7.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: 𝐳𝐞𝐡𝐫𝐚 𝐬𝐚𝐧𝐜𝐚𝐤

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 7.BÖLÜM

Mira koridora çıktığında ilk yaptığı şey arkasına dönüp odasının kapısına bakmak oldu. Kapının koyu renk ahşabı ve üzerindeki ince işlemeler, duvarlara yerleştirilmiş loş ışıklarla birleşince burası bir evden çok, her ayrıntısı önceden düşünülmüş eski bir konak gibi görünüyordu. Üstelik malikanede onu şaşırtan tek şey odasının büyüklüğü değildi. Sabahından beri gördüğü her şey, bu evin dışarıdan göründüğünden çok daha fazlasını sakladığını düşündürüyordu.

Mira ellerini belinde birleştirerek koridora göz gezdirdi. Önünde uzanan yolun iki tarafında birbirine benzeyen kapılar, duvarlarda ise birbirinden farklı tablolar vardı. Bir an nereden başlayacağına karar vermeye çalıştıktan sonra kendi kendine gülümsedi.

“Pekâlâ, Mira. Öncelikli hedefimiz kaybolmadan bir tur atmak.”

Kendi koyduğu kurala uyarak yürümeye başladı.

Odasının bulunduğu kat, düşündüğünden daha genişti. Duvarlar boyunca uzanan tabloların kimisi eski İstanbul sokaklarını, kimisi denize bakan taş evleri, kimisi de sonbahar renklerine bürünmüş bahçeleri gösteriyordu. Mira, özellikle bir tablonun önünde durup dikkatle incelemeye koyuldu. Resmin ortasında, ağaçların arasında yükselen taş bir köşk vardı. Dalların arasından süzülen gün ışığı, bahçenin üzerine altın rengi bir örtü gibi yayılmıştı. Resme bakarken bir an için o bahçede yürüdüğünü hayal etti. Sonra gözlerini kırpıştırıp kendine geldi. Bir tablonun karşısında bu kadar uzun süre oyalanması, gezinin daha ilk dakikalarında planından sapmasına neden olabilirdi.

Birkaç adım sonra karşısına çıkan aile portresi ise onu farklı bir nedenle durdurdu. Koyu renk takım elbiseler giyen erkekler ve zarif elbiseler içindeki kadınlar, ressamın karşısında neredeyse aynı ifadeyle poz vermişti. Kimsenin yüzünde belirgin bir gülümseme yoktu. Hatta resimdeki insanların hepsi aynı anda gülümsemeyi unutmuş gibiydi.

Mira başını hafifçe yana eğdi.

“Bunlara gülümsemek yasaklanmış olmalı.”

Dudaklarının kenarı kıvrıldı. Resmin altında herhangi bir isim ya da tarih göremeyince daha fazla oyalanmadan yürümeye devam etti. Yine de portredeki yüzler aklında kaldı. Duvarlardaki resimler bile Demir ailesinin kendine özgü, biraz mesafeli bir dünyası olduğunu hissettiriyordu.

Koridorun sonuna yaklaştığında dikkatini diğerlerinden farklı bir kapı çekti. Koyu ceviz rengindeki ahşabın üzerine dallar, küçük çiçekler ve ortasında açık bir kitap bulunan zarif bir motif işlenmişti. Aynı desenler kapının iki yanındaki duvarlarda da devam ediyordu. Mira istemsizce yavaşladı. Kapının önüne geldiğinde işlemeleri parmaklarıyla takip etmek istedi ama son anda vazgeçip yalnızca yakından inceledi.

“Bunca uğraş boşuna değildir herhâlde,” diye mırıldandı.

Kapının koluna uzanıp hafifçe itti. Kilitli değildi. Kapı sessizce aralanınca içeriden gelen kitap kokusu yüzüne çarptı ve Mira, gördüğü manzara karşısında bir an olduğu yerde kaldı.

Karşısında, tavanına kadar uzanan koyu ahşap kitaplıklarla çevrili geniş bir kütüphane vardı. Rafların üzerinde farklı boyutlarda ve renklerde kitaplar sıralanıyordu. Ortada geniş bir okuma masası, pencere kenarlarında rahat koltuklar bulunuyordu. Bir köşedeki raylı merdiven, üst raflara ulaşmayı kolaylaştırıyordu. Yüksek pencerelerden süzülen sabah ışığı, cilalı ahşap yüzeylerin üzerine düşüyor; odanın her köşesini aydınlatıyordu. Kitapların düzeninden mobilyaların yerleşimine kadar her şey özenle düşünülmüştü. Üstelik oda, kusursuz görünmesine rağmen kullanılmamış bir sergi alanı kadar soğuk değildi.

