3.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: 𝐳𝐞𝐡𝐫𝐚 𝐬𝐚𝐧𝐜𝐚𝐤

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3.BÖLÜM

Gözlerini açtığında odanın yüksek tavanındaki geometrik ahşap kirişlerle karşılaştı. Mira birkaç saniye boyunca kıpırdamadan tavana baktı. Nerede olduğunu anlamaya çalışan zihni, uykunun puslu perdesini ağır ağır aralıyordu.

Sonra her şey bir anda yerine oturdu. Dün gece... Bitmek bilmeyen o amansız yağmur, babasının çaresizlikten çökmüş omuzları, Şebnem'in buz gibi sesi ve... Karan Demir. Göğsünün üzerine görünmez bir ağırlık çöktü.

Derin bir nefes alıp doğruldu. Ayaklarını yatağın kenarından sarkıttığında parke zeminin soğuğu tenine işledi. Oda, ilk bakışta lüks denebilecek kadar gösterişliydi. Koyu renk masif ahşap mobilyalar, tavana kadar uzanan kitaplıklar, kalın kadife perdeler ve kusursuz bir düzen... Ama içinde yaşayan birine dair tek bir iz bile yoktu. Ne dağınıklık, ne unutulmuş bir eşya, ne de insan sıcaklığını hatırlatan küçücük bir ayrıntı. Sanki burası yaşamak için değil, kusursuz görünmek için tasarlanmış soğuk bir sergi alanıydı.

Tam ayağa kalkarken yatağın ucunda katlanmış kıyafetleri fark etti: Siyah kalın bir kazak, koyu renk kot pantolon ve yanında temiz bir havlu. Birkaç saniye onları sessizce izledi. Kim getirmişti? Ne zaman? Gece boyunca odasına girildiğini hiç hissetmemişti.

Bu düşünce sırtından aşağı soğuk bir ürperti indirdi. Bir bilgisayar sisteminde açık bulmak ne kadar rahatsız ediciyse, uykudayken savunmasız bırakılmış olmak da onun için aynı derecede huzursuz ediciydi. Kontrol... Hayatında kaybetmekten en çok korktuğu şeydi.

Kıyafetleri alıp banyoya geçti. Soğuk su yüzüne çarptığında aynadaki yansımasına baktı. Gözlerinin altında belli belirsiz morluklar oluşmuştu, yüzü solgundu ama gözlerinde panik yoktu. Çocukluğundan beri fark ettiği garip bir özelliği vardı: İnsanlar kriz anlarında paniğe kapılırken, o tam tersine sakinleşirdi. Baskı arttıkça zihni daha berrak çalışır, duyguları sessizce geri çekilir, yerlerini mantık alırdı. Belki de bu yüzden kod yazmayı seviyordu. Bilgisayarlar paniklemezdi. Orada sadece doğru ya da yanlış, sıfır ya da bir vardı.

Üzerini değiştirdi, saçlarını ensesinde sıkıca topladıktan sonra odanın kapısını açtı. Koridor, dün gece olduğundan bile sessizdi. Merdivenlerden aşağı inerken ayak sesleri yüksek tavanda yankılanıyordu. Antreye ulaştığında dün geceki adamı gördü: Yalçın. Aynı ifadesiz yüz, aynı dimdik duruş... Sanki bütün gece boyunca tek bir santim bile yerinden kıpırdamamış gibiydi. Mira'ya sadece kısa bir baş selamı verdi.

"Benimle gelin."

Koridorun sonunda, diğerlerinden tamamen farklı bir kapının önünde durdular. Kalın çelikten yapılmıştı ve kapının yanında biyometrik bir tarayıcı ile elektronik şifre paneli vardı. Yalçın karmaşık bir kodu girdikten sonra avucunu okuyucuya bastırdı. Kapı ağır bir uğultuyla, adeta bir sığınak kapısı gibi açıldı.

Mira içeri adım attığı anda istemsizce durdu. Karşısındaki manzara birkaç saniyeliğine bütün düşüncelerini susturdu. Duvar boyunca dizilmiş siyah sunucu kabinleri, mavi LED ışıkları karanlığın içinde düzenli aralıklarla yanıp sönüyordu. Fiber kablolar kusursuz bir düzen içinde tavana uzanıyor, kesintisiz güç kaynaklarının hafif uğultusu odanın sessizliğine ritim katıyordu. Tam ortada ise üç büyük monitörden oluşan profesyonel bir çalışma istasyonu bulunuyordu. Burası sıradan bir sistem odası değil, tam teşekküllü bir siber operasyon merkeziydi.

Mira farkında olmadan birkaç adım daha attı. Gözleri istemsizce donanımları incelemeye başladı. Sunucuların markaları, ağ anahtarlarının modeli, kullanılan güvenlik mimarisi ve soğutma sistemi... Bir yazılımcının yıllarca çalışıp kurmayı hayal edeceği seviyede profesyonel, üst düzey bir altyapı vardı.

"Bu sistem için servet harcanmış..." diye mırıldandı kendi kendine.

Tam o sırada arkasındaki karanlıktan sakin, pürüzsüz bir ses duyuldu. "Belli ki hoşuna gitti."

Mira irkilip başını çevirdi. Odanın ortasındaki deri koltukta Karan Demir oturuyordu. Elindeki kahve kupasını masaya bıraktı. Üzerindeki siyah gömleğin kolları dirseklerine kadar sıvanmıştı. Monitörlerden yansıyan mavi ışık, yüzünün sert ve keskin hatlarını daha da belirginleştiriyordu. Mira'nın içeri girdiğini başından beri biliyor gibi bir hali vardı.

