6. bölüm / 7
Karanlık Her Şeyi Gizlemez / Mafya6.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 6.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM3.344 kelime
- 2 2.BÖLÜM2.938 kelime
- 3 3.BÖLÜM4.321 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.602 kelime
- 5 5.BÖLÜM4.363 kelime
- 6 6.BÖLÜM4.690 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.BÖLÜM3.630 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mira, odasının kapısını arkasından yavaşça çekip birkaç saniye olduğu yerde kaldı.Sessizlik.Eskiden günün sonunda en çok ihtiyaç duyduğu şeyin bu olduğunu düşünürdü. Gürültüden, sorulardan ve bitmek bilmeyen koşturmacadan uzaklaşmak, yalnız kalıp kafasını dinlemek... Ne var ki Demir Malikanesi'nde sessizlik bile insanın üzerine bir ağırlık gibi çöküyordu.
Bakışlarını odada gezdirdi. Geniş pencereler, ağır perdeler, duvarın önüne özenle yerleştirilmiş kitaplık ve üzerine tek bir eşya koymaya bile kıyamayacağı kadar kusursuz duran çalışma masası...Her şey pahalıydı. Her şey düzenliydi. Her şey olması gereken yerdeydi.
Kendisiyse hâlâ bu ihtişamın ortasına yanlışlıkla bırakılmış, buraya ait olmayan yabancı bir parça gibi hissediyordu.Derin bir nefes vererek yatağın kenarına çöktü.
“Geleli kaç gün oldu zaten?” diye söylendi kendi kendine. “Kaç gün oldu da başıma gelmeyen kalmadı?”
Zihninde son birkaç günde yaşadıkları bir film şeridi gibi akıp geçti. Önce omuzlarına yüklenen o boğucu borç meselesi, ardından kendisini bir anda bu malikanede bulması... Karanlık bakışlarıyla insanın zihnini okuyormuş izlenimi veren Karan Demir ve bütün bunların üzerine, şirketin kusursuz sanılan sisteminin derinliklerinde yakaladığı o tuhaf iz: D-17.
Mira'nın yüzündeki ifade istemsizce ciddileşti.İşin en sinir bozucu tarafı, karşısına çıkan şeyin birkaç basit güvenlik açığından ibaret olmamasıydı. Birileri sisteme sızmıştı. Üstelik izlerini tamamen silmek yerine geride, çözülmesi neredeyse imkânsız bir işaret bırakmıştı.Sanki bir şey anlatmak istiyor ama asıl gerçeği ustalıkla gizliyordu.
Ve Karan, şimdilik durmasını, bu konuyu daha fazla kurcalamamasını istemişti. Mira ellerini beline koyarak odanın ortasında birkaç tur attı.
“Tamam. Sisteme dokunmuyoruz. Yeni bağlantı yok, araştırma yok, kurcalamak yok.”
Başını iki yana salladı. “Sanki bütün gün oturup duvarları seyretmekten büyük keyif alıyormuşum gibi.”
Adımları yatağın kenarında durdu. Zihni ister istemez asıl meseleye, buraya geliş sebebine döndü.
Borcuna.
Dudakları ince, kararlı bir çizgi hâlini aldı.Bütün bu karmaşanın temelinde hâlâ çözülmemiş, kocaman bir gerçek vardı. Karan Demir onu buraya borcunu ödemesi karşılığında getirmiş, Mira da yeteneklerini kullanarak bu borcu kapatabileceğini kabul etmişti.Fakat ortada doğru düzgün bir anlaşma bile yoktu.
Ne çalışma saatlerini biliyordu ne alacağı ücreti. Borcunun tam olarak hangi hesaplamaya göre belirlendiğini bile bilmiyordu. Karan'ın birkaç keskin cümleyle hayatını altüst edip kendisini şirketin siber güvenlik sisteminin ortasına bırakmasıyla her şey öylece kalmıştı.
İçinden yükselen sitemi bastıramayarak fısıldadı:
“Ben şimdi bunu nasıl halledeceğim?”
Ellerini yüzüne kapatıp yatağın kenarına bıraktı kendini.
“Hayır, yani gidip adama ne diyeceğim? Karan Bey, merhaba. Madem burada çalışıyorum, şartlarımızı konuşsak mı? Maaşım ne kadar, çalışma saatlerim nasıl, borcum ne zaman bitecek... Bir de mümkünse arada hayatımı tehdit eden siber saldırılar olmasa mı, diyeceğim?”
Kendi kendine kurduğu cümlenin saçmalığına içerlemiş gibi ellerini yüzünden çekti.
“Harika. Gerçekten harika. Adamın karşısına geçip sözleşme talep edeceğim. Sanki dünyanın en normal insanıymışım karşımdaki de alelade biriymiş gibi.”
Başını kaldırıp yüksek tavana baktı. Bunun bir an önce konuşulması gerektiğini biliyordu. Ancak Karan Demir'in karşısına geçip bir şey talep etmek, ona göre fırtınanın ortasına yürümekten farksızdı. Üstelik adamın şirketinde kapatılması gereken ciddi güvenlik açıkları, incelenmesi gereken kayıtlar ve açıklığa kavuşturulması gereken D-17 meselesi vardı.
Mira bir süre sessizce oturdu. Ardından pes etmiş gibi kendini yatağa bıraktı. “Yarın,” diye mırıldandı gözleri kapanırken. “Her şeyi yarın düşüneceğim.”
Zihninde birbirleriyle yarışan düşünceler, odanın derin sessizliği ve üzerindeki yorganın verdiği rahatlıkla yavaş yavaş silinmeye başladı. Göz kapakları ağırlaştı. Son düşüncesi, ertesi gün Karan'la yüzleşmesi gerektiğiydi.
Sonra o düşünce de karanlığa karıştı.
