5.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: 𝐳𝐞𝐡𝐫𝐚 𝐬𝐚𝐧𝐜𝐚𝐤

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 5.BÖLÜM

Mira kahvaltısını bitirmemişti ama iştahı da pek kalmamıştı. Aklındaki soruların cevabını bulmadan rahat edemeyeceğini biliyordu. Üstelik beklemek, onun hiçbir zaman iyi olduğu bir şey değildi.

Salondan çıktığında malikânenin hareketliliği bütün yoğunluğuyla devam ediyordu. Koridorda birbiriyle konuşan çalışanlar, ellerindeki dosyalarla bir yerlere yetişmeye çalışan adamlar ve uzaktan gelen telefon sesleri arasında ilerledi. Kimseye takılmadan merdivenlere yöneldi.

Siber odanın ağır çelik kapısının önüne geldiğinde adımlarını yavaşlattı. Bir an durup derin bir nefes aldı. Dışarıdaki kalabalık, konuşmalar ve sürekli değişen yüzler, arkasında bıraktığı bir dünyaya aitti. Bu kapının ardındaysa onu bekleyen daha tanıdık bir sessizlik vardı.

Şifreyi girip kapıyı açtı.

Kapı arkasından tok bir sesle kapandığında Mira, farkında olmadan tuttuğu nefesini derin bir iç çekişle dışarı verdi.

Sunucuların hiç durmayan mekanik uğultusu odayı dolduruyordu. Düzenli, tekdüze ve her şeyden önemlisi tahmin edilebilir... İnsanlardan çok makinelere güvenen biri için dünyada bundan daha huzurlu bir yer olamazdı.

Omuzlarını hafifçe gevşetip parmaklarını boynunda gezdirdi. Kasılan kaslarını kısa bir an ovaladıktan sonra ana terminalin başına geçti. Monitörler onun varlığıyla birbiri ardına canlanırken yeşil, mavi ve beyaz satırlar siyah ekranın üzerinde akmaya başladı.

İlk işi, sisteme bıraktığı görünmez takip pimini kontrol etmek oldu.

Ekranda sabahtan beri değişmeyen o sinir bozucu satır duruyordu: Takip aktif. Hareket algılanmadı. Mira'nın kaşları hafifçe çatıldı.

"Bekliyorsun..." diye mırıldandı kendi kendine. Sesi odanın uğultusuna karıştı. "...ya da beni bekletiyorsun."

Parmakları yeniden klavyenin üzerinde dolaşmaya başladı. Bir yandan sunucu kayıtlarını tek tek inceliyor, diğer yandan sistemin kalan bölümlerini tarıyordu. Her log dosyası, her erişim kaydı, her kullanıcı oturumu merceği altındaydı ama D-17 den hâlâ ses yoktu. Mira ise sessizliğin her zaman güvenli bir şey olmadığını bilecek kadar tecrübeliydi.

Bir noktadan sonra Mira yalnızca ekrana bakmıyor, adeta ekranın içine giriyordu. Kod satırları artık kelime olmaktan çıkmış, zihninde üç boyutlu bir haritaya dönüşmüştü. Bir satır, bir bağlantı, bir izin ve bir açık... Her biri beynindeki o devasa yapbozun parçaları gibi yerine oturuyordu.

Derken bir log kaydı dikkatini çekti. D-17'nin kullandığı bağlantı noktası hâlâ sistemin derinliklerinde bir gölge gibi duruyordu. Silinmişti, evet ama tamamen değil.

Mira dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı. Ekrana biraz daha yaklaşırken, "Temiz çalışıyorsun..." diye fısıldadı. "...ama kusursuz değilsin."

Hızlıca birkaç komut yazarak eski kayıtların gölgelerini ortaya çıkaran küçük bir analiz programı çalıştırdı. Yüzlerce satır ekrandan su gibi akıp geçti ama sonuç yine aynıydı. Yeni hiçbir hareket yoktu, takip pimi hâlâ ölü gibi sessizdi. İçini belli belirsiz, sinsi bir huzursuzluk kapladı. Bazen sessizlik, bir saldırının en tehlikeli kısmıydı. Çünkü saldırgan hareket etmiyorsa, kesinlikle kusursuz bir plan yapıyordu.

Mira pes ederek arkasına yaslandı. Ellerini yüzüne götürüp sızlayan gözlerini ovuşturdu. Başının iki yanında zonklayan ağrı giderek şiddetleniyordu, sabah kahvaltısında içtiği tek fincan kahvenin etkisi çoktan silinip gitmişti.

"Bir kaç dakika daha..." diye fısıldadı monitörün soluk ışığına karşı. "Sadece birkaç kayıt daha..."

Fakat o 'birkaç kayıt', bir saatten çok daha uzun sürdü. Sistemde bulduğu küçük güvenlik açıklarını tek tek kapattı, gereksiz kullanıcı izinlerini kaldırdı, eski protokolleri güncelleyip şifreleme anahtarlarını baştan aşağı yeniledi. Her yaptığı işlemden sonra tekrar kontrol etti. Mükemmeliyetçilik onun için bazen bir alışkanlık değil, salt bir hayatta kalma yöntemiydi.

Son kontrolünü de tamamladıktan sonra derin bir nefes alarak arkasına yaslandı. Boynundan gelen hafif çıtırtı odanın sessizliğinde yankılandı. Gözlerini kapatıp sunucuların ritmik uğultusuna odaklandı; bu ses, insanın farkında olmadan kendini bıraktıran garip, hipnotik bir melodi gibiydi.