Mira kısa bir an duraksadı. "Ne?"

"Burası," dedi Karan, koltuğunu ağır ağır ona doğru çevirirken. "Dün gece 'milyonluk sistem' diye küçümsediğin yer."

Mira hafifçe omuz silkti, üzerindeki şaşkınlığı hızla maskeleyerek. "Donanım gerçekten etkileyici. Ama pahalı donanım tek başına güçlü bir sistem demek değildir."

Karan'ın koyu renk kaşlarından biri hafifçe kalktı. "Öyle mi? Siber güvenlik uzmanlarım aksini iddia ediyor."

Mira ağır adımlarla sunucu dolaplarından birine yaklaştı. Parmak uçlarıyla soğuk metal yüzeye hafifçe dokundu. "En pahalı kasanın içinde bile kötü yönetilen, açıklarla dolu bir sistem olabilir Karan Bey. Güvenlik parayla satın alınmaz," deyip başını kaldırarak doğrudan adamın gözlerinin içine baktı. "İnşa edilir."

Kısa, yoğun bir sessizlik oldu. Karan koltuktan kalktı. Ağır ama kendinden son derece emin adımlarla Mira'ya doğru yürüdü. Aralarındaki mesafe yavaş yavaş kapanırken Mira dik duruşunu bozmadı.

"İlginç," dedi Karan, bakışları Mira'nın yüzünde dikkatle dolaşırken. "İçeri girdiğinden beri tablolara, mobilyalara ya da şu gösterişli avizeye bakmadın. Çoğu insan önce parayı inceler. Sen doğrudan makineleri incelemeye başladın. Sence burada yanlış olan bir şey mi var?"

Mira birkaç saniye sustu. Sorunun içinde keskin bir test olduğunu hissediyordu. "Henüz bilmiyorum."

"Demin oldukça emindin."

"Çünkü sadece dış kabuğa, donanıma baktım," dedi Mira, başını hafifçe yana eğerek. "Ama iyi bir sistemi donanım değil, ayrıntılar ele verir. Görünmeyen log kayıtları, arka planda çalışan servisler..."

Karan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz, takdir eder gibi bir gülümseme oluştu. "Demek ayrıntıları seviyorsun."

"Mesleğim bunu gerektiriyor. Ayrıntıları kaçırırsanız, sisteminiz başkasının oyun alanı olur."

Karan arkasındaki geniş çalışma masasını ve üç devasa monitörü işaret etti. Deri koltuğu hafifçe geriye çekti. "O zaman gel ve merakını gider."

Mira yerinden kıpırdamadı. Bir yanı arkasını dönüp bu tekinsiz adamdan uzaklaşmasını söylüyordu. Diğer yanı ise ekranlarda akan veri akışına çoktan kilitlenmişti. Bir yazılımcının en büyük zaafı merakıydı ve karşısında fazlasıyla kışkırtıcı görünen bir sistem duruyordu.

Derin bir nefes verdi. "Sadece inceleyeceğim. Sistemine sızmaya çalışmayacağım."

Karan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Mira'nın temkinli tavrı, söylediklerinin aksine gözlerindeki merakı gizlemeye yetmiyordu. Bunu fark etmek Karan'ın fazlasıyla hoşuna gitmişti.

"Fazla iddialısın, Mira." Sesi sakindi ama kelimelerinin altında ince bir meydan okuma vardı. "Daha sistemin nasıl çalıştığını bile doğru düzgün görmeden bana ne yapıp ne yapmayacağını söylüyorsun. İnsan bilmediği bir şey hakkında bu kadar kesin konuşuyorsa ya kendine fazlasıyla güveniyordur ya da karşısındakini henüz yeterince tanımıyordur."

Bir an durdu, bakışlarını Mira'nın yüzünde gezdirdi. Ardından koltuğu işaret ederek hafifçe başını yana eğdi.

"Ama merak etme, kendine güvenmeni takdir ederim. Herkes benim karşıma geçip bu kadar rahat konuşamaz." Dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi. "Yalnız, bir şeyi baştan bilmeni isterim. Benim dünyamda merak, insanı bazen hiç beklemediği kapıların önüne getirir. O kapıların hepsi de açılmak için beklemez."

Bakışları bir anlığına Mira'nın gözlerine kilitlendi.

"Yine de seni durdurmayacağım. Madem bu kadar eminsin, otur ve incele. Bakalım o keskin zekân, benim sistemim hakkında da dilin kadar iddialı konuşabilecek mi?"

Mira ağır adımlarla masaya yaklaştı ve koltuğa oturdu. Parmakları istemsizce mekanik klavyenin üzerine yerleştiği an, o savunmacı ve gergin ifadesi yavaş yavaş kayboldu. Yerini yalnızca kodlara odaklanan, çevresindeki dünyayı saniyeler içinde unutabilecek kadar derin bir konsantrasyon aldı.

Karan ise birkaç adım geride durmuş, kollarını göğsünde bağlamıştı. Bakışları monitörden çok Mira'nın üzerindeydi. İnsanları okumayı iyi bilirdi; çoğu kişi onun karşısında oturduğu ilk dakikadan itibaren huzursuz olur, eli ayağına dolaşır ve hata yapmaya başlardı. Mira ise henüz neyle karşılaşacağını bilmese de kendisini kolayca belli edecek biri gibi görünmüyordu.

