3. bölüm / 6
Karaya Çalan MelekBölüm 3.
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3.
- 1 Bölüm 11.162 kelime
- 2 Bölüm 2.2.187 kelime
- 3 Bölüm 3.1.154 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 4.2.426 kelime
- 5 Bölüm 5.5.735 kelime
- 6 Bölüm 6.3.154 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 Ay Sonra
Yine o tanıdık çıkıntılara basarak tırmandığım ev, Aydın’ın eviydi. Bir ay sonra yine buradayım. Bu gece evdeydi, biliyordum. Uzaktan, başka bir çatıdan yeni çaldığım dürbünle baktığımda, odasındaki sarı loş ışığın altında kitap okuyordu.
Cama tutunup kendimi yukarı çektim. Artık penceresini hep açık bırakıyordu. Bu sefer hiç tereddüt etmeden içeri "Güm!" diye atladım. Islak botlarımın ahşap parkede çıkardığı ses odaya yayıldı.
"Selaaamm! Bugün benim için nelerin var kültürlü çocuk? Belki bir altın bilezik falan verirsin, ne dersin? Bak, elindeki kitabı da okumamıştım, onu da alabilirim aslında. Nasıl, akıcı mı?" diyerek ilk gün oturduğum koltuğa yayıldım tekrar.
Elindeki kitap benim ani girişimle kucağına düşmüştü. Bana şaşkınca bakmayı bırakıp:
"Ooo, Melek Hanımlar lütfetmiş!" dedi oturduğu yerden kalkmadan, yüzünde bıyık altı bir tebessümle. "Kitap bitti zaten, al hediyem olsun!"
Kucağındaki siyah kapaklı, ağır romanı sehpanın üzerine bıraktı. Yatağın yanındaki sehpaya doğru yürüyüp kitabı elime aldım, şöyle bir inceledim. Son sayfalara gelmişti. "Güzeldir herhalde," deyip hemen çantama attım.
Aydın ayağa kalkıp mutfağa doğru iki adım attı, sonra durup maskemin ardındaki gözlerime baktı. Ne bakıyon kardeş?
"Çayları getiriyorum, kaybolma."
"Tamam be kardo, istediğin çay olsun ya. Çaylar benden, ben öderim, sen getir," dedim kafamı arkaya kaykıltarak. "Ha, sigara var mı ya? Aramayayım şimdi, hiç aksiyona gerek yok. Varsa atıver çakmakla beraber."
"Veresiye yazdım, unutma!" dedi odadan çıkarken.
İki dakika sonra elinde tüten iki kupa çayla odaya döndüğünde, masanın üzerindeki sigara paketini ve çakmağı kucağıma fırlattı.
"Yavaş lan düdük!" Dedim sitemle
"Lan daha bitmedi, ver şu kitabı..." dedi çay bardağının birini uzatırken.
Elinden alıp koltuğun kenarına koydum. O da ilerideki çalışma masasından gıcırtılı döner sandalyeyi çekip karşıma oturdu ve kendi bardağından bir yudum aldı.
"Bir ay oldu be kızım. Çatı pencere gezmekten bana sıra gelmedi mi?"
Çayımın sıcak buharı yüzüme vururken bir yudum alıp kenara bıraktım. Kucağımdaki paketten bir dal sigara çekip yaktım.
"Ne camı, ne çatısı kardeşim? Ben toplantı toplantı gezdim bir aydır, telef oldu valla! Ellerim yazı yazmaktan bitap oldu. Sırf senin cimriliğin yüzünden... Ne olur sanki şuraya bir altın bilezik atıversen, yatırım yapsan?" dedim bir çırpıda.
Sigaramı içime çekip dumanı doğrudan yüzüne üfledim.
"Yenisini al oku, benim kitabıma göz dikme sakın, yakarım valla!" dedim pişkince.
