9. bölüm / 13
Kara Mafyam Yeniden Doğuş8
Bölümler 13Şu an: 8
Aslan’ın geniş göğsüne yaslanmışken, kelimelerin boykot ettiği bir sessizlik odaya hâkimdi. Kalbimin atışları onun göğsünden bana geri yansırken, bu adamın kolları arasında kalmanın hem en güvenli hem de en tehlikeli şey olduğunu biliyordum. Birkaç saniye sonra başımı hafifçe geriye itip gözlerimi gözlerine diktim; içimdeki o inatçı diklenme hissi yeniden baş göstermişti.
İpek: "Bırak da bir nefes alayım, malikane ağası!" dedim, sesimdeki o sitemkâr tonu korumaya çalışarak kollarından sıyrılmaya çalıştım. "Üzerime böyle bir beton blok gibi çökmeyi bırakırsan, belki insan gibi konuşabiliriz."
Aslan, dudaklarında beliren o kibirli ve bir o kadar da yakışıklı gülümsemeyle kaşlarını havalandırdı. Beni bırakmak bir yana, belimdeki elini biraz daha sıkılaştırarak aramızdaki mesafeyi tamamen sıfırladı.
Aslan: "Beton blok mu?" diye tekletti sesini, gözlerinde yaramaz bir pırıltı belirdi.
Aslan:Gördüğün en karizmatik beton blok olduğumu söylemek zor geliyormuş gibi kıvranıyorsun, İpek. Hem nefes almanı engelleyen ben miyim, yoksa bana bakarken tuttuğun nefesler mi?"
İpek: "Ne... ne saçmalıyorsun sen be!" Yanaklarımın aniden alev alev yandığını hissederek gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama o, her zamanki gibi çenemi parmaklarının arasına alıp buna izin vermedi.
İpek:Kasıntı tavırlarına hayran olmamı falan bekliyorsan çok beklersin. Ben buraya gönüllü gelmedim, unutma."
Aslan: "Unutur muyum hiç?" dedi, başını eğip yüzünü kulak hizama yaklaştırdı. Sesi pürüzlü ve alaycı bir fısıltıya dönüştü.
Aslan:Sen her hatırlatmak istediğinde bana o tatlı söylenmelerini yaparsın, ben şikâyetçi değilim."
İpek: "Seninle ciddi bir şey konuşulmuyor!" diye homurdandım, elimi göğsüne koyup onu itmeye çalıştım ama kaslı göğsü duvardan farksızdı.
İpek:Ben burada hayatımı sorguluyorum, adam benimle dalga geçiyor. Bırak beni, odama gideceğim... yani bana reva gördüğün o hapishaneye!"
Aslan hafifçe gülerek başını salladı. O sert, acımasız adamın altından çıkan bu eğlenceli ve sahiplenici hâli, kafamı daha çok karıştırıyordu.
Aslan: "Hapishane dediğin yere aitsin," dedi, beni arkasında sürüklemek yerine elimi tutarak koridora doğru yönlendirirken.
Aslan:Eğer o güzel çeneni biraz kapatıp bana eşlik edersen, belki günün geri kalanında seni boğmamak için çaba sarf ederim."
İpek: "Çaba sarf etmeni istemiyorum, beni evime gönder yeter!" diye direndim koridorda yürürken. Adımlarımı yavaşlatmaya çalışsam da o, uzun boyunun verdiği avantajla beni adeta sürüklüyordu.
İpek:"Hem sen kimsin ki bana kahve içireceksin? Zorla alıkoyma suçunun cezası nedir, biliyor musun sen?"
Aslan aniden durdu. Öyle ani durdu ki, neredeyse geniş sırtına çarpacaktım. Yavaşça bana döndüğünde, yüzündeki o eğlenceli ifade yerini yine o derin, yakıcı ciddiyete bırakmıştı.
Aslan: "Ceza mı?" diye sordu, bir adım atarak üzerime doğru eğildiğinde sırtım koridorun duvarına değdi
Aslan:Seni o cehennemden çekip almanın ve yıllardır sevmenin cezası müebbetse, ben o cezaya razıyım, İpeğim*
O an gözlerindeki o tavizsiz kararlılık, içimdeki tüm itirazları bir bıçak gibi kesti. Nefesim boğazımda düğümlenirken, parmaklarım istemsizce onun gömleğinin yakasına tutundu. Bunu fark eden Aslan, yüzünde tatlı bir tebessümle elimi avucunun içine aldı.
Aslan: "Hadi," dedi, sesini yumuşatarak. "Kahvelerimiz soğuyor. Sonra istersen yine benimle kavga edersin, söz."resmen benimle alay ediyor ve sinir ediyordu ya.
