9. bölüm · Karanlığın varisleri 1
Vicdanın Sınırı
Leshak hantal hareketlerle yürüdü. Koltuğuna otururken kadınla göz göze geldi. Oldukça sakin durmasına karşın yanaklarındaki kızarıklık onu ele veriyordu. Prens bu kadının şimdiden sıkıntı çıkaracağını anlıyordu. Yerine geçti. Dirseklerini masaya sabitleyerek ellerini göz hizasında birleştirdi.
“Sizi dinliyorum, doktor...”
Prensin lafını Arden tamamladı. “Arden. İsmim Arden.”
Leshak belli belirsiz başını salladı. “Peki, Doktor Arden, sizin için ne yapabilirim?”
Kadın ilk önce Brükles’i, sonra da Leshak’ı süzdü. Doktor, prensin çaprazında oturuyordu. Karşısındaki adam ise yüzü belirgin hatlara sahip, tehditkâr biriydi. Brükles denen o olmalı diye düşündü. Ayrıca konunun onunla ilgili olması dikkatini keskinleştirdi. Gözlerini yavaşça Brükles’in üzerinden prense yöneltti. Sesinin titrememesini umarak şikâyetini anlatmaya başladı.
“Sizinle açık konuşmak niyetindeyim. Bundan rahatsız olacağınızı da düşünmüyorum. Bugün bana iki hasta geldi. Daha doğrusu iki asker.”
Prens homurdandı. Bunun Brükles’in bahsetmek istediği sorun olduğunu tahmin ediyordu. Kollarını masadan çekerek arkasına yaslandı. İhtiyatla cevap verdi:
“Tabii ki dürüst olmanızı isterim fakat sınırlarımızı bilmek önemli.”
Arden’in yüzü istemsizce buruştu. “Sınırlarımızı” kelimesindeki ses artışını fark etmişti. Kısa bir nefes verdi. Gülümsemeye çalıştı.
“Bilgi paylaşımındaki hassasiyetinizi anlıyorum. Çünkü siz prensiniz. Devlet yönetiminden geliyorsunuz. Ama siz de beni anlamalısınız. Ben insan hayatına çok değer veririm. Can bizim için kutsaldır.”
Leshak kafasıyla onayladı. Konuşmanın nereye varacağını biliyordu. Kısa kesecekti. Buraya basit bir doktordan nasihat almaya gelmemişti.
“Bakın doktor, ben de sizinle açık konuşacağım. Siz ne kadar kendi işinize değer veriyorsanız, ben de yaptığım işe önem veriyorum. Demek istediğiniz şey, askerlerimin canını önemsemediğimse olayları çok yanlış yorumluyorsunuz.”
Bu sözlerin ardından Arden kaşlarını çattı. “Hizmetinizde olan askerlerin bacaklarını kırmak veya onları ölesiye dövdürmek de bu kıymet vermeye giriyor mu? Yoksa bizim değer anlayışımız mı çok farklı?”
Kadın artık saklamayı bırakmıştı. Prens eliyle ensesini kaşıdı. Stres onda kaşıntı yapıyordu. Ne diyeceğini bilemez hâldeyken Brükles, prensin zorlandığını görerek araya girdi.
“İşiniz olmamasına rağmen insanlar hakkında neden yargıda bulunmaktasınız? Kendinizi yanlış tanıtmadıysanız veya üzerinizdeki önlük sahte değilse, siz bir doktorsunuz. Hâkim değil.”
Arden adamın bu denli sert konuşmasını beklemiyordu. Yanıt vermek istedi. Ağzı aralansa da sustu. Derin bir nefes verdi ve tekrar savunmaya geçti.
“Fikir sahibi olmak her insanda olağan bir durum. Belki siz düşünmeyi pek tercih etmediğiniz için size garip geliyordur. Gerçi ben neden sizinle konuşuyorsam, sonuçta zaten o emri veren kişiler sizlersiniz. Bu akşam gelip askerlerinizin durumuna bakmanızı tavsiye ederim. Belki de o zaman vicdan diye bir şeyden haberiniz olur.”
Arden, sözlerini bitirir bitirmez ayağa kalktı; izin beklemeyi hiç düşünmüyordu. Kapıya yönelip kulpu tuttuğunda arkasını döndü ve iki adamın bakışlarıyla karşılaştı.
“İyi günler, Prens Leshak. Kıymetli zamanınızı aldığım için özür dilerim. Sizin için söylenenlerin doğru olduğunu görmek kötü,” dedi ve son darbeyi vurduktan sonra dışarıya adımladı.
Doktor odadan çıkıp giderken prens ayağa kalktı. Odada sinirle volta atarken bir yandan anlaşılmaz seslerle mırıldanıyordu. Brükles, prensin aksine pek etkilenmemişti. Sadece Leshak’ın tepkilerini inceliyordu. Prens odada birkaç tur attı ve aniden durdu. Brükles onun emir vereceğini anlamıştı. Hemen kapının önünde dikildi. Prens saçlarını düzeltti.
“Akşam hasta odasına gidiyoruz.”