Bir süre sadece o sesi dinledi. Ardından başını yavaşça masaya, kollarının arasına koydu. "Sadece..." diye mırıldandı tükenmiş bir sesle. "...beş dakika."

Parmakları hâlâ klavyenin hemen yanında duruyordu. Monitörlerde kod satırları akmaya devam ederken, kesik nefesleri yavaş yavaş düzenli bir ritme dönüştü. Ancak beş dakika olması gereken o kısa uyku, yorgun bedeninin sessiz isyanıyla çok daha uzun sürdü.

Siber odada zaman akmaya devam etti. Ve bir süre sonra, ağır çelik kapı neredeyse hiçbir ses çıkarmadan aralandı.

İçeri giren kişi tek kelime etmedi. Kapıyı aynı sessizlikle arkasından kapattı. Karanlık gözleri, anında masanın üzerine kapanmış hâlde uyuyan genç kadına kilitlendi. Birkaç saniye olduğu yerde durup bu alışılmadık manzarayı izledi. Ardından odadaki boş sandalyelerden birini sessizce çekerek tam Mira'nın karşısına oturdu. Kollarını geniş göğsünde birleştirip geriye yaslandı. Hiçbir şey söylemedi, sadece bekledi.

Dakikalar geçti. Karan'ın bakışları bir an bile Mira'nın üzerinden ayrılmadı. Sanki uyuyan, savunmasız bir insanı değil de çözmeye çalıştığı son derece karmaşık bir bilmeceyi izliyor gibiydi.

---

Mira ne kadar uyuduğunu bilmiyordu. İlk fark ettiği şey, sunucuların hiç durmadan çalışan fanlarının o tekdüze uğultusuydu. Sonra... o ağır, yoğun hissi fark etti. Birinin bakışlarının ağırlığını üzerinde hissetmek, fiziksel bir dokunuş kadar keskindi.

Kaşları hafifçe çatılırken başını ağır ağır masadan kaldırdı. Gözleri ilk önce önündeki klavyeye, ardından hemen karşısındaki sandalyeye kaydığında, zihni birkaç saniyeliğine tamamen boşaldı.

Karan...

Sandalyeye arkasını yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmiş hâlde tam karşısında oturuyordu. Monitörlerin loş ve mavimsi ışığı altında yüzü, her zamankinden çok daha sert, çok daha ulaşılamaz görünüyordu

Mira’nın gözleri bir anda büyürken, "HA—!" diye ne tam bir çığlığa ne de anlaşılır bir kelimeye benzeyen garip bir ses döküldü dudaklarından. Refleksle geriye doğru sıçramasıyla sandalyesi zeminde gürültüyle kaydı. Dengesini kaybetmemek adına panikle masanın kenarına tutunmaya çalıştı ama dirseği klavyeye çarpınca ekranda peş peşe anlamsız karakterler belirdi.

İkisinin de bakışları bir anlığına ekrana kaydı. Ardından Mira, sanki az önce o bilgisayara saldıran kendisi değilmişçesine yavaşça doğrulup boğazını temizledi. "Ben..." dedi, sesindeki pürüzü gidermeye çalışarak. "Sistemi kontrol ediyordum."

Karan’ın tek kaşı hafifçe havalandı. "Bunu görüyorum."

"Evet. Tabii... Görüyorsunuz." Mira, profesyonel görünmek adına başını salladı fakat ne yazık ki hâlâ bir eli masanın kenarına yapışmış durumdaydı. Elini hızla masadan çekip nereye koyacağını bilemeyince kollarını göğsünde birleştirdi; ancak bunun da fazla savunmacı göründüğünü fark edip hemen indirdi. "Yani... burada olmanız çok normal. Sonuçta burası sizin malikâneniz."

Karan’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrılırken, Mira bu detayı görmezden gelmeye çalışarak konuşmaya devam etti: "Ben de burada çalışıyorum. Siz de doğal olarak... bulunabiliyorsunuz işte." Odaya kısa bir sessizlik çöktüğünde Mira gözlerini kapatıp içinden kendisine küfürler sıraladı. Sus. Lütfen artık sus.

Ama kendini durdurmayı başaramayarak, "Demek istediğim," diye ekledi aceleyle. "Sizi burada görmek hiç de şaşırtıcı değil."

Karan başını hafifçe yana eğip, "Az önce çığlık attın," diye hatırlattı.

"Çığlık atmadım."

Karan birkaç saniye boyunca sessizce yüzüne baktı. Mira da pes etmeden ona karşılık verdi.

"...Bu, teknik olarak bir çığlık sayılmazdı."

Karan dudaklarını birbirine bastırıp bakışlarını bir anlığına yana çevirdi; ancak omuzlarındaki hafif sarsıntı, gülmemek için kendisini ne kadar zorladığını açıkça el veriyordu. Mira bunu görünce yüzünü buruşturmaktan alıkoyamadı kendini.

"Gülmeyin."

"Ben gülmüyorum."

"Gözleriniz gülüyor ama."

İşte o an Karan’ın göğsünden kısa, boğuk bir kahkaha döküldü. Sanki kendisi bile bu tepkiye hazırlıksız yakalanmış gibi hemen ardından boğazını temizleyip yeniden o ciddi maskesini takınmaya çalıştı. Fakat iş işten çoktan geçmişti.

Mira’nın ağzı hafifçe aralandı. "Ben... O..." Çaresizce tavana bakıp derin bir nefes aldı. "Bu konuşmanın başından beri kontrol bende değildi zaten."

