1. bölüm / 6
Karaya Çalan MelekBölüm 1
Bölümler 6Şu an: Bölüm 1
- 1 Bölüm 11.162 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2.2.187 kelime
- 3 Bölüm 3.1.154 kelime
- 4 Bölüm 4.2.426 kelime
- 5 Bölüm 5.5.735 kelime
- 6 Bölüm 6.3.154 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evet, ben Melek. Birazdan şu karşımda duran evi soymaya başlayacağım. Şans benden yana; çünkü camı açık ve günlerdir araştırdığıma göre içeride kimse yok. Ah, nereden mi anladım? Geceleri ışığı her zaman açık olan ev bugün yanmıyor, bu da bir şans işte. Size daha önce şansın benden yana olduğunu söylemiş miydim?
Her neyse, işe koyulalım.
kulağımdaki kulaklıkları çıkardım. Yüksek sesten nefret ederdim, bu yüzden genelde kulaklıkla gezerim ama şimdi iş vakti. İlerleyip iki katlı müstakil evin camına tırmanmak için karşıya geçtim. Önce ilk katın camına sessizce tırmanıp ikincisi için bir ayağımı ilk camın üst kısmına koydum. Hızlı ve çevik bir hareketle, zıplayarak ikinci cama atladım. Neyse ki ikinci camın pervazını yakalamıştım. Bu şans değil tabii, yetenekli bir insanımdır söylemesi ayıp. İkinci camın pervazına sıkıca tutunup kendimi yukarı çektim. Camı yavaşça açıp içeriye önce bir yarımı, sonra da diğer yarımı sokup doğruldum.
Karanlık eve gözlerim alışamadan, kapı olduğunu düşündüğüm yerdeki siyah silüete ve elindeki cılız telefon ışığına takıldı gözlerim. Allah’ım hayır! Hay şansıma... Bu kadar şansımı övmüşken bunu bana yapamazsın dünya!
Karşımdaki karartıya şaşkınca bakıp olduğum yere çivilendim. Damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Evin ışıkları kapalıydı evet, ama hesaba katmadığım küçücük, berbat bir ayrıntı vardı: Adamın yüzünü aşağıdan yukarıya doğru aydınlatan, telefonun o cılız, mavi ekran ışığı.
Karanlıkta öylece diz çökmüş, yüzünde gergin bir ifadeyle telefonun ışığını yansıttığı prize bakıyordu. Kimse olmadığını sanıp sızdığım odada, adam resmen karşımdaydı!
Nefesimi bile tuttum. Olduğum yanımda bir kasımı bile kıpırdatmadan durmaya çalışıyordum ki telefonun ışığı bir an için açımı yakaladı. Ekrandan yansıyan ışık gözlerimde parladı. Bir anda başını prizden kaldırıp tam bulunduğum noktaya kilitlendi. Karanlığın içindeki gölgemi fark ettiği an, yüzündeki o gergin ifade yerini ani bir dehşete ve hemen ardından sert bir öfkeye bıraktı. Diz çöktüğü yerden tek bir hamlede fırlayıp üzerime doğru adım attı ve gecenin o sessizliğini paramparça eden gür bir sesle bağırdı:
"kimsin lan sen?!" diye bağırdı
O birdenbire patlayan, odanın duvarlarında yankılanan yüksek ve sert çığlık beynimin tam ortasında patladı resmen. Kulaklarımda kulak tırmalayıcı bir çınlama başladı. Şu an kulağımda tren istasyonu var resmen! Zihnimdeki bütün şalterler tek tek attı. Ellerim refleksle kulaklarına gitti, sırtım duvara çarptı. Gerisini hatırlamıyordum. Pis herif! Ne diye bağırıyorsa sanki...
