8.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: 𝐳𝐞𝐡𝐫𝐚 𝐬𝐚𝐧𝐜𝐚𝐤

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 8.BÖLÜM

Mira, yatağının üzerinde oturmuş, dizlerine yerleştirdiği sözleşmeyi inceliyordu. Birkaç sayfayı çoktan okumuş olmasına rağmen bazı maddelere dönüp dönüp bakıyordu. Kimi ifadeler son derece açık görünüyordu ancak hukuki açıdan ne anlama geldiklerini tam olarak bildiğinden emin değildi. Yanlış bir şeyi gözden kaçırmak istemiyordu. Ne de olsa bu sözleşme, önündeki birkaç günü değil, hayatının uzun bir dönemini etkileyecekti.

Karan Demir'in karşısında otururken kendisini ne kadar çaresiz hissettiğini hatırladı. Borcu ödemesi gerekiyordu ve şu an elinde değerlendirebileceği fazla bir seçenek yoktu. Yine de bu, önüne konulan her şeyi sorgulamadan kabul etmesi gerektiği anlamına gelmiyordu.

Tam sayfanın altındaki bir maddeyi yeniden okuduğu sırada kapısı çalındı.

“Girebilir miyim?”

Mira sözleşmeyi kapatıp yatağının üzerine bıraktı.

“Evet, buyurun.”

Kapı açıldığında Efe elinde bir şarj aletiyle içeri girdi.

“Şarj aletini getirdim.”

Mira hemen ayağa kalktı ve ona doğru ilerledi.

“Teşekkür ederim. Gerçekten ihtiyacım vardı.”

Şarj aletini alırken yüzüne küçük bir gülümseme yerleşti. Telefonunun yeniden çalışacak olması, içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde önemsiz bir ayrıntı gibi görünebilirdi. Ancak son birkaç gündür kendisine ait olan şeylerin sayısı o kadar azalmıştı ki telefonunu yeniden kullanabilecek olmak bile içini rahatlatmıştı.

Efe, Mira'nın elindeki şarj aletine baktıktan sonra odada şöyle bir göz gezdirdi.

“Umarım yanlış bir zamanda gelmedim.”

“Hayır, duruyordum sadece.”

Mira, bunu söyledikten sonra yatağın üzerindeki dosyaya göz ucuyla baktı. Efe de onun bakışını takip etti ancak dosya hakkında soru sormadı.

“Bir şey sorabilir miyim?”

Mira şarj aletini elinde tutarak ona döndü.

“Tabii.”

Efe bir an düşündü. Soruyu nasıl soracağını tartıyor gibiydi.

“Burada nasıl hissediyorsun?” dedi sonunda. “Yani bir anda kendini hiç tanımadığın insanların arasında, bilmediğin bir evde buldun. Üstelik buraya geliş sebebin de pek iç açıcı değil. Kolay olmadığını tahmin edebiliyorum.”

Mira'nın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

Böyle bir soruyla karşılaşmayı beklemiyordu. Efe'nin şarj aletini bırakıp gideceğini düşünmüştü. Oysa şimdi, birkaç gündür kendi içinde cevaplamaya çalıştığı bir soruyla karşı karşıyaydı.

Burada nasıl hissediyordu?

Bakışlarını elindeki şarj aletine indirdi. İlk aklına gelen şey, bu evde bulunmak için hiçbir zaman istekli olmadığıydı. Bir borç yüzünden hayatı değişmiş, kendisini tanımadığı insanların insafına kalmış gibi hissetmişti. Buna rağmen son birkaç gündür yaşadıkları, başlangıçta düşündüğü kadar kötü değildi.

“Düşündüğüm kadar kötü değil,” dedi bir süre sonra.

Efe başını hafifçe sallayarak onu dinledi.

“Hâlâ kimseyi doğru düzgün tanımıyorum. Burada kendi isteğimle bulunmuyorum sonuçta. Bir borç yüzünden hiç bilmediğim bir evde kalıyorum.” Mira kısa bir nefes aldı. “Ama herkes bana karşı kibar. Yardımcı olmaya çalışıyorlar. Nermin Teyze de çok tatlı biri.”

Nermin Teyze'yi düşününce yüzünde istemsizce bir gülümseme belirdi.

“Bazen insanın kendi evinde bile bulamadığı sıcaklığı, hiç tanımadığı bir yerde görebiliyormuş,” diye devam etti. “Burada da öyle anlar yaşadım. O yüzden burası için düşündüğüm kadar kötü diyemeyeceğim.”

Sözlerinin ardından sustu. Biraz önce söylediklerini zihninde tartarken kendi duygularına da şaşırıyordu. Birkaç gün önce, bu malikaneden bir an önce çıkabilmekten başka bir şey düşünmüyordu. Şimdi ise burada geçirdiği zamanın içinde kendisini rahat hissettiği küçük anlar bulabiliyordu.

“En azından borcu ödeyene kadar huzurlu bir şekilde yaşayabileceğimi düşünüyorum,” dedi. “Bu bile şu an benim için çok şey ifade ediyor.”

Sonra başını kaldırıp Efe'ye baktı.

“Bunları hissetmem ne kadar doğru, onu da bilmiyorum. Sonuçta buraya neden geldiğim gerçeği değişmedi. Ama…” Bir an duraksadı. “Karan Bey hakkında duyduklarımın da tamamen doğru olmadığını anlamaya başladım. Onu tanımıyordum. Hakkında bildiğim şeyler, medyada gördüklerimden ve insanların söylediklerinden ibaretti. Karşıma çıkan kişinin, kafamda oluşturduğum insanla pek ilgisi yokmuş gibi geliyor.”

Efe'nin yüzünde anlayışlı bir gülümseme belirdi.

“Burada işe başladığımda ben de aşağı yukarı böyle hissediyordum,” dedi. “İlk zamanlar herkes bana yabancı geliyordu. Kimin nasıl biri olduğunu, neye nasıl tepki vereceğini bilmiyordum. Ama başta Yalçın abi olmak üzere herkes yardımcı oldu. Zamanla alıştım.”

Bir an durup Mira'ya baktı.

