur ettim. Doğa'nın tam karşısında kalmıştı. Doğa endişeli bir şekilde Oğuz'a gülümseyip el salladı. Sonra ben de Oğuz'un yanına gittim. "Ne alırsınız?"
"Sınız yani siz?" Sizli konuşuyor olmama sorgular şekilde baktı. Kenara eğilip tezgahta olan Funda Abla ile göz göze geldikten sonra "Hmm anladım. Ben bir dilim çikolatalı pasta alayım" dedi. "Tamadır hemen getiriyorum." Oğuz'un yanından uzaklaşıp tezgahtan çikolatalı bir dilim pasta aldım. Sipariş olarak hazırlamak için mutfağa gittim. Pastayı tabağa koyup hazırlayınca aklıma bir şey geldi. Beyaz çikolata sosunu alarak pastanın üstüne "Satürn" yazdım. Ve o şekilde Oğuz'a götürdüm. Oğuz yazıyı görmesiyle beraber gülümseyerek baktık. "Pasta bile bize karşılık veriyor artık."
"Aynen, afiyet olsun Oğuz Bey."
"Sağ olun Birce Hanım."
Hızlıca Doğa'nın yanına gidip oturdum. Ben oturunca Funda Abla Oğuz'un masasına oturdu. Bu hareketinden sonra şaşırarak baktık. Belli ki o da artık Oğuz'la tanışmak istiyordu. "Sakin bir şey olmaz. Annem genel şeyler sorup geçer." Doğa masaya koyduğum elimi tuttu.
Gerçekten de öyle olmuştu. Oğuz'a nasıl bir hayatı olduğunu sormaktan başka bir şey sormamıştı. Zaten sonra da masadan kalkmıştı. Oğuz pastasını yiyip kalktıktan sonra yanımıza geldi. "Funda Hanım sizi götürmeme izin verdi. Gidelim mi?"
Onun sorusundan sonra dönüp Funda Abla'ya baktım. Onaylar şekilde başını salladı. "İzni aldıysak gidebiliriz o zaman. Değil mi Doğa?"
"Aynen, eşyalarımızı alıp gelelim."
"Tamam ben arabada bekliyorum."
Doğa ile beraber eşyalarımızı aldıktan sonra Funda Abla'nın yanına gittik. "Telefonlarınız hep açık olacak, gittiğiniz yerleri bana mesaj olarak bildireceksiniz ona göre."
"Tamamdır anne sen merak etme."
"O iş bizde Funda Abla merak etme."
Doğa ile beraber Funda Abla'ya sarıldıktan sonra Oğuz'un yanına gittik. Yolda giderken Oğuz aynadan arkada oturan Doğa'ya bakarak "Seninle ilk başta kötü tanıştık daha doğrusu pek tanışmada denemez" dedi. Oğuz'un Doğa ile arasını düzeltmek için çabalıyor olması çok hoşuma gitmişti. O yüzden heyecanla arkamı dönüp Doğa'ya baktım. "Haklısın biraz kötü bir anda tanıştık." Doğa bana elini uzattı ve ben de uzattığı elini tuttum. "Birce benim arkadaşım değil kardeşimdir ve seninle tanışmamız onu üzdüğün bir zamana denk geldiği için sana ters davranmam gayet normaldi. Bu yüzden kusura bakma."
"Bu konuda asla kusura bakmam sen haklıydın. Ben de kardeşim gibi bildiğim birine böyle bir şey yapan birisi hiçbir şey olmamış gibi gelse ben de aynı davranırdım." Oğuz bana içi gider gibi gülümseyerek baktı. "Ama iyi ki bunları yapmışım ki bu kız benim yanımda." Ben de bu lafından sonra ona aynı şekilde içim gider gibi baktım. Doğa Oğuz'un bana karşı olan bu sevgisinden etkilenmiş olmalı ki kendini gülmemek için zor tutuyor gibi gözüküyorken geriye yaslandı.
Ondan sonra yolculuk boyunca pek konuşmadık. Bir kafenin önüne gelince de Oğuz arabayı durdurdu. Arabadan inip kafenin içine girince "Oğuz!" diyerek el sallayıp yanına çağıran birini gördük. Oğuz "Hadi gidelim" diyerek adının çağırıldığı tarafa gittik. Biz masaya gidince arkadaşlarının üçü de ayağa kalktık. "Merhaba hoş geldiniz." Soldan sağa doğru üçünden de anı cümleyi duyduk. Doğa ile ikimizde "Hoş bulduk" deyip karşılık verdikten sonra hepimiz oturduk.
Oturduktan sonra Oğuz bana dönüp arkadaşlarına bakarak "Sevgilim Birce" dedi. Sonra Doğa'ya baktı. "Doğa da onun kardeşi gibi gördüğü arkadaşı." Karşımızdaki üçlüyle bakışırken Oğuz devam etti. "Soldan sağa Barış, Okay ve Kaya."
"Tanıştığımıza memnun olduk." Gülümsedim.
"Bizde tanıştığımıza memnun olduk." Karşılık Oğuzların Ağır Ağabey lakabını taktığı Kaya'dan gelmişti.
Ondan sonra sipariş verip sohbet etmeye başladık. Oğuz ile ilişkimize dair ilk soruyu Barış sormuştu. "Bizim saksı karakteriyle nasıl tanıştınız?" Ben onun Oğuz'a taktığı lakaba gülmemek için kendimi zor tutarken Kaya atıldı. "Bildiğin şeyi niye soruyorsun Barış."
Okay gülerek "Dayak istiyor işte" dedi.
Gerçekten de aralarına katılıp bakınca uyumsuz uyumlular ismi tam bu ekip için gibiydi. Sohbet boyunca kendimize dair her şeyi konuşmuştuk. Sohbetin sonunda Barış "Bence hepimizin olduğu bir grup kuralım" dedi. Oğuz ve Kaya aynı anda "Sen sadece bilgisayar oyunlarından bahsediyorsun. Kızların o mesajları görünce sıkılacaklarına eminim" dedi.
"Yok hayır sıkılmayız aslında." Doğa'nın verdiği cevap sonucu ben de onu destekler şekilde "Aynen sıkılmayız. Hem adı bile belli bence" dedim.
Oğuz meraklı bir bakış atarak sordu. "Adı ne?"
"Uyumsuz uyumlular."
Okayto "Ben bayıldım işte yaratıcılık" diyerek Kaya'ya baktı. "Evet isim güzel tamam kuralım grubu." Kaya'nın da olumlu yanıt vermesinden sonra Oğuz grubu kurup her birimizi gruba aldı. Ve ekranda basit ama tatlı bir bildirim çıktı. "Uyumsuz uyumlular isimli gruba eklendiniz." Bizi biz yapan onlarca şeyle, değişmeden kendimiz olarak artık bir olmuştuk.
-----
Merhabalar bu uzun bölümümüzü bitirdiniz. Nasılsınız Kat 9 Daire? Canları? Ve şimdi eğlenceli bölümümüze geçelim.
Tatlış Sorular
1.Bölümümüz hakkındaki düşüncelerinizi alalım
2.Azra ismini seçmiştim ya karakter hakkında ne düşünüyorsunuz?
3.Oğuz'un arkadaşlarını sevdiniz mi? Sevdiyseniz en çok hangisini???
4.Grubun ismini beğendiniz mi?
Sorularımız bitti ama yorumlarda ve diğer bölümlerde muhakkak buluşalım.
Bölüm etkileşimi