"Fark ettim." Karan’ın yüzündeki tebessüm iyice belirginleşti.

Mira derin bir nefes alarak sandalyesine iyice yerleşti; ellerini bu kez dikkatle klavyenin üzerine koyup gözlerini ekrana sabitledi. Yüzüne takınabileceği en ciddi ifadeyi yerleştirmeye çalışıyordu.

"Her neyse," dedi konuyu kapatmak istercesine. "Burada ne yapıyordunuz?"

Karan geriye yaslanıp kollarını yeniden göğsünde birleştirdi. "Seni izliyordum."

Mira’nın parmakları klavyenin üzerinde öylece donakaldı. Başını ağır ağır ona doğru çevirdi. "...Bunu daha az ürkütücü bir şekilde ifade etmenin bir yolu yok muydu gerçekten?"

Karan birkaç saniye boyunca gözlerinin içine baktı. Ardından dudak kenarı yeniden yukarı doğru kıvrıldı.

"Şu an aklıma gelmedi."

Mira gözlerini kapatıp başını hafifçe geriye attı. Harika. Bir de bununla uğraşacağım.

Karan ise karşısındaki genç kadına bakarken yüzündeki gülümsemeyi bir türlü silemiyordu. Birkaç dakika önce masanın üzerinde uyuyakalmış, yorgunluktan bitkin düşmüş o kız gitmiş; yerine kendi paniğini mantıklı açıklamalarla örtbas etmeye çalışan ve bunu başardığını sanan bambaşka biri gelmişti.

İlk kez, Mira’nın yalnızca ne kadar yetenekli bir kadın olduğunu değil; kontrolünü kaybettiğinde ne kadar tatlı ve beklenmedik birine dönüşebildiğini fark ediyordu. Ve nedense bu, tahmin ettiğinden çok daha fazla hoşuna gitmişti.

---

"Seni izliyordum" cümlesinin ağırlığı odaya çöktüğünde, Mira’nın kalp atışları bir anda hızlandı. Kalbinin göğüs kafesini döven ritmini gizlemek istercesine panikle yerinde doğruldu. Sandalyesi mermer zeminde ince, tiz bir ses çıkararak geriye doğru kaydı.

"Siz..." dedi, sesindeki pürüzü ve aniden yükselen heyecanını gizlemeye çalışarak. "Ne zamandan beri beni izliyorsunuz?”

Mira istemsizce bilgisayarın köşesindeki saate baktı. Uyuduğu süre kırk iki dakikaydı.

Karan geriye yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Yeterince uzun bir süredir.”

Mira’nın yanaklarına bir sıcaklık hücum etti. Bakışlarını kaçırıp ellerini kucağında birleştirdi; parmaklarıyla oynamaya başladı. Yakalanmış olmanın verdiği o yakıcı mahcubiyet, göğsünün tam ortasına oturmuştu.

"Ben..." diye mırıldandı, sesinin pürüzsüz çıkması için çabalayarak ama başaramayarak. "Fark etmeden uyuyakalmışım."

"Belli oluyor," dedi Karan düz bir sesle. Sesinde yargılamaktan ziyade, durumu tamamen kendi lehine izlemiş olmanın getirdiği o soğukkanlı tını vardı.

Mira yanaklarının daha da kızardığını hissederek derin bir nefes aldı ve dağılan özgüvenini kırıntı kırıntı toparlamaya çalıştı. Bakışlarını masadaki bir noktaya sabitleyip sordu: "Neden uyandırmadınız peki?”

Karan bir an duraksadı. Bakışları Mira’nın kızaran yanaklarında ve yüzüne düşen saç tutamında gezindi. Yüzündeki o sert, ulaşılamaz ifade milim kaymadı ama sesi her zamankinden bir tık daha alçak döküldü dudaklarından: "Seni uyandırsaydım, bu kadar kolay pes edip dinlenmeyecektin. Ayrıca..."

Dudaklarının kenarı çok hafif, neredeyse belirsiz bir şekilde kıvrıldı. "Masanın üzerinde bir çocuk gibi kıvrılıp uyumanı izlemek, çalışmanı izlemekten daha az yorucuydu.”

Bu kadar açık ve rahat bir cevap beklemiyordu. Mira şaşkınlıkla gözlerini açmış ona bakarken, Karan’ın bakışları genç kadının yüzünde ağır ağır gezindi. Sert çehresi yeniden eski ciddiyetine büründü.

"Ayrıca," dedi Karan terar konuya girmek için, sesi bu kez daha alçak ve otoriter bir tonda çıkarken. "Sabah kahvaltıda doğru düzgün yemedin. Kahveni bile yarım bıraktın ve saatlerdir bu odadasın."

Gözlerini hafifçe kısıp Mira’nın yüzüne doğru biraz daha yaklaştı. Bakışları doğrudan göz altlarına odaklanmıştı.

"Gözlerinin altındaki morluklar, son birkaç gündür düzgün uyumadığını ele veriyor. Yani uyandırıp seni yeniden bir dosyanın başına oturtmak mantıklı bir seçenek değildi.”

Mira birkaç saniye sessiz kaldı. Bunların hiçbirini fark etmediğini sanıyordu, oysa adam attığı her adımı ezberlemişti. "Ben iyiyim," dedi savunmaya geçerek.

Karan'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. "İnsanlar bunu en çok iyi olmadıkları zaman söyler."

Mira bu cümleye verecek bir cevap bulamadı. Odanın içine yine o yoğun sessizlik yayıldı. Sadece sunucuların uğultusu ve monitörlerden yansıyan ışıkların dansı vardı.