“Şimdi burada olmaktan mutluyum. Elbette her şey bir anda düzelmeyecek ama zaman geçtikçe senin de kendini daha rahat hissedeceğini düşünüyorum.”

Mira'nın içindeki gerginlik biraz hafifledi. Efe'nin sözlerinde onu iyi hissettirmeye çalışan yapmacık bir teselli yoktu. Yalnızca kendi yaşadıklarından yola çıkarak ona bir şeyler anlatıyordu.

“Bir de,” diye ekledi Efe, gülümseyerek, “bir şeye ihtiyacın olursa bana söyle. Aklına takılan bir şey olursa da çekinme. Ben halletmeye çalışırım. En kötü ihtimalle Karan Bey'e iletirim. O bir yolunu bulur.”

Ardından hafifçe öne eğildi.

“Karan Bey'den çekiniyorsan benden çekinmene gerek yok. Yaşlarımız da yakın sayılır.”

Mira'nın kaşları havalandı.

“Kaç yaşındasın sen?”

“Yirmi dört.”

Mira birkaç saniye ona baktı. Ardından dudaklarının kenarında muzip bir gülümseme belirdi.

“Sen benden küçüksün, Efe.”

Efe'nin yüzündeki gülümseme dondu.

“Nasıl yani? Sen benden daha küçüksündür diye düşünmüştüm.”

“Yanılmışsın.” Mira kollarını göğsünde birleştirdi. “Ben yirmi altı yaşındayım. Üniversiteyi bitirdim. Sonrasında bir süre iş aradım, hazırlık yaptım, bir şeyler denedim. Doğru düzgün bir işe yerleşememiş olabilirim ama okudum, bitirdim. Yani senden büyüğüm.”

Efe'nin yüzündeki şaşkınlık, birkaç saniye içinde derin bir siteme dönüştü.

“İnanmıyorum ya!”

Mira kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırdı.

Efe başını iki yana salladı.

“Sen de benden büyüksün. Bu evde benden büyük olmayan kimse yok mu?”

“Bunun için üzgünüm,” dedi Mira.

Ancak yüzündeki gülümseme, pek de üzgün olmadığını ele veriyordu.

“Üzülmüyorsun bile!”

“Biraz.”

“Hiç inandırıcı değilsin.”

Efe iç çekerek ayağa kalktı. Sanki bu evde kendisine yapılmış büyük bir haksızlık varmış gibi kapıya yöneldi.

“Ben gidiyorum. Burada saygı göreceğim kimse kalmamış.”

Mira bu kez kendini tutamayıp güldü.

“Görüşürüz, Efe.”

Efe kapının önünde durup ona döndü.

“Görüşürüz, Mira. Ama yaş meselesini bir süre konuşmayalım. Henüz kabullenemedim.”

Mira gülümseyerek başını salladı. Efe odadan çıkıp kapıyı kapattığında yüzündeki gülümseme bir süre daha kaybolmadı.

Ardından yatağın üzerine bıraktığı telefonunu aldı. Şarj aletini telefona bağladı. Ekranda beliren şarj simgesini görünce derin bir nefes verdi.

Küçük bir şeydi. Yine de telefonunun yeniden çalışması, son günlerde kaybettiğini hissettiği kontrol duygusunun küçücük bir parçasını geri kazanmak gibiydi.

Telefonunu komodinin üzerine bıraktı. Sonra gözleri yeniden sözleşmeye kaydı.

Gülümsemesi yavaşça silindi.

Buradaki insanlara alışmaya başlaması, içinde bulunduğu durumu kabullendiği anlamına gelmiyordu. İkisi birbirinden farklıydı ve Mira bunu unutmaması gerektiğini biliyordu.

Yatağın üzerine oturup dosyayı yeniden eline aldı. Bir süre sayfalara baktıktan sonra kararını verdi.

Sözleşmeyi imzalamadan önce birine danışacaktı.

---

Karan, çalışma odasında masasının başında oturuyordu. Önündeki dosyayı inceliyor olsa da dikkati satırlarda değildi. Mira'nın kış bahçesinde söyledikleri zihninde dönüp duruyordu.

Şu an bana ait olan tek şey bu.

Mira bunu telefonundan bahsederken söylemişti. Öylesine söylenmiş, üzerinde fazla durulmayacak bir cümle gibi görünüyordu. Fakat Karan o sözleri aklından çıkaramıyordu.

Mira malikaneye geldiğinde yanında neredeyse hiçbir şey getirmemişti. Bunu biliyordu. O gün yaşananlar yüzünden onun bir an önce malikaneye ulaştırılmasını istemiş, diğer ayrıntıları düşünmeyi sonraya bırakmıştı.

Şimdi ise gözden kaçırdığı bir şeyin farkına varıyordu.

Mira yalnızca evinden ayrılmamıştı. Kendi hayatına ait olan pek çok şeyi de geride bırakmıştı.

Karan kalemini masaya bıraktı ve telefonunu eline alarak Yalçın'ı aradı.

“Yalçın, odama gelir misin?”

“Geliyorum, Karan Bey.”

Birkaç dakika sonra kapı çalındı.

“Gir.”

Yalçın içeri girip masasının karşısında durdu.

“Buyurun, patron. Bir şey mi oldu?”

Karan doğrudan konuya girdi.

“Mira buraya geldiği gün yanında ne vardı?”

Yalçın sorunun nedenini anlamaya çalışır gibi kısa bir an düşündü.

“Hiçbir şeyi yoktu, patron. Olduğu gibi evden çıkmış. Üzerindeki kıyafetler dışında yanında getirdiği bir şey yoktu. Onlar da sırılsıklamdı zaten.”

Karan'ın çenesi hafifçe gerildi.

“Hiç mi?”

“Hiç.” Yalçın başını salladı. “Sizi de bilgilendirmiştik. Mira Hanım'ı hemen getirmenizi istemiştiniz. Biz de vakit kaybetmeden yola çıktık. Eşyalarını almaya dönmek gibi bir durum olmadı.”

Karan bakışlarını masasının üzerindeki dosyaya çevirdi.

“Anladım.”

Kısa bir sessizliğin ardından yeniden konuştu.

“Yani buraya geldiğinden beri yalnızca bizim sağladığımız şeylerle idare ediyor.”

