24. bölüm · Karanlıktan Doğan Çiçek

Karanlıktan Doğan Çiçek 24.Bölüm

Alminora <♡

Serdar beni saçımdan tutup sürüklemeye devam ederken Kuzey arkamızdan bağırmaya devam ediyordu.

"Çek o elini Alyanın saçlarından!"

"Bırak onu!"

"Çekin lan elinizi üzerimden!"

"Serdar, kardeşine terbiye veremedin, cezasını Alyaya kesemezsin. Duydun mu beni!"

Beni sürüklemeye devam ederken daha önce beni dövmek için getirdikleri odaya tekrar girdik. Artık Kuzeyin sesini duyamıyorum.

Serdar beni aynı sandalyeye bıraktıktan sonra etrafımda sinirle dönmeye başladı.

"Kardeşime el kaldırdın demek."

Sinirle ellerini omzuma koyup omzumu sıkmaya başladı. Daha sonra önüme geçti.

"Bu özgüveni sana kim verdi? Kuzey mi?"

Bir anda Serdarın erkekliğine sertçe tekme attığımda geriye doğru acıyla tökezledi. Kafasını kaldırıp bana baktığında daha da sinirlendiğini gözlerinden anlamıştım. Ani bir hareketle saçımdan tutup kafamı geriye çekti.

"Sonucuna katlanamayacağın şeyler yapma."

Yüzüme sert bir tokat attığında sandalyeden düştüm. Geriye doğru kendimi ittigimde Serdar üzerime gelmeye başladı. En son arkamda duvarı hissedince Serdar önümde eğildi.

"Kaçamayacağını biliyorsun."

Belinden kemer çıkartıp sertçe bana vurdu.

"Canını bu kadar mı yaktın kardeşimin?"

Canım çok yanıyordu, konuşacak durumda değilim.

Tekrar bana vurdu.

"Yoksa bu kadar mı acıttın canını?"

Defalarca vurdu bana, her ne kadar çırpınsamda durmadan yorulana kadar.

Son bir kez daha vurduğunda gözlerim kararmaya başladı. Son hatırladığım şey kemerin vücuduma değdiğinde çıkardığı ses ve acısıydı gerisi büyük bir karanlık.

Kuzeyin Anlatımıyla;

Şerefsizler beni odaya kilitlemişlerdi. Alyaya yardım edememiştim. Sinirle etrafta duran eşyalara tekme attım. Kapıya defalarca vurdum.

"Açın lan kapıyı!"

Ses gelmedi, geriye çekilip kapıya tüm gücümle tekme attım. Kapı kırılmamıştı, tekrar vurdum ve tekrar. Bu lanet kapı kırılana kadar vuracaktım.

Yönetem değiştirip kapıya omuz atmaya başladım. Defalarca kapıya tüm gücümle vurdum ama şerefsizin kapısı çok sağlamdı.

Durdum. Birsüre odaya bakındım. Dolaplara teker teker bakmaya başladım. Herhangi bir şey bile kapıyı açmamda yardımcı olacaktı ama hiçbir şey yoktu. Her dolap boştu. Etrafa bakındım. Tam ortada masa vardı. Masanın üzerindeki telefonu yere fırlatıp masayı kaldırdım ve ileriye doğru fırlattım daha sonra masanın bacağını tutup tekme attım. Üçüncü vuruşumda masanın bacağı kırıldı. Kırık parçayı alıp kapının kilidine sertçe vurmaya başladım. Kapının kilidi kırılır diye defalarca kilide vurdum ama bu boktan kapı yine açılmıyordu.

Yarım saattir uğraşıyordum kapıyı açmak için ama hiçbir şekilde birşey olmamıştı kapıya.

Sinirle koltuğa oturdum. Bakışlarım cama kaydı. Camdan atlasam çok yüksekti bir yerim kırılabilirdi, bu sorun değildi ama eğer bana birşey olursa Alyayı nasıl kurtaracaktım, bu yüzden vazgeçip etrafa bakınmaya başladım.

Koridordan sesler gelmeye başladığında koşarak kapıya gittim. Sesleri dinlemeye başladım.

İlk duyduğum ses Serdar itinin sesiydi.

"Kuzeyi odadan çıkartın yanıma getirin."

