12. bölüm · Karanlığın varisleri 1
Karanlığın Teklifi
"Neden hâlâ uyanmadı?"
"Bilmiyorum, sadece yarım doz verdim."
Mihat bu seslerin kime ait olduğunu anlayamadı. Başı ağrıyordu. Ağırlaşmış göz kapaklarını zorla açtı.
Nerede olduğunu kavrayamıyordu. Kulağının içinde garip bir uğultu kol geziyordu. Gözlerini açıp kapadı. Algısı yavaşça yerine gelmeye başladı. Bileklerine sürtünen ipleri fark ettiğinde can havliyle halatları çekiştirdi.
Tüm gücünü kullansa da en ufak bir gevşeme yoktu. Sonunda iplerle uğraşmayı bırakıp başka bir çıkış yolu aradı.
Odayı incelerken karşı duvardaki iki kişiyi gördü.
Ağzı şaşkınlıkla açıldı.
Doktor Arden neden buradaydı?
Bu soruyu kendine sorarken doktor konuşmasına devam ediyordu.
Mihat dikkatini Arden'den asıl meseleye yöneltti. Buradan kurtulmalıydı.
Odada işine yarayabilecek bir şey aradı.
Camlar kırıktı, yerler toz içindeydi, duvar kâğıtları soyulmuştu.
Mihat başını arkaya attı. Buradan kurtulmanın yolu yoktu.
O sırada İsta ve Arden'in, Mihat'ın uyandığından haberi yoktu.
Birbirleriyle fikir alışverişinde bulunuyorlardı.
İsta uzun pelerinin önünü açtı. Eliyle Mihat'ı gösterdi.
"O mu bize yardım edecek?"
Arden ellerini iki yana açtı.
"Benden ne istiyorsun..."
Doktor, İsta'nın davranışlarını anlamlandıramıyordu. Kaşlarını kaldırdı. Elini "bu kadar" dercesine salladı. Gözleri İsta'nın kan kırmızısı gözleriyle buluştu.
"Üzgünüm, elimden gelen bu," dedi.
İsta derin bir iç çekti. Bakışlarını Mihat'a çevirdi. Adamın hızla inip kalkan göğsünü gördü.
Birkaç adım attı. Sakin bir ses tonuyla konuştu:
"Uyumadığını biliyorum."
Mihat bir süre uyuma taklidine devam etti. Fakat seslerin tamamen kesilmesiyle gözlerini çaresizce araladı.
Biraz önünde dikilen insana baktı.
Uzun bir pelerin onu tamamen örtüyordu. Beden hatları seçilemiyordu. Şapkası büyüktü ve yüzünün çoğunu kaplıyordu.
Onun hakkında fikir yürütebildiği tek yer saçlarıydı.
Siyah saçları şapkasının altından sarkıyordu.
Mihat sandalyede kıpırdandı. Temkinle yaklaşarak sordu:
"Sen kimsin ve benden ne istiyorsun?"
İsta'nın dudakları yukarı kıvrıldı.
Şov yapma zamanıydı.
İsta odanın ortasına geldi. Tavandan sarkan lamba tam başının üstündeydi.
Gölgesi kızıl gözlerini ön plana çıkarırken gücü açığa çıktı.
Ayağının altında siyah bir sıvı dalgalandı. Akışkan madde girdaplar hâlinde döndü. Zeminden iki yaratık belirip İsta'nın iki yanına yerleşti.
Doktor bu canavarlara karşı burnunu kıvırdı. Korkunç görünüyorlardı.
Sağ taraftaki uzun ve inceydi. Bir ruh misali havada süzülüyor, elinde büyük bir tırpan taşıyordu.
Diğeri ise bir şövalyeydi. Zırhı vardı ve uzun, sivri bir kılıç tutuyordu.
Arden kollarını göğsünde kavuşturarak yürüdü, İsta'nın yanına geldi.
"Tamam... şu tantanıyı bırak. Çocuğu korkudan öldüreceksin, şunun hâline bak."
Mihat'ın gözleri fal taşı gibi açılmış, alnından boncuk boncuk ter akıyordu.
İsta oğlanın tepkisine güldü. İşte bu, beklediği tepkiydi.