“Bir bakıma öyle, patron. Kıyafetleri, odasında kullandığı eşyalar… Hepsini biz temin ettik. Kendisi de bir şey istemek konusunda pek rahat davranmıyor zaten.”

Karan başını kaldırdı.

“Bir şey istemiyor mu?”

“En azından benim gördüğüm kadarıyla hayır. İhtiyacı olduğunda bile önce düşünüyor gibi. Sanki bir şey talep ederse karşılığında başka bir şey vermesi gerekecekmiş gibi davranıyor.”

Karan cevap vermedi.

Mira'nın davranışlarını gözünün önüne getirdi. Her adımını ölçerek atması, kuralları öğrenmeden sınırları zorlamak istememesi, kendisine verilen şeyleri kabul ederken gösterdiği temkin…

Başlangıçta bunları içinde bulunduğu durumun doğal bir sonucu olarak değerlendirmişti. Şimdi ise her birinin altında aynı huzursuzluğun yatabileceğini düşünüyordu.

Bir insanı borcunu ödemesi için evine getirmekle onun hayatını bütünüyle kendi düzenine göre şekillendirmeye zorlamak aynı şey değildi.

Karan bunu biliyordu. Ancak Mira'nın kendisini bu evde ne kadar yabancı hissettiğini yeterince düşünmemişti.

“Peki,” dedi sonunda. “Şimdilik bu kadar. İşinin başına dönebilirsin.”

Yalçın başını sallayıp kapıya yöneldi. Tam çıkacakken Karan yeniden seslendi.

“Yalçın.”

Yalçın arkasını döndü.

“Buyurun?”

“Mira'nın ihtiyacı olan bir şey varsa bunu kendisinin söylemesini beklemeyin. Eksiklerini fark ederseniz bana bildirin. Ama onu rahatsız edecek şekilde de üzerine düşmeyin.”

Yalçın'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Anlaşıldı, patron.”

Kapı kapandıktan sonra Karan sandalyesine yaslandı.

Mira'nın borcu ödemesi gerekiyordu. Bu, ikisinin de bildiği bir gerçekti. Ancak onun burada geçirdiği her günü yalnızca borcun karşılığında katlanması gereken bir süreye dönüştürmek istemiyordu.

Mira'ya bu konuda bir söz vermemişti. Hatta kendisine bile böyle bir söz verdiğini söyleyemezdi.

Yine de düşüncelerinin yön değiştirdiğini fark ediyordu. Artık mesele yalnızca sözleşmenin şartları ya da borcun nasıl ödeneceği değildi. Mira'nın bu şartların içinde nasıl yaşayacağı da en az onlar kadar önemli görünmeye başlamıştı.

Karan önündeki dosyayı yeniden açtı.

Fakat bir süre daha tek bir satır bile okuyamadı.

---

Mira odasında biraz daha kaldıktan sonra sözleşmeyi komodinin üzerine bıraktı. Gün boyunca malikaneyi gezmiş, Deniz'le konuşmuş, kış bahçesinde vakit geçirmiş ve şimdi de Efe'yle sohbet etmişti. Bütün bunların arasında yemek yemeyi unuttuğunu ancak midesi hafifçe guruldadığında fark etti.

Telefonunun şarj olmaya devam ettiğini kontrol edip odadan çıktı.

Merdivenlerden alt kata inerken koridorların sessizliği dikkatini çekti. Mutfağa doğru ilerlediği sırada kapı zili çaldı.

Mira duraksayıp etrafına baktı. Ne Nermin Teyze ne de başka biri ortalıkta görünüyordu. Zil ikinci kez çalınca kapıya yöneldi.

Kapıyı açtığında karşısında tanıdığı bir yüz buldu.

Mert, onu görür görmez geniş bir gülümsemeyle kollarını iki yana açtı.

“Ah, Miracığım! Kapıyı sen mi açtın? Bu ne kadar huzur verici ve güzel bir an!”

Mira gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Senin için kapıyı açmak bu kadar mı önemli?”

“Önemli tabii. İnsan eve geliyor, kapıyı açan biri oluyor. Üstelik bu kişi de sen olunca günüm güzelleşiyor.”

Mira cevap vermek üzereydi ki Mert'in bakışları bir anlığına mutfağa kaydı. Burnuna gelen yemek kokusuyla yüzündeki ifade değişti.

“Bir dakika…”

Derin bir nefes aldı.

“Nermin Teyzem yine döktürmüş!”

Mira gülmeden edemedi.

Mert çoktan içeri girmiş, mutfağa doğru yönelmişti bile. Mira kapıyı kapatıp onun peşinden gitti. Mert'in malikanede bu kadar rahat davranması ona hâlâ tuhaf gelse de onun enerjisine alışmaya başladığını fark ediyordu.

Mutfağa girdiklerinde Nermin Teyze tezgâhın başında yemek hazırlıyordu.

“Çocuklarım, geldiniz mi?” diye seslendi. Başını kaldırınca Mert'i gördü ve yüzü aydınlandı. “Aaa, Mert kuzum! Hoş geldin.”

Mert kollarını açarak ona doğru ilerledi.

“Nermin Teyzem! Nihayet kavuşabildik.”

Nermin Teyze elindekini tezgâha bıraktı.

“Gel bakayım buraya. Kaç gündür ortalıkta yoksun. Bir görünüyorsun, sonra yine kayboluyorsun. İnsan bir haber verir.”

Mert elini göğsüne koyup incinmiş gibi yaptı.

“Nermin Teyzem, ben geçen geldim ama sen yoktun. Asıl sen neredeydin?”

Nermin Teyze ona şaşkınlıkla baktı.

“Ben her gün burada mı duracağım oğlum? Bir de kendi evime gittim.”

Mert'in yüzüne hayret dolu bir ifade yerleşti.

“Nasıl yani? Burası senin evin değil mi? Sen nasıl kendi evine gidersin?”

“Yine başladın!” Nermin Teyze elindeki mutfak bezini ona doğru salladı. “Burası benim evim tabii. Ama benim küçük bir evim daha var. Bahçem var, sebzelerim var. Onlara bakmaya gittim.”