Mira birkaç adım içeri girdi. Bakışları bir raftan diğerine kayarken yüzünde farkında olmadan beliren gülümsemeyi engelleyemedi.

“İnanmıyorum...”

En yakınındaki kitaplığa yaklaştı. Romanların ve tarih kitaplarının yanında felsefe eserleri, biyografiler ve yabancı dillerde yazılmış kalın ciltler vardı. Bir sonraki rafta ise bilgisayar bilimi, matematik, fizik ve mühendislik üzerine kitaplar sıralanıyordu. Mira'nın ilgisi özellikle bu bölüme kaydı. Parmaklarını kitap sırtlarında gezdirip birkaç başlığı okudu. İçlerinden birini çekerek kapağını inceledi, ardından sayfalarını karıştırmaya başladı.

Burada saatlerce vakit geçirebilirdi. Hatta odasının kapısını kapatıp kimsenin onu bulamayacağı bir köşeye yerleşmek, son birkaç gündür yaşadığı karmaşadan uzaklaşmanın hiç de kötü bir yolu değildi. En azından kitapların ondan bir şey saklamaya çalışmadığı kesindi.

Bu düşünceyle pencere kenarındaki koltuklardan birine oturdu. Kitabın birkaç sayfasını okuduktan sonra başını kaldırıp kütüphaneye yeniden göz gezdirdi. Burası, malikanenin geri kalanında hissettiği ağır ve resmî havadan uzaktı. Düzenliydi ama ruhsuz değildi. Birilerinin burada gerçekten kitap okuduğunu, düşündüğünü ve zaman geçirdiğini hayal etmek kolaydı.

Mira kitabı kapatıp hafifçe iç çekti.

“Burası başımı belaya sokabilir.”

Kitabı yerine bırakırken yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Daha ilk gününde kendine yeni bir sığınak bulmuştu. Yine de gezmek için odasından çıktığını hatırlatması gerekiyordu. Yoksa bir süre sonra malikanenin geri kalanını değil, yalnızca kitaplığın hangi rafında ne bulunduğunu öğrenmiş olacaktı.

Kapıdan çıkmadan önce son kez arkasına baktı. Kütüphanenin yerini artık biliyordu. İstediği zaman yeniden gelebilirdi. Bu düşünce, evde kendisine ait sayılabilecek bir şey bulmuş gibi hissettirdi.

Koridora döndüğünde yürümeyi sürdürdü. Birkaç kapının önünden geçti; bunlardan birinin misafir odasına açıldığını gösteren küçük bir işaret vardı. Başka bir kapının ardından da kullanılmayan bir oturma alanı görünüyordu. Mira merakına yenilip hepsini açmak istedi ama kendini durdurdu. Evi tanımak istiyordu, her kapının ardını aynı anda öğrenmek zorunda değildi.

Merdivenlere ulaştığında korkulukların üzerindeki ince metal işçiliği dikkatini çekti. Basamaklar geniş bir dönüşle aşağıya uzanıyordu. Mira inerken duvarlardaki tabloların da değiştiğini fark etti. Üst kattaki manzara resimlerinin yerini daha sade tablolar ve birkaç modern sanat eseri almıştı. Malikanenin her katı, sanki kendine ait bir karakter taşıyordu.

Alt kata ulaştığında tanıdık bir ortamla karşılaştı. Sabah Karan'la konuştuğu oturma odası aynı yerdeydi; çalışma odasının kapısı koridorun bir tarafında duruyor, mutfağa açılan geniş geçitten ise tabak sesleri geliyordu. Mira bir an mutfağa yönelmeyi düşündü. Nermin Teyze'yi görmek, belki de ev hakkında birkaç şey daha öğrenmek fena olmazdı. Fakat kadının sabahki telaşını hatırlayınca onu işinin ortasında rahatsız etmek istemedi.

Şimdilik yoluna devam etmek daha mantıklıydı. Bu katı zaten biliyordu. Asıl merak ettiği, evin henüz görmediği bölümleriydi.

Merdivenlerden bir kat daha aşağı indiğinde dekorasyon belirgin biçimde değişti. Koyu ahşapların ve gösterişli süslemelerin yerini açık renkli duvarlar, taş döşemeler ve daha güçlü aydınlatmalar almıştı. Koridorun sonunda gördüğü küçük tabelada MUAYENE ODASI yazıyordu.

Mira adımlarını yavaşlattı. Deniz'in burada çalıştığını hatırlıyordu. Kapının önünde durup hafifçe tıklattı.

“Girebilir miyim?”