Mira koltuğa yerleşip ekranları incelerken Karan birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından çalışma masasının kenarına yaslandı ve konuşmaya başladı.

"Son birkaç aydır şirketin veri güvenliğiyle ilgili bazı sorunlar yaşıyoruz."

Mira'nın parmakları klavyenin üzerinde duraksadı. Başını hafifçe çevirerek ona baktı.

"Ne tür sorunlar?"

Karan, önündeki monitörlerden birini işaret etti.

"Şirketimize ait bazı dosyalara yetkisiz erişim girişimleri tespit edildi. Başlangıçta sıradan saldırılar olduğunu düşündük. Güvenlik duvarlarımızı güçlendirdik, erişim protokollerini yeniledik ve sistemi birkaç kez baştan aşağı kontrol ettirdik. Fakat sorun ortadan kalkmadı." Bakışları yeniden Mira'ya döndü. "Üstelik son haftalarda işin boyutu değişti. Bazı finansal verilerimize dışarıdan erişilmeye çalışıldı. Şimdilik önemli bir kayıp yaşamadık ama birilerinin sınırlarımızı zorladığı kesin."

Mira'nın yüzündeki ifade ciddileşti. Sandalyesinde biraz doğrularak ekrana döndü.

"Sistemi kimler kontrol etti?"

"Alanında uzman birkaç kişi. İçlerinden bazıları kendi şirketlerinin güvenlik altyapısını yöneten insanlar. Hepsi farklı yöntemlerle inceleme yaptı ama hiçbiri kayda değer bir açık bulamadı." Karan kısa bir süre durdu. "Ya gerçekten bulabilecekleri bir şey yoktu ya da yanlış yere bakıyorlardı."

Mira kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Ve siz ikinci ihtimalin daha güçlü olduğunu düşünüyorsunuz."

Karan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Ben, bir sorun sürekli tekrarlanıyorsa ortada mutlaka gözden kaçırılan bir şey olduğuna inanırım. Mesele yalnızca bunun ne olduğunu bulmak."

Ardından masaya doğru ilerleyerek Mira'nın oturduğu koltuğun yanına geldi. Ekranlarda sıralanan güvenlik panellerini işaret etti.

"Şimdiye kadar kontrol edilen raporları, sistem kayıtlarını ve saldırı verilerini inceleyebilirsin. İhtiyacın olan yetkiyi Yalçın'dan alırsın. Fakat şunu bilmeni isterim, Mira..." Sesi biraz daha ciddileşti. "Bu sistemde yaptığın her işlem kaydedilir. Ne yaptığını bilmeden herhangi bir ayarı değiştirmeye kalkma. Burada söz konusu olan yalnızca birkaç bilgisayarın güvenliği değil."

Mira bakışlarını ekrandan ayırıp ona döndü.

"Yani benden sistemi incelememi, sorunun kaynağını bulmamı istiyorsunuz."

"Senden istediğim, benden önce buraya gelen insanların göremediği şeyi görüp göremeyeceğini anlamak." Karan'ın sesi sakindi. "Bana güzel cümleler kurmana ya da ne kadar yetenekli olduğunu anlatmana ihtiyacım yok. Bunları zaten yeterince duydum. Sonuç görmek istiyorum."

Mira birkaç saniye onu inceledi. Karan'ın sözlerinde açık bir meydan okuma vardı. Onu sınadığı belliydi ama Mira'nın asıl dikkatini çeken şey, adamın sistemin güvenliğinden söz ederken gösterdiği tavırdı. Karan Demir kolay kolay kimseye güvenen biri değildi. Buna rağmen hiç tanımadığı birine şirketinin güvenlik altyapısını inceleme fırsatı veriyordu. Ya çaresiz kalmıştı ya da Mira'nın yeteneklerini sınamaya değer bulmuştu.

Belki de ikisi birden.

Mira yeniden monitörlere döndü.

"Anladım. Önce mevcut kayıtları inceleyeceğim. Saldırıların hangi noktalardan geldiğini, erişim geçmişini ve yetki değişikliklerini karşılaştırmam gerekiyor. Sistemin tamamını görmeden kesin bir şey söyleyemem."

Karan kollarını göğsünde birleştirdi.

"Ne kadar sürer?"

"Şimdiden bir süre vermem doğru olmaz."

"İnsanlar genellikle bu soruya daha iyimser cevaplar verir."

"İnsanlar genellikle tutamayacakları sözler de verir."

Karan'ın kaşlarından biri hafifçe kalktı. Mira ise sanki az önce sıradan bir hava durumu yorumunda bulunmuş gibi sakin bir şekilde ekranına döndü.

Kısa bir sessizliğin ardından Karan'ın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi.

"Fazla iddialısın."

Mira klavyenin başında ellerini birleştirip ona baktı.

"Henüz hiçbir şey bulmadım. İddialı olmak için biraz erken değil mi?"

"İnsanları tanımak için söylediklerine değil, neyi yapmaya cesaret ettiklerine bakarım."

"Ben de sistemleri tanımak için kimin ne kadar para harcadığına değil, nasıl çalıştıklarına bakarım."

İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar. Karan'ın yüzündeki ifade değişmedi ama gözlerinde belli belirsiz bir ilgi belirmişti.

Sonunda başını hafifçe salladı.

"Pekâlâ. Bakalım o keskin zekân, benim sistemimde de işe yarayacak mı?"

Mira önündeki monitöre döndü.