Mert bir anda ciddileşmiş gibi yaptı.

“Bir dakika. Demek sofraya gelen bütün o güzel sebzelerin arkasında senin gizli bir çiftçilik hayatın var.”

“Ne gizlisi oğlum? Kaç kere anlattım sana.”

“Ben her seferinde başka bir şeyle meşguldüm, Nermin Teyzem. Senin gibi önemli bir insanın hayat hikâyesini dinlemek için özel bir zaman ayırmam gerekiyor.”

“Senin özel zamanın da hiç bitmiyor zaten.”

Mira gülümsemesini gizleyemedi.

Mert, tezgâhın üzerindeki sebzelere bakıp başını salladı.

“Nermin Teyzem, senin bahçenden çıkan her şeyi yerim ben.”

“Önce bir elini yıka da öyle yaklaş. Bir de daha yemek hazır değil.”

“Senin yaptığın yemek için beklenir. İnsan bazı şeylerin kıymetini bilmeli.”

“İki dakika önce nerede olduğumu sorguluyordun.”

“Özlemden ne söylediğimi bilemiyorum.”

Nermin Teyze başını iki yana salladı ama gülümsemesini saklayamadı. Sonra bakışlarını Mira'ya çevirdi.

“Mira kızım, sen de hoş geldin. Acıktın mı?”

Mira bir an duraksadı. Aç olduğunu söylemek bile kendisinden bir şey istemek anlamına geliyormuş gibi ellerini birbirine kenetledi.

“Biraz,” dedi mahcup bir sesle.

Nermin Teyze'nin yüzü hemen yumuşadı.

“Birazmış! Kızım, acıktıysan acıktım diyeceksin. Ne var bunda?” Tencerenin kapağını kontrol etti. “Az kaldı. Birkaç dakikaya yemek hazır olur. Siz oturun, ben tabakları çıkarayım.”

Mira hemen yanına yaklaştı.

“Ben de yardım edeyim.”

“Olur tabii, kızım. Şu tabakları alıp masaya koyabilir misin?”

“Tabii.”

Mira dolaptan tabakları çıkarırken Mert mutfağın ortasındaki sandalyelerden birine yerleşti. Sırtını sandalyeye yaslayıp rahat bir nefes verdi.

“İşte ev dediğin böyle olur.”

Nermin Teyze ona döndü.

“Senin evin de var, Mert.”

“Var ama orada senin yemeklerin yok.”

“Bir gün de gelip bana yardım etsen, belki yemek yapmayı öğrenirsin.”

Mert hiç düşünmeden cevap verdi.

“Benim yemek yapmama gerek yok. Benim yeteneklerim başka alanlarda değerlendirilmeli.”

Mira tabakları masaya dizerken başını kaldırdı.

“Mesela?”

Mert ona döndü.

“İnsanları güldürmek. Ortamı güzelleştirmek. Evdeki huzuru artırmak.”

Mira kaşlarını kaldırdı.

“Yani mutfakta bir işe yaramıyorsun.”

Mert elini göğsüne götürdü.

“Miracığım, daha yeni tanıştık. Beni bu kadar çabuk çözmen hiç hoş değil.”

Mira güldü. Nermin Teyze de elindeki kaşığı tencereye bırakıp kahkaha attı.

Bir süre sonra Mira, kendisini bu mutfakta ne kadar rahat hissetmeye başladığını fark etti. Birkaç gün önce yabancı bir evde insanlarla böyle şakalaşabileceği aklının ucundan bile geçmezdi. Şimdi ise Mert'in her sözüne karşılık vermek, Nermin Teyze'nin yanında yemek hazırlamak ona iyi geliyordu.

Belki de bir yere alışmak, yalnızca orada kendine ait bir oda bulmaktan ibaret değildi.

Bazen birinin ona hiç düşünmeden “Acıktın mı, kızım?” diye sorması bile yeterdi.

---

Yemek masası hazırlanırken Karan, Yalçın'la birlikte ana koridora geldi. Konuşmaları hâlâ devam ediyordu.

“Yarın sabah o dosyaları masamda görmek istiyorum,” dedi Karan. “Eksik bir şey varsa bu akşam tamamlayın.”

“Tamam, Karan Bey. Ben ilgilenirim.”

Karan başıyla karşılık verdi.

“Şimdilik işinin başına dönebilirsin.”

Yalçın selam verip ayrıldı. Karan yemek odasına yöneldiğinde masanın hazırlanmış olduğunu gördü. Nermin Teyze son kontrolleri yapıyor, Mira tabakları yerleştiriyor, Mert ise sanki bütün hazırlıkları kendisi yapmış gibi sandalyesinde oturuyordu.

Nermin Teyze, Karan'ı görünce seslendi.

“Oğlum, gel hadi. Yemek hazır sayılır.”

Karan başını sallayıp masaya geçti.

Mert oturduğu yerden ona baktı.

“Sonunda! Ben burada açlıktan gözlerimin önünde yıldızlar görmeye başlamıştım.”

Karan sandalyesini çekti.

“Senin gözlerinin önünde yıldızlar görmen için aç kalmana gerek yok.”

Mira başını eğip gülümsemesini saklamaya çalıştı.

Mert hemen itiraz etti.

“Bakın, daha yemeğe oturmadan başladılar. Bu evde bana saygı duyulmuyor.”

“Duyulacak bir şey yaparsan belki duyarız,” dedi Karan.

Nermin Teyze araya girdi.

“Tamam, tamam. Daha yemek başlamadan tartışmayın. Mert, kalk da şu suyu getir.”

Mert bir an dondu.

“Ben mi?”

“Sen.”

“Ben misafirim, Nermin Teyzem.”

“Sen bu evin misafiri değilsin. Hadi bakalım.”

Mert ağır ağır ayağa kalkarken Karan'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

“Duydun. Misafir değilsin.”

Mert sürahiyi alırken başını iki yana salladı.

“Bir gün bu evden hakkımı alarak ayrılacağım. O gün geldiğinde hepiniz çok üzüleceksiniz.”

“Önce suyu dökmeden masaya getirmeyi başar,” dedi Karan.

Mira bu kez gülümsemesini saklamadı.

Mert sürahiyi masaya bırakıp ona döndü.