İçeriden gelen sesin ardından kapıyı araladı. Ancak içeri adım attığında bir an duraksadı. Deniz, muayene masasının yanında oturan bir adamın koluna bandaj sarıyordu. Adamın gömleğinin kolu dirseğine kadar sıyrılmıştı; Deniz ise yaranın üzerindeki bandajı dikkatle sabitliyordu.

Mira kapının eşiğinde kaldı.

“Rahatsız ettiysem kusura bakmayın. Sonra gelebilirim.”

Deniz başını kaldırıp onu görünce gülümsedi.

“Yok, tam zamanında geldin. İşim bitmek üzere. Gel, rahat ol.”

Son bandajı da sabitledikten sonra korumadan kolunu hafifçe hareket ettirmesini istedi.

“Çok sıkı mı?”

“Hayır, doktor bey. Gayet iyi.”

“Güzel. Bugün o kolu fazla zorlamıyorsun. Bandajı da temiz tut. Akşam tekrar kontrol ederiz.”

Adam teşekkür ederek ayağa kalktı. Kapıya yönelirken Mira'ya da başıyla selam verdi ve dışarı çıktı. Deniz, kullandığı malzemeleri düzenleyip ellerini temizledikten sonra ona döndü.

“Sen nasılsın? Her şey yolunda mı?”

Mira başını salladı.

“İyiyim, merak etmeyin. Malikaneyi geziyordum. Burayı görünce uğramak istedim.”

“İyi yapmışsın. Bu kat biraz ayrı kaldığı için ilk gelenlerin çoğu burayı fark etmiyor.”

Mira odanın içinde birkaç adım attı. Duvarlardaki dolaplar, steril malzemelerin yerleştirildiği raflar, muayene yatağı ve çalışma tezgâhındaki cihazlar, buranın sıradan bir ev muayene odasından çok daha donanımlı olduğunu gösteriyordu. Köşedeki paravan da hastane düzenini tamamlıyordu.

“Burası gerçekten küçük bir hastane gibi,” dedi.

Deniz, tezgâhın üzerindeki malzemeleri yerleştirmeye devam etti.

“Burada yaşayanları düşününce böyle bir yere ihtiyaç duyulması çok şaşırtıcı değil.”

Mira ona baktı. Cümlenin ardında nasıl bir hayat olduğunu bilmiyordu ama bandajlı korumayı görünce aklına birkaç ihtimal gelmişti bile.

“Bu cevap beni biraz endişelendirdi.”

Deniz gülümsedi.

“Endişelenecek bir şey yok. Çoğu zaman küçük yaralanmalarla uğraşıyorum. Bazen de kendisini yenilmez sanan insanlara dinlenmeleri gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.”

Mira'nın aklına, kendinden emin tavırlarıyla odanın içinde dolaşan Karan geldi. Onun dinlenmeye ikna edilmesinin kolay olmayacağını tahmin edebiliyordu.

“Sanırım o konuda işiniz biraz zor.”

Deniz bu kez güldü.

“Bunu nereden çıkardın?”

“Burada daha çok yeniyim ama bazı şeyleri tahmin etmek zor olmuyor.”

Deniz başını sallayıp dosyalarını düzenlemeye devam etti. Mira da odanın geri kalanını incelerken duvarın yanındaki küçük kitaplığın üzerinde duran çerçeveli fotoğrafı fark etti. Fotoğrafta Karan ve Deniz'in yanında üç kişi daha vardı. İki erkek ve genç bir kadın, kameraya dönük duruyordu. Karan'ın yüzündeki ifade bugünkü kadar ciddi değildi; daha genç görünmesinin yanı sıra gözlerinde de alışık olmadığı bir rahatlık vardı. Deniz ise gülümseyerek poz vermişti.

Mira fotoğrafa biraz daha yaklaşarak baktı.

“Bu siz misiniz?”

Deniz elindeki dosyayı bıraktı ve fotoğrafa döndü.

“Evet, biziz.”

Mira önce fotoğraftaki Karan'a, sonra Deniz'e baktı.

“Burada çok daha genç görünüyorsunuz.”

“Çünkü çok daha gençtik.”

Deniz'in gülüşü gözlerinden okunuyordu. Mira da hafifçe gülümsedi ve fotoğraftaki genç kadına dikkatini verdi. Uzun sarı saçları, içten gülümsemesi, masmavi gözleri ve yüzündeki canlı ifadeyle hemen göze çarpıyordu.

“Peki, bu kim?”

Deniz'in yüzündeki ifade yumuşadı.

“Kız kardeşim Nehir.”

Mira bir kez daha fotoğrafa baktı.

“Çok güzelmiş.”

“Öyledir,” dedi Deniz, sesindeki belli belirsiz gururu gizlemeye çalışmadan. “Biraz fazla başına buyruktur ama bunu kendisine söylersen kabul etmez.”