Karan ağır, hesaplı hareketlerle ayağa kalktı ve masanın yanına kadar yürüdü. Ekranda açık duran düzinelerce pencereye, log kayıtlarına ve güvenlik raporlarına kısa bir bakış attı. "Görüyorum ki uykuda olmadığın zamanlarda da çalışmayı bırakmamışsın."

"Sistemde hâlâ kontrol etmem gereken zayıf noktalar var," dedi Mira hızla.

"Farkındayım." Karan gözlerini ekrandan çekip yeniden Mira'ya dikti. "Ama bugünlük bu kadar yeter. Dinlenmeyi de öğrenmelisin."

"Teşekkür ederim..." dedi Mira oldukça kısık bir sesle, az önceki anlayışı için.

Karan herhangi bir karşılık vermedi. Birkaç saniye daha ekranı inceledi. Sonra sanki odaya gelişinin asıl amacını hatırlamış gibi yüzünü yavaşça Mira'ya çevirdi. Gözlerindeki o delici bakış yeniden yerine oturmuştu.

"Şimdi söyle bakalım," dedi sakin ama baskın bir tonda. "Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?"

Mira'nın yüzündeki o anlık rahatlama anında silindi. İşte beklediği, sabahtan beri içini kemiren an gelmişti. Bakışları istemsizce ekranın sağ üst köşesindeki klasör simgelerine kaydı. Dün gece gördüğü, hiçbir koruması olmayan o dört ana klasör... Onları anlatmalı mıydı? Yoksa elinde daha somut bir kanıt olana kadar beklemeli miydi?

Parmaklarını masanın altında gerginlikle birbirine kenetledi. Derin bir nefes aldı ve kaçamak bakışlarını doğrudan Karan'ın simsiyah gözlerine sabitledi.

"...Evet." Sesi titrememişti. "Sanırım size anlatmam gereken oldukça önemli bir şey var."

Karan duruşunu hiç bozmadı. "Dinliyorum."

Mira yutkunarak boğazındaki kuruluğu gidermeye çalıştı. "Önce... bir şeyi itiraf etmem gerekiyor."

"Dinliyorum?" Karan'ın sesi tehlikeli derecede düzdü.

"Sistemi incelerken..." Kısa bir an duraksadı, ardından kelimeleri tek seferde döküverdi. "Bana yasakladığınız bölüme girdim."

Odanın içindeki hava bir anda buz kesti. Sunucuların uğultusu bile sanki daha derinden, boğuk bir şekilde gelmeye başlamıştı. Karan yavaşça doğruldu ve göğsünde bağladığı kollarını iki yanına indirdi.

"Sana ne söylemiştim?" Sesi yükselmemiş, bağırmamıştı. Ancak tonundaki o saf, ezici otorite bağırmaktan çok daha ürkütücüydü.

Mira gözlerini kaçırmamaya kararlıydı. "'İznim olmadan hiçbir şeye dokunmayacaksın,' demiştiniz."

"Peki neden açık bir talimatı çiğnedin?"

"Çünkü sistemde normal olmayan bir şey fark ettim Karan Bey. İlk başta emin değildim, bu yüzden emin olmak zorundaydım."

Mira hızla bilgisayarına döndü ve klavyede art arda birkaç komut çalıştırdı. Ekranda dizin yapıları ve sistem haritası belirdi. Monitörü hafifçe Karan'a doğru çevirdi. "Buraya bakın. Sistemin ana dizinini incelerken bu bölümü fark ettim."

Ekranda isimleri son derece sıradan görünen dört büyük klasör vardı.

"Fark ettiniz mi?" diye sordu Mira.

Karan birkaç saniye klasörleri inceledi. "Neyi?"

"Koruma yok." Mira farenin imlecini klasörlerin üzerinde gezdirdi. "Bu büyüklükte ve gizlilikte bir sistemde, ana dizine bağlı klasörlerin en az iki, hatta üç katmanlı şifrelemeyle korunması gerekir. Ama bakın..." İlk klasöre sağ tıkladı. "Erişim izni herkese açık." İkinciye geçti. "Aynı." Üçüncü, dördüncü... "Hiçbir fark yok. Bu kadar kritik verilerin dijital bir otoyolun ortasına şifresiz bırakılması mümkün değil."

Karan tek kelime etmedi. Çene kaslarının kasıldığını görebiliyordu.

"Başta bunun sizin bilinçli bir tercihiniz olabileceğini düşündüm," diyerek devam etti Mira. "Bir tür tuzak veya bal küpü."

"Peki şimdi?"

"Şimdi öyle olmadığını biliyorum. Çünkü siz kontrolü elden bırakmayan birisiniz. Evinizde bile herkesin belirli kuralları var, güvenlik katman katman işlenmiş. İnsanlara güvenmiyorsunuz. Böylesine büyük bir güvenlik açığını bilerek bırakacağınıza inanmıyorum."

Karan birkaç saniye donup kaldı. Sözleri hedefini bulmuştu. Ağır adımlarla monitöre biraz daha yaklaştı. Ekrandaki klasörlere bakarken yüzündeki o sakin maske yavaş yavaş çatlamaya başladı. Gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı ve sonunda, neredeyse bir fısıltı kadar alçak ama jilet gibi keskin bir sesle konuştu.

"Çünkü..." Kısa, ölümcül bir duraksama. "...bunu ben yapmadım."