"Bunu birazdan öğreniriz."

Karan birkaç adım geriye çekildi. Mira'nın parmakları yeniden klavyenin üzerinde hareket etmeye başladığında odadaki sessizlik, mekanik tuş sesleriyle doldu.

İlk birkaç dakika boyunca hiçbir şey söylemedi. Önce sistemi tanımayı tercih etti. Dış ağ geçitleri, güvenlik duvarları, sunucu kümeleri, veri akışının yönü... Her şeyi acele etmeden, bir satranç oyuncusu gibi inceliyordu.

Karan ise birkaç adım geride durmuş, onu sessizce izliyordu. Mira'nın gerçekten bir şey bulup bulamayacağını merak ediyordu. Daha önce buraya gelen uzmanların her biri kendinden emin konuşmuş, uzun raporlar hazırlamış ve sonunda hiçbir şeyi değiştirememişti.

Mira'nın da onlardan biri olup olmadığını anlaması uzun sürmeyecekti.

Yaklaşık beş dakika sonra Mira'nın kaşları hafifçe çatıldı.

"...İlginç."

Karan'ın dikkati anında ekrana yöneldi.

"Ne buldun?"

Mira hemen cevap vermedi. Birkaç özel komut daha çalıştırdı. Sunucu günlükleri saniyeler içinde ekrana akmaya başladı. Ardından ağ trafiğini gösteren farklı bir pencere açtı. "Evet..." diye mırıldandı. "Tahmin ettiğim gibi."

Karan bir adım daha yaklaştı. "Neyi tahmin etmiştin?"

Mira ekrandan gözlerini ayırmadan konuştu: "Düşmanınız her kimse, sizi çok iyi tanıyor. Dışarıdan gelen saldırılar gerçek, evet. Fakat fazla gürültülüler."

Karan kaşlarını çattı. "Gürültülü?"

"Evet. Gerçek siber saldırılar genellikle iz bırakmamak için mümkün olduğunca sessiz ve derinden olur. Buradakiler ise tam tersine, 'Ben buradayım!' diye bağırıyor. Dikkat çekmek için yapılmış."

Karan birkaç saniye ekrandaki dalgalı grafiği inceledi. "Yani bir oyalama taktiği mi?"

"Tam olarak öyle," dedi Mira, yeni bir pencere açarak. "Birileri sizin güvenlik ekibinizi sürekli aynı noktaya, ön kapıya bakmaya zorluyor. Ekip bütün enerjisini ve kaynaklarını dışarıdaki bu yapay saldırıları durdurmaya harcıyor. Ama o sırada, arkada başka bir yerde olan biteni kimse fark etmiyor."

Karan'ın bakışları anında buz kesti. "Bundan emin misin?"

Mira başını hafifçe iki yana salladı. "Hayır, henüz emin olamam. Elimde sadece bazı net işaretler var. Ama eğer yanılmıyorsam, şu an doğru yere bakıyorum."

Mira yeniden ekrana döndü. Yetki kayıtlarını açtı ve kullanıcı hareketlerini tek tek filtrelemeye başladı. Dakikalar geçtikçe odadaki sessizlik yeniden derinleşti. Bir süre sonra Mira hafifçe doğrularak parmağını ekrana yaklaştırdı.

"Şuraya bakın. Erişim kayıtlarında tuhaf bir tekrar var."

Karan, Mira'nın fark ettiğinden çok daha yakınına gelmişti. Ne zaman arkasına kadar sokulduğunu kız anlamamıştı bile. Aralarında yalnızca birkaç santimetre vardı. Karan'ın gömleğinden yayılan hafif odunsu, tekinsiz parfüm kokusu sunucu odasının serin havasına karışıyordu. Omzunun hemen arkasından gelen düzenli nefesi Mira'nın kulağına kadar ulaşıyordu.

Mira'nın nefesi istemsizce bir anlığına sekteye uğradı. Başını biraz kaldırınca göz göze geldiler. Karan'ın koyu gözleri, monitörün mavi ışığında her zamankinden daha derin ve karanlık görünüyordu. O an, odadaki sunucu uğultusu bile sanki tamamen uzaklaşmıştı.

Mira bu histen nefret etti. Daha doğrusu, bu yakınlığın kendisinde oluşturduğu o beklenmedik, kontrolü sarsan etkiyi sevmedi. Sandalyesini belli etmemeye çalışarak birkaç santim geriye kaydırdı ve bakışlarını hızla monitöre çevirdi.

"İnsanların kişisel alanına bu kadar sessiz girmek gibi bir alışkanlığınız mı var?" diye sordu. Ses tonu sakindi ama çok dikkatli dinleyen biri nefesindeki o milimetrik düzensizliği fark edebilirdi.

Karan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Meslek hastalığı diyelim."

Mira kaşını kaldırdı, savunma mekanizması anında devreye girmişti. "Hangisi? Mafyalık mı?"

Karan'ın hafif gülümsemesi biraz daha belirginleşti ama gözlerindeki o keskin bakış değişmedi. "Hayır." Kısa bir duraksamanın ardından ekledi: "Merak."

Mira istemsizce ona baktı. Karan omuz silkti. "İnsan bazen ilginç bir şey görünce, sınırları unutup biraz fazla yaklaşabiliyor." Karan'ın o sert çehresinde belli belirsiz, alaycı bir tebessüm belirdi. "Sen de benim sistemime, siber duvarlarıma aynı sessizlikle sızdın, Mira. Pek bir farkımız yok."