Mira gülümsedi. Nehir'i hiç tanımıyordu ama Deniz'in sesinden onun hayatında önemli bir yeri olduğu anlaşılıyordu. Fotoğrafa son bir kez baktıktan sonra çerçeveyi dikkatlice yerine bıraktı.

“Demek herkesin kendine göre bir özelliği var.”

Deniz ona kısa bir bakış attı.

“Karan'ın özelliklerini fark etmişsindir.”

Mira'nın aklına sabahki konuşmaları geldi. Karan'ın bir anda koyduğu sınırlar, kendinden emin tavrı ve ne düşündüğünü anlamayı zorlaştıran bakışları... Yine de son zamanlarda onun hakkında edindiği izlenimlerin tamamından emin değildi. İlk karşılaşmalarında hissettiği tedirginlik hâlâ geçmemişti; yalnızca artık bu duygunun yanına biraz merak da eklenmişti.

“Bazılarını fark ettim,” diye karşılık verdi.

Deniz, yüzündeki ifadeyi anlamış gibi gülümsedi ama üstelemedi. Mira da konuşmayı uzatmadan kapıya yöneldi.

“Ben sizi daha fazla oyalamayayım. İşinize dönmeniz gerekiyor.”

“Ne oyalaması? İstediğin zaman uğrayabilirsin. Gün içinde genellikle buradayım.”

Mira kapının önünde durup ona döndü.

“Peki, siz de burada mı kalıyorsunuz?”

Deniz hafifçe güldü.

“Genellikle kendi evime gidiyorum. Ama işler uzarsa buradaki misafir odalarından birinde kalıyorum.”

“Anladım. Yani gerektiğinde burada konaklama imkânınız da var.”

“Bir bakıma. Yalnız benim gecelerim genellikle başkalarının kendilerine zarar vermesini önlemeye çalışmakla geçiyor.”

“Kolay gelsin,” dedi Mira. “Sanırım ihtiyacınız olacak.”

Deniz başını iki yana sallayarak güldü.

“Teşekkür ederim. Sana da iyi gezmeler.”

Mira ona el sallayıp odadan çıktı. Koridorda yürürken yüzünde hâlâ hafif bir gülümseme vardı. Deniz'le konuşmak kolaydı. Onun yanında her cümlesini tartmak zorunda hissetmiyor, sorularının yanlış anlaşılmasından çekinmiyordu. Bu, Mira için küçük ama önemli bir rahatlıktı.

Bununla birlikte, muayene odası ona malikanenin başka bir yüzünü de göstermişti. Dışarıdan bakıldığında gösterişli ve sakin görünen bu evin içinde, hayatı göründüğü kadar düzenli olmayan insanlar vardı. Burada yaralanmalar, sorumluluklar ve belki de henüz bilmediği başka sorunlar yaşanıyordu. Deniz'in sakin tavrı bunları ortadan kaldırmıyordu; yalnızca hepsini daha kolay karşılamasını sağlıyor gibiydi.

Mira merdivenlerden yeniden yukarı çıktı. Üst kata ulaştığında salon yada mutfağa gitmedi, daha önce dikkatini çeken geniş geçide yöneldi. Duvar boyunca uzanan pencerelerden içeri dolan gün ışığı, taş zeminin üzerinde uzun şekiller oluşturuyordu. Koridorun sonunda ise cam kapıların ardında yeşillikler görünüyordu.

Mira'nın adımları kendiliğinden hızlandı. Kapılara yaklaştıkça içerideki bitkileri daha net seçebiliyordu. Kapıyı açtığında yüzüne ılık bir hava yayıldı ve hafif bir su sesi duydu.

Karşısında geniş bir kış bahçesi vardı.

Yüksek cam tavanın altına yerleştirilmiş bitkiler, duvar kenarlarına dizilmiş saksılar ve ortadaki oturma grubu, buraya evin diğer bölümlerinden farklı bir hava veriyordu. Geniş yapraklı bitkilerin arasında rengârenk çiçekler bulunuyor, pencerelerin önündeki hasır koltukların üzerinde yumuşak minderler duruyordu. Küçük bir çeşmeden gelen su sesi, mekânın sessizliğini bozmadan ona eşlik ediyordu. Sehpanın üzerinde birkaç kitap ve boş bir fincan vardı. Belli ki burası yalnızca güzel görünmesi için düzenlenmiş bir yer değildi; birileri gerçekten burada oturuyor, vakit geçiriyordu.

Mira kapının önünde bir süre durup etrafına baktı.

