2. bölüm / 6
Karaya Çalan MelekBölüm 2.
Bölümler 6Şu an: Bölüm 2.
- 1 Bölüm 11.162 kelime
- 2 Bölüm 2.2.187 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3.1.154 kelime
- 4 Bölüm 4.2.426 kelime
- 5 Bölüm 5.5.735 kelime
- 6 Bölüm 6.3.154 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aradan geçen bir ayın sonunda yine aynı evin önünde duruyor Aydın'ın artık gelmeyeceğimi düşünmeye başladığını biliyorum—yani en azından öyle umuyorum. Her neyse, işimiz şansa kaldı artık.Ha, bu geçen bir ayda ne mi oldu?
Hiçbir şey. Bir şey olmasını da beklemiyordum zaten, beni öyle kolay yakalayamaz. Tabii "hiçbir şey" derken tamamen de hiç değil; onu sürekli takip ettim, ne zaman nerede olduğunu iyice öğrendim. Şu an gündüz saatlerindeyiz ve kendisi bir motor bayisinde. 'Bir arada oradan motor çalıvereyim bari,' diye geçirdim içimden."Gündüz gözüyle hırsızlık mı yapılır?" demeyin, yapılır tabii. Neyse, biz işimize dönelim. Yine aynı pencerenin önündeydim çünkü en zayıf nokta burasıydı; diğer pencere ve kapılarda demir korkuluklar vardı. Allah'tan ön cepheye bakmıyordu, yoksa yoldan geçene "Hırsız var!" diye bağırmış gibi olurdum.İlerleyip tırmanmaya başladım. İkinci denemem olduğu için bu sefer pek zor olmadı. Pencere kapalıydı ama açmasını da bilirdik tabii. Pervaza dikkatle oturdum. Bel çantamdan çıkardığım kalem tarzı cam kesiciyle camı çizmeye başladım. Kıramazdım çünkü ses çıkarırdı; ben gürültüyü sevmem. Yavaş yavaş geçebileceğim büyüklükte kestiğim camı yerinden çıkarmadan önce, ipe bağladığım yapışkanı cama tutturdum. Ardından cama hafifçe vurarak yerinden çıkmasını sağladım.
Harika, açıldı işte! Bir yerimi kesmeden içeri süzülüp kulağımdaki kulaklığı çıkardım.Tahmin ettiğim gibi odada kamera vardı. Benden sonra odaya kamera yerleştirmişti zeki şey. Kameraya yaklaşıp tam önünde durdum ve el salladım. Sonra maskemin üzerinden bir öpücük attım; eldivenli elimi önce ağzıma, sonra kameraya doğru savurarak… "Selam kornamen, nasılsın?" dedim ellerimi cebime sokarak. "Ya bizim hanım birkaç bir şey istemişti de alıp gideceğim hemen. Dağıtmam etrafı, söz."Çekmeceleri hızlıca karıştırarak ne var ne yok bakmaya başladım. En son orijinal bir Rolex, bir sigara paketi ve bir de altın zincir buldum. Hepsini kameraya doğru kaldırıp:
"Cidden bunları ortalığa mı attın? Helal et kral, valla evde çocuklar aç, ekmek bekliyorlar. Bir 'Rolex kebabı' yapayım dedim ben de. Hadi öptüm seni çok, kendine iyi bak, bol para kazan," dedim ve eşyaları bel çantama yerleştirdim. Tam çıkmak için geldiğim pencereye yönelmiştim ki arkamdan bir alkış sesi yükseldi:
" Aynen kıral aynen. yapıyorsun bu işi."
Arkamı döndüğümde Aydın’ı gördüm. Nasıl yani? İyi de ben onu takip etmiştim! Kamera bildirim gönderse bile bu kadar hızlı gelmesi imkânsızdı. Herif beni resmen tuzağa çekmişti! Üstelik yüzünde o her zamanki sert ama bu sefer acayip zafer kazanmış bir gülümseme vardı.
İ
Tam kapının önünde, yani odadan tek çıkış yolumun üzerinde duruyordu. Omzunu kapı eşiğine yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bir aydır peşimde dolanıyorsun," dedi alaycı ve sert bir sesle. "Bilseydim baştan imza verirdim, bu kadar yorulmazdın minik hayran."Dalga mı geçiyordu bu benimle?