Mira bakışlarını yeniden ekrana sabitledi. "Bilgisayarlar ve kodlar sınır ihlallerinden şikâyet etmez."

"Şanslıymışlar."

Mira bu kıvrak cevabı beklemiyordu. İstemsizce dudaklarının kenarı çok hafif kıpırdadı ama bunu fark ettiği anda yüzündeki ifadeyi hızla ciddileştirdi. "İnsanlar eder, Karan Bey."

Karan hafifçe başını sallayarak bir adım geri çekildi, Mira'ya nefes alacak alan bıraktı. "Haklısın. En azından uyarını dikkate alırım."

Mira ona kuşkuyla baktı. "Buna inanmalı mıyım?"

"Hayır," dedi Karan hiç düşünmeden. "Ben olsam ben de inanmazdım."

Bu kez Mira'nın dudaklarında beliren küçük tebessüm daha doğaldı ama hemen toparlanıp konuya döndü. "Her neyse, şuraya bakın lütfen. Bu kullanıcı hesabı normalde yalnızca lojistik verilerine erişebiliyor. Ama aynı oturum içerisinde, eş zamanlı olarak finans sunucularına da bağlanmış. Yetki yükseltilmiş ya da anahtar çalınmış."

Karan monitöre doğru biraz daha eğildi. "Bu sistem bunu nasıl fark etmemiş?"

"Güvenlik ekibiniz yanlış yere bakmış," dedi Mira, sesinde en ufak bir küçümseme olmadan. "Bir sihirbazın yaptığı ilk numara, elinizi yanlış yöne çevirmektir. Siber saldırılar da böyledir. Üstelik giriş saatlerine bakın; hepsi sistemin vardiya değişimlerine, insanların en dikkatsiz olduğu anlara denk geliyor."

Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu. Karan gözlerini ekrandan ayırmadan, tehlikeli bir sakinlikle sordu: "Yani... İçeriden biri."

"Evet, bir köstebek var. Eldeki veriler doğrudan bunu gösteriyor."

"Bunu tamamen ortaya çıkarabilir misin? Kim olduğunu?"

Mira monitöre baktı, ardından derin bir nefes aldı. "Kesin konuşamam. İzleri temiz bırakmaya çalışmış. Fakat geçici olarak veri sızıntısını kullandıkları siber tüneli kapattım. Bu sadece kanamayı durdurmak gibi, yarayı kapattım ama enfeksiyon hâlâ içeride. Ne kadar dikkatli olursa olsun, bir yerde mutlaka hata yapmıştır. Bana biraz zaman verin."

Karan gözlerini ondan ayırmadı. "En azından bana umut satmıyorsun."

"Gerçekler genelde umut kadar hızlı ilerlemez."

Karan'ın dudaklarında yine o tebessüm oluştuğu sırada...

GÜÜÜM!

Çelik kapı, hidrolik mekanizmasına ve yüksek güvenlik sistemine meydan okurcasına sertçe açıldı.

"KARAAAN!"

Sunucu odasının ağır ve tehlikeli sessizliği tek bir cümleyle paramparça oldu. "Senin bu kapıdaki izbandutlar yine bana silah çekti!"

İçeri uzun boylu, atletik yapılı bir adam girdi. Gri takım elbisesinin ceketini tek omzuna gelişigüzel atmıştı. Bir elinde karton kahve bardağı, diğerinde ise yarısı yenmiş bir poğaça vardı. Yüzündeki inanılmaz rahat ifade, buranın yüksek güvenlikli bir operasyon merkezi değil de çocukluk arkadaşının oyun odası olduğunu düşündürüyordu.

Karan gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Bu, sabrı tamamen tükenmiş bir insanın nefesiydi. "Mert..." dedi sesi ürkütücü bir sakinlikle. "Açıkçası merak ediyorum."

Mert hiçbir şey olmamış gibi kahvesinden höpürdeterek bir yudum aldı. "Neyi canım?"

"Sana kapıyı çalmayı öğretmek için kaç yıl daha beklemem gerekiyor?"

Mert omuz silkti. "Çaldım ya."

"Çalmadın."

"Ruhen çaldım."

Karan birkaç saniye onu tamamen ifadesizce izledi. "Kapılar ruh hâline göre açılmıyor, Mert."

"Bence açılmalı. Teknoloji bu kadar geliştiyse biraz da beni düşünsün," dedi Mert, poğaçasından dev bir lokma daha alırken.

Mira istemsizce ikisi arasında gidip gelen bakışlarını durduramadı. Az önce odada boğucu bir sessizlik, ciddi bir güvenlik açığı ve iki kişinin birbirini tarttığı ince, elektrikli bir gerilim vardı. Şimdi ise sanki biri bambaşka bir romantik komedi dizisinin karakterini yanlışlıkla bu siber suç sahnesine bırakmış gibiydi.

Karan başını hafifçe iki yana salladı. "Kapıyı neden zorladın?"

"Çünkü senin şu kapıdaki robotlardan biri 'Beklemeniz gerekiyor efendim,' dedi."

"Evet? Ve sen ne yaptın?"

"Ben de bekledim."

Karan tek kaşını kaldırdı. "Kaç saniye?"

Mert poğaçayı çiğnerken havaya baktı. "...Üç."

Kısa bir sessizlik oldu. Mert gayet ciddi bir ifadeyle devam etti: "Bence bir Savcı için gayet makul bir süre."