Bir süre öylece kalıp kendimi toparladıktan sonra kalkıp kamyon kornası suratlının karşısına dikildim. "Ne bağırıyorsun lan? Bizdeki de kulak değil mi! Hırsızız diye insanlıktan da çıkmadık, bağırma bana," dedim. En azından ben bağırmıyordum. "Ne anlatıyorsun lan sen? Gece gece belanı mı arıyorsun? Hem evime çöktün hem bana insanlık mı öğretiyorsun? " dedi duvar suratını hiç bozmadan. Kaşlarını daha da çattı. Telefonun cılız ışığını tam yüzüme doğru tutup üstüme doğru bir adım daha attı. İstifimi hiç bozmadan, olduğum yerde sanki kendi evimmiş gibi rahattım.
"Kimsin kızım sen? Nasıl girdin içeri?" dedi gür bir sesle. Hâlâ bağırıyor ya! Mağarada mı büyüdü bu adam? Telefonu daha çok yüzüme yaklaştırdı.
"Boşuna telefonu ağzıma kadar sokma, maske var görmüyor musun? Işıkla delinmiyor tatlı çocuk," dedim. "Ha, neden geldiğimi sorarsan..." Dedim ve geriye gidip arkamdaki koltuğa oturdum. Arkama yaslanıp elimdeki güçlü feneri açtım ve ona doğru fırlattım. Taklalar atan dolgun ışığı havada yakaladı. Odanın aydınlanmasıyla rahat bir nefes aldı ama çaktırmadı. Omuzlarını dikleştirip feneri koltukta yayılmış oturan bana doğrulttu.
"Hırsızım ben gördüğün üzere ve odana seni soymak için gelmiştim. Cama da tırmanarak çıktım; kendimi övmek gibi olmasın, biraz ustayım bu konuda."
Ahahaha! Usta mı? Yakalanan bir hırsız mı söylüyor bunu? Ne komik. Kendimle konuşmayı bırakmam lazım acilen.
"Usta mı?" dedi alaycı bir kahkaha attı. Ardından aniden sertleştirdiği suratıyla. "Tarihe geçersin kızım sen, valla bak. Odasına girdiğin adama basılıp bir de koltuğuna kurulan başka pişkin hırsız bulamazsın. Ulan bu neyin rahatlığı, neyin kafası lan bu?!” dedi bende duymazdan gelerek Kafamı kaldırıp etrafı taradım, gözüme yanımda sehpadaki sigara çarptı, aldım. Bir dal yaktım, kalanını çakmakla beraber cebime atıp adama döndüm.
"Bak korna surat, ben usta bir hırsızım ve sen de karanlıktan korkan bir çocuksun. İki seçenek vardı: Ya sen evde değildin çünkü ışığın kapalıydı ya da bir elektrik kesintisi vardı. Her ikisinde de bir riskim yok, ben nasılsa bir yolunu bulurum," dedim ve göz kırptım.
Sigaramı içerken çatık kaşlarla baktı bana. Üzerime eğilip:
"Ben karanlıktan korkmam, ne saçmalıyorsun? Burada çene çalarak kaşınıyorsun farkında mısın?," dedi.
Düdüğe bak ya, "Korkmuyorum" diyor. Madem bana bu kadar yaklaştın.
"Şu an kaşınan tek kişi sensin korna men," dedim.
O ne olduğunu bile anlamadan elindeki feneri ve cebindeki telefonu aldım. Feneri kapattım. Aynı zamanda koltuktan kalkmış, arkasına, camın yanına geçmiştim. Beni görmüyordu. Yine ayıptır söylemesi, çok sessiz hareket ederim.
"Noluyor lan…. Telefonum nerde?!" diye seslendi boş karanlığa doğru. “Nerdesin kızım oynama benimle bu yaptıklarına pişman edicem lan seni" dedi sıktığı dişlerinin arasından. Elleriyle etrafı yokluyor, beni arıyordu. Arkasındaydım ama bizim tavuk şuan korkudan titrediği için beni görmüyordu. Ahahahah, kötülük!