Mira'nın gözleri hafifçe büyüdü. Tahmininde haklı çıkmanın verdiği zafer hissi yerini hızla endişeye bıraktı.

Karan monitörden gözlerini ayırmadan devam etti. "Bu sistem ilk kurulduğunda, bütün kritik veriler üç katmanlı şifreleme altındaydı." Parmağıyla ekrandaki klasörü işaret etti. "Bunu bu hâliyle bırakmış olmam imkânsız."

"Yani..." Mira zihnindeki parçaları hızla birleştirdi.

Karan bu kez başını çevirip doğrudan ona baktı. "Biri güvenlik protokollerini dışarıdan değil, içeriden devre dışı bırakmış."

Mira başını yavaşça salladı. "Sadece güvenlik duvarını aşmak yetmez, verilerin nasıl katmanlandığını da bilmek gerekir. Bu kadar derine inmek, mimariyi avucunun içi gibi bilmeyi gerektirir." Fareyi hareket ettirip klasörlerin özelliklerini açtı. "Şifreleme protokolleri silinmemiş. Silinseydi sistem bunu hata olarak algılar ve size uyarı gönderirdi. Sadece pasif hâle getirilmiş. Bu da dosyalara istediği zaman, alarm çaldırmadan erişebilmesini sağlamış."

"Dosyaların içinde ne var?" diye sordu Karan aniden. Sesi şimdi çok daha gergindi.

"Bilmiyorum."

"Neden bakmadın?"

Mira derin bir nefes aldı ve Karan'ın gözlerinin içine baktı. "Çünkü o noktada durmam gerektiğini biliyordum. Devam edebilirdim, evet. Ama bu sizin kişisel verileriniz de olabilirdi. Sınırı zaten yeterince aşmıştım, daha fazlasına hakkım yoktu."

Odanın içine bir kez daha o ağır sessizlik çöktü. Karan'ın yüzünde hiçbir duygu okunmuyordu ancak Mira'nın verdiği bu cevap zihnindeki terazide tartılıyordu. Merakı ve becerisi üst düzeydi ama kendini nerede durduracağını bilecek kadar da irade sahibiydi. Bu, Karan'ın kendi dünyasında pek sık rastlamadığı bir kombinasyondu.

"İyi yapmışsın," dedi Karan sonunda. Sesindeki gerginlik bir nebze azalmıştı. "Kuralları çiğnedin. Ama durman gereken yeri de biliyordun."

Mira rahat bir nefes verdiğini belli etmemeye çalıştı.

"Bu dosyaları tekrar koruma altına alabilir misin?" diye sordu Karan monitöre dönerek.

"Evet."

"Ne kadar sürer?"

"On beş dakika."

Karan başını hafifçe iki yana salladı. Göz ucuyla ona baktı. "Gerçek süre."

Mira dudaklarını birbirine bastırdı. "...Yirmi beş."

"Neden ilkinde yalan söyledin?"

"Yalan değildi," dedi Mira hafifçe omuz silkerek. "İdeal şartlarda olsaydık on beş dakika sürerdi."

"Şu an ideal şartlarda değil miyiz?"

Mira ekrana baktı. "Hayır. Çünkü bu sistemi kuran kişinin mantığını henüz tam çözemedim. Acele edersem arkamda başka açıklar bırakabilirim."

Karan'ın dudaklarının kenarında bu kez daha belirgin bir tebessüm oluştu.

"Demek kusursuz olmaya çalışıyorsun."

Mira gözlerini ekrandan ayırıp ona baktı. Yüzünde, bu tespitin kendisini rahatsız etmediğini gösteren hafif bir ifade vardı.

"Evet," dedi sakince. "Yaptığım işte kusursuz olmak istiyorum."

Karan başını hafifçe yana eğdi. "Bunun mümkün olmadığını biliyorsun, değil mi?"

"Biliyorum." Mira yeniden ekranına döndü, parmakları klavyenin üzerinde gezinmeye başladı. "Ama mümkün olmaması, denemeye değmediği anlamına gelmiyor."

Karan birkaç saniye onu sessizce izledi.

Mira devam etti: "Bir sistemde gözden kaçırdığım tek bir ayrıntı, daha sonra çok daha büyük bir soruna dönüşebilir. Bu yüzden her şeyi tekrar tekrar kontrol ederim. Bir şeyin çalışıyor olması benim için yeterli değil. Neden çalıştığını, nerede bozulabileceğini ve hangi koşullarda hata verebileceğini de bilmem gerekiyor."

Kısa bir an durup ekrandaki kodları inceledi.

"Belki kusursuzluk diye bir şey yoktur," diye ekledi. "Ama ben yaptığım işin mümkün olduğunca kusursuza yaklaşmasını istiyorum."

Karan'ın yüzündeki tebessüm silinmedi. Mira'nın cevabında kibirden çok, ne istediğini bilen birinin kararlılığı vardı.

"Bu kadar ayrıntıyla uğraşmak insanı yorabilir," dedi.

Mira bu kez başını kaldırıp ona baktı.

"Zaten yoruluyorum."

Cevabı o kadar doğal çıkmıştı ki Karan'ın kaşlarından biri hafifçe kalktı.

"Ama yine de devam ediyorsun."

"Çünkü yarım bıraktığım bir iş, aklımın bir köşesinde sürekli beni rahatsız eder." Mira omuzlarını hafifçe silkti. "Üstelik bir hatayı önceden bulmak, sonuçlarıyla uğraşmaktan çok daha kolay."

Karan birkaç saniye daha onu izledi. Ardından başını belli belirsiz salladı.