Karan elini yüzüne götürüp alnını ovuşturdu. "Bazen seni gerçekten savcı yapan kişinin akıl sağlığından ciddi anlamda şüphe ediyorum."

Mert hiç bozulmadı, aksine genişçe gülümsedi. "Onu ben de merak ediyorum ama artık çok geç, rozeti aldım bir kere."

Tam o sırada Mert'in bakışları masada oturan Mira'ya kaydı. Yüzündeki o laubali, rahat ifade saniyeler içinde değişti. Şakacı tavrının arkasındaki zehir gibi dikkatli adam ortaya çıktı. Bakışları önce Mira'nın yüzünde, sonra klavyede, ardından ekrandaki karmaşık log kayıtlarında gezindi. Her şeyi bir tarayıcı gibi hafızasına kaydediyordu.

"Demek meşhur misafir sensin," dedi Mert, ses tonunu biraz yumuşatarak. Elindeki kahveyi masaya bıraktıktan sonra elini uzattı. "Mert Yaman. Savcıyım. Aynı zamanda şu karşıdaki somurtkan adama çocukluktan beri katlanan en yüce gönüllü kişiyim."

Karan arkadan buz gibi bir sesle düzeltti: "Benim katlandığım."

"Detaylara takılma Karan," dedi Mert gözünü Mira'dan ayırmadan.

Mira kısa bir tereddütten sonra elini uzattı. "Mira."

Tokalaşmaları kısa sürdü ama ikisi de karşısındakini tartmayı ihmal etmedi. Mert'in tokalaşması güçlüydü ve gözlerini asla kaçırmıyordu. Mira ise ne çekingen ne de gereğinden fazla özgüvenliydi; tamamen dengedeydi.

Mert içinden, 'Korkuyor ama korkusunu mükemmel yönetiyor,' diye geçirdi. Elini bıraktıktan sonra ekranlara baktı. "Şu görüntüye bakılırsa... Bizim adliyedeki siber suçlar birimi bunun yarısını çözebilse kurbanda koyun keser."

Mira hafifçe gülümsedi. "Biriz abartıyorsunuz."

"Hayır," dedi Mert gayet ciddi bir tonla. "Abartmayı severim ama bu sefer değil. Sızıntının içeriden olabileceğini sen mi fark ettin?"

Mira başını salladı. "Sadece bazı işaretler gördüm. Henüz kesin bir kanıtım yok."

"Bu güzel," dedi Mert, kahvesini yeniden eline alırken. "Şüphe etmek iyidir. İyi araştırmacılar ilk gördükleri şeye inanmaz."

Karan kısa bir bakış attı. "Nihayet ciddi bir cümle kurabildin."

Mert gülümsedi. "Arada oluyor."

Karan araya girdi, sesindeki sabırsızlık netti. "Mert. Konuya gel."

"Biliyorum, biliyorum," dedi Mert iki elini teslim olur gibi kaldırarak. "Konuya geliyorum." Ancak yüzündeki o neşeli ifadeden eser kalmamıştı. Elindeki kahveyi tekrar masaya bıraktı ve odadaki hava bir anda yeniden kurşun gibi ağırlaştı. "Son liman sevkiyatında büyük bir problem çıktı, Karan. Gümrük belgeleri değiştirilmiş. Birileri resmi evraklarla oynamış ve malları riske atmış."

Karan'ın bakışları anında keskinleşti, gözlerinde tehlikeli bir şimşek çaktı. "Burada konuşamayız," dedi Mira'yı işaret ederek.

"Ben de onu diyecektim, konu uzun ve derin," dedi Mert kapıyı göstererek.

Karan düşünceli bir ifadeyle Mira'ya döndü. "Sistemde çalışmaya devam et. Geçmiş erişim kayıtlarını incele ve mümkün olduğunca o köstebeğin izini takip et."

Mira başını hafifçe salladı. "Deneyeceğim."

Karan'ın kaşı yine o meydan okuyan tavırla kalktı. "Sadece 'deneyeceğim' mi?"

Mira omuz silkti. "Sonucunu bilmediğim, kontrolümün tamamen bende olmadığı bir iş için söz veremem."

Karan birkaç saniye onu izledi. Ardından dudaklarının kenarında o nadir, hafif tebessüm belirdi. "Bu cevabı sevdim. En azından dürüstçe."

Mert şaşkınlıkla ikisine baktı. İçinden, 'İlginç... Bunlar daha ilk günden birbirlerine laf yetiştirmeye, birbirlerinin dilinden anlamaya başlamış. Demek ki bu malikanede işler yakında daha ilginç bir hâl alacak." diye düşündü.

Karan kapıya yöneldi. Eşiğe geldiğinde kısa bir an durdu. Başını tam olarak çevirmeden, emir kipiyle konuştu: "Ve Mira... Sana izin verdiğim sınırların dışına çıkma. Sadece köstebeği araştır. Kalan her şeyden uzak dur."

Mira sakin bir sesle cevap verdi. "Anlaşıldı."

Karan başını salladı ve Mert'le birlikte odadan çıktı. Çelik kapı ağır bir uğultuyla kapanırken, sunucu odası yeniden o klostrofobik sessizliğe gömüldü.

Kapının kapanmasıyla birlikte sistem odası yeniden o tanıdık, mekanik uğultusuna kavuştu. Sunucuların bu ritmik sesi Mira için garip bir şekilde dünyadaki pek çok insandan daha güvenli ve huzurluydu.

