9

Vaveyla Yazarı: Özlem Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 9

Koca malikanede tam bir hafta geride kalmıştı. Yedi gün... Sanki bir asır gibi uzun, soluksuz ve yabancı bir zaman dilimi. Bu yedi gün içinde anladığım tek bir gerçek vardı: Buradan kaçış, o devasa bahçe duvarlarını aşmak kadar imkansızdı. İlk günlerde içimde yanan o isyankâr ateş, zihnimin ve ruhumun bitmek bilmeyen yorgunluğuyla yavaş yavaş kül olmuştu. Artık direnmek istemiyordum; çünkü direndikçe daha çok batıyor, çırpındıkça bu adamın kolları arasında daha da kayboluyordum.
Aslan, sabahları erken saatlerde holdinge gidiyor, işlerini halledip öğleden sonraları ya da akşama doğru dönüyordu. O evde yokken malikane sessiz bir çöle dönüyor, ben ise günün büyük bir kısmını ya o devasa kütüphanede kitap karıştırarak ya da yüksek taş duvarlarla çevrili bahçede, rüzgârın sesini dinleyerek geçiriyordum. Ama ne zaman kapı açılsa ve o ağır, odunsu parfüm kokusu evin koridorlarında yankılansa, içimdeki tüm o sakinlik yerini karmaşık bir heyecana bırakıyordu. Biliyordum; o adam gelmişti ve dünyanın geri kalanı bir anda silinip gitmişti.
Yine böyle uzun bir günün ardından, gece yarısına doğru odamızın geniş yatağında oturmuş, camdan dışarıdaki karanlığı izliyordum. Üzerimde yumuşak, ipek mini siyah bir gecelik vardı. Kapı sessizce açıldı ve içeri giren Aslan, ceketini koltuğa atarken yorgun ama karizmatik yüzüyle doğrudan bana baktı. Gözlerindeki o derin, parıltılı açlık bir haftadır hiç azalmamıştı; aksine, her geçen gün daha da büyüktü.
Uzun adımlarla yanıma yaklaştı, yatağın kenarı ağırlığıyla çökerken belimden kavradığı gibi beni doğrudan kucağına çekti. Direnmeyi çoktan bıraktığım için başım sessizce geniş göğsüne yaslandı.
Aslan: "Yine mi dalıp gittin güzelim?" diye fısıldadı pürüzlü ve derin sesiyle. Parmakları yavaşça saçlarımın arasında geziniyordu. "Bütün gün aklım hep burada kaldı."
İpek: "Yorulmadın mı hiç?" dedim, sesim yorgun ve fısıltı halindeydi. Parmaklarımı birbirine kenetleyip gezdirirken gözlerimi ona kaldırdım. "Her gün o holding, o toplantılar... Sonra gelip benimle uğraşmak..."
Aslan hafifçe gülerek başını eğdi, alnını alnıma yasladı. Sıcak nefesi dudaklarımı ısıtırken gözlerindeki o zifiri karanlık tutku tenimi yakıyordu.
Aslan: "Seninle uğraşmak benim yorgunluğumu alan tek şey, İpek," dedi. "Senin o her defasında kaçmaya çalışıp sonunda bana teslim olmanı izlemek... Hayatımın en büyük bağımlılığı oldu."
İpek: "Ben sana teslim olmasaydım da..." diye mırıldanacak olmuştum ki, cümlem dudaklarımın üzerinde bitti.
Aslan, kelimelerin devamını getirmeme izin vermedi. Dudakları dudaklarımla buluştuğu an, içimdeki o son direnç kırıntısı da buharlaşıp gitti. Bu öpücük acelesiz ama inanılmaz derecede sahipleniciydi; yılların hasretini, o uzaktan izlenen her anın birikimini çıkaran tutkulu bir mühür gibiydi. Nefesim kesilirken ellerim refleks olarak geniş omuzlarına tutundu, tırnaklarım kumaşına gömüldü.
Kendimi ona teslim etmek ürkütsede başka yolu yoktu beni ters çevirip bir hışımla üstüme çıkmıştı hissettiğim sertlikte gözlerimi kapattım boynumdan öpüyordu her öpüşü altımda yanma hissetmeme neden oluyordu üzerimdeki gecelikten kurtulmuştu dolgulu göğüslerim onu dahada azdırmıştı göğüslerim öpmeye ve emmeye başladı inlemiştim bedenimde gezen eli bacağımı hafifçe sıkıyordu kendi üzerindekilerden kurtlumuştu tekrar dudaklarıma yapışması ile karşılık verdim göğüslerim avuçlaması ile zevkten dört köşe olmuştuk ardından kadınlığıma inmesi ile Dünyam dönüyordu ilk defa yaşadığım bu his ile tüm bedenim yanıyordu resmen her dil darbesinde biraz daha belim.yatakta yay gibi yükseliyordu dil darbeleri o kadar serttiki zevkten bayıla bilirdim .her inlememde daha da sert yalıyordu geri kalktı ve dudaklarıma yapışması ile karşılık verdim .
-Ölüyorum Sana kadın"boynumdan emiyordu şuan tüm bedenimin morardığına emindim eli durmuyordu kadınlığımdaydı iki parmağını içime sokması ile kafamı geri attım çok acıtıyordu.
-ahh yavaş"diye inledim ama kulağıma yaklaştı.
Aslan:Daha yeni başlıyoruz güzelim".....