Arkasına yaslandı, gülmemeye çalışarak. Oyunculuğu da kötü. "Ya sen ne yazabilirsin? Bu ay çaldıklarımın listesini mi?"
Bak, bak, söylediğine bak!
"Bir altın bilezik falan yapıp yastık altına atsaydın ellerim bu hâlde olmazdı be!" dedim ciddiyetle.
Çayından bir yudum daha aldı. "Kızım, altın bileziğim olsa sana yatırım yapacağıma gider 'hırsızsavar' sistemi kurarım eve. Ama harbi merak ettim, hırsızlık anılarını mı kaleme alıyorsun? Beni altın harflerle yaz bak."
Söylediklerine gözlerimi devirip ona döndüm.
"Valla kusura bakma ama evinde hırsız istemesen camını bir ay açık tutmazdın. Hem ne bu rahatlık? Hırsızı var, iti var, kopuğu var... O camı öyle açık bırakma. Biri girerse bana çalacak bir şey bırakmaz, mazallah üzülürüz sonra," dedim ve sigaramdan uzun bir nefes çekip havaya üfledim.
O da bu sırada sesli bir kahkaha koyuverdi. Sesi de gür abi, bence bu çocuk hiç ağzını açmasın.
"Yok artık be!" dedi bardağı masaya bırakıp iki elini dizlerine koyarak. "Merak etme güzellik senden başkasına soydurmam evimi."
Sırtını tekrar yasladı. Beni böyle kolayca kabullenmesi işimi ne kadar kolaylaştırıyor haberi yok, diye düşündüm içimden.
"Tek hırsızın ben miyim gerçekten?" dedim tatlı bir ifadeyle ona dönerek. Güzellikmiş ulan dumbul yüzümde maske üstümde bol kıyafetler ve belki ben çirkinim.
Sigaramı ağzıma alıp çantamı karıştırmaya başladım.
"Ayrıca benim ellerim sanat icra etmekten yoruldu. Çok sanatkâr bir kızımdır, üstünüze afiyet," dedim ağzımdaki sigara yüzünden tuhaf çıkan sesimle.
Çantamdan son görüşmemizden sonra çizdiğim resmi çıkardım. Çizimde çatıdan atlayan, beyaz kanatları olan siyah bir melek —yani ben— ve karşısında onu tutmaya çalışan panik içinde bir adam vardı. Aydın'a doğru uzattım çizdiğim muhteşem sanatı.
Elimden aldığı kâğıda uzunca baktı.
"Vay arkadaş..." dedi kısık bir sesle, kâğıdı sanki kırılacak bir şeymiş gibi iki eliyle tutarak. "Harbiden sanatkâr çıktın sen... Beni gayet iyi çizmişsin. Ama ben normalde daha yakışıklıyım. Bunu saymıyorum, bir dahakine beni çay içerken çiz, söz duvara asacağım lan," dedi gülümseyerek. Heyecanlıydı.
Biraz moral bozalım o zaman. Ciddiyetle ona dönüp şakayı kenara bıraktım.
"Bir daha çok uzun bir süre gelemem maalesef. Sen bu süre zarfında birikim yap bol bol, belki uzun zaman sonra tekrar uğrarım. Bu çay sözünü vermemiş olsaydım bugün de gelmezdim zaten," dedim ve arkama yaslanıp kafamı geriye atarak sigaramın son nefesini çektim.
Yüzündeki gülümseme solmuştu. Gözlerini gözlerime dikti, ciddi mi olduğumu anlamaya çalışıyordu.
"Söz tutmak iyidir," dedi, sesindeki alaycı ton yerini derin bir kabullenişe bırakmıştı. Gözlerini kısıp yüzümdeki ifadeden bir şey çözmeye çalıştı. İfadesizce yüzüne baktım.
"Kimsin sen?" diye sordu. "Neden ben? Benimle derdin ne? Beni böyle cevapsız bırakıp gidebileceğini sanıyorsan yanılıyorsun."