Kütüphanede bulduğu huzur, burada başka bir biçime bürünmüştü. Orada sessizlik kitapların arasına çekilmekten geliyordu; buradaysa insanın dışarıdaki her şeyi bir süreliğine unutabilmesinden. Camların ardındaki bahçe, güneş ışığı ve bitkilerin arasından gelen toprak kokusu, Mira'ya uzun zamandır hissetmediği bir rahatlık verdi.

“Burası gerçekten çok güzel,” diye mırıldandı.

Bitkilerin arasından geçerek dış bahçeye açılan cam kapılara yaklaştı. Bahçeye baktığında gözleri çimenlerin arasında hareket eden küçük bir şeye takıldı. Önce ne olduğunu anlayamadı. Sonra çalının dibinde kıvrılmış tekir kediyi fark edince yüzüne istemsizce bir gülümseme yayıldı.

“Merhaba, sen.”

Cam kapıyı dikkatlice açıp dışarı çıktı. Kediyi ürkütmemek için yavaşça yaklaştı ve birkaç adım ötede çömeldi. Hayvan güneşin altında uzanmış, kuyruğunun ucunu arada bir oynatıyordu. Mira'yı görünce başını kaldırıp ona baktı ama yerinden kıpırdamadı.

Mira elini dizinin üzerine koydu.

“Merak etme, senden bir şey istemiyorum.”

Kedi gözlerini birkaç saniye onun üzerinde tuttu, ardından yeniden çimenlere uzandı. Mira hafifçe güldü. Bir süre elini uzatmaya cesaret edemeden bekledi. Sonunda parmaklarını yavaşça yaklaştırınca kedi önce elini kokladı, sonra başını avucuna sürttü.

Mira'nın yüzü aydınlandı.

“İşte, bu kadar. Anlaşabiliriz.”

Kedinin başını okşarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmedi. Birkaç dakikalığına aklından ne D-17 geçti ne de önünde duran sözleşme. Evden ayrıldığından beri ilk kez, çözmesi gereken bir sorun ya da dikkat etmesi gereken bir kural olmadan yalnızca o anın içinde kalabiliyordu. Küçük hayvanın kendisine yaklaşması, dünyanın geri kalanındaki her şeyden daha basit ve anlaşılırdı.

“Senin burada yaşaman çok mantıklı,” diye mırıldandı. “Kimse sana iş vermiyor, kimse senden açıklama istemiyor. Hayat sana güzel.”

Kedi gözlerini kapatıp çimenlere biraz daha yayıldı. Mira, bu cevabı kendi lehine yorumlayarak bir süre daha onu okşadı. Sonra ayağa kalkıp üzerindeki tozları silkeledi ve kış bahçesine geri döndü.

Hasır koltuklardan birine oturup sırtını mindere yasladı. Cam tavanın ardından görünen gökyüzüne bakarken malikanenin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha düşündü. Geldiği sabah uyandığında kendisini yabancı bir evde, tanımadığı insanların arasında bulmuştu. Şimdiyse evin içinde birkaç yer belirlemişti bile. Kütüphane, Deniz'in muayene odası ve şimdi de kış bahçesi... Hepsinin havası birbirinden farklıydı. Sanki bu evde yaşayan herkes, farkında olarak ya da olmayarak, bulunduğu yere kendinden bir parça bırakmıştı.

Mira dizlerini hafifçe kendine çekti. Karan'ın odasının bulunduğu kata henüz çıkmamıştı. Bunun nedeni yalnızca merakı değildi. Onunla aynı evde yaşamanın getirdiği sınırları henüz tam olarak bilmiyordu ve gereksiz bir yanlış anlaşılmaya yol açmak istemiyordu. Karan'ın kendisine tanıdığı hareket alanını anlamak, o alanı düşünmeden genişletmekten daha önemliydi.

Yine de bütün bu düşüncelerin arasında, kış bahçesinde oturmanın verdiği huzuru inkâr edemiyordu.

“Belki de burası düşündüğüm kadar kötü değildir,” diye geçirdi içinden.

Ardından kendi kendine hafifçe güldü. Daha 3 gün bile olmamıştı. Birkaç güzel oda görüp bir kediyle vakit geçirdiği için koskoca malikanenin kendisine uygun olduğuna karar vermesi biraz aceleci olurdu.

Tam o sırada girişten gelen ayak seslerini duydu. Başını çevirdiğinde Karan'ı kapının yanında dururken gördü. Üzerinde koyu renk bir gömlek ve siyah pantolon vardı. Her zamanki gibi derli toplu görünüyordu. Önce kış bahçesini, ardından koltukta oturan Mira'yı süzdü.

“Bütün evi alt üst etmişsin.”

Mira doğrulup ona döndü.

“Gezmekle alt üst etmek arasında fark var.”