“Sen de mi, Mira? İhanet bu kadar çabuk mu başlıyor?”

“Ben yalnızca suyun dökülmemesini umuyorum.”

Mert elini göğsüne götürdü.

“Bu evde bana karşı kurulmuş bir düzen var.”

“Yemeğini ye, Mert,” dedi Karan.

Mert yerine otururken son bir kez homurdandı.

“İşte bu yüzden Deniz'in burada olması lazım. En azından beni anlayan biri var.”

Karan tabağına uzandı.

“Deniz nerede?” dedi Mert.

“Erken çıktı. Bugün klinikte yapması gereken bir iş yoktu. Acil bir durum olmadığı sürece burada kalmayı pek sevmediğini sende biliyorsun.”

Mert başını salladı.

“Doğru diyorsun. Adam bütün gün malikanede hapishane hayatı mı yaşasın?”

Karan bakışlarını kaldırdı.

“Burası sence hapishaneye mi benziyor?”

Soru, sıradan bir karşılık gibi çıkmıştı. Yine de Karan'ın bakışları bir anlığına Mira'ya kaydı.

Mira tabağına yemek alıyordu. Karan'ın kendisine baktığını fark edince başını kaldırdı. Göz göze geldikleri kısa anda onun ne düşündüğünü anlayamadı. Yalnızca sorunun, Mert'in şakasından daha fazlasını çağrıştırdığını hissetti.

Mert ise çoktan konuşmaya devam ediyordu.

“Yok abi, senin bu saray yavrusu nasıl hapishane gibi görünsün? Lafın gelişi söyledim. Belki Deniz için hapishanedir, bilemeyiz. Ama ben burada kalmayı seviyorum. Odam bile var.”

Bir an durdu. Yüzüne kuşkulu bir ifade yerleşti.

“Bir dakika. Karan, benim odamı bozmadın değil mi?”

Karan kaşını kaldırdı.

“Ne odası?”

“Benim odam. Eşyalarım, kitaplarım, dolabım… Yani bana ait olan her şey.”

“Hiçbir şeyine dokunmadım Mert. Her şey yerinde.”

Mert rahatlamış bir nefes verdi.

“İyi. Çünkü orada çok önemli eşyalarım var.”

Karan ona baktı.

“Mesela?”

“Bunu sana söyleyemem. Güvenlik meselesi.”

“Anladım.” Karan, Mert'in konuyu daha fazla uzatmasını istemediği için üstelemedi.

“Anlamadın ama sorun değil.”

Nermin Teyze masaya son tabağı da bıraktı.

“Yemek soğuyacak. Hadi bakalım, herkes yesin.”

Sohbet yemek boyunca sürdü. Mert'in bitmek bilmeyen şakaları, Karan'ın kısa ve kuru cevapları, Nermin Teyze'nin arada bir hepsini susturmaya çalışması… Mira, farkında olmadan konuşmaların bir parçası hâline gelmişti.

Karan çok konuşmuyordu. Çoğu zaman dinliyor, gerektiğinde birkaç kelimeyle karşılık veriyordu. Buna rağmen masadaki varlığı hissediliyordu. Mert'in rahatlığı onun yanında daha da belirginleşiyor, Nermin Teyze ise ikisinin atışmalarına alışkın biri gibi davranıyordu.

Yemek sona erdiğinde Mert sandalyesini geriye itti ve karnına dokundu.

“Ben doydum. Şimdi gidip salondaki koltuğa kendimi bırakacağım.”

Karan peçetesini masaya bıraktı.

“Zaten senin evin. Ne yapıyorsan yap.”

Sözleri her zamanki gibi rahattı. Ancak Mira, “senin evin” derken sesindeki hafif vurguyu fark etti. Karan'ın Mert'le şakalaşırken bile malikanenin kime ait olduğunu hatırlatmaktan geri durmadığını düşündü.

Mert ise hiç alınmış görünmüyordu.

“İşte bu yüzden seni seviyorum, Karan. Bana karşı çok düşüncelisin.”

“Bunu bir daha söylersen odanı gerçekten boşaltırım.”

Mert ayağa kalktı.

“Alacağım başımı, gideceğim buralardan. Bu evde tehdit altında yaşayamam.”

Karan başını kaldırıp ona baktı.

“Nereye?”

Mert, hiç tereddüt etmeden oturma odasını işaret etti.

“Şuraya.”

Karan birkaç saniye ona baktı.

“Çok uzaklara gitmişsin.”

“Beni durdurmaya çalışma.”

Mira gülerek başını iki yana salladı.

Karan da sandalyesinden kalktı.

“Benim de halletmem gereken birkaç iş var. Belki biraz olsun huzur bulurum. Çok uzun sürmez, sonra geri gelirim.”

Mert elini sallayarak salona doğru ilerledi.

“Pekâlâ. Ben de burada, uzak diyarlardaki koltuğumda seni bekliyor olacağım. Ama çok bekletme beni.”

Karan, bıkkın bir nefes verdi.

“Sabır dilemek için biraz geç kaldım sanırım.”

Karan merdivenlere yöneldi. Mira ise Mert'in salona geçtiğini görünce aklına gelen şeyi söylemek için arkasından seslendi.

“Mert?”

Mert, koltuğa oturmak üzereyken başını çevirdi.

“Efendim, Mira?”

“Sana bir şey gösterebilir miyim?”

Mert hemen doğruldu.

“Tabii ki! İstediğin her şeyi gösterebilirsin Mira. Bunun için izin istemene bile gerek yok.”

Mira'nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

“Bir dakika bekler misin?”

Cevap beklemeden merdivenlere yöneldi. Birkaç basamağı neredeyse koşarak çıktı.

Mert arkasından bakakaldı.

“Ne oluyor şimdi?”

Kendi kendine söylenip koltuğa oturdu. Mira'nın ne getireceği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Birkaç dakika önce yalnızca yemek masasında sohbet ettikleri hâlde Mira'nın ona bir şey danışmak için bu kadar heveslenmesi merakını uyandırmıştı.

Çok geçmeden Mira elinde bir dosyayla geri döndü.