Bana doğru yürüyüp gözlerini bel çantamın olduğu yere dikti. Sonra tekrar siyah maskenin sardığı yüzüme baktı. Odanın ortasında tam karşıma dikildi, tek kaşını kaldırdı:
"Sen naneyi yemedim mi şimdi ?" Yaklaşan tehlikeli bir edayla kaşlarını çattı. “Ustayım diye dolanıyorsun etrafta birde. Sahte onlar kızım."
Şu an küçümseniyor muydum ben? Ne kadar ayıptı! Benim gibi tatlı bir kızı mı küçümsüyordu? Delirmişti bu çocuk, gerçekten çok oluyordu artık! Ne bu canım, tuzaklar falan? Şaşkınlığıma hemen son verip toparlandım ve bir adım öne çıktım.
"Yok arkadaş, bu devirde adamakıllı hırsızlık da yapılmıyor," dedim ellerimi belime yerleştirip derin bir of çekerek. Ne bu tuzaklar canım, hayret bir şey! İllaki zorlaştıracaklar işi. Yok azizim, sinirlenmiştim artık; bu kadarı da fazlaydı.Burun kemerini iki parmağıyla sıkıp sinirle güldü:
"Kafayı yemişsin sen... Evime giren sensin, kırmızı halı mı serseydim?"
Bu adam çıldırtacaktı beni! Bir dahakine gece gelseydim de şunu karanlıkta mahsur bıraksaydım içim soğurdu."Ne var yani bir çay versen, bir 'hoş geldin' desen? Hadi tamam, kırmızı halı serme, ona gerek yok ama insanlık öldü mü? Bir çayın, sigaranın lafını yapacak günlere ne zaman geldik?" dedim ciddi durarak. Çantamın fermuarını kapattım ve belime iyice oturttum; sonuçta emek verdim bunları almak için. O ise bana sabır çekercesine bakıp çantamı süzüyordu.
"Valla kral, ister söv ister döv ama ben bunları alnımın teriyle çaldım, öyle hemen veremem sana yani. Cam kesmek ne kadar zor, senin haberin var mı? Ya elimi kesseydim?" dedim kollarımı göğsümde birleştirerek.
Bir adım daha atıp tam dibimde durdu.
"Kes zırvalamayı, sabrımı taşırıyorsun. Ver şu çantayı," dedi elini çantama uzatarak.
Hemen geri çekilip çantayı sırtıma doğru çevirdim.
"Derdin ne lan senin benimle?" dedi kaşlarını çatıp gözlerime bakarak. "Bırak peşimi artık?"Bıraksan fazlasını da çalardım da müsaade edilmiyor ki anam! Bir adım daha atarak sinirle üstüme geldi. Yeter ama ha! Yerimden kımıldamadan, meydan okurcasına yüzüne bakmak için kafamı hafifçe kaldırdım.
"Ekmek parası kardeşim, ekmek! Aaa, sanki ben keyfimden çalıyorum! Adama bak be, terbiyesiz..." dedim. Dikkatliydim çünkü her an bir şey yapabilirdi. Zaten buraya işi şansa bırakarak gelmiştim. Biz sanki bilmiyoruz güvenlik önlemi aldığını, hıh!Başını yukarı kaldırıp derin bir nefes aldı.
"Dalga mı geçiyorsun ulan sen benimle?!" diye sesini yükseltti yine. Bu şahsı bir an önce mağarasına götürsünler, orada rahatça böğürebilir. "Ne ekmek parası? Git simit sat, limon sat!"
Gözlerimi üzerinden ayırmadım; her an fırlayıp kaçmak için fırsat kolluyordum. O da bunun farkında gibiydi."Bak Aydın, ben çok yalnız bir kızım," dedim dudaklarımı bükerek. "Oyun oynayacak hiç arkadaşım yok. Çok sıkıldığım için geldim, benimle oynar mısın?" dedim sesimi tatlılaştırarak. "Ayrıca bağırma lütfen, bak üzülüyorum."
Yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirdi birden. Tamam, belki oyunculuğum çok iyi değildi ama en azından inanmış gibi yapsaydı n'olurdu?
"Bırak bu ayakları küçük yetim..." dedi kestirip atan bir tonla.
Ne dedi lan o bana? İşte şimdi sinirlenmiştim. Çatık kaşlarımla doğrudan yüzüne baktım. Göğsünden iki elimle itip kendimden uzaklaştırdım.