Karan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Üst kat, kütüphane, alt kat, muayene odası... Şimdi de buradasın. Daha ne kadar ilerlemeyi düşünüyordun?”

“İş yapmama izin vermediniz. Ben de zamanımı değerlendireyim dedim.”

“Demek seni çalıştırmadığım için evi keşfe çıktın.”

“Bundan daha mantıklı bir seçenek göremedim.”

Karan kısa bir an ona baktıktan sonra karşısındaki koltuğa oturdu. Mira, onun yanına değil, karşısına oturmuş olmasına rağmen duruşunu biraz toparladı. Karan'ın yanında henüz tamamen rahat davranamıyordu. Adamın sesinde ya da tavrında açık bir tehdit yoktu ama ne düşündüğünü anlamak hâlâ zordu.

Karan çevresine göz gezdirdi.

“Burayı beğendin galiba.”

“Evet. Evin diğer bölümlerinden daha sıcak bir havası var.”

“Annem kış bahçelerini çok severdi. Bitkilerin çoğu onun zevkinin bir parçası.”

Mira'nın bakışları camların ardındaki çiçeklere kaydı. Karan'ın annesinden söz ederken sesinde belirgin bir değişiklik olmamıştı ama cümlesinin ardından gelen kısa sessizlik, Mira'nın konuyu uzatmaması gerektiğini düşündürdü.

“Zevki gerçekten güzelmiş,” dedi yalnızca.

Karan başıyla hafifçe karşılık verdi. Bir süre ikisi de konuşmadı. Mira bakışlarını camların ardındaki bahçeye çevirmiş, güneş ışığının yaprakların üzerinde nasıl dağıldığını izliyordu. Sessizlikten rahatsız değildi ama Karan'ın yanında ne zaman konuşması, ne zaman susması gerektiğini hâlâ tam olarak kestiremiyordu.

Karan'ın bakışları sehpanın üzerindeki telefona kaydı.

“Dikkatimi çekti de,” dedi, sesi her zamanki gibi sakindi. “Telefonunu kullanırken seni hiç görmedim ama yanında sürekli taşıyorsun.”

Mira bakışlarını telefona indirdi. Bir an düşündükten sonra cihazı eline aldı.

“Alışkanlık sanırım.” Telefonu parmaklarının arasında çevirirken omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Bir de şu an bana ait olan tek şey bu. Yanımdan ayırınca pek rahat hissetmiyorum.”

Sözleri ağzından çıkar çıkmaz duraksadı. Bunu neden söylediğini kendisi de tam olarak bilmiyordu. Belki de son birkaç gündür yaşadıkları yüzünden, elinde kalan küçücük bir şeye bile tutunma ihtiyacı hissediyordu. Telefonunun kapalı olduğunu fark edince aklı yeniden asıl meseleye döndü.

“Gerçi şu an pek bir işe yaradığı da söylenemez,” diye ekledi, ekranı açmayı deneyip sonuç alamayınca. “Şarjım bitti. Evden apar topar çıktığım için yanıma şarj aleti almadım zaten. Hatırlarsınız, buraya gelirken neredeyse hiçbir şeyimi alamamıştım.”

Karan'ın bakışları kısa bir süre Mira'nın elindeki telefonda kaldı.

“Peki, siber güvenlik odasındayken neden şarj etmedin?”

Mira bir an durdu. Bunu kendisi de düşünmüştü ama bilgisayarın başına oturduğunda telefon aklından tamamen çıkmıştı.

“Bilgisayara odaklandım ve unuttum. Sonra da odaya tekrar girmemeye karar verdim.”

“Neden?”

“Çünkü bilgisayarı görünce yine çalışmaya başlayabilirdim. Şimdilik bana verdiğiniz sınırları öğrenmeye çalışıyorum. Bir de izinsiz bir şeye dokunmak istemedim.”

Karan'ın bakışları kısa bir süre yüzünde kaldı. Mira, söylediklerinin yanlış anlaşılmış olabileceğini düşünüp açıklama yapmaya hazırlanırken adam başını hafifçe salladı.

“Bilgisayarı kullanmanı yasaklamadım, Mira. Yalnızca şirket sistemine izinsiz müdahale etmeni yasakladım.”

“Biliyorum. Aradaki farkı anladım.”

“Öyleyse telefonunu şarj etmek için başka bir odaya gitmekten çekinmene gerek yoktu.”

Mira dudaklarını birbirine bastırdı. Aslında haklıydı. Fakat yeni geldiği bir evde, özellikle de ev sahibinin kurallarını henüz tam olarak anlamamışken, temkinli davranmak ona daha güvenli geliyordu.

“Biraz fazla dikkatli davranmış olabilirim,” diye kabul etti.