Kendimi hiç bozmadım. "Ne oldu ya, hani sen bulacaktın kim olduğumu, ne olduğumu? Bulamadın mı, bu kadar çabuk mu pes ediyorsun?"
"Pes etmek benim kitabımda yazmaz kızım," dedi gözlerini kısıp beni süzerek. "Belki lütfedip kendin anlatırsın, araya biraz kolaylık katarsın dedim ama görüyorum ki oyunu sert oynamak istiyorsun."
Aramızdaki mesafeyi kapatmak ister gibi hafifçe öne doğru eğildi. Masadaki çizime kısa bir bakış atıp tekrar gözlerime kilitlendi.
Beni çözmek o kadar kolay değildi. Ayaklanıp cevap vermeden cama yöneldim. Arkamdan hareketlendiğini hissettim.
"Bir dahaki gelişinde ne halt olduğunu çözmüş olacağım."
Camın önünde durup çantamdan küçük bir fener çıkardım ve Aydın'a uzattım.
"Al bunu. Küçük olmasına bakma, çok güçlü bir ışığı vardır. Karanlıkta kalırsan korkma. Şarjlı pille çalışıyor, şarjının dolu olmasına dikkat et her zaman," dedim.
Çantamdan kulaklığımı çıkarıp taktıktan sonra telefonumdan şarkımı açtım. Tekrar pencereye dönüp cama tutundum.
….
Gecenin dondurucu rüzgârı yüzüme çarparken, iki sokak ötedeki eski bir apartmanın çatısına atlayıp durdum. Soğuktan korunmak için büzülüp bir sigara daha yaktım. Buradan Aydın’ın açık bıraktığı o pencere ve odasındaki loş ışık net bir şekilde görünüyordu.
"Beni çözmek o kadar kolay değil..." diye mırıldandım kendi kendime. Soğuktan titreyen ellerimi montumun ceplerine soktum.
Ondan ne mi istiyordum? Bütün hayatımı istiyordum... Yıllar önce ben henüz küçücük bir çocukken benden çaldıkları ailemi, evimi ve çocukluğumu. Başkalarının çatılarında kaçak dövüşmek yerine, kendi yuvamın çatısı altında olmam gereken zamanları geri istiyordum.
Sanırım artık gerçekten kim olduğumu anlatma zamanı geldi.
Ben Melek. Ve evet, gerçekten bir yetimim. Küçükken anne ve babamı trajik bir kazada kaybettim. O günden sonra dünyada sadece iki kişi kaldık: Ben ve bedensel engeli olan küçük erkek kardeşim. Hayatımız yetimhanelerde, yurtlarda ve sokak aralarında geçti. Bugünlere kadar başımı sokacak gerçek bir evim hiç olmadı. Kardeşimi bir bakımevine yerleştirdim; onu sık sık ziyaret eder, kitaplar okur, yüzünü güldürürüm. Benim bir hırsız olduğumu bilmiyor, asla da bilmemeli.
Annemle babamın ölümüne gelince... Aydın’ın babası, yıllar önce hızla geçtiği bir ara sokakta onlara çarpıp kaçtı. Belki durup onları hastaneye yetiştirseydi, ikisi de bugün yaşıyor olacaktı. Şimdi buradayım çünkü intikam almaya geldim. Asıl hedefim babasıydı ama adamı bulamadım; öldü mü, kaçtı mı bilmiyorum. Bunları araştırıp detaylı bir plan yapmak için bir süre ortalıktan kaybolmam lazım.
Aydın’ı üç kez ziyaret ettim ve karakterini tamamen çözdüm. Artık babasına ulaşmak için onu istediğim gibi kullanabilirim. Başlarına gelecek her şeyi hak ettiler.
Birazdan minik kulübeme gideceğim ve uzun bir süre orada kalıp araştırmalarımı yapacağım. Sigaram da bitti zaten... Şimdi işe koyulma vakti.
Bölüm etkileşimi