"Ne diyorsun lan sen?! Senin ne haddine benimle böyle konuşmak!" Bu kadar kötü olmak zorunda mıydı yani? Ben bile daha az kötüyüm! "Bir daha sakın o kelimeyi bana karşı kullanma, sonuçlarına katlanırsın," dedim tehditkâr bir şekilde.
Üzmüştü beni pislik. Tamam, belki yetim olabilirdim ama bana böyle küçümser gibi konuşmamalıydı. Gözlerimin dolduğunu göstermemeye çalışarak biraz geriledim.
"Şimdi bırak gideyim polis gelmeden," dedim cama yönelerek.
"Ya sabır..." dedi sertçe. Sonra dişlerinin arasından devam etti: "Polis çağırmadım."
Ellerimi cebime soktum ve ona döndüm: "Ben çağırdım," dedim rahatlıkla.
Gözleri kocaman açıldı. "Ciddi olamazsın?!"
"Sana ne?" dercesine tek kaşımı kaldırdım. Hâlâ kapının önündeydi, çekilmiyordu.
Duraksadı, yüzümdeki ifadeyi görünce bakışını yana kaydırdı. "O lafı..." Yetim lafını kastettiğini biliyordum. "...bilmiyordum. Tamam, uzatma. İptal et şu polisi." Kenara kayıp kapının önünü açtı.Ne saçmalıyordu bu ya? Yemek siparişi sanki! Manyak mıdır nedir...
"Sıcak gelsin diye not da düşeyim mi?" dedim alayla sırıtarak. "Sen cidden kapıyı kullanacağımı mı sanıyorsun? Beni burada tutan şey senin kapının önünde duruşun değil."
Bir adım geriye attım. Uzaklardan gelen siren sesini duyabiliyordum. Sırtımı cama yasladım. Kestiğim camın kolunu hızla çevirip açtım. Tam karşımdaki Aydın'dan gözlerimi ayırmadan zıpladım; pencerenin dışındaki üst pervazı yakalayıp kendimi hızlıca yukarı çektim ve hemen çatıya tırmandım.
Aydın bu birkaç saniyelik hareketim karşısında tepkisiz kalmıştı çünkü ne yaptığımı anlayamamıştı. Ama ben artık çatıdaydım."Lan..." dediğini duydum. Ha ha, şaşırmıştı; şaşıracaktı tabii, ustayız diye boşuna dolanmıyoruz etrafta!
"Nasıl çıktın oraya?!" diye bağırdı. Camda olmalıydı çünkü sesi çok yakın geliyordu. Sesi yakın gelen bir şey daha vardı: polis sireni.
"İnsan mısın kızım sen?!" diye bağırmaya devam etti. Bağırışlarıyla çatıda kulaklarımı sıkıca kapattım. Bu adam ne diye sürekli bağırıyor ki?
Çatıdan aşağı doğru eğildim oturduğum yerden. "Bağırma lan, duyuyoruz işte, buradayız! Allah Allah ya, harbi kornasın ha!" dedim bana şaşkınca bakan suratına doğru.
Sonra doğruldum ve hemen kulaklığımı taktım; sirenler çekilmezdi şimdi. Işıkları görünmeye başlamıştı zaten.
"Hadi bak, polis geliyor. Şikâyet et şimdi beni, 'Küçük bir yetim beni soydu' de. Ayrıca ne maval okuyorsun bana? Saatin ve zincirin gerçek olduğunu biliyorum, baktım mı anlarım ben," dedim ve çatıya uzandım. Beni görmesinler şimdi, polis beyler sokağa girmişti zaten. Bu avel çocuk yerimi de söylemez vicdan azabından. Söylese de kaçarız artık, ne yapalım? Biraz uzanayım şurada bari, mis gibi de güneş var valla.
"Allah'ım sabır ver! Polis çağıran hırsız mı olur?!" diye bağırdı yine.Ekip aracı tam evin önüne yanaşıp acı acı fren sesini çıkarınca anladım geldiklerini. Kulaklığımı çıkarıp aşağıdan gelen seslere dikkat kesildim.
"Buyurun memur bey?" dedi bizim düdük.
"İhbar var, bu adresten hırsızlık ihbarı düşmüş sisteme. Bir sorun mu var?" dedi polis abi. Polisler her zaman abidir, polisleri severim... Beni kovalamadıkları zaman!