Karan cebinden telefonunu çıkarıp kısa bir mesaj yazdı.

“Odana uygun bir şarj aleti gönderilmesini isterim. Siber güvenlik odasını da işin için kullanabilirsin. Sadece sana söylediğim sınırları koru.”

Mira'nın yüzündeki gerginlik hafifledi.

“Teşekkür ederim.”

Karan telefonunu cebine koyduktan sonra ona döndü.

“Peki, neleri keşfettin?”

Mira oturduğu yerde biraz doğruldu. Gün boyunca gördüklerini anlatmak, düşündüğünden daha kolay geldi. Önce kendi katındaki tabloları, ardından işlemeleriyle dikkatini çeken kapıyı ve kütüphaneyi anlattı. Kütüphanedeki kitapların çeşitliliğinden söz ederken sesindeki heyecanı gizleyemedi.

“Kütüphane gerçekten çok güzel. Bilimsel kitaplar bile var. Orada biraz daha kalsaydım muhtemelen geri dönmeyi unuturdum.”

“Kütüphaneyi istediğin zaman kullanabilirsin,” dedi Karan. “Kitapların çoğu uzun zamandır aynı yerde duruyor. Bir şey ararsan görevlilerden yardım alabilirsin.”

Mira başını salladı. Bu izni beklemiyordu ama duymak hoşuna gitmişti. En azından malikanede kendisine ait bir uğraş bulabilecekti.

Sonra birkaç misafir odasının önünden geçtiğini, alt kattaki oturma odasıyla mutfağın bulunduğu bölümü zaten tanıdığını ve Deniz'in muayene odasına uğradığını anlattı. Deniz'i bir korumanın kolunu sararken bulduğunu söylediğinde Karan şaşırmış görünmedi.

“Deniz işinde titizdir,” dedi. “Burada gerektiğinde müdahale edebileceği donanımlı bir yere ihtiyaç duyuyor.”

“Bunu fark ettim. Oda gerçekten hastane gibi. Ayrıca Deniz'le konuşmak kolay.”

Karan bu cümleye hemen karşılık vermedi. Mira, farkında olmadan fazla rahat bir yorum yapıp yapmadığını düşünürken Karan bakışlarını kış bahçesinin camlarına çevirdi.

“Deniz insanlarla kolay anlaşır.”

Söylediği şey basitti ama Mira, bunun Deniz hakkında yapılmış kısa bir tespitten ibaret olduğunu düşündü. Üzerinde durmadan anlatmaya devam etti. Muayene odasındaki fotoğrafı, Deniz'in kız kardeşi Nehir'i ve ardından kış bahçesini buluşunu anlattı. Kediyle vakit geçirdiğinden de söz etti ama bunu anlatırken gereksiz ayrıntılara girmedi.

Karan onu dinlerken arada bir başını sallıyordu. Mira'nın anlattıklarını gerçekten takip edip etmediğini anlamak kolay değildi; yine de sözünü kesmemesi, konuşmasını sürdürmesine yetmişti.

“Demek evin büyük bölümünü görmüşsün,” dedi Karan, Mira anlatmayı bitirdiğinde.

“Büyük bölümünü sayılır. Henüz üçüncü kata çıkmadım.”

Karan bakışlarını ona çevirdi.

“Çıkmadın mı?”

Mira başını iki yana salladı.

“Odanızın o katta olduğunu biliyordum. Rahatsızlık vermek istemedim.”

Karan'ın yüzünde belirgin bir değişiklik olmadı. Yalnızca kısa bir süre düşündükten sonra konuştu.

“Benim odamın bulunduğu koridorda dikkat etmen gereken birkaç özel alan var. Ama üçüncü kattaki diğer odaları gezebilirsin. Kullanılmayan odalar da var. Hepsini görmek istiyorsan bakmanda bir sakınca yok.”

Mira, bu açıklamayı dikkatle dinledi. Karan'ın odasına girmemesi gerektiğini açıkça söylemesine gerek kalmamıştı; Mira zaten böyle bir niyeti olmadığını biliyordu. Yine de diğer odalar için izin vermesi, malikanenin içinde hareket ederken sınırlarını biraz daha anlamasına yardımcı olmuştu.

“Anladım. Bir ara bakarım.”

“Çatı katı da var,” diye ekledi Karan. “Orada eski mobilyalarla kullanılmayan eşyalar duruyor. Çok ilgi çekici bir yer değil ama istersen oraya da çıkabilirsin”

Mira'nın merakı yeniden canlandı.

“Yine de görmek isterim. Evin tamamını tanımış olurum.”

“Tercih senin.”

Karan ayağa kalkıp gömleğinin kolunu düzeltti. Şirkete dönmesi gerektiğini hatırlamış gibiydi. Mira da daha fazla zamanını almamak için koltukta doğruldu.