—
Karan'ın çalışma odasında ise gece ilerlemesine rağmen ışıklar hâlâ yanıyordu.Masanın üzerindeki dosyalar dağınık değildi. Her biri katı bir disiplinle ayrılmış, notlar kusursuz bir düzende sıralanmıştı. Karan'ın çalışma biçimi buydu. Bir sorunla karşılaştığında etrafındaki her şeyi kontrol altına alır, problemi en küçük parçalarına ayırır ve çözüme ulaşana kadar gözünü kırpmazdı.
Ne var ki bu kez elindeki veriler bir çözüm sunmaktan çok, zihninde yeni ve karanlık sorular doğuruyordu.
D-17.
Parmaklarını masanın ahşap yüzeyinde yavaşça gezdirdi. Önündeki raporu bir kez daha okudu. Sistem kayıtları, erişim saatleri ve Mira'nın keskin gözleriyle fark ettiği açıklar...
Birinin sisteminin aşılmaz sanılan güvenlik duvarını aşmış olması başlı başına büyük bir skandaldı. Fakat asıl tehlikeli olan, bunun nasıl ve neden gerçekleştiğiydi. Daha da önemlisi, bu kişinin şirket içinde kendisine yardım eden bir köstebeği olup olmadığıydı.
Karan sandalyesinde geriye yaslandı. Ancak bu hareket huzursuzluğunu bastırmaya yetmeyince yeniden öne eğildi. Yerinde duramıyordu. Ayağa kalkıp pencereye yöneldi. Dışarıda malikanenin geniş bahçesi koyu bir karanlığa gömülmüştü. Güvenlik ışıkları düzenli aralıklarla yanıyor, uzaktaki devriye ekipleri görevlerini sürdürüyordu.
Her şey dışarıdan bakıldığında kusursuz bir kontrol altındaymış gibi görünüyordu.Fakat Karan bu aldatıcı sükûnete kanacak adam değildi.
Biri sistemine sızmıştı ve bunun tesadüf olduğuna inanmak için elinde tek bir mantıklı gerekçe yoktu. Üstelik Mira'nın bulduğu iz, sıradan bir korsanın dikkatsizce bıraktığı bir hata gibi durmuyordu. Fazla belirsiz, fazla kontrollü ve neredeyse meydan okurcasına gizlenmişti.
Karan hızla masasına döndü ve telefonunu eline aldı. Yalçın'ı aradı.
Hat iki kez bile çalmadan açıldı.
“Efendim?”
“Odama gel.”
“Şimdi mi, patron?”
Karan gözlerini duvardaki saate çevirdi. “Yalçın, bu saatte seni arayıp hâl hatır sormak istediğimi düşünmüyorsun herhâlde.”
Karşı tarafta kısa, gergin bir sessizlik oldu.
“Geliyorum.”
Karan telefonu kapattıktan birkaç dakika sonra kapı hafifçe vuruldu.
“Gir.”
Yalçın içeri girip kapıyı sessizce kapattı. Masanın üzerindeki raporları görünce yüzündeki mesleki ciddiyet daha da belirginleşti.
“Ne istemiştiniz?”
Karan önündeki boş bir kâğıdı kendine doğru çekti.
“Şirketin son döneme ait bütün erişim kayıtlarını istiyorum. Sisteme giriş yetkisi bulunan herkesin listesini, görev tanımlarını, yetki seviyelerini ve bu süreçte yapılan tüm sistemsel değişiklikleri...”
Bir an durdu. Ardından koyu gözlerini Yalçın'ın yüzüne dikti.
“Sadece sistem değil. Şirketin mali belgeleri, gelir ve gider akışları, son dönemde yapılan ödemeler, olağan dışı transferler, yeni sözleşmeler ve feshedilen anlaşmalar... Kısacası şirketle ilgili ne varsa. Hiçbir şey gözümden kaçmayacak.”
Yalçın'ın kaşları istemsizce havalandı.
“Bütün şirket kayıtlarından mı bahsediyorsunuz?”
“Yalnızca bir kısmını isteseydim hangi bölümü istediğimi söylerdim, Yalçın.”
Yalçın derin bir nefes aldı. Bu emrin sabaha kadar uyumamak anlamına geldiğini ikisi de çok iyi biliyordu.
“Sabaha kadar elimden ne geliyorsa toparlarım. Önce finansal kayıtları ve kritik erişim günlüklerini ayırırım. Diğerlerini de—”
“Yalçın.”
Yalçın anında sustu.
“Bir şey bulursan ilk önce bana geleceksin. Kimseye bilgi vermeyeceksin. Özellikle de şüpheli listesinde adı geçen kişilere.”
“Anlaşıldı.”
“Mevcut sistem kayıtları da korunacak. Kimse panikle bir şeyleri düzeltmeye, silmeye ya da kendi başına kurcalamaya kalkmayacak. Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu anlayacağız.”
Yalçın başını net bir şekilde salladı.
“Anladım, patron.”
Karan, adamın talimatları gerçekten kavradığından emin olmak ister gibi birkaç saniye daha yüzünü inceledi. Ardından eliyle kapıyı işaret etti.
“Başla.”
Yalçın odadan çıktığında kapı arkasından sessizce kapandı.
Karan bir süre yalnız kaldı. Önündeki raporlara bakmak yerine gözlerini bilgisayarın karanlık ekranına çevirdi.
Aklı istemsizce Mira'ya kaydı.
Mira malikaneye ilk geldiğinde onunla ilgili beklentileri oldukça sınırlıydı. Borcunu ödemek için bir süre dişini sıkıp çalışacak, önüne konulan işi yapacak ve zamanı geldiğinde yolları ayrılacaktı. Hepsi bu kadardı.
Mira'nın bu kadar kısa sürede şirketin güvenlik duvarlarının ardındaki açığı fark edeceğini, sistemin güvenliğini yeniden yapılandırmaya çalışacağını ve şüpheli erişimin izini bu kadar net sürebileceğini hesaba katmamıştı.
Üstelik bütün bunları yaparken paniğe kapılmamış, soğukkanlılığını korumuştu. Bulduğu ipucunu anlamış, mevcut kayıtları korumuş ve kendisine haber vermişti. İçindeki o bastırılamaz merak her hâlinden belliydi ama koyduğu sınırlara da sadık kalmıştı.