"Anladım."

Mira dudaklarının kenarında küçük bir gülümsemeyle yeniden ekranına döndü.

"Sanmıyorum," diye mırıldandı. "Ama zamanla anlarsınız.”

Bu kez sessizlik çok daha farklı bir boyuttaydı. Karan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden Mira'ya baktı. Zihninde kadına dair yeni bir sayfa açıldığı belliydi. Ardından ağır ama net bir ses tonuyla emri verdi:

"Başla."

Mira hiç vakit kaybetmeden klavyeye uzandı. Parmakları tuşların üzerinde hızla hareket etmeye başlarken, siber odanın sessizliğini yalnızca klavyeden yükselen o ritmik tıkırtılar doldurdu. Karan ise birkaç adım geriye çekilmiş, kollarını yeniden göğsünde bağlamış hâlde pürdikkat onu izliyordu.

Mira önce ilk klasörün erişim izinlerini sıfırladı. "Mevcut izinlerden hangisinin gerçek, hangisinin sonradan eklendiğini şu an ayırt edemem," dedi gözlerini ekrandan ayırmadan. Odadaki sessizliği bozarak ne yaptığını açıklama ihtiyacı hissetmişti. "En güvenlisi her şeyi silip en baştan örmek. Şimdi yeni anahtarlar oluşturacağım."

Ekranın köşesinde uzun, rastgele üretilmiş ve tahmin edilmesi imkânsız karakter dizileri belirmeye başladı. Mira bir yandan anahtarları oluştururken, gözü sürekli olarak sistemin arka planındaki hareketlilikteydi.

"Bir sorun mu var?" diye sordu Karan, kadının gözlerindeki o anlık tereddütü yakalayarak.

"Henüz yok."

"Henüz mü?"

Mira kısa bir nefes verdi. "Eğer içerideki bu 'misafir' klasörleri aktif olarak kullanıyorsa, yetkileri değiştirdiğim an kapının yüzüne kapandığını fark edecek. O zaman iki seçeneği var: Ya alarmı göze alıp yeniden girmeyi deneyecek..." Parmakları bir saniyeliğine durdu. "...ya da uzun bir süre tamamen sessizliğe bürünecek."

"Sen hangisini tercih edersin?"

"Denemesini."

"Neden?"

"Çünkü panikle hareket eden biri mutlaka hata yapar."

Karan'ın yüzünde belirgin bir memnuniyet ifadesi belirdi. "Doğru."

Mira üçüncü klasörü de güvene aldıktan sonra rahatlamak için nefeslendi. Sadece son klasör kalmıştı. Tam işlemi başlatmak üzere imleci üzerine getirdiğinde, eli havada asılı kaldı. Kaşları derinden çatıldı.

"Karan..." diye mırıldandı farkında olmadan ismini kullanarak. "Ekrana bakın."

Karan anında masanın yanına geldi. "Ne gördün?"

"Son erişim zamanı..." Fareyle ilgili satırı işaret etti.

Karan ekrana doğru eğildi. Gözleri satırın sonundaki bilgiye kilitlendi. "Bugün."

"Öğlen." Mira'nın sesi bir fısıltıdan ibaretti.

İkisi de aynı anda sustu. Ekranda çok net bir saat bilgisi duruyordu: 12.17.

Mira o saatte kahvaltı salonundaydı. Ve Karan da tam karşısında oturuyordu. Bu tek bir anlama geliyordu.

"Bu klasöre..." Mira yavaşça başını çevirip Karan'a baktı. Gözlerinde derin bir kuşku vardı. "...biz burada değilken biri erişmiş."

Karan'ın çene kasları öyle bir gerildi ki yüz hatları keskinleşti. "Emin misin?"

"Evet." Mira hızla alt kayıtları açtı ancak birkaç saniye sonra yüzündeki emin ifade yerini kafa karışıklığına bıraktı. "Bu... çok garip."

"Ne oldu?"

"Erişim zamanı burada duruyor." Satırı gösterdi. "Ama işlemi yapan kullanıcı bilgisi yok."

"Silinmiş mi?"

"Hayır." Mira başını iki yana sallayarak ekrana daha da yaklaştı. "Silinmemiş. Hiç yazılmamış."

"Bu sistemin mantığında mümkün mü?"

"Normal şartlarda imkânsız." Parmakları yeniden klavyede dolaşmaya başladı, art arda farklı log dosyalarını taradı. Sonuç değişmiyordu. Saat oradaydı. İzinsiz erişim oradaydı. Ama kimin girdiği yoktu.

Mira yavaşça arkasına yaslanıp ellerini kucağında birleştirdi. "İlk kez böyle bir şey görüyorum."

Karan gözlerini ekrandan ayırmadan birkaç saniye düşündü. "Bunun bir açıklaması vardır."

"Elbette vardır," dedi Mira durgun bir sesle. "Ama hoşunuza gidecek türden bir açıklama olmayacağına eminim."

Karan derin bir nefes alarak doğruldu. Ortamdaki gerilim elle tutulur hâle gelmişti. "Bunu daha sonra araştıracağız. İşlemi bitir."

Mira başını salladı ve son klasörü de yeniden şifrelemeye başladı. Yaklaşık on dakika süren yoğun bir çabanın ardından işlem nihayet tamamlandı. Ekranda yeşil renkte tek bir satır belirdi: Tüm güvenlik protokolleri başarıyla etkinleştirildi.