*
*
*
*

Gece yarısına kadar devam etmişti geri çekildiğinde bedenim bitkin düşmüştü çarşafa baktığımda artık tamamen benliğimi ona vermiştim yanaklarım yanıyordu.
Aslan: "Sen benimsin, İpek," diye fısıldadı, sesi bu kez o kadar net ve tavizsizdi ki,
İpek: "Biliyorum..." diye mırıldandım, sesim odanın sessizliğinde erirken. "Zaten hiçbir yere gittiğim yok..." O gece, dışarıdaki fırtınaya ve karanlığa inat, odanın içinde sadece iki bedenin birbirine karışan nefesi ve sahiplenmenin o tatlı sıcaklığı kaldı....

*****

Sabahın ilk ışıkları, odanın ağır kadife perdelerinin arasından süzülerek yatağın üzerine altın sarısı çizgiler düşürdü. Gözlerimi araladığımda, üzerimdeki o devasa ağırlığın ve belimi sıkıca saran kalın kolların tanıdık sıcaklığıyla güne uyandım. Başım hâlâ Aslan’ın geniş ve sert göğsünün üzerindeydi; saçlarım onun boynuna dökülmüş, aldığı her nefesle göğsünün kalkıp inişini tenimde hissediyordum.
Geçen bir haftanın sonunda, bu sabahlara uyanmak artık korkutucu değil, aksine hayatın olağan bir akışı gibi geliyordu. Direnmekle harcadığım o enerjinin yerini, bu adamın koruyucu çemberi altında erimeye bıraktığımı fark etmek içimde tuhaf bir burkulmaya yol açsa da, artık karşı koymak içimden gelmiyordu.
Aslan, uyanık olduğumu hissetmiş gibi derin bir nefes aldı ve kollarını biraz daha sıkılaştırarak beni kendine mühürledi. Başını eğip dudaklarını saçlarımın tepesine bastırdı.
Aslan: "Günaydın, küçük hırçın," diye fısıldadı, uykudan yeni uyanmış o tok, pürüzlü ve son derece karizmatik sesi odada yankılandı.
İpek: "Günaydın..." dedim, sesim uykulu bir mırıltı gibi çıkmıştı. Başımı hafifçe kaldırıp ona baktım. Dağınık siyah saçları alnına düşmüş, o sert yüz hatları sabah mahmurluğuyla birleşince insana nefes almayı unutturacak kadar yakışıklı görünüyordu. "Yine erken mi gideceksin holdinge?"
Aslan tek kaşını kaldırıp hafifçe gülümserken, parmakları yavaşça yanağımda dolaşmaya başladı. Dokunuşu o kadar şefkatliydi ki, bu adamın dışarıdaki herkes için birer kabus olan o sert iş insanı olduğuna inanmak imkansızdı.
Aslan: "Gitmek zorunda olmasam, gözlerimi senden bir saniye bile ayırmazdım," dedi, gözlerini gözlerimin içine dikerek. "Ama halletmem gereken son birkaç dosya var. Öğleden sonra erken döneceğim, söz."
İpek: "Söz vermene gerek yok, istendiğin gibi buradayım zaten," dedim, sesimde istemsiz bir alay ve sitem karışımı tonla. Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama o, her zamanki gibi çenemi tutup yüzümü kendine çevirdi dün gece olanlardan sonra yüzüm hâla kızarıyordu..
Aslan:Dün gece tüm benliğin ile benim olduğunu unutma." Bakışlarımı kaçırdım ve hızla yataktan kalkıp banyoya kaçtım....
.....
Aslan’ın çıkmasından sonra malikanede yine o sessizlik hakim olmuştu. Öğleden sonra vakit geçirmek için bahçeye çıkmış, taş yolda yürürken havadaki o serin sonbahar rüzgârını içime çekiyordum. Yüksek duvarların ardındaki dünya ne kadar gürültülü ve tehlikeli olursa olsun, burası sanki zamanın durduğu özel bir küre gibiydi.
Akşama doğru hava kararmaya başlarken, evin önünde duyulan araba motoru sesiyle kalbimin hızlandığını fark ettim. Beklediğimden erken dönmüştü.
Kapı açıldı ve Aslan, üzerindeki ceketini çıkarıp görevliye uzatarak içeri girdi. Gözleri doğrudan merdivenlerde ya da salonda beni aradı; bahçeden içeri girdiğimi gördüğünde yüzünde beliren o rahatlama ve sahiplenici ifade gözümden kaçmadı. Uzun adımlarla yanıma gelip kollarını belime doladı ve beni doğrudan göğsüne çekti. Boynuma gömdüğü yüzünden derin bir nefes alırken, sanki bütün günün yorgunluğunu benden çıkardığı o kokuyla atıyordu.
Aslan: "Seni gün boyu özlemenin cezasını şimdi keseceğim, güzelim," diye fısıldadı kulağımın hemen kenarına, sesi rüzgâr gibi tenimi üşütürken içimi kavuruyordu. "Yukarı çıkıyoruz."
İtiraz etmeme bile izin vermeden, tek hamlede beni kucağına aldığı gibi merdivenlere yöneldi. Odak noktamızın sadece birbirimiz olduğu, dış dünyadan tamamen soyutlanmış o büyük yatak odasına doğru çıktık. Kapı arkamızdan kapanırken, o zifiri karanlık tutku odanın dört bir yanını sardı; ve ben, bu adamın kolları arasında kaybolmaya çoktan başlamıştım.....