Dosyayı iki eliyle tutuyordu. Mert'in karşısına otururken yüzündeki ifade biraz ciddileşti.

“Biliyorum, sen Karan Bey'in yakın arkadaşısın,” diye başladı. “O yüzden bunu sana göstermeden önce biraz düşündüm. Ama yine de fikrini almak istiyorum.”

Mert'in gülümsemesi hafifçe silindi. Mira'nın sesindeki tereddüdü fark etmişti.

“Tabii. Nedir?”

Mira dosyayı ona uzattı.

“Karan Bey benim için bir sözleşme hazırladı. Biliyorsun, burada bir borç meselesi yüzünden kalıyorum. Sözleşmeyi okudum ama içindeki maddelerin hukuki açıdan ne anlama geldiğini tam olarak bildiğimden emin değilim.”

Mert dosyayı aldı ve kapağını açtı.

“Henüz imzalamadın, değil mi?”

Mira başını iki yana salladı.

“Hayır. Önce birinin incelemesini istedim. Normalde bir avukata danışırdım ama şu an dışarı çıkıp bir avukat bulabilecek durumda değilim. Üstelik içinde bulunduğum durumu birine anlatmak da hiç kolay olmayacak”

Bir an durdu, sonra devam etti.

“Senin savcı olduğunu biliyorum. Her türlü sözleşme konusunda uzman olduğunu iddia etmiyorum ama en azından dikkat etmem gereken bir şey olup olmadığını anlayabileceğini düşündüm.”

Mert ilk sayfayı incelemeye başladı. Mira ellerini dizlerinin üzerinde birleştirerek bekledi. Sözleşmeyi okumuştu ama bazı maddelerin ileride kendisi için ne anlama gelebileceğini kestiremiyordu. İmza attıktan sonra bir sorunla karşılaşmak istemiyordu.

Birkaç dakika boyunca salonda yalnızca sayfaların hışırtısı duyuldu.

Sonunda Mert dosyayı kapattı ve Mira'ya döndü.

“Şimdilik bir problem göremiyorum,” dedi. “Maddeler fazlasıyla açık ve net. Anlamadığın ya da içine sinmeyen özellikle bir madde varsa birlikte tekrar inceleyebiliriz. Ama şu anki hâliyle, senin açından bu sözleşmeyi imzalamamanı gerektiren belirgin bir sorun göremiyorum.”

Mira'nın omuzlarındaki gerginlik biraz hafifledi.

“Emin misin?”

“İlk incelememe göre evet. Elbette daha kapsamlı bir hukuki değerlendirme için bu konuda çalışan bir avukata danışmak daha doğru olur. Ama gözüme çarpan, açıkça senin aleyhine olan bir madde yok.”

Mert dosyayı elinde hafifçe salladı. Ardından kaşlarını kaldırıp ekledi:

“Hatta dürüst olmam gerekirse, bu sözleşme Karan açısından biraz daha dezavantajlı gibi duruyor.”

Tam o sırada merdivenlerden gelen ayak sesleri duyuldu.

Karan salona girdiğinde Mert'in elindeki dosyayı, ardından Mira'nın yüzündeki ifadeyi fark etti.

“Bir şey mi kaçırdım?”

Mert dosyayı kaldırdı.

“Mira sözleşmeyi imzalamadan önce fikrimi almak istedi. Ben de bir göz attım. Şimdilik bir sorun göremiyorum. Maddeler açık ve net. Hatta sözleşme senin açından biraz daha dezavantajlı gibi duruyor.”

Karan'ın bakışları bir anlığına Mira'ya kaydı.

“Demek öyle.”

Mert hafifçe gülümsedi.

“Bunu bilerek yaptığını tahmin ediyorum ama yine de söylemeden geçemeyeceğim. Herkes kendi lehine şartlar hazırlatmaya çalışırken sen biraz tersinden gitmişsin.”

Karan, Mert'in sözlerine karşılık vermeden önce dosyaya baktı.

“Yiğidi öldür, hakkını yeme, Mert.”

Mert'in kaşları havalandı.

“Ben zaten hakkını yiyorum demedim.”

“Henüz demedin.”

Mira, ikisinin arasındaki atışmayı sessizce izledi.

Karan devam etti.

“Mira'nın çalışmasını değerlendirmek için uzun zamandır tanışıyor olmamız gerekmiyor. Kısacık bir sürede bile ne kadar emek verdiğini, işine ne kadar odaklandığını ve karşısına çıkan sorunları çözmek için ne kadar uğraştığını gördüm.” Bakışlarını kısa bir an Mira'ya çevirdi. “Piyasada bunun karşılığı ne olursa olsun, ben onun emeğinin bu değeri hak ettiğini düşünüyorum.”

Mert'in yüzündeki alaycı ifade biraz yumuşadı.

“Yani sözleşmeyi onun lehine hazırlamanın sebebi bu.”

“Sebebim, yaptığımız anlaşmanın adil olması.” Karan'ın sesi sakindi. “Birinin içinde bulunduğu durumdan faydalanarak onun emeğini ucuza getirmek bana göre bir kazanç değil.”

Mira parmaklarını birbirine kenetledi. Karan'ın kendisi hakkında böyle düşündüğünü bilmiyordu. Onun gözünde yalnızca borç ödemesi gereken biri olduğunu sanmıştı. Şimdi ise Karan'ın emeğini gerçekten dikkate aldığını duyuyordu.

Bu, içinde bulunduğu durumu değiştirmiyordu. Borç hâlâ vardı ve buraya geliş nedeni de ortadaydı. Ancak en azından Karan'ın onu yalnızca borcundan ibaret görmediğini anlamaya başlamıştı.

Mert dosyayı Mira'ya uzattı.

“Benim gördüğüm kadarıyla, şu an için imzalamana engel olacak bir şey yok. Yine de karar senin. Bir madde içine sinmiyorsa sırf herkes bekliyor diye imzalamak zorunda değilsin.”

Mira dosyayı aldı. Bu kez sayfalara bakarken hissettiği şey yalnızca endişe değildi. En azından bu sözleşme içine biraz daha sinmişti.

“Teşekkür ederim,” dedi. “Gerçekten. Birinin benimle birlikte incelemesi içimi rahatlattı.”