"Yok memur bey, bizim küçük kuzen telefonla oynarken yanlışlıkla tuşlamış. Kusura bakmayın, bir sıkıntı yok."
Valla polis abi, ben senin yerine olsam bir tane çakardım şunun suratına; bak seni buraya kadar yordu bu saatte!
"Emin misin koçum? Bir sıkıntı yok değil mi?"
"Yok yok, kesinlikle."
Bir süre sessizlikten sonra arabanın kapı sesleri geldi, ardından motor sesi... Polislerin gittiğini anladım."İn ulan aşağıya! İn çabuk! Konuşacaklarımız var!" diye bağırdı. Valla benim konuşacak bir şeyim yok. Biliyordum zaten beni ele vermeyeceğini. Yani çok emin olmasam da bildim işte. Neyse, biraz daha uzanıvereyim şurada; hiç işim yokmuş gibi inemem aşağıya, kendi gelsin.
Bacak bacak üstüne atıp çantamdan çaldığım sigarayı çıkardım. Bir dal yakacaktım ki çakmağımın olmadığını fark ettim. Aşağıdaki çakmağı almayı unutmuşum. Neyse, beyimiz çıksın da vardır onda.
Evin kapısının sesi gelince yukarı çıkacağını anladım. Bir süre sonra çatının kapağı açıldı, kendini yukarıya doğru çekti."Keyfe bak..." dedi soluk soluğa, soğuk bir alayla yanıma adımlayarak.
Geldiğini duymama rağmen tepki vermeden, dudaklarımın arasındaki sigara için cebimde çakmak arar gibi yaptım. Yanıma gelip tepemde dikildi alıcı gibi.
"Kanka biraz kenara kay da güneşimi kesiyorsun şu an. Biraz duyar, biraz saygı lütfen," dedim ve elimi "kenara çekil" dercesine salladım. "Ben de seni bekliyordum, çakmak versene."
O da yanıma diz çöktü.
"Çakmağın da yok..." dedi parmaklarının arasında çakmağı çakıp söndürerek. "Adını söyle, vereyim."
Çakmağı tekrar yaktı, bu sefer geri çekmedi. Allah razı olsun!"Al yak... Ama bana neden peşimde olduğunu ve adını söyleyeceksin. Altımız boşluk, üstümüz gökyüzü. Kaçarın yok."
Kimi tehdit ediyordu o ya!
"Benim gibi hanımefendi bir kızı tehdit mi ediyorsun, ne kadar ayıp Aydıncım," dedim ve sigaram ağzımda doğrulup yakmak için çakmağa yaklaştım. Yaktıktan sonra derin bir nefes çekip dumanı üfledim. "Adımı ne yapacaksın ya? Hırsız de geç işte. Hem sen belki 'yetim' falan demeyi tercih edersin, karışamam."
Çantamı açıp içinden siyah şapkamı çıkardım, kafama yerleştirdim. Bir elimi başımın altına alıp diğeriyle şapkayı gözüme gölge yapacak şekilde öne çektim.
"Ayrıca ben buradan istesem kaçarım, beni tutamazsın. Kanatlarım var benim, uçabiliyorum."
Söylediğim şeyle başını gökyüzüne kaldırıp derin bir sabır çekti. Çakmağı cebine attı. Dizlerini kendine doğru çekip kollarını üzerinde birleştirdi.
"Bir aydır musallat olmuş beni takip ediyorsun," dedi. Şapkamın siperine hafifçe vurup ona bakmamı sağladı. Gözleriyle çatının ucunu gösterdi "Uç da görelim bakalım, betona yapışınca komedi olur bana da. Gülerim."Bıkkınca gözlerimi yumup sigaramdan bir nefes çektim, üflercesine dumanı geri verdim.
"Bana 'usta' diyebilirsin, gururum okşanır. Tabii 'hanımefendi'ye de karşı değilim, o da güzel bir hitap." Gözlerimi açmadan dumanı tekrar içime çekip üfledim. "Sigara ister misin, canın çekmiştir şimdi? Bak çok da bonkör bir insanımdır, hadi utanma çek bir dal. Ama sonra çakmağı bana ver, lazım olur."
O da paketten bir dal alıp dudaklarının arasına sıkıştırdı. Çakmağı çıkarıp sigarasını yaktıktan sonra tekrar cebine soktu. Lan bana ver dedim ya, tövbe ya!