Mira ellerini klavyeden çekip omuzlarını düşürdü. "Tamam," dedi yorgunluğu sesine iyice yerleşirken. "Artık bu klasörlere eski arka kapıdan erişmeleri imkânsız."

Karan birkaç saniye ekranı inceledi. Ardından, belki de o odaya girdiğinden beri ilk kez, gözlerini doğrudan Mira'nın gözlerinin içine çevirdi. Bakışlarında daha önce olmayan, yeni bir saygı kırıntısı vardı.

"Beklediğimden çok daha iyi iş çıkardın."

Mira kısa süreliğine dondu. Bu Karan'dan duyduğu ilk gerçek, filtresiz övgüydü. Ne abartılıydı ne de gönülsüz. Yalnızca kısa, net ve samimiydi.

Mira gözlerini kaçırıp hafifçe başını eğdi. "Teşekkür ederim."

Karan başını sallayıp yavaşça kapıya doğru yöneldi. Odadaki işinin bittiğini düşünüyordu. Tam kapı kulpuna uzanmıştı ki, Mira'nın zihninde sabahtan beri onu yiyip bitiren asıl konu, D-17'nin bıraktığı iz, alev alev yanan bir neon tabela gibi yeniden beliriverdi.

"Bir dakika..."

Sesi odada yankılandı. Karan olduğu yerde durdu. Arkasını dönmeden omuzlarının üzerinden beklediğini belli eden bir postürle durdu.

Mira derin bir nefes aldı. Bu kez sessiz kalmak, o klasörleri saklamaktan çok daha tehlikeli olacaktı.

"...Size anlatmam gereken bir şey daha var."

Karan elini kapı kulpundan çekip yavaşça arkasını döndü. Tüm dikkati ve ağırlığıyla yeniden Mira'nın üzerine kilitlenmişti.

"Dinliyorum."

Mira'nın gözleri bir anlığına açık kalan takip piminin bulunduğu karanlık pencereye kaydı.

Artık hamle sırası gerçekten değişmişti.

Mira derin bir nefes alarak boğazındaki kuruluğu gizlemeye çalıştı. Fareyi hareket ettirip sabahtan beri açık tuttuğu, ekranın en altındaki gizli konsol penceresini öne çıkardı. Yeşil kod satırlarının arasında, sistem mimarisinin en derin kılcal damarlarına sızmış o küçük, kırmızı renkli uyarı pimi yanıp sönüyordu.

"Bana yasakladığınız o bölüme girdiğimde, sadece şifresiz klasörleri bulmadım," diyerek başladı, gözlerini ekrandan ayırmadan. "Sistemin derinliklerine bırakılmış, neredeyse tamamen görünmez kod fark ettim. Bir siber imza."

Karan ağır adımlarla masaya yaklaştı. İki elini masanın kenarına dayayıp gövdesini Mira'ya doğru hafifçe eğdi. "Ne imzası?" diye sordu. Sesi alçak ama bir o kadar baskındı.

"Sıradan bir hacker grubu ya da dijital bir iz değil. Bu sistemin dilini çok iyi bilen, arkasında bıraktığı logları temizleyecek kadar profesyonel biri." Mira klavyede tek bir tuşa bastı ve kırmızı satırın altındaki gizli meta verileri açtı. "Bir kullanıcı adı ya da protokol kodu kullanmamış. Kendine bir kod adı seçmiş."

Ekranda, karmakarışık algoritmaların tam ortasında temiz bir text olarak tek bir ibare belirdi: D-17

Karan ekrandaki bir harf ve iki rakamdan oluşan koda dikkatle baktı. Kaşları yavaşça çatılırken gözlerinde hiçbir tanıma, hiçbir hatırlama belirtisi yoktu. Sadece saf, katı bir yabancılık ve saniyeler içinde büyüyen bir huzursuzluk belirdi. Zihnindeki tüm isimleri, düşmanları, iş ortaklarını hızla taradı ama bu kod hiçbir yere oturmuyordu. İlk kez kontrolü altında olan bir yerde, ne olduğunu bilmediği bir tehditle karşı karşıyaydı.

"D-17 mi?" diye mırıldandı. Sesi bir fısıltı gibi çıksa da odadaki sunucuların uğultusunu delecek kadar keskinki. Başını yavaşça Mira'ya çevirdi. "Bu ne demek? Ne anlama geliyor?"

"Bilmiyorum," dedi Mira dürüstçe. " ama az önce size söylediğim o garip olay var ya... Bugün saat 12.17'de, kullanıcı adı görünmeden girilen o son klasör... Bence o da bu D-17'ydi. Şifreleme protokollerini geri yüklemeye çalıştığımı, kapının yüzüne kapanacağını anladı ve son bir kez veriyi kontrol etmek istedi."

Karan, ekrandaki D-17 ibaresine birkaç saniye daha baktı. Ardından yavaşça doğrularak ellerini masanın kenarından çekti.

Yüzündeki ifade değişmemişti ancak bakışları artık daha dikkatliydi. Bilmediği bir isim, tanımadığı bir iz ve kendi sisteminin içinde açıklayamadığı bir erişim kaydı... Bunların her biri tek başına araştırılmaya değerdi. Bir araya geldiklerinde ise göz ardı edilemeyecek kadar ciddi bir sorun oluşturuyorlardı.

"Bu takibin bana haber vermeden başlatılması dışında," dedi sonunda, "şu ana kadar bu kişiyle ilgili ne öğrendin?"

Mira, sorunun beklediği tepki olmadığını fark ederek yeniden ekrana döndü.