“Ben de birazdan odama dönecektim zaten.”

Karan kapıya yönelirken durup ona döndü.

“Şarj aletin odana bırakılır. Bir şeye ihtiyacın olursa Nermin Teyze'ye ya da Yalçın'a haber verebilirsin.”

“Tamam. Teşekkür ederim.”

Karan başıyla selam verip kış bahçesinden çıktı. Ayak sesleri koridorda uzaklaşırken Mira bir süre kapıya baktı. Onunla konuşmak, Deniz'le konuşmak kadar kolay değildi. Karan'ın yanında hâlâ dikkatli davranıyor, söylediklerini nasıl karşılayacağını önceden kestiremiyordu. Bununla birlikte, sabahki konuşmalarından beri aralarındaki mesafenin değiştiğini de inkâr edemezdi. Karan ona her şeyi açıklamıyordu ama en azından ne yapabileceğini söylemeye başlamıştı.

Mira bunun şimdilik yeterli olduğuna karar verdi. Güven, bir anda oluşacak bir şey değildi. Hele ki kendisini tanımadığı bir evde, hakkında çok az şey bildiği bir adamın yanında bulmuşken...

Koltuktan kalkıp telefonunu aldı. Cam kapılardan bahçeye son bir kez baktıktan sonra kış bahçesinden çıktı ve merdivenlere yöneldi. Üçüncü kata çıkmayı aklının bir köşesine not etmişti ama önce biraz dinlenmek istiyordu. Gün boyunca gördükleri ve duydukları, düşündüğünden daha fazla ayrıntı biriktirmesine neden olmuştu.

Kendi katına ulaştığında koridor sabahki kadar sessizdi. Duvarlardaki tabloların önünden geçerken bu kez resimlere daha dikkatli baktı. Sabah yalnızca güzelliklerine odaklanmıştı; şimdi ise her birinin malikanenin geçmişine dair bir ipucu taşıyabileceğini düşünüyordu. Yine de bu düşünceyi fazla ileri götürmedi. Henüz bilmediği şeyleri hemen anlamlandırmaya çalışmak yerine, zamanla öğrenmesine izin vermesi gerekiyordu.

Odasının kapısını açıp içeri girdiğinde tanıdık sessizlik onu karşıladı. Kapıyı arkasından kapattı ve derin bir nefes aldı. Oda hâlâ büyük, düzenli ve biraz yabancıydı. Fakat sabahki kadar soğuk gelmiyordu artık. Bu oda olmasa da artık evin içinde nerede kitap okuyabileceğini, kiminle konuşabileceğini ve biraz olsun rahatlayabileceği bir köşenin nerede bulunduğunu biliyordu.

Mira yatağın kenarına oturup telefonunu masanın üzerine bıraktı. Gün boyunca yaşadıklarını düşünürken yorgunluğunu yeni yeni hissetmeye başladı. Kütüphanenin kitap kokusu, Deniz'in muayene odasındaki sakin tavrı, kış bahçesindeki güneş ve çimenlerin üzerinde uzanan kedi... Hepsi birbirinden farklı anılardı ama bir araya geldiklerinde, bu yabancı evin içinde kendisine küçük bir yer açabileceğini düşündürüyordu.

Yine de her şey yoluna girmiş değildi. Karan'ın koyduğu sınırlar, öğrenmesi gereken kurallar ve hâlâ cevabını bulamadığı sorular vardı. Özellikle D-17 meselesi, aklının bir köşesinde durmaya devam ediyordu. Şimdilik bunları çözmeye çalışmak yerine önündeki işi tamamlaması daha doğruydu.

Bakışları masanın üzerindeki sözleşmeye kaydı. Dosyayı eline alıp yatağın üzerine yerleşti, ardından ilk sayfayı açtı.

“Pekâlâ,” diye mırıldandı. “Şimdi gerçekten çalışalım.”

Sayfaları okumaya başladığında yüzündeki ifade ciddileşti. Maddeleri dikkatle inceliyor, anlamadığı yerleri zihninde işaretliyordu. Dışarıdaki dünya bir süreliğine bekleyebilirdi. Önce bu sözleşmenin ne anlama geldiğini, kendisinden tam olarak ne beklendiğini öğrenmeliydi.

Demir Malikanesi hâlâ yabancıydı. İçindeki insanlar da öyle. Fakat Mira artık burayı yalnızca kapalı kapılardan ve belirsiz kurallardan ibaret görmüyordu. Her yeni adımda evin başka bir yönünü tanıyor, kendisi için küçük de olsa bir alan buluyordu.

Şimdilik bu kadarı yeterliydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.