Karan'ın dudaklarının kenarı istemsizce, neredeyse fark edilmeyecek kadar yukarı kıvrıldı. “Beklediğimden çok daha iyi çıktı,” diye mırıldandı.
Ancak bu düşünce zihninde uzun süre kalmadı. İfadesi bir anda yeniden sertleşti. “Fazla iyi.” Bu kez gülümsemedi.
Karşısında zeki ve yetenekli birinin bulunması hoşuna gitmişti. Fakat Mira'nın farkında olmadan ne kadar büyük bir fırtınanın ortasına adım attığını düşünmek aynı ölçüde canını sıkıyordu.
Karan bakışlarını yeniden ekrana dikti. Bu mesele kökünden çözülecekti. Hiç kimse onun kurduğu imparatorluğun sınırları içinde elini kolunu sallayarak dolaşamayacaktı.
—
Mira gözlerini araladığında odanın içine sabah güneşi dolmuştu. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra yaşananlar hafızasına hücum edince yüzünü yastığa gömmek istedi. Daha kaç gün olmuştu buraya geleli?
Saymayı bırakacak kadar uzun bir süre geçmemişti belki ama başına gelenleri düşününce kendisini aylardır bu malikanenin demirbaşlarından biriymiş gibi hissediyordu.
Sonunda derin bir iç çekerek yataktan kalktı. Üstünü başını düzeltti, saçlarını gelişigüzel bir mandal tokayla arkada topladı ve odasından dışarı çıktı.
Merdivenlerden aşağı inerken alt kattan gelen huzurlu sesleri duydu. Porselen tabakların birbirine hafifçe çarpması, birinin kendi kendine mırıldandığı neşeli bir melodi ve eve yayılan taze demlenmiş çay kokusu...
Mira mutfağın kemerli kapısına geldiğinde adımları kendiliğinden yavaşladı. İçeride, tezgâhın başında orta yaşlı, güler yüzlü bir kadın vardı. Kadın elindeki tabağı masaya bıraktığı sırada başını kapıya çevirdi. Orada öylece duran Mira'yı görünce yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı.
“Hayırdır kızım, kapıda öyle dikilmişsin. Bir şey mi arıyorsun?”
Mira hafifçe irkildi. Kadının kendisine bu kadar doğal bir şekilde hitap etmesine şaşırarak ellerini önünde birleştirdi.
“Günaydın... Şey, ben Mira.”
Kadın ellerini unlu önlüğüne silerek neşeyle ona döndü. “Sen olmalısın! Ben de dünden beri seni merak ediyordum zaten.” Yanına doğru birkaç adım attı. “Nermin Teyze ben. Gel içeri, çekinme. Hoş geldin güzel kızım.”
“Memnun oldum,” dedi Mira, üzerindeki yersiz gerginliği atmaya çalışarak. “Rahatsız etmiyorum, değil mi?”
Nermin Teyze'nin yüzündeki neşeli ifade yerini samimi bir şaşkınlığa bıraktı. “Rahatsız etmek mi? Kızım, evine gelen insana mutfağa girdi diye hesap mı soracağım? Allah Allah, ne biçim laf o öyle!”
Mira ne diyeceğini bilemeyip mahcup bir tebessümle kadına baktı.
“Şey, ben daha yeni—”
“E, yeni geldiysen yabancı mı oldun?” Nermin Teyze sıcak bir hareketle koluna girdi ve onu masaya doğru yönlendirdi. “Hadi bakalım, geç otur şöyle. Kahvaltı hazır.”
“Ben aslında—”
“Önce oturursun, sonra aslında neyse anlatırsın. Dinlerim.”
Mira itiraz etmeye yeltendi ama kadının karşı konulmaz otoritesi karşısında kendini bir anda masanın sandalyesinde otururken buldu.
Nermin Teyze hemen önüne tertemiz bir tabak yerleştirdi. Peynirler, zeytinler, taze domatesler derken tabağın kenarına mis gibi kokan ev yapımı bir börek dilimi eklemeyi de ihmal etmedi.
Mira tabağa, ardından kadının yüzündeki anaç ifadeye baktı.
“Bu kadarı fazla bile, gerçekten yiyemem.”
“Daha hiçbir şey koymadım ki tabağına!”
Mira gözlerini kırpıştırarak tabağına yeniden baktı. Kadının gözünde o tabak neredeyse tamamen boş sayılırdı.
“Ben sabahları pek fazla yiyemiyorum,” diye açıkladı usulca.
Nermin Teyze ellerini beline koyup hafifçe kaşlarını çattı.
“Bak sen şu işe! İnsan sabah kahvaltı yapmazsa gün boyunca o zihin nasıl çalışacak kızım? Havanın suyuyla mı ayakta duracaksın?”
Mira'nın dudaklarında istemsizce bir gülümseme belirdi.
“Haklısınız galiba.”
“Galiba değil, kesinlikle haklıyım.”
Kadın önündeki boş bardağa taze çay doldurup Mira'nın önüne sürdü.
“Hadi bakalım, afiyet olsun. Beğenmediğin bir şey olursa çekinmeden söyle. Yarın başka bir şey yaparız.”
Mira bardağı iki eliyle kavrayıp kendine doğru çekti. İçindeki buzların biraz daha eridiğini hissediyordu.
“Her şey harika görünüyor. Ellerinize sağlık.”
Nermin Teyze karşısındaki sandalyeye oturup onu dikkatli gözlerle süzmeye başladı.
“Sen biraz sessizsin sanki.”
Mira bakışlarını çayının buğusuna indirdi. “Sizin gibi samimi birini burada bulmak... Açıkçası biraz şaşırttı beni. Alışmam vakit alacak sanırım.”
“Alışırsın, alışırsın. Merak etme, ben seni konuşturmanın yolunu bilirim.” Nermin Teyze neşeyle göz kırptı. “Hem ben bu malikanede herkese laf yetiştiriyorum. Bir de seninle uğraşırım, hiç dert etme.”
