7

Vaveyla Yazarı: Özlem Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 7

Sabahın ilk ışıkları, devasa malikanenin yüksek tavanlı pencerelerinden süzülerek yatak odasının zeminine uzun, altın sarısı çizgiler düşürdü. Gözlerimi araladığımda üzerimdeki ağırlığın ve etrafımı saran o tanıdık, odunsu parfüm kokusunun bilincine varmam birkaç saniyemi aldı. Başım hâlâ geniş bir omzun üzerindeydi; belimi saran o kalın, demirden kollar ise uykumda bile bana hareket alanı tanımamıştı....

Aklım hızla dün gece yaşananlara kaydı. Kaçma planları kurduğum, öfkeden deliye döndüğüm o zihniyet, yerini garip bir kabullenişe ve sabahın serinliğiyle birlikte o inatçı gurura bırakmıştı. Kaçmalıyım dedim kendi kendime, içimdeki o ses yeniden uyanırken. Burası bir hapishane, o ise bu hapishanenin asıl sahibi.
Yavaşça kıpırdanıp kollarının arasından sıyrılmaya çalıştım. Fakat daha ilk hamlemde, belimi saran kollar daha da sıkılaştı.
Aslan: "Nereye?"
Gür, uykudan yeni uyanmış o tok ve pürüzlü ses kulaklarımda yankılandı. Başımı kaldırdığımda, koyu renkli gözlerin çoktan açık olduğunu ve sabırsız, sahiplenici bir dikkatle beni izlediğini gördüm. Dağınık siyah saçları alnına düşmüş, o sert ve tehlikeli hatları sabah mahmurluğuyla birleşince göz alıcı bir karizmaya bürünmüştü. Ona bakarken içimin titrediğini hissettim; bu adamın tehlikeli olduğu kadar yakışıklı olması işimi daha da zorlaştırıyordu off İpek kendine gel diye söyledim...
İpek: "bırak..." diye mırıldandım, sesimdeki mesafeli olmaya çalışan tonu korumaya çalışarak.
İpek:Bırak da kalkayım."
Aslan hafifçe tek kaşını kaldırdı, yüzünde o tehlikeli ve bilmiş gülümseme belirdi.
Aslan: "Burada kalıyosun güzelim," dedi, doğrulup geniş gövdesiyle üzerime biraz daha eğilirken.
Aslan:Ayrıca kaçma girişimlerini sabah gözümü açar açmaz başlatman sadakatine hayran bıraktı ama boşuna yorma o güzel bedenini. Buradan çıkışın yok."
İpek: "Ben senin tutsağın değilim!" diye çıkıştım, nihayet omzundan itip hızla yataktan kenara doğru sarktım. Ayaklarımı yere basıp ayağa kalktığımda, üzerimdeki hırkanın eteklerini çekiştirerek ondan uzaklaşmaya çalıştım. "Beni burada zorla tutamazsın. İstersem... istersem camdan atlarım yine de durmam!"
Aslan yataktan çevik bir hareketle kalktı. Aralarımızdaki boy farkı ve üzerimdeki o ezici otoritesiyle üzerime doğru yürümeye başladı. Adımları o kadar rahattı ki, sanki benim bu çocuksu öfkemle gizliden gizliye eğleniyordu.
Aslan: "Atlayamazsın," dedi, tam önümde durup ellerini cebine sokarak. Gözlerini gözlerime dikti.
Aslan:Çünkü aşağıda seni bekleyen onca koruma var, ayrıca..." Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı, nefesi tenimi ısıttı. "...benim kollarımın arasından başka bir yere düşmene izin vermem."
Ona vurmak, göğsünü yumruklamak istiyordum ama parmaklarımın ucundaki o karıncalanma, dünkü öpücüğün bıraktığı o sıcak iz beni ele veriyordu. Öfkeyle başımı çevirdim.
İpek: "Nefret ediyorum senden..." dedim, sesim bu kez gerçekten titreyerek. "Beni buraya hapsetmenden, her şeyi biliyormuş gibi hareket etmenden nefret ediyorum."
Aslan'ın yüzündeki o eğlenceli ifade anında silindi; yerine yine o derin, yakıcı ciddiyet oturdu. Çenemi nazik ama karşı konulamaz bir sertlikle kavrayıp tekrar kendisine çevirdi.
Aslan: "Nefret etsende benimsin ipek," diye fısıldadı, sesi bu kez tenimi okşayan kadife gibiydi.*Şimdi öfkeni bir kenara bırak ve aşağı inelim. Kahvaltı hazır." Giyinerek yanıma geldi ve elimden tuttu...
.....
Geniş ve antik eşyalarla döşenmiş yemek salonuna intiğimizde, masanın üzerindeki ihtişam gözlerimi kamaştırdı. Ancak dikkatimi çeken şey masadakiler değil, evin içindeki o kasvetli ama bir o kadar da kusursuz düzendi. Aslan sandalyesini çekip oturmamı işaret etti, itiraz etmeme izin vermeden arkama geçip sandalyeyi hafifçe öne yanaştırdı.
Karşıma oturduğunda, masadaki çalışanlar sessizce servis yapmaya başladılar. Aslan tabağıma özenle birkaç şey bırakırken gözlerini üzerimden bir an olsun ayırmıyordu.