"Çok az şey. Bağlantı noktası sistemin derinliklerine gizlenmiş. Kullandığı izleri temizlemiş ama geride tamamen silemediği bir siber imza bırakmış. Şimdilik yalnızca bu kadarını söyleyebilirim."

"Gerçek kimliğine ulaşabilir misin?"

"Belki. Ama bunun için daha fazla kayıt incelemem ve farklı bağlantı noktalarını karşılaştırmam gerekiyor." Mira kısa bir süre duraksadı. "Bir de bugün saat 12.17'de gerçekleşen erişimi araştırmalıyım. Eğer o erişimle D-17 arasında bir bağlantı kurabilirsem elimizde daha somut bir şey olur."

Karan'ın bakışları yeniden ekrana kaydı.

"Bu işlemin ne kadar süreceğini düşünüyorsun?"

"Kesin bir şey söyleyemem. Birkaç saat de sürebilir, birkaç gün de."

Karan çenesini hafifçe sıktı. Ardından ekrandaki açık pencereleri işaret etti.

"Şimdilik burada dur."

Mira başını ona çevirdi. "Neden?"

"Çünkü elimizdeki verilerin ne kadarının güvenilir olduğunu bilmiyoruz. Bu kişinin sistemin mimarisini bildiğini söylüyorsun. Dolayısıyla yaptığın her yeni işlem, onun fark edebileceği başka bir değişiklik yaratabilir."

"Bu yüzden hareketlerini izlemem gerekiyor."

"İzlememiz," diye düzeltti Karan. "Tek başına değil."

Mira'nın kaşları hafifçe çatıldı. "Bunu yapabileceğimi biliyorsunuz."

"Yapabileceğini inkâr etmiyorum." Karan'ın sesi sakindi. "Ama yetenekli olman, bütün riskleri tek başına üstlenmen gerektiği anlamına gelmiyor."

Mira birkaç saniye sustu. Bu kez itirazını hemen dile getirmedi. Söylediklerinde haklılık payı vardı; yine de araştırmayı tam bu noktada bırakmak ona göre değildi.

"En azından mevcut takip kaydını koruyabilirim," dedi. "Yeni bir işlem başlatmadan önce elimizdeki verileri yedekler, mevcut bağlantıları kaydederim. Böylece bir hareket olursa karşılaştırma yapabiliriz."

Karan kısa bir süre düşündü.

"Tamam. Yalnızca mevcut kayıtları koru. Yeni bir bağlantı kurma, karşı tarafa ulaşmaya çalışma ve sistemde başka bir değişiklik yapma. Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu anlayalım."

Mira hafifçe başını salladı. "Anlaşıldı."

Ardından yeniden klavyeye döndü. Takip kaydının bir kopyasını oluşturdu, mevcut zaman damgalarını ve bağlantı bilgilerini ayrı bir dosyaya aktardı. İşlemi tamamladıktan sonra dosyanın bütünlüğünü kontrol etti ve güvenli bir konuma kaydetti.

"Tamamdır," dedi. "Mevcut kayıtlar koruma altında. Yeni bir hareket olursa elimizde karşılaştırabileceğimiz bir kopya olacak."

Karan ekrana son bir kez baktı.

"Yarın bu konuyu yeniden ele alırız. O zamana kadar yeni bir işlem yapma."

Mira sandalyesinde geriye yaslandı. "Peki ya bu sırada D-17 tekrar erişim sağlarsa?"

"Mevcut sistem kayıtları bunu görmemizi sağlayacak. Yeni bir şey olursa önce bana haber verirsin."

Mira'nın yüzündeki ifade pek değişmedi. Bu cevaptan tamamen memnun olduğu söylenemezdi ama en azından araştırmanın bütünüyle durdurulmadığını biliyordu.

"Anladım."

Karan kapıya yöneldi. Bu kez arkasında uzun bir sessizlik bırakmadı ya da Mira'nın her hareketini takip etmek için yerinde beklemedi. Kapının önünde durup kısa bir anlığına ona döndü.

"Bir de Mira..."

Mira başını kaldırdı.

"Bir dahaki sefere yasaklı bir bölüme girmeden önce bana haber ver."

Mira'nın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Bir dahaki sefere o bölümün neden yasak olduğunu açıklarsanız bunu düşünebilirim."

Karan'ın kaşlarından biri hafifçe kalktı. Cevap vermek yerine başını iki yana salladı.

"İyi geceler, Mira."

"İyi geceler, Karan Bey."

Kapı kapandığında Mira birkaç saniye daha ekrana baktı. D-17'nin bıraktığı iz hâlâ oradaydı. Kim olduğunu bilmiyordu. Ne aradığını da.

Ama artık elinde yalnızca şüphe yoktu. Bir zaman damgası, açıklanamayan bir erişim ve araştırılmayı bekleyen bir bağlantı vardı.

Mira kayıt dosyasını son kez kontrol edip terminalden çıktı. Siber odanın ışıklarını kapatmadan önce ekranın köşesindeki küçük uyarıya göz attı.

Takip aktif. Hareket algılanmadı.

Dudaklarını birbirine bastırdı.

"Şimdilik," diye fısıldadı.

Sonra ışıkları kapatıp odadan çıktı.

Çelik kapının ardında sunucular çalışmaya devam etti. Ekranlar karardı, kayıtlar korundu ve sistem dışarıdan bakıldığında her zamanki kadar sessiz kaldı.

Ancak D-17'nin bıraktığı iz, artık yalnızca Mira'nın dikkatini çekmiş değildi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.