Mira bu kez kendini tutamayarak sesli bir şekilde güldü. Kadının doğallığı, omuzlarındaki görünmez yükü yavaş yavaş hafifletiyordu. Yine de tamamen rahatlamaya cesaret edemiyordu. Burası hâlâ yabancı bir adamın eviydi ve Mira, bu evin sınırlarında nasıl davranması gerektiğinden tam olarak emin değildi.
Nermin Teyze uzanıp tabağına bir dilim daha börek koymak istediğinde Mira hemen ellerini tabağının üzerine siper etti.
“Gerçekten doydum, yemin ederim. Yeter.”
“Ben doymuşuna bakmam, sen yiyeceksin.”
Mira hafifçe başını sallayıp güldü.
“Peki.”
“İşte böyle. Bak, gülünce yüzün nasıl da aydınlandı senin. Sabah sabah insan asık suratla güne başlar mı hiç?”
Mira tam cevap verecekken mutfağın geniş kapısının bulunduğu yönden ağır ve kendinden emin ayak sesleri duyuldu.
Karan içeri girdi.
Mira onu gördüğü anda refleks olarak dikleşti. Elindeki çay bardağını aceleyle masaya bıraktı. Dün karşısında dururken çekinerek konuştuğu o adam, şimdi sabah güneşinin aydınlattığı mutfakta birkaç adım ötedeydi.
Karan önce mutfağın geneline, ardından masada oturan ikiliye baktı.
“Günaydın.”
“Günaydın, Karan Bey,” dedi Mira, sesindeki istemsiz temkini gizleyemeyerek.
Nermin Teyze ise karşısında herkesin korktuğu Karan değil de yıllardır görmediği huysuz bir evladı varmış gibi hemen ona döndü.
“Günaydın benim oğlum. Gel, dikilme öyle kapıda. Otur da kahvaltını yap. Her şey hazır.”
Karan bileğindeki saate şöyle bir göz attı. “Nermin Teyzem, ben yalnızca bir kahve alıp çıkacaktım. İşlerim yoğun, şirkete de geçmem gerekiyor.”
Mira'nın bakışları bir kadına, bir de Karan'a kaydı. Nermin Teyzem mi?
Karan Demir'in bu kadar doğal, hatta içinde belli belirsiz bir yumuşaklık barındıran bir ses tonuyla birine hitap edebileceğini asla düşünmezdi.
Dün gece şirketindeki en küçük dijital ayrıntıyı bile kusursuz bir disiplinle yöneten o adam, şimdi mutfakta kahvaltı teklifini kibarca geri çevirmeye çalışan sıradan bir adam gibi duruyordu.
Nermin Teyze'nin yüzündeki neşeli ifade anında yerini sert bir siteme bıraktı.
“Ne kahvesi Karan? Günlerdir doğru düzgün bir şey yediğin mi var senin? Gelmişsin yine bana kahve diyorsun!”
“Nermin Teyze, gerçekten vaktim y—”
“Vaktin yoksa daha hızlı yersin. Bahane istemiyorum. Otur şuraya!”
Mira'nın gözleri şaşkınlıktan biraz daha büyüdü.
Karan bir an durdu.
Mira, adamın her zamanki buz gibi bakışlarını atmasını, hatta kimsenin kendisiyle bu üslupla konuşamayacağını hatırlatmasını bekledi.
Fakat Karan yalnızca gözlerini kısa bir an için kapattı ve yorgun ama kabullenmiş bir nefes verdi.
“Peki, Nermin Teyze.”
Gidip masanın boş sandalyesine oturdu.
Mira'nın elindeki çatal havada asılı kaldı. Peki mi? Az önce gerçekten Karan Demir mi peki demişti?
Nermin Teyze hiç vakit kaybetmeden onun önüne de dopdolu bir tabak koydu.
“Bak, böyle uslu uslu oturunca kıyamet kopmuyor, değil mi? Aklına estikçe kendi başına aç kalmayı ne zaman bırakacaksın, merak ediyorum.”
Karan tabağına şöyle bir baktı.
“Hatırlıyorum.”
“Hatırlıyorsan niye yapmıyorsun?”
Karan cevap vermedi, yalnızca çatalını eline aldı.
Mira başını tabağına eğdi. Şu an gülmemesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Karan'ın yanında gülmek muhtemelen yapabileceği en son akıllıca şeydi. Ama karşısındaki bu manzara, sadece sert yanlarını tanıdığı ürkütücü adamla o kadar çelişiyordu ki kendini tutabilmek için büyük bir mücadele veriyordu.
Karan bakışlarını ansızın Mira'ya çevirdi.
“Bir şey mi oldu?”
Mira hemen başını kaldırdı.
“Hayır, Karan Bey.”
“Öyle görünmüyor ama.”
“Yok, ben...” Mira çatalını tabağın kenarına bırakıp bardağına uzandı. “Sadece şaşırdım.”
Nermin Teyze merakla araya girdi.
“Neye şaşırdın kızım?”
Mira bir an bocaladı. Karan'a bakıp yeniden kadına döndü.
“Şey... Karan Bey'in bu kadar kolay ikna olmasına.”
Nermin Teyze kahkahayı bastı.
“Kolay mı ikna oldu sandın sen? Bir de benim çektiğimi bir bilsen!”
Karan sessizce tabağından bir lokma aldı.
“Nermin Teyze...”
“Ne var? Yalan mı söylüyorum?”
Karan birkaç saniye kadına baktı.
“Hayır.”
Mira bu kez kıkırtısını dudaklarının arasında tutamadı.
Nermin Teyze bunu fark edince memnuniyetle başını salladı.
“İşte böyle. Siz ikiniz de biraz gülün, yüzünüz gülsün. Sabah sabah insanın kendi evinde asık suratla oturması da neymiş?”
Mira'nın içindeki son buz kütlesi de eridi.
Karan kahvaltısına devam ederken ona kısa, imalı bir bakış attı. Mira bakışlarını hemen tabağına indirse de dudaklarındaki tatlı tebessümü silemedi.
