5. bölüm · Karanlıktan Doğan Çiçek

Karanlıktan Doğan Çiçek 5.Bölüm

Alminora <♡

İki adam kolumdan tutarak beni sürüklemeye başladı.

Patron merdivenlerden çıkmaya başladığında bende merdivenlere doğru sürükleniyordum.

Dördüncü kata çıktık. Koridorun en ücra kısmına doğru ilerleyip en sondaki kapıya girdik. Odada sadece bir adet masa ve iki tane de sandalye vardı bir tanesi masanın arkasında diğeri ise odanın tam ortasındaydı.

Beni odanın tam ortasındaki sandalyeye götürdüler. Sandalyeye oturur oturmaz beni kalın bir halatla bağladılar. Çırpınmaya başladım ama nafile hiç hareket edemiyodum bile. Halatı o kadar sıkı başlamışlardı ki şimdiden canım yanmaya başlamıştı.

Patron masaya doğru ilerledi ve sandalyeye oturdu. Dirseğini masaya koyduğunda başını yana doğru eğdi.

"İnatçı olman sinirlerimi bozuyor. Senin bu inatçılığın tez zamanda azalmalı." Dedi.

Bana ne yapacaktı ki?

Patron, kaş göz işaretleriyle birseyler söyledi. Yanımdaki adam belindeki kemeri çıkardı ve sırtıma sertçe vurdu.

Haykırırcasına çığlık attığımda patron güldü.

Birkaç kere üst üste kemerle vuran adam bir süre sonra durdu.

Sırtım sızlıyordur hatta yanıyordu. Gözlerim dolmuştu,zarzor nefes alıyordum ki patron tekrar konuştu..

"Bir daha boşuna inat yapma!"

Patron sinirle bana baktı ama ben hiçbir tepki vermedim çünkü ne enerjim vardı ne de halim.

Patron kahkaha attı..

"Biraz da olsun akıllanmış olmalısın..."

Birsüre sonra hiçbir sey duymamaya başladım. Yaşadıklarım gözümün önünden film şeridi gibi akıp geçti. Yine kendime acıdım o an, yaşadıklarımı hak etmediğimi düşündüm yine, daha sonra ortamdan uzaklaşıp kendi düşüncelerime daldım. Ne olursa olsun artık kendime acımamalıydım tam tersi kendim için çabalamalıydım.

Şu andan itibaren iki şey için çabalayacaktım. O da bu lanet olası yerden kurtulmak ve babamdan olabildiğince uzakta olmaktı.

Ben bu düşüncelerle ilgilenirken iki adam bir anda kolumu tuttu ve beni sürüklemeye başladı,ne bir tepki verdim ne de çırpındım sadece durdum.

Beni odama götürdüler. Yavaşca yatağıma gidip uzandım ve plan yapmaya başladım.

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama hava kararmış ve sırtımdaki acı az da olsa geçmişti.

Kendimi ilk defa güçlü hissetmenin verdiği mutlulukla kocaman bir kahkaha attım. Birisi beni böyle görse delirdiğimi zannederdi.

Odadaki derin sessizliği bölen şey telefondu. Telefona doğru ilerledim. Telefonu açtıp kulağıma götürdüm.

"Salona gel ve etraftaki tozları al ayrıca üzerine de yeni kıyafetler giy pis kokuyorsun."

Bip.. bip.. bip..

Yatağımın yanındaki komidinlere doğru ilerledim ve bir gözünü açtım. Birkaç kıyafet vardı, düşünmeden bir tanesini alıp üzerimi değiştirdim ve odadan çıktım.

Salona geldiğimde patron büyük koltukta oturuyordu ve yanında tanımadığım bir abla elinde bez ile ayakta duruyordu.

Patronun yanına gittim ve ablanın elindeki bezi aldım. Etraftaki tozları almaya başladığımda gözüm sürekli etraftaydı.

Yarım saat süren toz alma serüvenine sonuna geldiğimde derin bir nefes aldım. Elimdeki bezi ablaya vermek için hareketlendigimde salona ilayda ile kuzey girdi.

Patronun yanına geldiğimde ilayda da benimle aynı anda geldi. Bezi ablaya verdiğimde kuzeyin yakınında bir yere geçtim.

İlayda;
"Abi doğum günümün hazırlıkları ne zaman başlıyor? Daha hiçbir sey hazır değil!"

İlayda abisiyle konuşmaya başladığında kuzeye doğru biraz yaklaşıp kulağına birseyler fısıldadım.

"Seninle bir konu konuşmam gerekiyor en uygun zaman ne zaman olabilir?"

"İki saat sonra arka bahçede konuşabiliriz."

"Arka bahçeye giden yolu bilmiyorum."

"Mutfağın yanındaki demir kapıyı görüyormusun?"

Arkamı döndüm ve mutfağın yanındaki demir kapıya baktım.

"Evet."

"Kapıdan girdikten sonra dümdüz yürü, karşına yesillikler çıkacak. Saga dön ve biraz ilerlediginde beni bulursun."

"Tamam."

Bakışlarım ilayda ile patron arasında gidip gelirken patron bana bakmadan birseyler dedi.

"Küçük kız git ve bize kahve yap sade olsun ilaydanın ki ise az sekerli."

"Peki."

Mutfağa doğru ilerledim. Tam mutfağa girecektim ki demir kapıdaki camdan içeriye baktım ama hiçbir sey göremedim.

Mutfağa girdim hızlıca kahveyi yaptım. Siyah kahve bardağını aldım içine kahveyi döktüm ama bir anda duraksadım, ilaydanın kendine özel kahvesi varmıydı acaba?

Yanımdaki ablaya dönüp ona sordum;
"Pardon ilaydanın kendine özel bardağı varmı, varsa nerede?"

Kadın beni baştan aşağı süzdü.

"Hayır yok, sadece patronun var."

"Peki teşekkürler."

Herhangi bir kahve bardağına kahveyi döktükten sonra iki kahveyide tepsiye koydum.

Kahveyi götürüp onlara verdim. Tepsiyi tek elimle tutup eski yerime geçtiğimde patron yine birseyler dedi..

"Küçük kız sen artık gidebilirsin."

Arkamı dönüp gidecekken kuzeyin kulağına doğru sessizce mırıldandım..

"Unutma iki saat sonra arka bahçede!"

Gittim.

Merdivenden çıktım ve odama girdim. Komidinin üzerindeki alarmı iki saat sonraya kurdum ve birsüre uyudum.

Alarm, yüksek sesle çalmaya başladığında irkilerek uyandım. Yavaşça yatağımdan kalktım. Lavaboya gidip aynadaki halime baktım.

Göz altlarım mosmordu, yüzümün bazı kısımları da morarmışı ve bazı yerlerde hala kan izleri vardı.

Yüzümü bol su ile yıkadım. Kan lekelerini ovaladım. Saçımı çözdüm ellerimle saçımı taradım ve saçımı yukarıdan topladım. Lavaboda çıkıp komidinin yanına gittim her bir gözünü açtım ve krem bulmaya çalıştım ikinci komidinde aradığım kremi buldum ve yüzümdeki yaralara krem sürdüm.

Her şey tamamdı. Sadece kuzey ile konuşmam gerekiyordu bu yüzden odamın kapısını açıp yavaşça dışarıya çıktım.