13. bölüm / 23
Karanlığın varisleri 1Uyanan Kan
Bölümler 23Şu an: Uyanan Kan
- 1 Uçurumun Kıyısında922 kelime
- 2 Sessiz kabul653 kelime
- 3 Kızıl Gözlerin Gölgesi454 kelime
- 4 Hayaletin oyunu394 kelime
- 5 Nefes Kadar Yakın737 kelime
- 6 Sekiz Yolun Ortasında642 kelime
- 7 Kural Dışı Emir560 kelime
- 8 Sayfalar Ardında Saklanan625 kelime
- 9 Vicdanın Sınırı471 kelime
- 10 İçten çökenler493 kelime
- 11 Söylenmeyenler519 kelime
- 12 Karanlığın Teklifi793 kelime
- 13 Uyanan Kan604 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Derinlerdeki Bağ674 kelime
- 15 Kuzey Kulesindeki Fırtına628 kelime
- 16 Mahzendeki Zincirler873 kelime
- 17 Keyifsiz Ziyaret763 kelime
- 18 Huzurlu bir gece961 kelime
- 19 Görünmez Düğüm519 kelime
- 20 Kırık Bağlar, Yeni Sırlar983 kelime
- 21 Yaklaşan Fırtına1.243 kelime
- 22 Karanlığın Oyunu848 kelime
- 23 Gecenin İçindeki904 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneşin ilk ışıkları surları aşıp avluya vuruyor, gökyüzünün mavi tonları katman katman açılıyordu. Şato sabahın sessizliğine bürünmüşken İsta çatıya tırmanmakla meşguldü.
Kadın, elindeki iki küçük çekiçten birini sağa, birini sola sapladı. Kol kaslarına iyi gelen bu hareketi ritmik bir şekilde yapıyordu. Önce çekici ilerletiyor, kaslarını gerip bedenini yukarı çekiyordu. Birkaç metre boyunca aynı döngüyü sürdürdü. Kalbi küt küt atarken çatıya ulaşmak üzereydi. Sol elini uç kısma sabitleyip çekiçleri aldı. Ardından metal plakanın üstüne çıktı. Çatı beklediğinden fazla eğimliydi; dengesini sağlamak kolay olmayacaktı. Sabit durmaya çalışarak elini iki yana açtı.
Birkaç adım sonra alışıp eliyle alnında birikmiş ter damlacıklarını sildi. Fiziksel olarak hâlâ Agrona seviyesine yakın değildi. Bu düşünce suratının asılmasına neden oldu. Kısa bir nefes verirken kendini zar zor hatırladığı anılarından birinde buldu.
Babası ince zırh giymiş, kılıcını kuşanmıştı. Küçük İsta ise yatağında oturmuş babasını seyrediyordu. Adamın kasvetli yüzü gergindi. İçinden bir şeyler mırıldandı. Ayağa kalkarak çocuğunun yanına geldi. Dizlerinin üstüne çöküp kızının yüzünü avuçlarının arasına aldı. Kırmızı gözlerinden birkaç damla yaş süzülürken gülümsedi.
"İsta, sen bizim yegâne umudumuzsun. Sen yaşayan tek Supremesin," dedi.
İsta babasının ne dediğini anlamıyordu.
"O ne demek ki?" diye sordu.
Babası başını çevirdi. Gözleri pencereden dışarı kaymıştı. Adam, askerlerin buraya geldiğini anlayınca ayağa kalktı. İsta’yı arkasına aldı.
Çok zaman geçmeden kapı kırıldı. Kılıçlar çekildi. Işık patladı. Askerler ve...
Kadın, anının etkisiyle dolan gözlerini ovuşturdu. Ağrılar karnına hançer misali saplanıyordu. Dişlerini sıktı. Çatıdan daha düzgün bir yere gitmeliydi. Gölgesini kullanıp karaltı boyutuna uzandı. Küçük bir parça kopararak onu şekillendirdi. Karanlık sis bulutu, minik bir asma merdivene dönüşerek çatıyı surlara bağladı.
İsta kramplarla mücadelesine katlanarak aşağıya kadar zor dayandı. Merdivenlerden inmeyi bitirdiği an taş zemine çöktü. Sırtını burçlara dayadı. Uzun süredir bu denli sert tekrarlanmamıştı. Gözlerini kapadı. Elleriyle pantolonunu sıkarak nefesinin düzene girmesini bekledi.
Sakinleşip karın ağrıları dindiğinde gözlerini araladı. Bakışları sertleşirken duyduğu öfkeyle çığlık atmak istedi. Ama yapmadı. Sustu. Bir planı vardı. Çektiği tüm acıları ödetecek, intikamını kanla yazacaktı. O yüzden şimdi kalkması gerektiğine inanıyordu. Titreyen bacaklarına rağmen ayaklarının üstünde durdu. Rüzgâr saçlarını savururken ona gülümseyen güneşe baktı.
Her gecenin bir sabahı vardır.
İsta kendi kendine başını salladı. Arkasına dönerek merdiveni tekrar kaynağına gönderdi. Artık o da dönecekti ki yine o his... Yoğun. Tanıdık aura. Yine yayılıyordu. Hem de bu sefer çok daha güçlüydü. İsta istemsizce etrafını aradı. Sağ taraf ağır basıyordu. Biraz ilerleyip yere çöktü. Surlardan aşağıda, avluda bir kalabalık vardı.
İsta avludan çok uzakta olsa da ne olup bittiğini görebiliyordu. İki adam karşı karşıya gelmişti. Kadın, kavga edenlerin kim olduğunu fark edince istemsizce kaşlarından biri hafifçe yukarı kalktı. Brükles ve Komutan İlam neden savaşıyordu? İsta bu sorunun cevabını merak etse de asıl anlamadığı Brükles’in enerjisiydi. O neden bu enerjiye sahipti? Gözleri irileşirken ağzını eliyle kapadı.
"Elbette..." diye fısıldadı. "O bir Agrona."
---
Avluda çarpışma başlamıştı. İlam ilk hamleyi yaptı ama huzursuzdu. Bir şey yanlıştı. Brükles’in gözlerinde iri, kırmızı benekler yanıp sönüyordu. Bastırılmış güç uyanmıştı. Ve ilk hedefi İlam’dı.
Brükles hızla saldırdı. Kılıcı havayı yararak İlam’ın kılıcıyla buluştu. İlam, Brükles’in baskısıyla geriledi. Dişlerini birbirine kilitledi. Brükles çok güçlüydü. Komutan, adamı son bir hamleyle itti. Brükles yalpalasa da uzaklaşmadı. Kılıcını savurdu. İlam kaçsa da yanağında derin bir yara açıldı. Kan sıçradı. İlam bir anlığına elini yanağına götürdü. Kanıyordu. Uzun zamandır yara almadığından duraksamıştı.
Komutanın bu duraksamasını fırsat bilen Brükles hamlesini yaptı. Metal zırh, İlam’ın göğsüyle birlikte yarıldı. Acı dolu bir feryat avluyu doldurdu. Komutan dizlerinin üstüne düştü, ardından yere kapaklandı.
Brükles ise boş gözlerle yerde yatan adama baktı. Onu öldürmüş müydü? Her şey o kadar hızlı gerçekleşmişti ki kendini kontrol edememişti. O sırada askerler, durumun şokunu yeni atlatmış ve Brükles’in üzerine atılmışlardı. Brükles adamları engellemeye çalışsa da bugün sınırını fazla aşmıştı. Ensesine aldığı yumrukla birlikte tek duyduğu, uzaktan gelen uğultulardı.
Bölüm etkileşimi