"Anlaşıldı Serdar bey."

Adım sesleri yaklaştığında dikleştim. Kilit sesi geldiğinde kapı açıldı.

"Serdar bey sizi bekliyor."

Onaylarcasına başımı salladım. Koşar adım Serdarın odasına gittim.

Serdarın odasına girdiğimde o çalışma masasına oturuyordu. Masanın üzerinde de kemeri vardı.

Sinirle Serdarın masasına vurdum.

"Ne yapıyorsun Serdar. Kafana göre kime vuruyorsun sen!"

"Haddini aşma Kuzey."

"Ben şuan senim koruman olarak konuşmuyorum Serdar, üvey kardeşin olarak konuşuyorum."

Serdar ayağa kalktı.

"Kuzey bu benin işim her kim olursan ol bana karışma."

"Karışırım. Babanın dediklerini unuttun herhalde, sizi koruma görevi neden bana verildi. Sizin böyle saçma sebeplerinizin sonucu size bulaşmasın diye sizi korumamı istedi, çünkü; o kafanın içindeki beyninizi kullanmakta zorluk çekiyorsunuz diye!"

"Kes sesini Kuzey!"

Sesi uyarıcıydı ama susmadım.

"Babana saygımdan şuana kadar sustum zaten. Seni şimdiden uyarıyorum Serdar, bir daha asla Alyaya dokunmayacaksın. Bırak dokunmayı gözün kaymayacak bile!"

"Ne yaparsın?"

"Onu o zaman göreceksin."

Serdarın odasından çıktığımda hızla Alyanın yanına gittim.

Alya yerde baygın bir şekilde yatıyordu.

"Alya!"

Alyanın yanıma gittim.

"Alya, beni duyabiliyormusun?"

Hızla Alyayı kucağıma aldım ve işkence odasından çıkardım.

Alyanın odasına girdiğimde dikkatlice onu yatağına bıraktım.

Odadaki telefonu alıp bir numarayı aradım.

"Nermin abla hemen Alyanın odasına ilk yardım malzemesi getir."

"Bir şey mi oldu oğlum, Alyaya?"

"Nermin abla soru sorma hemen getir."

"Tamam oğlum hemen getiriyorum."

Telefonu kapattıktan sonra odanın çıkışına doğru ilerledim. Kapının kilidini alıp dışarıdan kilitledim.

Hızlıca merdivenlere doğru ilerleyip koşar adım merdivenleri indim.

Evde olan küçük hastane odasına girdim. Serum ve serum askısını aldım. Ağrı kesici gibi birkaç şey daha alıp koşarak Alyanın odasına gittim. Nermin abla kapının önünde bekliyordu yüzünde korku ve endişe vardı. Beni görünce yanıma geldi.

"Oğlum Alyaya ne oldu yoksa yine.."

Devamını getiremedi.

"Evet Nermin abla, şuan bunu konuşmayalım Alyanın durumu pek iyi değil.

Kapının kilidini açıp içeriye girdik.

Ben serum askısını Alyanın başının yanına koydum.

Nermin abla şok içinde Alyaya bakıyordu.

Alya beyaz tişört giyiyordu ama şuan tişörtü kırmızıya boyanmıştı. Yüzünde renk kalmamıştı, ağlamaktan gözleri şişmiş yüzünün bazı yerleri morarmışı.

Sinirle gözlerimi kapattım. Derin bir nefes alıp Nermin ablaya baktım.

"Nermin abla Yaralarını sarmak gerekiyor. Biliyorsun nasıl yapacağını, lütfen dikkatli ol ve işin bitince beni ara olur mu."

"Tabiki olur oğlum da sen nereye gidiyorsun?"

"Alya uyanınca acıkabilir diye ona çorba yapacağım."

Nermin abla beni başıyla onayladığında Alya için bir tişört aldım ve kenara koydum.

"Nermin abla mutlaka beni ara hatta sık sık ara."

"Tamam, aklın burada kalmasın oğlum ben buradayım."

Hafif bir tebessümle Nermin ablaya baktım.

Bakışlarım Alyayı bulduğunda içimdeki öfke daha da artıyordu. Serdar bunun cezasını çok buyuk ödeyecekti.