Bir süre olduğu yerde kıpırdamadan oturdu. Karan'ın son cümlesi zihninde dönüp duruyordu: 'Sana izin verdiğim sınırların dışına çıkma.'

İçinden hafifçe söylendi. "Emretmeden, tehdit etmeden konuşabildiğini gören oldu mu acaba?"

Başını iki yana sallayıp yeniden klavyeye döndü. Önce kaldığı yerden devam etti; silinmiş günlükleri geri yükledi, yetki anahtarlarını karşılaştırdı. Dakikalar geçtikçe köstebeğin yöntemi daha da netleşiyordu. Oldukça temiz, profesyonel bir siber ajan gibi çalışıyordu. Her işlemden sonra izlerini siliyor, sahte oturumlar oluşturuyordu.

"Fena değil..." diye mırıldandı Mira, ekrandaki satırları kaydırırken. "Ama kusursuz da değilsin. Her dijital adım bir iz bırakır."

Tam yeni bir veri tabanı kaydı açacakken, ekranın sağ alt köşesinde gizlenmiş, normalde görünmeyen ters bir dizin dikkatini çekti.

DEMIR_GROUP / OZEL_ERISIM_V4

Kaşları çatıldı. "Özel erişim?"

Normal kullanıcı dizinlerinden tamamen farklıydı ve arkasındaki şifreleme katmanı askeri düzeydeydi. Bir süre sadece ekrana baktı. İçindeki mantıklı ve temkinli taraf hemen geri çekilmesini söylüyordu: 'Dur. Bu seni ilgilendirmiyor. Adam seni uyardı.'

Diğer tarafı, o durdurulamaz yazılımcı merakı ise çoktan senaryolar üretmeye başlamıştı: 'Neden şirket ağı içinde malikaneden erişilen ayrı bir gizli katman var? Bunun köstebekle bir bağlantısı olabilir mi? Belki de köstebek buraya sızmaya çalıştı?'

Derin bir nefes aldı. "Sadece bir bakıp çıkacağım." Kendi kendine hafifçe güldü. "İnsanlar en büyük hatalarını ve ölümlerini de böyle açıklıyor zaten."

Şifreyi kırmakla uğraşmadı, çünkü az önce sisteme tanımladığı yönetici oturumunda geçici erişim anahtarı hâlâ aktifti. Sistem, onun bu isteğini Karan'ın kendi yetkisi sanacaktı. Birkaç kısa komut dizisinden sonra dizin sessizce, adeta bir tık sesiyle açıldı.

Mira'nın gözleri hayretle büyüdü. Karşısında dört ana klasör vardı:

• Malikane_Guvenlik_Agi
• Elektronik_Kilit_Sistemleri
• Kamera_Kontrol_Merkezi
• Acil_Durum_Protokolleri

İlk şaşkınlığı yerini hızlıca mesleki bir rahatsızlığa bıraktı. "Bu... Bu inanılmaz bir güvenlik hatası." Kaşları daha da çatıldı. Karan gibi her şeyden şüphelenen, paranoyak bir adamın malikanesinin tüm fiziksel güvenlik sistemi nasıl olur da dış dünyaya açık şirket ağına bağlanabilirdi? Bu, dışarıdan gelebilecek bir saldırı için devasa bir köprü demekti. Köprü varsa geçiş vardı, geçiş varsa ölümcül risk vardı.

İstemeden, parmakları kendinden bağımsız hareket ederek güvenlik haritasını açtı. Üç boyutlu, canlı bir malikane planı monitöre yayıldı. Koridorlar, kameraların görüş açıları, elektronik kilitlerin durumları, sensörler, hatta evin kör noktaları... Her şey canlı verilerle önündeydi. Mira istemsizce nefesini tuttu. "Tanrım, bu adamı bu sistem üzerinden evinde canlı canlı gömebilirler..."

Tam kamera sisteminin kaynak kodunu inceleyecekken, ekranın en altında, tamamen izole edilmiş tek bir klasör dikkatini çekti. Diğerlerinden farklı olarak üzerinde kan kırmızısı bir kilit simgesi vardı.

GIZLI_ARSIV_K_D

Erişim seviyesi: ROOT (Kök Yetki)

Mira'nın parmakları klavyenin üzerinde havada asılı kaldı. Bu kez gerçekten duraksadı. Bu artık bir güvenlik açığı incelemesi değildi. Bu doğrudan Karan Demir'in karanlık geçmişine, kendi özel alanına ve belki de asla bilinmemesi gereken sırlarına sızmaktı.

Sessizlik içinde kalbi hızla çarparak birkaç saniye geçti. Merakı, korkusuna baskın gelmek üzereydi. Parmakları ilk harfe dokunmak üzere alçaldı.

Klik.

Koridorun dışından gelen elektronik kilidin ve çelik kapının mekanik sesi odada yankılandı. Mira'nın gözbebekleri büyüdü. Hiç düşünmedi, tamamen saf refleksle hareket etti. Tek bir hızlı tuş kombinasyonuyla açık olan tüm gizli pencereleri saniyeler içinde infaz etti. Malikane planı kayboldu, gizli dizinler kapandı ve ekran yeniden o sıkıcı lojistik kayıtlarına döndü.

Tam o anda kapı açıldı. Karan içeri girdi.

Hiç acele etmeyen, avını köşeye sıkıştırmış bir avcı gibi ağır adımlarla yürüyordu. İlk keskin bakışı doğrudan Mira'nın yüzüne, göz bebeklerine gitti. Ardından monitöre baktı, sonra yeniden kıza döndü. Sessizlik bir işkence gibi uzadı. Karan masanın kenarına yaslandı, kolları göğsünde birleşti.