Biraz daha oyalamak istese de Arden'in bakışları ona "Hayır" diyordu. İsta dudaklarını büzdü. Eğlenmek onun da hakkıydı.
Yaratıklar şekillerini kaybetti. Sıvılaşmış karanlık parkelerden geri çekilip kaynağına döndü.
İsta sitemini belli ederek duvarın dibine gitti. Sırtını yasladı ve başlaması için işaret etti.
"Şansını dene bakalım."
Doktor, İsta'nın dediğine uyarak sandalyeye yaklaştı. Gösteriden sonra oğlanın teklifi kabul edeceğini sanmıyordu. Yine de denemeliydi.
Mihat'ın yanına iyice sokuldu.
Adamın donuk yüz ifadesi şoku atlatamadığını gösteriyordu.
Arden elini sağa sola salladı.
Adam gözlerini kırpıştırarak yutkundu. Artık doktorla göz göze gelmişti.
Dişlerinin arasından zorla konuştu:
"Sen na—nasıl ona yardım edersin? Sen hainsin!"
Arden küçük bir kahkaha attı.
"Hain mi? Ben pek öyle demezdim."
Mihat yüzünü buruşturdu.
"Nesin peki, Agrona yardakçısı mı?"
Doktorun gülen yüzü düştü. Bunu alttan almadı. Adamın yüzüne sert bir tokat attı.
"Bana bak, bir daha bunu söylersen seni gebertmesine izin veririm."
Mihat yüzüne yediği tokadın ardından sırıttı. O bir askerdi. Bunlara az da olsa dayanıklıydı.
"Biliyor musun, biraz bile acıtmadı."
Doktor gözlerini kıstı.
"Tamam... en iyisi anladığın dilden konuşalım. Sana teklif sunmayacağım, zaten kabul etmek zorundasın."
Mihat başını eğip tekrar kaldırdı. Adamın yüzü gerilmişti.
"Sen kim oluyorsun da beni tehdit ediyorsun?"
Arden onu baştan aşağı süzdü. İğneleyici bir tonla:
"Güçlü görünmeye çalışma, çünkü hiç beceremiyorsun," dedi.
Genç adam bu sözlerin ardından sustu. Zayıf noktasından vurulmuştu.
Doktor sessizliğini koruyan oğlana konuyu açtı:
"Şimdi sana iki seçenek sunuyorum: ya bizim için ajanlık yaparsın ya da İsta seninle arkadaşının işini görür."
Mihat kadının tehdidini duyunca öfkeyle köpürdü.
"Sen... sen iğrenç bir insansın! Nasıl kendine doktor diyebiliyorsun?! Doktorlar can verirler, can almazlar."
Arden nasıl Mihat'ın zayıf noktasını yakaladıysa, adam da onun kanayan yarasına basmıştı.
O doktordu. Mesleğiyle gurur duyuyordu. Daha bugün Prens Leshak'la bu konuyla ilgili tartışmıştı.
Fakat şimdi ne yapıyordu? İyileştirmeye çalıştığı insanı öldürmekle tehdit ediyordu.
Arden eliyle saçlarını geriye attı. Kısık bir ses tonuyla konuştu:
"Bu durumdan keyif almıyorum. Ama ona yardım etmeliyim. Sen de etmelisin, çünkü o çürümüş bu sistemi yıkabilir."
Doktor sözlerinin onu motive edeceğini umdu. Bir süre öylece bekledi. Adamın cevabını merak ediyordu.
Mihat ise kadının dediklerini düşündü. Doğru olabilir miydi? Bir Agrona onları kurtarabilir miydi?
Derin bir nefes verdi.
Arden vazgeçip gidecekken yanıt geldi:
"Kabul ediyorum."
İsta adamın yanıtını duydu. Artık burada durmasına gerek yoktu.
Duvarın içinden geçerek karaltı boyutuna geri döndü.
Arden'e güveniyordu. Mihat'ı kontrol edebilecek kadar zekiydi.
Ama içinde huzursuz bir his vardı. Birkaç gündür kesik kesik gelen bir Agrona enerjisi hissediyordu.
Her ne kadar antrenman yapmayı arzulasada, önce bu işi halletmeliydi.
Yere oturdu ve odak pozisyonuna geçti.
Bağdaş kurup ellerini birleştirdi.
Şimdi tek yapması gereken sinyali almaktı.