Cama doğru ilerleyip kendimi sessizce camın dış pervazına attım. Telefon numarasını kendi telefonuma geçirdim hemen. Telefonunu camın pervazına koyup evin çatısına tırmanmaya başladım. Çatıya ulaşıp oturduğumda cebimden kendi telefonumu çıkarıp ona mesaj yazmaya başladım.
Giden Mesaj: "Korkmazmış, hadi be oradan düdük! Ben şimdi gidiyorum artık; polisimi mi ararsın, pişman mı edersin bilmem."
Giden Mesaj: "Sigarayı da helal et be kral."
Çatıya uzanıp yeni bir sigara yaktım. Yıldızlar güzel şeylerdi be kardeşim. Keyfimi bölüp gelen titreşimle kafamı uzandığım yerden kaldırıp telefonumu çıkardım. O yazmıştı. Numarasından adının Aydın olduğunu öğrendiğim çocuk... Ahahaha, o yüzden mi karanlıktan korkuyor? Öhüm öhöm, neyse mesaja dönelim.
Gelen Mesaj: "Kimsin nesin bilmem ama seni aklıma yazdım kızım! Bulacağım seni, nasıl olursa olsun!"
Hıhı, bulursun... Hatta bulunca bana da haber ver. Gözlerimi devirdim. Ah düdük ah... Kiminle aşık attığını bilsen keşke, dedim kendime. Zaten anca kendime derim. Burası da amma rahatmış he. Neyse ki o benim numaramı bilmiyordu, ona sahte bir sosyal medya hesabından yazmıştım. Gerçi sahte sayılmaz, birinden çalmıştım. Neyse, cevabımızı yapıştıralım:
Giden Mesaj: "Elinden geleni ardına koyma korna men, aşık atmayı severim. Şimdi müsaadenle rahatça sigaramı içmek istiyorum, tekrar uğrarım sana."
Vee öpücük emojisini koyduk mu, tamammm!
Doğrulup aşağıya doğru baktım, ışıklarını açabilmişti sonunda. Aşağıdan gelen "Kız dumanımı bile çaldı ya!" lafına kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Manyak çocuk ya! Sesi gerçekten çok gür, buradan bile duyabiliyorum. Tekrar cebim titreyince telefonu çıkarıp gelen mesaja baktım. Ahh canım ya, hiç de geç cevap vermez bana, çok sever beni!
Gelen Mesaj: "Uğra lan, dört gözle bekliyorum. O zaman seni ne o sessizliğin ne de pişkinliğin kurtaracak elimden!"
Ahh yapma ya, çok korktum şimdi!
Tekrar çatıdan aşağı cama doğru bakınca camda olduğunu fark ettim. Etrafa bakıyor, kıyamam. Beni arıyorsa demek ki, mesaj yazıp "iyi geceler" diyelim biz de o zaman.
Giden Mesaj: "Yapma ama böyle, kırılıyorum. :) Ahahahaha hadi gir artık içeri, ışıklar da geldi bak. Çocuklar için uyku saati, iyi geceler..."
Yazdım, hemen doğruldum; beni görmesin şimdi şapşal düdük.
"İyi geceler, iyi geceler," dedi yüksek sesle. Sonra da pencerenin gürültüyle kapanma sesi geldi.
"Ah şapşiğim, iyi geceler de dilermiş…" dedim kendi kendime. Sigaramdan son nefesi çekip söndürdüm. Geceyi nerede geçirsem ya? Neyse kalkalım artık, hırsızlığın kısası makbuldür.
Kalkıp vücudumu aşağı doğru sallandırıp sessizce çıktığım gibi indim aşağı. Ayaklarım zemini bulunca bahçeden çıktım.
Acıktım da ya... Allah'ın düdüğü uyanık olmasaydın en azından aç kalmazdık, bak!
Sus melek, kendi kendine konuşma!
Bölüm etkileşimi