"Ekmek paranı yedim ama helal et," dedi alaycı bir sırıtışla. Sigarasından derin bir nefes çekip dumanı gökyüzüne üfledi.
"Çok konuşturuyorsun kızım," dedi sesi sertleşerek. "Evime girdiğin günden beri huzur bırakmadın ki adamda."
Hâlâ çok konuşuyordu! Ne konuştun be adam, dedikoducu kadınlar gibi... Yerimden doğrulup elimi Aydın'ın omzuna attım.
"Bak genç, şu an benim sigaramı tüttürürken bana burada artistlik yapmana bir şey dememe nedenim büyüklüğüme vermem," dedim ciddiyetle şakamı sürdürürken. "Şimdi çok konuşmadan söyle bakalım, ne konuşmak istiyorsun benimle? Kısa kes ama, işim var çünkü. Malum meşgul bir insanım, toplantılar falan sıkıntı..."
Sigaramdan bir nefes daha çekip elimi omzundan indirdim, tekrar iki elimi de başımın altına alıp kiremitlere uzandım.
"Sadede gel," dedi sesi buz gibi. "Ne derdin var benimle? Bir aydır ne diye peşimdesin? Derdin iki takı değil."
Seninle ne derdim mi var? Ah ah, anlatsam da anlamazsın ki sen...
"Sen benden her şeyimi çalmışken ben senden sadece bir saat çaldım lan düdük! Bu mu yani gördüğüm muamele?" dedim. Sonra pot kırdığımı anlayıp hemen lafı değiştirdim: "Güzel, en azından seninle özel ilgilendiğimi anlamışsın zeki çocuk," dedim. Sonra da tatlı bir ses tonuyla ekledim: "Ben sadece küçük bir hırsızım Aydın, neden benden korkuyorsun ki?"
Sigaramı tekrar ağzıma götürdüm.
"'Her şeyimi çaldın' derken?" dedi kaşlarını çatıp yüzüme bakarak. "Seni ilk defa bir ay önce odamda gördüm ben. Ne çalmışım senden?"
Hemen hızlıca doğrulup oturdum. Konuyu değiştirmem lazımdı. Ona dönerek:
"Dur, ne dedin sen? Ben senin şalterini indirmedim ve o fener bana aitti! Ben onu başkasından çaldım, senden değil! Ağzını topla, hırsız mıyım ben?" dedim bir umutla.
Elimdeki sigarayı söndürüp yenisini çıkardım. Demin Aydın fark etmeden cebinden yürüttüğüm çakmağı çıkarıp ucunu yaktım.
"Çok konuşma hadi, başka bir şey yoksa kalkayım ben," deyip sigaramdan çektiğim nefesi verdim.
"Onu ne ara aldın sen?!" dedi elini cebine atarak.
Ben kalkayım en iyisi… tam kalkmışken kolumu tutup durdurdu beni.
"Nereye?" dedi sert bir sesle. "Ver şunları."
Kolumu ondan kurtarıp oturdum. "Aaa, üstüme iyilik sağlık! Ben bir şey çalmadım be! Sen de eşyalarına sahip çık, kurdun önüne kuzu atıyorsun, tabii çalarlar!" dedim. Haklıydım canım.
"Neyse uzatma," dedi ayağa kalkarken. "Bir daha ne zaman geleceksin bu pencereye? Ona göre çayı koyayım."Ha? Ciddi miydi o? Gülerek ona döndüm.
"Bak bana 'deli' dedin dedin, başına geldi işte! Ne zaman soyacağımı soruyorsun. Müsait bir zamanını kollar gelirim kanka. Sen ne zaman müsaitsen o zaman çay demle, içeriz," dedim ve ayağa kalktım.
Çatının ucuna doğru yürüyüp durdum. Ona doğru döndüm.
"Ha bu arada, benim kanatlarım var. Adım melek," dedim ve boşluğa adım atıp kendimi aşağı bıraktım.Düşerken pencerenin pervazına tutunup çıktığım gibi kendimi aşağı saldım ve hızla yere atladım. Aydın ne olduğunu anlayamadan bahçe çitlerinden atlayıp çoktan kaçmıştım bile. Son gördüğüm şey, dehşet içinde arkamdan bakan yüzüydü.
Bölüm etkileşimi