İpek: "Böyle yapma..." dedim çatalımla tabağımdaki yiyeceklerle oynarken. "Bana böyle... sanki yıllardır tanıdığın biriymişim gibi davranma. Ben senin kim olduğunu bile bilmiyorum."
Aslan elindeki çatalı yavaşça bıraktı. Bakışları o kadar yoğundu ki, odadaki havanın çekildiğini hissettim.
Aslan: "Beni bilmene gerek yok, İpek," dedi sakin ama emir kipi içeren o karizmatik tonuyla. "Benim seni bilmem yeterli. O evde ağladığın geceleri, babanın o masadaki kumarda seni harca çevirdiği anları...Güldüğun anları vakit gecirdigin yerleri hepsini ben yaşadım seninle birlikte, sadece sen farkında değildin."
İçimde bir yerlerin sızladığını hissettim. O adamın gözlerindeki o acımasız sahiplenişin altında, yılların birikimi olan bir koruma içgüdüsü yatıyordu ve bu beni korkuttuğu kadar tuhaf bir şekilde sarıp sarmalıyordu.
İpek: "Peki ya sonra?" dedim, sesim alçak çıkmıştı. "Ben buraya hapsolup senin kurallarına göre mi yaşayacağım?"
Aslan hafifçe arkasına yaslandı, dudaklarında o tehlikeli ama büyüleyici tebessüm yeniden belirdi.
Aslan: "Benimsin bunu bil yeter İpek. dedi, masanın üzerinden uzanıp parmaklarıyla parmaklarımı kavradığında elimi çektim "Ve sana garanti ediyorum...
Kahvaltı masasının üzerindeki o yoğun, nefes kesen sessizlik beni adeta boğuyordu.
İpek: "Böyle konuşarak her şeyi unutturabileceğini mi sanıyorsun?" diye mırıldandım, sesimdeki dik duruşu korumaya çalışarak başımı hafifçe kaldırdım. "Burası benim için sadece bir altın kafes, Aslan. Adını koyman ya da bana bu lüksü sunman gerçeği değiştirmiyor."
Aslan yavaşça ayağa kalktı. O devasa ve karizmatik bedeniyle masanın etrafından dolanıp sandalyemin hemen yanına geldiğinde, varlığı bile odadaki tüm oksijeni çekmeye yetiyordu. Eğilip yüzünü saçlarımın kenarına yaklaştırdı; tenime çarpan sıcak nefesi, tüylerimin diken diken olmasına neden oldu.
Aslan: "Altın kafes dediğin yer, seni dışarıdaki o pisliğin ve korkunun katillerinden koruyan tek kale, İpek," diye fısıldadı kulağımın dibinde. Sesi o kadar pürüzlü ve derin çıkmıştı ki, kelimeler doğrudan omurgamdan aşağı bir ürperti gibi yayıldı. "Bunu ne zaman kabullenirsen, o zaman bu evde gerçekten nefes almaya başlayacaksın."
Doğrulup elimden tuttuğu gibi beni de ayağa kaldırdı. Ona karşı direnecek gücü yine kendimde bulamadım; adeta onun çekim kuvvetine kapılmış bir gezegen gibi peşinden sürükleniyordum. Salonun devasa pencerelerine doğru yürürken, dışarıdaki demir parmaklıklı yüksek bahçe duvarlarını ve korumaları gördüm. Kaçma umudum bir kez daha içimde sönerken, gözlerimin dolmasına engel olamadım...
Aslan bunu fark etmiş gibi adımlarını durdurdu ve birden önüme geçip iki eliyle yüzümü kavradı. Başparmakları göz altlarımda biriken o isyankâr yaşları nazikçe sildi. O anki tezat beni delirtiyordu; aynı eller, insanı dünyaya küstürecek kadar tehlikeli ve sertken, bana dokunurken pamuk gibi yumuşak ve sahiplenici olabiliyordu.
Aslan: "Ağlama," dedi, sesindeki o emir tonu bu kez yerini dayanılmaz bir sızıya bırakmıştı"
İpek: "Canımı yakıyorsun..." dedim, sesim hıçkırıkla karışık bir fısıltıya dönüştü. "Böyle zorla... beni buraya tıkarak canımı yakıyorsun."
Aslan, başını iki yana salladı ve bir an bile düşünmeme izin vermeden beni göğsüne doğru çekip kolları arasında sıkıca sarıp sarmaladı. Geniş ve sert göğsüne kapanan yüzüm, onun o kokusuyla dolarken, kollarının etrafımda ördüğü o demirden çemberden kaçamayacağımı bir kez daha acı bir şekilde anladım.
Aslan: "Canın yanmasın diye buradayım zaten," diye fısıldadı saçlarımın arasına dudaklarını bastırırken. "Sen sadece bana teslim ol, gerisini dışarıdaki dünyaya karşı ben hallederim."
O devasa kolların arasında erirken, içimdeki o küçük ses tamamen susmuştu; kaçmak isteyen o isyankâr kız, yerini bu tehlikeli adamın kolları arasında huzur bulmaya çalışan zayıf bir kadına bırakıyordu ve bu durum beni her şeyden çok korkutuyordu...