Karan'ın yanında hâlâ tetikte olması gerektiğini biliyordu. Ancak Nermin Teyze'nin bu evde kurduğu sıcak otorite, malikanenin ürkütücü havasını kırıyordu.
Demek ki bu dünyada Karan Demir'in bile karşısında boyun eğmek zorunda kaldığı biri vardı.
Ve o kişi, az önce Mira'nın tabağına üçüncü böreği koymaya çalışmıştı.
Kahvaltı yavaş yavaş sona ererken Nermin Teyze, Karan'ın tabağının boşaldığını görünce memnuniyetle başını salladı. Ardından Mira'ya döndü.
“Sen de bitir bakayım tabağındakileri kızım. Daha doğru düzgün bir şey yemedin.”
Mira tabağındaki son lokmaya baktı.
“Bitiriyorum zaten, merak etmeyin.”
“Güzel. Demek ki bu evde kurallar konusunda anlaşabiliyoruz.”
Mira gülerek başını salladı.
Karan peçetesini masaya bırakıp ayağa kalktığında Mira da istemsizce doğruldu.
Karan doğrudan ona baktı.
“Yemeğin bitince oturma odasına gel, Mira. Biraz konuşmamız gerekiyor.”
Mira'nın eli çatalının üzerinde kaldı.
“Ben zaten doydum, Karan Bey. İsterseniz şimdi geçebiliriz.” tabaktaki son parçayıda ağzına atıp.
Karan başını hafifçe sallayarak kapıya yöneldi.
Mira hemen arkasından kalkarken Nermin Teyze'ye döndü. “Kahvaltı için çok teşekkür ederim.”
Nermin Teyze elini sallayarak güldü. “Ne demek kızım? Bir şeye ihtiyacın olursa çekinmeden söyle. Öyle köşede büzülüp durma sakın. Bu evde aç kalmana asla izin vermem, haberin olsun.”
Mira'nın içine sıcak bir his yayıldı. Yüzüne en samimi gülümsemesi yerleşti.
“Tamamdır. Tekrar teşekkür ederim.”
Karan kapının yanında onu bekliyordu.
Mira yanına ulaştığında birlikte oturma odasına yöneldiler. Odadan çıkarken son bir kez arkasına dönüp mutfağa baktı. Nermin Teyze çoktan tezgâhın başına dönmüştü.
Belki bu devasa malikanede alışması gereken çok şey vardı. Belki Karan Demir'le geçireceği günler hiç de kolay olmayacaktı.
Ama en azından kahvaltıda tabağına fazladan börek koymak isteyen biri vardı.
Şimdilik bu bile fena sayılmazdı.
—
Oturma odasına girdiklerinde Karan doğrudan pencerenin kenarındaki deri koltuğa yöneldi. Mira da karşısındaki tekli koltuğa oturdu.
Mutfaktaki samimi havanın yerini anında ağır, resmî bir sessizlik aldı.
Karan hiç vakit kaybetmeden konuya girdi.
“Dün gece sistemde bulduğun iz hakkında düşündüm.”
Mira'nın yüzündeki yumuşak ifade anında silindi.
“D-17.”
“Evet.”
Karan ellerini birbirine kenetleyerek ona baktı.
“Şu aşamada kendi başına hareket etmiyorsun. Yeni bir bağlantı kurmayacaksın, kayıtları derinlemesine incelemek için sisteme tekrar müdahale etmeyeceksin ve benden habersiz en ufak bir araştırma başlatmayacaksın.”
Mira kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Daha odaya bile çıkmadım, Karan Bey?”
“Bu, odaya girdiğinde kurcalamayacağının garantisi değil.”
“Ben size dün bulduğum şeyi olduğu gibi bildirdim. Kayıtlara da dokunmadım.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse sorun ne?”
Karan'ın çene kası hafifçe gerildi.
“Önceden uyarımı yapıyorum. Bu mesele sandığından çok daha büyük olabilir. Karşımızda sıradan bir güvenlik açığı yok. Kim olduğunu henüz bilmediğimiz biri sistemime sızdı. Bunun arkasındaki gerçek niyeti çözmeden atacağın tek bir yanlış adım, elimizdeki bütün kozları kaybetmemize yol açabilir.”
Mira'nın diklenmeci ifadesi yavaşça yumuşadı. Karan'ın söylediklerinde haklılık payı olduğunu görebiliyordu. Yine de tamamen susmaya niyeti yoktu.
“Farkındayım ne kadar büyük olduğunun elbette farkındayım. Merak etmeyin size haber vermeden büyük işlere kalkışmayacağım.”
Karan başını hafifçe yana eğdi.
“Bunu özellikle büyük işler diyerek sınırlaman dikkatimi çekti.”
“Ayrıntılara önem veririm.”
“Fark ettim.”
Mira arkasına yaslandı.
“Endişelenmeyin. Bulduğum her şeyi koruma altında tuttum. Yeni bir şey fark edersem ilk size söylerim. Ama hiçbir şey yapmadan ellerimi bağlayıp oturmamı beklemeyin. Önüme bir bulmaca konulursa onu çözmeye çalışırım.”
Karan bir süre sessiz kaldı.
Mira'nın bu dürüst ve dik başlı cevabı beklediğinden daha açıktı. Onu tamamen durduramayacağını ikisi de biliyordu. Önemli olan, Mira'nın sınırları bilerek hareket etmesiydi.
“Şimdilik senden istediğim de bu zaten.”
Ardından yanındaki sehpanın üzerinden aldığı ince, deri kaplı bir dosyayı masanın üzerinden Mira'ya doğru itti.
Mira şüpheyle dosyaya baktı.
“Bu nedir?”
“Sözleşme.”
Mira başını kaldırıp yüzüne baktı.
“Ne sözleşmesi?”
Karan'ın yüzünde, sabrını test ediyormuş gibi duran sakin ama net bir ifade belirdi.
“Buraya hangi şartlar altında geldiğini iki günde unutmuş olamazsın herhâlde, Mira.”