Mert gülümsedi.

“Ne demek? Bir de savcı olmamın arada işe yaradığını görmek güzel.”

Karan başını hafifçe iki yana salladı.

“Bunu her fırsatta dile getireceğinden eminim.”

“Kesinlikle. İnsan mesleğinin avantajlarını kullanmalı.”

Mira ikisinin atışmasını izlerken hafifçe gülümsedi. Ardından dosyayı yeniden açtı. Mira, elindeki sözleşmeyi bir süre inceledikten sonra başını kaldırıp Karan’a baktı.

“Bir şey sorabilir miyim?”

Karan bakışlarını ondan yana çevirdi.

“Sor.”

“Bu sözleşmeye bir madde ekleyebilir miyim?”

Karan’ın kaşları hafifçe havalandı. Mira’nın ne isteyeceğini merak ederek yüzüne baktı.

“Nasıl bir madde?”

Mira, anlatacaklarını toparlamak istercesine kısa bir süre duraksadı.

“Ben buraya babamın size olan borcunu ödemek için geldim. Bunun farkındayım. Ama açıkçası, bu borcu ödemek istemiyorum.”

Mert şaşkınlıkla ona dönerken Karan sessiz kaldı. Mira, sözlerinin yanlış anlaşılabileceğini fark ederek hemen devam etti.

“Yani size para ödemek istemiyorum demiyorum. Borcu ben ödeyeceğim. Ancak bu ödemenin sonucunda babamın size olan borcundan kurtulmasını istemiyorum. Çünkü o borcu ben ödeyeceksem, babamın hiçbir şey yapmadan bu sorumluluktan kurtulması bana adil gelmiyor.”

Bir an durup ikisinin de yüzüne baktı.

“Şöyle bir şey yapabilir miyiz? Babamın size olan borcunu ben ödeyeyim ama bu ödeme, babamın borcunu kapatmış sayılmasın. Bunun yerine, babamın bana aynı miktarda borçlu olduğunu gösteren resmî bir belge hazırlayalım. Yani ben borcu kapatmak için gereken parayı size vereyim, babam da bana o miktarda borçlanmış olsun.”

Mert’in yüzündeki şaşkınlık giderek belirginleşti. Mira ise düşüncesini tam olarak anlatabilmek için devam etti.

“Sonuçta elinizde babamın size borçlu olduğunu gösteren belgeler vardır. Borç ödendiğinde o belgeler üzerinden gerekli işlem yapılır. Ben de babamın bana borçlu olduğunu gösteren ayrı bir belgeye sahip olurum. Böylece sizin alacağınız kapanır ama babamın borcu ortadan kalkmaz. Yalnızca bu kez bana borçlu olur.”

Karan’ın bakışları dikkat kesildi.

Mira, düşüncesini son bir kez netleştirerek, “Size olan borcu ödeyeceğim, babam da benim yaptığım bu ödeme kadar bana borçlanacak. Benim istediğim, aramızda bunun resmî olarak kayıt altına alınması. Böyle bir şey yapabilir miyiz?”

Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.

Mert, Mira’ya şaşkınlıkla baktıktan sonra yüzüne geniş bir gülümseme yerleşti. Ardından Karan’a döndü.

“Şunu söylemeden geçemeyeceğim, bu kız gerçekten akıllıca düşünmüş.” Sesindeki hayranlığı gizlemeye çalışmıyordu. “Herkes kendi derdine düşmüşken o, kendisine yapılan haksızlığın içinden bile bir çıkış yolu bulmayı başarmış.”

Karan’ın bakışları kısa bir an Mert’e kaydı. Sonra yeniden Mira’ya döndü. Elindeki dosyayı kapatıp masanın üzerine bıraktı ve sırtını koltuğa yasladı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir kıvrım oluşurken bakışlarında, Mira’nın düşüncesini takdir ettiğini ele veren bir ifade vardı. Bunu dile getirmesine gerek yoktu. Mert, arkadaşının yüzündeki ifadeyi görünce hafifçe gülümsedi; onun da aynı fikirde olduğunu anlamıştı.

Mira ise ikisinin arasında gidip gelen bakışlara anlam verememiş gibi kaşlarını hafifçe çattı.

“Bu kadar şaşırmanıza gerek yok. Bence olması gereken bu.”

“Belki,” dedi Mert, gülümsemesini koruyarak. “Ama böyle bir durumdayken herkes senin gibi düşünemiyor.”

Mira’nın yüzündeki ifade değişti. Az önceki sakinliği yerini daha sert, daha kararlı bir ifadeye bıraktı.

“Benim tek istediğim, babamın yaptığı şeyin sonuçlarından gerçekten sorumlu olması. Beni buraya gönderdiler diye onun borcunu ödeyip hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesini istemiyorum. Ben burada çalışırken onların huzur içinde yaşamasını, sanki bütün bunların bedelini ben değil de bir başkası ödemiş gibi davranmalarını istemiyorum.”

Bir an sustu. Parmakları dizlerinin üzerinde birbirine kenetlendi.

“Bu borcu ödeyeceksem öderim. Ama en azından sonunda kimin ne yaptığını, kimin neyin bedelini ödediğini bilmek istiyorum. Benim burada yaşadıklarımın hiçbir karşılığı yokmuş gibi davranmalarına izin vermeyeceğim.”

Mert’in yüzündeki gülümseme silindi. Mira’ya bakarken duyduğu hayranlığın yanına, ona yapılan haksızlığa karşı duyduğu öfke de yerleşmişti.

Karan ise gözlerini Mira’dan ayırmadı. Onun yalnızca borcunu ödemek için bir yol aramadığını artık daha iyi anlıyordu. Mira, kendisini bu duruma sürükleyen insanların hiçbir şey kaybetmeden hayatlarına devam etmelerini istemiyordu. Bütün bunların içinde, elinde kalan tek şey kendi emeği ve verebildiği kararlardı. O da bunlardan vazgeçmeye niyetli değildi.

“Böyle bir düzenleme yapılabilir,” dedi Karan sonunda. “Ancak borcun ödenmesiyle babanın sana karşı olan borcunun nasıl belgeleneceğini doğru şekilde düzenlememiz gerekir. İleride herhangi bir sorun yaşanmaması için her şeyin açıkça yazılması şart.”