"Gereğinden fazla sessizsin," dedi Karan.

Mira bakışlarını monitörden ayırmadan, sesindeki titremeyi büyük bir başarıyla engelleyerek konuştu. "Çalışıyordum. Karmaşık bir algoritmayı çözmek için konsantre olmam gerekiyordu."

Karan masaya doğru hafifçe eğildi. "Öyle mi?"

Mira kısa bir baş hareketiyle onayladı. "Evet. İsterseniz logların zaman damgasına bakabilirsiniz."

Karan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi, sadece onu izledi. Monitörde gerçekten de lojistik kayıtları açıktı, her şey kitaba uygundu. Ama Karan'ın insan sarrafı zihni alarm veriyordu. Mira'nın nefesi normalden milimetrik olarak daha derindi. Sağ eli, farkında olmadan fareyi gereğinden fazla sıkı tutuyordu ve beyazlamış parmak eklemleri bunu ele veriyordu. En önemlisi de, odaya girdiğinden beri ilk kez onun gözlerinin içine doğrudan bakmamıştı.

Karan hafifçe, tehlikeli bir şekilde gülümsedi. "Sadece çalışıyor muydun, Mira?"

Mira bu kez meydan okumayı kabul ederek başını dikleştirdi ve doğrudan adamın gözlerine baktı. "Başka ne yapıyor olabilirim?"

"Ben de tam olarak bunu sana soruyorum."

"Köstebeğin izini sürüyordum. Bana verdiğiniz, burada kalmamı gerektiren tek görevi yerine getiriyordum."

Karan başını hafifçe eğdi, bakışları kızın yüz hatlarında adeta bir yalan makinesi gibi geziniyordu. "Güzel cevap. Fazla pürüzsüz."

"Çünkü doğru."

Karan birkaç saniye daha sustu. Sonra masadan destek alarak Mira'ya doğru iyice eğildi. Sesi yalnızca ikisinin duyabileceği, odayı ısıtabilecek ya da dondurabilecek kadar alçak bir tondaydı. "Benimle oynarken yalan söylemeyi çok daha iyi öğrenmen gerekecek, küçük hanım."

Mira'nın kaşı hafifçe kalktı, kalbinin göğsünü döven sesini Karan'ın duymasından korkuyordu. "Yalan söylemiyorum."

"Az önce söyledin."

"Hayır."

"Gözlerin söyledi," dedi Karan, sesindeki o mutlak eminlikle.

Mira'nın bakışları istemsizce, sadece bir saliseliğine monitörün alt köşesine kaydı. Sadece bir saniye, belki daha az. Ama Karan o milimetrik hareketi kaçırmadı. Gözlerindeki zafer ifadesi parıldadı.

Mira hemen yeniden toparlandı. "Yanılıyorsunuz. Fazla şüphecisiniz."

"Mesleki deformasyon," dedi Karan sakinliğini hiç bozmadan. "Fakat insanların benden ne sakladığını, arkamdan ne işler çevirdiğini anlamakta pek kötü sayılmam."

Mira bu kez bakışlarını kaçırmadı, adeta meydan okudu. "Belki de her şeyin altında bir sır arayacak kadar paranoyaksınızdır."

Karan hafifçe güldü; bu kez içten, keyifli bir gülüştü. "Neyse ki bu durum bulaşıcı değil." Geriye doğru bir adım çekilerek aralarındaki o yoğun oksi-hidrojen gazı bulutunu dağıttı. "Ne gördüğünü ya da neye baktığını bugün bana söylemeyeceksin, biliyorum."

Mira sessiz kaldı, ifadesini tamamen dondurdu.

"Ama bir gün bana kendi rızanla anlatacaksın," dedi Karan kapıya doğru yürürken. Eşikte durdu ve ekledi: "Dünyada hiçbir sistem sonsuza kadar sır saklayamaz, Mira. İnsanlar da."

Kapı arkasından kapandığında Mira derin, titrek bir nefes verdi. Kalbi sonunda normal ritmine dönmeye başlamıştı ama ellerinin titremesine engel olamadı. Koltuğa iyice yaslanırken kendi kendine fısıldadı:

"...Bu adam gerçekten tehlikeli."

Tam o esnada, sistem ekranının sağ alt köşesinde, kan kırmızısı küçük bir uyarı penceresi yanıp sönmeye başladı. Mira'nın gözleri refleks olarak kısıldı, omurgasından aşağı soğuk bir ürperti yayıldı.

Bir kullanıcı sisteme giriş yapmıştı. Aktif durumdaydı.
Daha da garibi, sadece birkaç saniye önce veri trafiğinde böyle bir hareketlilik kesinlikle yoktu.

Ekrandaki kullanıcı adını okuduğunda Mira'nın yüzündeki o yorgun ifadeden eser kalmadı. Kehribar gözlerinde saf bir tehlike ve avını yakalamış bir avcının sinyali belirdi.

Kullanıcı adı: D-17

Mira, donakalmış bir şekilde ekrana bakarken odanın içindeki havanın buz kestiğini hissetti. Çünkü bu kod, bir sistem arızası değildi. Bu, Karan Demir'in en yakınındaki o hainin, tam şu an bu odaya ve sisteme uzaktan eriştiğinin açık bir kanıtıydı. Oyun şimdi başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 8beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.