Mira'nın dudakları aralandı. Dosyayı ellerinin arasına çekti.
“Unutmadım da... Böyle bir anda beklemiyorum.”
“Hazırlanması gerekiyordu. O yüzden hazırlandı.”
“Dün gece mi düşündünüz bunu?”
“Bu seni ilgilendiren bir ayrıntı değil.”
Mira başını kaldırıp ona ters ters baktı ama bir şey söylemedi.
İlk sayfayı çevirip okumaya başladı.
Çalışma koşulları, görev tanımı, gizlilik hükümleri...
Gözleri satırlarda hızla ilerledikçe yüzündeki şüpheci ifade giderek ciddileşti. Bazı maddelerin altını zihninde çize çize okudu.
Ve nihayet ücret kısmına geldi.
Durdu.
Satırı bir kez daha okudu. Ardından sayfanın altındaki rakama baktı.
Kaşları istemsizce alnına doğru tırmandı.
“Bir dakika.”
Karan gayet sakin bir şekilde onu izliyordu.
“Ne oldu?”
Mira dosyayı biraz kendisinden uzaklaştırıp rakama tekrar baktı. Sanki yanlış okuduğuna inanmak istiyordu.
“Burada yazan rakam doğru mu?”
“Yanlış olduğunu düşünseydim imzalaman için önüne koymazdım.”
“Hayır, onu demek istemiyorum.” Mira parmağıyla ilgili satırı işaret etti. “Bu ücret mi? Aylık mı?”
“Evet.”
Mira birkaç saniye boyunca nefes almayı unutmuş gibiydi.
Dosyayı yeniden kendine çekip rakamı üçüncü kez kontrol etti. Üçüncü bakışta sayıların küçülmesini ya da bir anda daha makul bir seviyeye inmesini bekliyordu herhâlde.
“Bu... piyasaya göre çok fazla değil mi?”
Karan'ın kaşlarından biri hafifçe kalktı.
“Neye göre?”
“Piyasaya göre!” Mira başını kaldırıp ona baktı. “Bu kadar yüksek bir miktar... Siz emin misiniz?”
Karan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi.
“Eminim.”
“Ben yaptığım işin piyasadaki karşılığını küçümsemiyorum ama...” Mira dosyayı hafifçe çevirdi. “Bu rakam, benim beklediğimin çok ama çok üzerinde.”
“Çünkü senin yaptığın işi yalnızca bir bilgisayar ekranının başında kod satırları yazmaktan ibaret görmüyorum, Mira.”
Mira sustu.
Karan devam etti. Sesindeki netlik odayı dolduruyordu.
“Şirketimin sistemindeki açığı sen fark ettin. Mevcut güvenliği yeniden yapılandırdın. Üstelik bütün bunları yaparken yabancı birinin izini de yakaladın. Bunları tesadüfen yapmadın. Ne yaptığını çok iyi biliyordun.”
Mira'nın bakışları yeniden kâğıttaki rakama indi.
Karan arkasına yaslandı.
“Ben de yaptığın işin karşılığını veriyorum. Hepsi bu.”
Mira'nın parmakları sayfanın kenarını sıktı.
“Yani... Bu durumda babamın borcunu kapatmam o kadar da uzun sürmeyecek.”
Cümle ağzından çıkar çıkmaz kendisi de şaşırmış gibi durdu. Ardından bakışlarını yeniden rakama çevirdi.
“Ben şu an ne diyeceğimi bilemiyorum, gerçekten. Elimden gelenin en iyisini yapacağımdan şüpheniz olmasın ama...”
Karan'ın yüzündeki tebessüm biraz daha belirginleşti.
“Bundan en ufak bir şüphem yok zaten.”
Mira, adamın dalga geçip geçmediğini anlamak ister gibi yüzünü dikkatle inceledi.
“Ciddi söylüyorum.”
“Ben de gayet ciddiyim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Mira yeniden sözleşmeye döndü. Birkaç maddeyi daha gözden geçirdiğinde şaşkınlığının yerini temkin aldı.
“Bir dakika. Burada kazancımla ilgili başka bir madde daha var.”
Karan başını salladı.
“Okuduğunu varsayıyorum.”
Mira ilgili paragrafı parmağıyla işaret etti.
“Burada, elde edeceğim kazancın tamamının borç bakiyesinden düşüleceği yazıyor.”
“Doğru.”
“Yani ben bu maaşı alacağım ama tamamı babamın borcuna mı gidecek?”
“Borcunun en kısa sürede kapanması için öngörülen ödeme planı bu.”
Mira düşünceli bir şekilde sayfaya baktı.
“Öyleyse benim elime doğrudan para geçmeyecek.”
Karan cevap vermeden önce kısa bir süre bekledi.
“Bu düzenlemeye göre ana maaşın borcuna aktarılacak. Yani evet, o tutar doğrudan cebine girmeyecek.”
Mira başını kaldırıp gözlerinin içine baktı.
“Peki o zaman bu kadar yüksek bir ücret belirlemenizin mantığı ne?”
Karan, sanki bu soruyu sormasını bekliyormuş gibi dosyadaki başka bir maddeyi işaret etti.
“Çünkü bu sözleşmede yalnızca borç ödemesi yok.”
Mira ilgili satırları bulup göz gezdirdi. Birkaç cümle okuduktan sonra başını tekrar kaldırdı.
“Ek ödeme?”
“Evet.”
“Bu ne anlama geliyor?”
“Belirlenen ana maaşın borcuna aktarılacak. Buna ek olarak sana her ay düzenli bir performans ve danışmanlık ödemesi yapılacak. O miktar borç bakiyene dahil edilmeyecek.”
Mira'nın kaşları bir kez daha havalandı.
“Yani... Bana ayrıca harçlık gibi para mı vereceksiniz?”
Karan'ın ifadesi değişmedi.
“Genellikle ek ödeme denilen finansal terimin anlamı budur, Mira.”
Mira ona öyle bir baktı ki Karan'ın granit gibi sert yüz ifadesi ilk kez zorlanır gibi oldu.
