11. bölüm · Karanlığın varisleri 1

Söylenmeyenler

Loyki Lorin

Brükles kapıyı sertçe örttü. Çarpma sesi odada yankılanarak gerginliği hat safhaya çıkarmıştı.

Askerler bakışlarını kaçırıyor, kimse konuşmuyordu.

Prens Leshak ise boş yataklardan birine oturdu. Göz ucuyla askerleri tartıyordu.

Yakınında yatan oğlanın bacağı sargıdaydı. Diğer tarafta duran askerinse herhangi bir sargısı yoktu. Yanağı morarmış, burnundan akan kan kurumuştu. Geçmiş olsun dileğini sunması gerektiği hissine kapıldı.

Van’a hâlini sorarak başladı:

“Bacağın iyi mi?”

Van konuşmak için ağzını açsa da tekrar kapadı. Sinirine yenilip tehlikeli bölgelere girmek istemiyordu.

Sorusuna yanıt alamayan Leshak eliyle çenesini ovdu. Gülümsemeye çalıştı ama beceremedi.

Daha yüksek bir tonda soruyu yineledi:

“Bacağı kırık olan sana diyorum, nasıl bacağın?”

Van bu defa durumunu söyledi:

“Kötü. Çok ağrıyor.”

Prens, Van’ın ağrısı hakkındaki gerçekçi sözlerinden sonra yüzünü astı.

“Anlıyorum.”

Van, Leshak’ın samimiyetine güvenmiyordu.

Oturmadan önce çarşafı silkmiş, her soluğunda burnunu kıvırmıştı.

Van kısa bir an başını kaldırdı.

Prens ilgisini Mihat’a yöneltmişti.

Onunla konuşmaya başladı:

“Sen nasılsın, asker?”

Mihat, Van’ın aksine daha temkinli yaklaştı:

“İyi sayılırım, efendim. Ufak sıyrıklar işte.”

Lafını tamamladığında Brükles dudaklarını büzdü.

Mahzende ona diklenen çocuğun bu hâlleri komiğine gitmişti.

O ne denli sakinse arkadaşı tam tersiydi.

Van, prensin odaya girmesiyle yarı oturur pozisyona geçmiş, başını eğip hırsla çarşafının ucunu sıkıyordu.

Oğlanın huzursuz davranışları prensin de dikkatini çekmişti.

Leshak onunla konuşmayı kısa kesmiş, Mihat’ın suyuna gitmeyi amaçlamıştı.

“Başkente yapılan yarışmada birinci olduğun doğru mu?”

Mihat, prensin kiminle konuştuğunu tam kavrayamadı. Eliyle kendini gösterdi:

“Benden mi bahsediyorsunuz, efendim?”

Prens başıyla onayladı.

“Evet, seninle konuşuyorum.”

Mihat, Leshak’ın onunla sohbet ettiğine emin olunca yarışmaya nasıl katıldıklarını ve görevini açıkladı:

“Aslına bakarsanız yarışmaya tek katılmadım. Arkadaşım Van ile birlikteydik. Proje taslaklarını çizen bendim fakat ana kısımlar ve fikrin aslan payı ondaydı. Bize yarışmayı o kazandırdı.”

Mihat arkadaşını övmeyi bitirdiğinde Van yatakta hareket etti.

Metal gıcırtı kulakları rahatsız ederken Van göz ucuyla prensi izledi.

Ne var ki adam da ona bakıyordu.

İkili uzunca bir süre birbirini ölçtü.

Prens bir ara konuşacak gibi olsa da en sonunda bakışlarını odanın başka bir köşesine kaydırdı. Gözleri etrafı tarıyordu. Biraz etrafı seyrederek oyalandı.

Çevrede garip bir husus yoktu. Odada birkaç yatak, metal bir masa ve cam kapaklı ilaç dolabı vardı.

Her hasta odasında olan parçaların nesine bakıyordu ki zaten.

Burada kalmanın bir anlamı yoktu.

Proje meselesini daha sonraya erteledi; adam iyileştiği zaman tekrar konuşacaktı. Ayağa kalktı.

Mihat’ı ve Van’ı ayrı ayrı süzdü.

Arkasını döndüğünde Brükles kapıyı araladı.

Prens Leshak çıkmadan önce son kez onlara baktı:

“Van, iyileştiğinde seni odama bekliyorum. Umarım sağlığına en kısa sürede kavuşursun.”

Prens iyi dileklerinden sonra çıktı. Arkasından da Brükles onu takip etti.

Kapı açık kalırken Van kafasını hızla yana çevirdi.

“Ne yapıyorsun lan? Niye her şeyi anlatıyorsun?”

Mihat kaşlarını çatarak ona baktı.

“Anlatmasam da öğrenecekti zaten. Hem ne var bunda?”

Van dişlerini sıktı, bakışlarını kaçırdı.

“Her şeye atlamak zorunda mısın? Biraz ağzını tutsan ölmezsin.”

Mihat bu kez hafifçe gerildi.

“Sen de her şeye ters gitmek zorunda değilsin. Adam bir şey sordu, ben de cevap verdim. Bu kadar büyütecek ne var?”

Van iki elini boynuna götürüp derin bir nefes aldı.

“Bilmiyorsun işte...”

Cümlesini yarıda bıraktı. Devam etmek istemedi.

Genç adam kırık bacağını uzatarak yatağa yattı.

Arkasını Mihat’a dönerek gözlerini kapadı.

Uzunca bir süre aynı şekilde durdu.

Sonunda inadına yenilip yönünü değiştirdiğinde Mihat yatağında değildi.