Mira dikkatle onu dinledi.

“Yani kabul ediyorsunuz?”

“Benim açımdan bir sorun yok. Sonuçta sen parayı ödemeyi reddetmiyorsun. Sadece babanın borcunu kapatırken onun sana karşı da bir sorumluluğu olmasını istiyorsun.”

Mert, Karan’a dönerek başını iki yana salladı. Yüzündeki hayranlık dolu ifade, sanki az önce duyduklarına hâlâ inanamıyormuş gibiydi.

“Bazen seni gerçekten anlayamıyorum,” dedi. “Bir insan hem bu kadar katı hem de gerektiğinde bu kadar anlayışlı nasıl olabiliyor? Üstelik bunu öyle sıradan bir şeymiş gibi yapıyorsun ki insanın sana kızası bile gelmiyor.”

Karan, Mert’e kısa bir bakış attı.

“İltifat etmeyi bitirdiysen devam edebiliriz.”

“İltifat ettiğimi nereden çıkardın? Seni çözmeye çalışıyorum.”

“Çözebildiğin bir gün haber verirsin.”

Mert gülerek başını salladı.

“İşte bu tavrın yok mu? İnsanı takdir ettiğine pişman ediyorsun.”

Karan gözlerini devirerek önündeki sözleşmeyi düzeltti.

“Mert, bir sus.”

Mira, ikisinin atışmasını izlerken dudaklarının kenarındaki gülümsemeyi engelleyemedi. Az önce içinde biriken ağırlık hâlâ tamamen geçmemişti ama onların bu rahat hâli, ortamın gerginliğini biraz olsun dağıtmıştı.

Karan elini uzatarak Mira’nın önündeki sözleşmeyi işaret etti.

“Bunu henüz imzalama. İstediğin düzenlemeyi de ekleyerek yeni bir sözleşme hazırlatayım. Borcun bana ödendiği, babanın sana olan borcunun nasıl belgeleneceği ve bu işlemin şartları açıkça yazılsın. Her şey hazır olduğunda okuyup imzalarsın.”

Mira, sözleşmeyi ona doğru uzattı.

“Tamam. Teşekkür ederim.”

Karan belgeleri aldı ve dosyasına yerleştirdi.

“Teşekkür etmek için erken. Önce her şeyin doğru şekilde hazırlanmasını bekleyelim.”

Mira başını salladı. Henüz hiçbir şey değişmiş değildi. Hâlâ bu evdeydi, hâlâ istemediği bir hayatın içindeydi ve önünde ödemesi gereken büyük bir borç duruyordu.

Ama en azından artık önüne konulan her şeyi sorgulamadan kabul etmek zorunda olmadığını biliyordu.

Karan dosyayı kapatırken Mert, Mira’ya dönüp gülümsedi.

“Vallahi Mira, beni şaşırttın. Bu kadarını beklemiyordum.”

Mira hafifçe gülümsedi.

“İyi anlamda umarım.”

“İyi anlamda tabii. İnsan senin yerinde olsa kendi derdine düşer, sen oturup bir de çözüm bulmuşsun.” Mert başını Karan’a çevirdi. “Bence hakkını vermek lazım.”

Karan, dosyayı masanın üzerine bıraktı.

“Zaten hakkını veriyoruz.”

“Tamam, hemen savunmaya geçme. Sana bir şey diyen yok.”

“Seni tanıyorum. Birazdan diyeceksin bir şey.”

Mert güldü.

“İnsan arkadaşına güvenemeyecek mi?”

“Senin ne söyleyeceğini tahmin etmek için güvene ihtiyacım yok.”

Mert başını sallayıp Mira’ya döndü.

“Gördün mü? Bir insanla yıllarca arkadaş oluyorsun, sonunda sana böyle davranıyor.”

Karan hiç istifini bozmadan karşılık verdi.

“İstersen arkadaşlığımızı yeniden değerlendirebiliriz.”

“Yok, o kadar da değil.”

Karan, Mert’in son sözlerine karşılık vermek yerine başını iki yana salladı. Ardından koltuğundan kalkıp masanın üzerindeki dosyayı aldı.

“Ben şu sözleşme işini halledeyim. Gerekli düzenlemeleri yaptırıp yeniden hazırlatacağım.”

Mira da yerinden doğruldu.

“Ne zaman hazır olur?”

“Yarın büyük ihtimalle. Hazır olduğunda birlikte üzerinden geçeriz. Aklına takılan bir şey olursa da imzalamadan önce konuşuruz.”

Mira başını salladı.

“Tamam. Teşekkür ederim.”

Karan, elindeki dosyayı düzelterek kapıya yöneldi. Çıkmadan önce Mert’e döndü.

“Sen de çok geç saatlere kadar oturma. Yarın yine bütün gün uyuyup sonra şikâyet edersin.”

Mert koltuğa biraz daha yayıldı.

“Benim hayatıma da karışmaya başladın. Birazdan yatma saatimi de belirlersin.”

“Gerekirse onu da yaparım.”

“Tamam, tamam. Sen git işini hallet.”

Karan, Mert’in söylenmesine aldırmadan kapıdan çıktı. Birkaç saniye sonra ayak sesleri kayboldu.

Mira'nın bakışları, Karan’ın elinde götürdüğü dosyanın artık bulunmadığı masaya kaydı. Sözleşme henüz hazır değildi. Önünde hâlâ uzun bir yol, çözülmesi gereken sorunlar ve vermesi gereken kararlar vardı. Ama bu kez, imzalayacağı kâğıdın yalnızca başkalarının onun için belirlediği şartlardan oluşmayacağını biliyordu.

Belki de her şey bir anda değişmeyecekti.

Yine de Mira, ilk kez, kendi hayatında küçük de olsa bir şeyleri değiştirebileceğine inanmak istiyordu. Babasının borcunu ödeyerek ona bir iyilik yapmayacaktı. Aksine, artık onun da ödemesi gereken bir borcu olacaktı. Ve Mira, kimsenin kendi huzurunu onun mutsuzluğu üzerine kurmasına izin vermeye niyetli değildi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.