“Ben sadece mantığını anlamaya çalışıyorum.”
“Farkındayım.”
“Peki bu ek ödeme tam olarak ne kadar?”
Karan miktarı söylediğinde Mira'nın gözleri neredeyse yuvalarından fırlayacaktı.
“Bir dakika. Siz bana hem borcumu hızla bitirmem için yüksek bir ana maaş veriyorsunuz hem de üstüne ayrıca bu parayı mı veriyorsunuz?”
“Evet.”
“Neden?”
Soru odanın ortasında ağır bir şekilde asılı kaldı.
Mira bunu gerçekten anlamıyordu. Karan Demir'in karşılıksız, sırf iyilik olsun diye kimseye para kazandırmayacağına emindi. Hele ki söz konusu para olduğunda bu adamın her kuruşun hesabını tuttuğunu biliyordu.
Karan'ın yüzündeki mesafeli ifade bir anda kayboldu. Yerini açık ve tartışmasız bir ciddiyet aldı.
“Çünkü burada çalışırken kendi hayatını idame ettirebilmeni, kendi ayaklarının üzerinde durabilmeni istiyorum. Borcu ödüyor olman, cebinde paran olmaması ve insanca yaşayamaman gerektiği anlamına gelmez.”
Mira'nın dudakları aralandı ama boğazından hiçbir kelime dökülmedi.
Karan devam etti:
“Bunu bir lütuf ya da sadaka olarak görme. Çalışacaksın, emeğini vereceksin, ben de bunun karşılığını en adil şekilde ödeyeceğim. Olay bundan ibaret.”
Mira bir süre sessizce onu inceledi.
Söyledikleri mantıklıydı. Hatta beklediğinden çok daha adildi. Ama Karan Demir gibi sert bir adamdan böyle bir incelik beklemiyordu.
“İyi de, Karan Bey...” Sesindeki şaşkınlık hâlâ dinmemişti. “Bu kadarını yapmanıza gerçekten gerek yoktu.”
“Buna neyin gerekip neyin gerekmediğine ben karar veririm.”
“Ben sadece—”
“Mira.”
Karan'ın sesi sertleşmemişti ama konuyu kapatacak kadar otoriter çıkmıştı.
“Yaptığın işin piyasadaki ve benim gözümdeki değerini ben belirlerim. Senin tek görevin bu sözleşmeyi dikkatlice okumak ve kabul edip etmeyeceğine karar vermek.”
Mira derin bir nefes alıp bakışlarını yeniden kâğıda indirdi.
Bu kez itiraz etmek yerine gerçekten okumaya başladı. Her cümleyi tek tek zihnine kazıdı. Gizlilik yükümlülükleri, görev kapsamı, çalışma saatleri, ödeme şartları...
Anlamadığı ya da kafasına takılan bir yer olduğunda durup yeniden okudu.
Karan onu acele ettirmedi. Arasına yaslanıp sabırla bekledi.
Mira son sayfaya geldiğinde dosyayı yavaşça kapatıp masaya bıraktı.
“Bunu hemen şimdi imzalamamı mı bekliyorsunuz?”
“Hayır. Okumadan imza atmanı isteyecek kadar acemi değilim.”
Mira başını kaldırdı.
“Bir hukukçuya göstermek istersem?”
“Gösterebilirsin. Engellemem.”
Bu cevap Mira'nın beklentilerinin dışındaydı. Yüzünden istemsizce bir şaşkınlık geçti.
“Gerçekten mi?”
Karan'ın bakışları hafifçe sertleşti.
“Bir sözleşmeyi inceletmek istemen neden bu kadar şaşırtıcı geliyor sana?”
“Çünkü sizin yanınızda nefes almak bile izne tabiymiş gibi bir hava yaratıyorsunuz da ondan.”
Karan'ın kaşı hafifçe kalktı.
“İş disiplini konusunda katı kurallarım vardır. Bu, kendi beynini kullanmanı yasakladığım anlamına gelmez.”
Mira'nın dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Bunu bilmek içimi rahatlattı.”
Karan da hafifçe öne eğildi.
“Şunu da aklından çıkarma: Senden beklediğim yalnızca önüne konulan işi yapmak değil. Bir terslik gördüğünde bunu söylemen, inisiyatif alman ve işine sahip çıkmandır. Karşılığını da tam olarak bu yüzden alıyorsun.”
Mira'nın içindeki son şüphe bulutu dağılmaya başladı. İlk andaki ürküntüsünün yerini yavaş yavaş profesyonel bir saygı alıyordu.
Buraya geldiğinden beri ilk defa önünü net bir şekilde görebildiği bir zemin vardı ayaklarının altında.
Babasının borcu hâlâ duruyordu. D-17 hâlâ çözülmeyi bekleyen bir bilmeceydi. Karan Demir'e tamamen güvenmek içinse henüz çok erkendi.
Ama en azından kurallar ve şartlar artık açıktı.
Mira dosyayı yeniden eline alıp ayağa kalktı.
“Peki,” dedi kararlı bir sesle. “Bunu baştan sona inceleyeceğim. Kafama takılan bir şey olursa da sorarım.”
Karan başını bir kez salladı.
“Beklediğim de bu.”
Mira arkasını dönüp kapıya yönelmişti ki Karan'ın tok sesiyle durdu.
“Mira.”
Omzunun üzerinden geriye baktı.
“D-17 konusunda söylediklerimi unutma. Yeni bir şey yakalarsan önce bana geleceksin.”
Mira'nın yüzünde hafif, güven veren bir tebessüm belirdi. Başını salladı.
“Unutmam.”
Karan odada yalnız kaldığında gözlerini birkaç saniyeliğine yorgunlukla kapattı.
Mira'nın sözleşmeye verdiği tepkileri düşündü. Rakamları gördüğündeki şaşkınlığını, ardından şartları mantığına oturtmaya çalışırken gösterdiği dikkati...
