11. bölüm · Karanlıktan Doğan Çiçek
Karanlıktan Doğan Çiçek 11.Bölüm
Durdum. Arkamı dönüp kuzeye baktım.
"Planın ne, yani ne zaman kaçacaksın?"
Birsüre cevap vermedim çünkü bilmiyordum.
"En doğru zaman ne zamansa o zaman."
Önüme döndüm ve gittim.
Odama geri geldiğimde saatlerce krokilere bakındım. Aklımda sadece ufak tefek bir kaçış planı oluşmuştu ama hepsinin sonunda kilitli bir kapı olduğu için hepsi işlevsiz plandı.
Saat geç olmuştu ve uykum gelmişti krokileri saklayıp derin bir uykuya daldım.
Sabah telefonun çalmasıylar birlike uyandım. Yavaşça yatağımdan kalkıp telefonu açtım.
"Küçük kız yarım partnerim olacaksın, birkaç farklı elbise deneyeceksin en iyisini yarın giyeceksin. Anladın mı?"
"Evet patron."
"Nermin hanımı bul o sana yardımcı olur."
Bip..bip..bip..
Yatağıma doğru tekrar gittim ve uzandım. Kısa bir süre hayatımı sorguladıktan sonra derin bir iç çekerek yataktan kalktım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra üzerime başka bir şeyler giydikten sonra odadan çıktım.
Evde Nermin ablayı aramaya başladım. En sonunda onu bir odada yatağı toparlarken gördüm.
Oda son model malzemeler ile kaplıydı, oda kesinlikle ilaydanın odasıydı, Nermin ablanın yanına gittim.
"Nermin abla patron seni bulmam gerektiğini ve bana birkaç parça elbise vermen gerektiğini söyledi."
"Biliyorum kızım elbiseler yan odada, sana zahmet gidip alabilirmisin?"
"Alırım tabikide."
Yan odaya gidip yatağın üzerindeki dört parça elbiseyi aldım.
Nermin ablanın yanına geldiğimde Nermin abla yatağı toplamıştı.
"Gel kızım odana gidelim de sen şu elbiseleri dene."
Beraber odama gittik. İlk üç elbiseyi denedim fakat Nermin abla beğenmedi. En son giyindigim kırmızı sade ama bir o kadar güzel gözüken bir elbiseydi Nermin abla gülümsedi.
"Elbise bu olmalı tam bir peri kızı gibi gözüküyorsun"
Gülümsedim..
Elbiseyi çıkardıktan sonra Nermin ablaya uzattım.
Nermin abla ile odadan çıktık ve elbiseleri aldığım odaya doğru ilerledik.
İlk üç elbiseyi açtıktan sonra Nermin abla kırmızı elbiseyi mankene giydirdi.
İki mankenin bir tanesinde kırmızı elbise vardı diğerinde ise siyah beyaz sade bir smokin vardı. İki takım birbirlerine uyumlu duruyordu ve galiba bu smokin serdara aitti.
Odadan çıktığımda salondan sesler gelmeye başladı. Salona gittiğimde aynı ekip elinde kutular ile bekliyordu.
"Hoş geldiniz."
Dedim dünkü adam..
"Hoş bulduk efendim"
"Bugün buranın bitmiş olması gerekiyor bu yüzden hemen başlayalım."
Adam beni başıyla onayladı. Hep beraber etrafı düzenlemeye başladığımızda salonun süslemeleri yavaşça bitmeye başlıyordu.
Aradan yarım saat geçti. Kuzey bizimle beraber Süslemelerde yardımcı oluyordu. Onu görmezden gelerek çalışmaya devam ederken kuzey elindeki malzemeleri bırakıp yanıma geldi ve yanımdaki işlerle ilgilenmeye başladı.
Kuzey bana bir adım daha yaklaşarak sessizce konustu..
"Beni neden görmezden geliyorsun."
"Seni görmezden gelmiyorum"
Gerçekleri söylemek istemiyordum.
"Beni görmezden geliyorsun, şuan bile yüzme bakmıyorsun!"
Uyarıcı bir tonla benimle konuşmuştu.
"Sen yanlış anlamışsındır kuzey fark ettiysen yoğunum."
Bir koliyi alıp başka bir tarafa taşıyarak kuzeyden uzaklaştım. Birsure sonra kuzey tekrar benim yanıma geldi.
"Bu sefer de benden kaçıyorsun."
"Hayır kaçmıyorum."
Tam itiraz edecekti ki onu durdurdum.
"Sessiz ol ve işine odaklan."
Kuzey susmadı.
"Planında yardım etmem gereken bir şey var mi?"
"Hayır yok."
"Sana yardım edebilirim alya sadece söyle ve konuş benimle."
Hemen cevap vermedim.
"Bu konuyu burada konuşmayalım."
"O zaman aynı saatte aynı yerde."
Başımla onayladıgımda kuzey gülümsedi ve yanımdan uzaklaştı.
Kuzey neden bu aralar garip davranıyordu anlamıyorum en başında bana yardım etme konusunda bu kadar istekli değilken ne oldu da şuan yardım etmek için can atıyordu ki.
Aradan iki saat geçmişti ve neredeyse süslemeler tamamlanmıştı. Boş kutuların yerine dolu kutular yerleştirirken bir kutuyu taşıyamadım. Serdar bir anda yanıma gelip önümdeki kutuyu kaldırdı.
Kutuyu diğer kutuların yanına koyduktan sonra bakışlarını bana çevirdi.
"Yapamayacın şeylerden uzak dur."
Sesi normaldi, ne sinirli ne de sakindi. Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldıgında kırmızı koltukta yerini aldı.
En sonunda süslemeler bittiğinde ve adamlar toplanıp evden çıktığında patron beni odasına çağırdı.
Serdarın odasına gittin ve kapıyı çalıp içeriye girdim.
Serdar çalışma masasına yaslanmış bana bakıyordu.
"Sana yarın yapman gerekenler ile ilgili bilgiler vereceğim."
"Sessiz kal, hiçbir soruya yanıt verme ve benden mecbur kalmadığın sürece uzak kalma. Ben nereye gidersem peşimden gel."
"Peki efendim."
Onun gözünde ben yanında taşıdığı bir çantaydım ve buna ses çıkaramıyordum.
"En önemlisi sakın en ufak bir hata yapma ve bana karşı gelme!"
"Peki efendim."
Serdar gülümsedi ve bana doğru birkaç adım attı. Aramızdaki mesafe yine azaldığında elini çeneme götürdü. Kafamı kaldırıp yüzüme baktı.
"Yarın başın eğik olmasın. Dik duracaksın, anlaşıldı mı!"
Sesinde uyarı ve sakinlik karışımı vardı ve bu beni daha da geriyordu. Onu sadece başımla onayladım. Dudağının kenarı yukarı kıvrıldıgında elini saçlarıma götürdü saçımı arkama attığında gözlerini gözlerime dikti daha sonra bir adım gerileyerek çalışma masasına doğru ilerlediginde kulağıma demirlerinde birbirine sürtme sesi geldi.
Bu ses bana umut oldu.