Ona bu şartları sunarken tek bir şey istemişti: Mira'nın bunu ne bir lütuf ne de ezici bir borçlanma aracı olarak görmesi. Yalnızca emeğinin karşılığını aldığını bilmesini istiyordu.
Masasına dönüp bekleyen dosyaları önüne çekti.
Yalçın'ın birazdan getireceği kritik kayıtlar onu bekliyordu. D-17'nin arkasındaki gölgeyi bulacaktı.
Fakat artık meselenin yalnızca şirketinin siber güvenliğini korumaktan ibaret olmadığının farkındaydı.
Mira'nın da bu tehlikeli oyunun içinde burnu bile kanamadan kalmasını sağlamak zorundaydı.
Bu düşüncenin üzerinde daha fazla durmamaya çalışarak önündeki raporu kendine çekti.
Nedenini sonra düşünebilirdi.
Şu an çözülmesi gereken çok daha somut ve karanlık işler vardı.
—
Mira, Karan'ın yanından ayrılıp odasına çıktığında elindeki deri dosyaya sanki çok kıymetli bir hazineymiş gibi baktı.
Bir sözleşme.
Sonunda elinde resmî, şartları açıkça belirtilmiş bir anlaşma vardı. Maaşı, çalışma koşulları ve borcunun ödenme planı artık netleşmişti.
Yine de insanın hayatının bir gecede bu kadar keskin virajlar alması tuhaf bir histi.
Odasına geçip dosyayı çalışma masasının üzerine bıraktı. Derin bir nefes alarak etrafına, devasa ve kasvetli odaya baktı.
“Pekâlâ, Mira,” dedi kendi kendine. “Önce şu maddeleri dikkatlice okuyacaksın. Sonra da ne yapacağına karar vereceksin.”
Sandalyeye oturup dosyayı açtı.
İlk sayfadan başlayarak her kelimeyi titizlikle inceledi. Gözü yeniden o rakama kaydı. Yanlış okumadığından emin olmak için sayfayı bir kez daha kontrol etti.
“Hâlâ inanamıyorum.”
Dosyayı kapatıp alnını hafifçe masaya yasladı.
Daha dün bu malikanenin ya da şirketin derinliklerinde siber açıklar ararken buluyordu kendini. Bugünse Karan Demir'in hazırlattığı profesyonel bir sözleşmeyi inceliyordu.
Üstelik sabah mutfakta o sert adamın Nermin Teyze'nin azarları karşısında nasıl boyun eğdiğini kendi gözleriyle görmüştü.
Mira istemsizce kıkırdadı.
“Bunu dışarıda birine anlatsam yemin ederim yüzüme gülerler.”
Bir süre masada öylece oturduktan sonra toparlanıp dosyayı yeniden açtı. Bu kez teknik sorumlulukları ve sistem güvenliğiyle ilgili çalışma kapsamına odaklandı.
Okudukça dün geceki soğuk sunucu odası geldi aklına. Ardından Karan'ın net uyarısı zihninde yankılandı.
Kendi başına hareket etmiyorsun.
Mira elindeki kalemi parmaklarının arasında hafifçe döndürdü.
“Zaten acelem yok. Nereye gideceğim?”
Bir saniye durdu.
Başını kaldırıp odanın koyu ahşap kapısına baktı. Şirketin ana sisteminde hâlâ cevap bulamadığı tonlarca soru, çözülmeyi bekleyen sırlar vardı.
Ama şu an için oraya gitmek mantıklı bir hamle değildi. Karan açıkça beklemesini söylemişti ve Mira, işe tam anlamıyla başlamadan adamın güvenini sarsmak istemiyordu.
Bu yüzden dikkatini yeniden sözleşmeye verdi.
En azından yarım saat boyunca buna sadık kaldı.
Sonra kalemi masaya bırakıp ayağa kalktı. Adımları odanın büyük penceresine yöneldi. Perdeyi biraz aralayıp dışarıdaki bahçeyi izlemeye başladı.
Her şey huzurlu ve olağan akışındaydı. Güvenlik görevlileri belirli aralıklarla devriye atıyor, malikanenin devasa bahçesindeki hayat kendi ritminde ilerliyordu.
Mira kollarını göğsünde kavuşturup dudaklarını büzdü.
“İyi de ben bütün gün burada ne yapacağım?”
Cevap elbette boşluktan gelmedi. İnsan kendi kendine soru sorunca evrenin hemen balkondan seslenip rehberlik etmesini beklemek fazlasıyla iyimserlik olurdu.
Mira omuz silkti.
Masaya geri dönüp dosyayı usulca kapattı ve üzerine küçük bir not kâğıdı iliştirdi: Önce sözleşme. Sonra iş.
Kendi kendine başını sallayarak bu duruma ikna olmaya çalıştı.
Aslında malikaneyi biraz keşfedebilirdi. Sonuçta Karan odasından çıkmasını yasaklamamıştı.
Henüz.
Mira bu düşünceye hafifçe gülümsedi. En iyisi üzerini daha rahat bir şeyle değiştirmek ve evin içinde küçük bir keşif turuna çıkmaktı. Nermin Teyze'yi mutfakta yeniden ziyaret etmek de fena fikir sayılmazdı.
Hem belki kadından malikanenin gizli kalmış birkaç hikâyesini öğrenebilirdi.
Bu evde herkesin bir sırrı varmış gibi görünüyordu.
Mira dolaba yönelirken kendi kendine mırıldandı:
“Bakalım bu evin daha ne sürprizleri var.”
Üzerini değiştirdikten sonra kapıya yürüdü ve elini tokmağa uzattı.
Şimdilik tek yapması gereken biraz dolaşmak, etrafı tanımak ve mümkün olduğunca normal davranmaktı.
Elbette, kendisini bir gecede hem borçlu bir çalışan hem de şirketin karanlık bir sırrının ortasında bulan biri için normal kelimesinin anlamı biraz değişmişti.
Ama olsun.
Mira kapıyı açıp koridora adım attı.
Bu koca evin içinde kaybolmak, sandığından çok daha eğlenceli olabilirdi.
Bölüm etkileşimi