Mutfak dediği yer, saray mutfaklarını aratmayacak kadar büyüktü ama içerideki o sade hava burayı yaşanılır kılıyordu. Masaya geçip oturduğumda, önüme bırakılan mis kokulu kahveyi ve yanındaki küçük kurabiyeleri inceledim. Aslan karşımdaki sandalyeye yerleşip bardağını eline aldı, gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmıyordu.
İpek: "İçine zehir falan koymadın değil mi?" diye mırıldandım fincanı parmaklarımın arasında çevirirken. "Yavaş yavaş zehirleyip buraya bağlayacaksın belki de beni."
Aslan kahvesinden bir yudum alıcakken gür bir kahkaha attı.
Aslan: "Seni zehirlememe gerek yok, İpek," dedi gözlerini parıldatarak. "Zaten yeterince aklımı başımdan alıyorsun, ekstra bir zehre ihtiyacım yok."
İpek: "Sen... sen gerçekten inkar edilemez bir egoya sahipsin," dedim gözlerimi devirerek, ama içimdeki o sıcaklığı engellemeye gücüm yetmiyordu. "Birazdan o egonu başına geçireceğim, göreceksin."
Aslan kahve fincanını masaya bırakıp hafifçe öne doğru eğildi, karizmatik yüzü yüzüme yaklaşırken fısıldadı: "Bekliyorum, bakalım o minik ellerinle bunu nasıl yapacaksın?"
Fincanı masaya oldukça sert bir hareketle bırakıp başımı dikleştirdim. İçimdeki o tatlı ve tehlikeli çekimi bastırmanın tek yolunun ona meydan okumak olduğunu biliyordum.
İpek: "Minik ellerimle neler yapabileceğimi o ego kulelerin yıkıldığında görürsün, Aslan Bey," dedim, sesime olabildiğince keskin bir ton vermeye çalışarak. "Ayrıca kahveni de içtiğime göre, artık şu 'hapishane' kurallarını ve benim bu evdeki konumumu masaya yatırsak iyi olur. Beni burada kaç gün rehin tutmayı planlıyorsun?"
Aslan, arkasına yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. Yüzündeki o sakin, her şeyi kontrolü altında tutan ifade bir an olsun bozulmamıştı; aksine, bu hırçın hallerimden keyif aldığı her halinden belliydi.
Aslan: "Rehin mi?" diye tekletti kelimeyi, dudaklarında alaycı ama bir o kadar da büyüleyici bir tebessümle. "Kendi evinde rehin misin yani İpek.. Süre falan da yok; burası artık senin evin."
İpek: "Benim evim!" diye bağırdım, sesim devasa mutfakta yankılanırken sinirle ayağa kalktım. "Benim evim dediğin yer, babamın o kumar borcunun bedeli, Burası... burası senin zorla kurduğun, kaçışımı imkansız kıldığın bir kafesten ibaret."
Hızla masanın kenarından uzaklaşıp mutfaktan çıkmak için kapıya doğru yürüdüm. Ancak daha ikinci adımımı atmıştım ki, bileğimde hissettiğim o sert ama bir o kadar da tanıdık sıcaklık beni durdurdu. Aslan, ne ara kalktığını anlamadığım bir hızla arkamda bitmişti. Bileğimden tutup beni nazik ama karşı konulamaz bir güçle kendine doğru çekti.
Sırtım doğrudan o geniş ve sert göğsüne yaslandığında, nefesim kesildi. Başını eğip dudaklarını kulağımın hemen kenarına yaklaştırdı.
Aslan: "Olanları unut artık," diye fısıldadı, sesi o kadar alçak ve derindi ki ruhumun en hassas yerine dokundu.
Söylediği söz kalbimin orta yerinde ağır bir taş gibi oturdu. Öfkem bir an için yerini tuhaf bir sızıya bıraktı; adamın gözlerindeki o geçmişin izleri, yıllardır uzaktan izlendiğim gerçeği beynimde yankılanıyordu...
İpek: "Bunu benden isteme..." dedim, sesim bu kez fısıltıdan öteye gidememişti. Gözlerimden süzülen tek bir damla yaş, bileğimi tutan elinin üzerine düştü. "Ben böyle bir hayatı seçmedim. Beni korumanın adı... benim irademi elimden almak olmamalı."
Aslan, bileğimi bırakıp iki eliyle omuzlarımdan kavradı ve yavaşça ona döndürdü. Yüzündeki o sert ve asi maske tamamen inmişti; yerine, gözlerindeki o zifiri karanlık tutkunun ardına gizlenmiş tarifsiz bir yumuşaklık gelmişti. Baş parmağıyla yanağımdaki yaşı nazikçe sildi.
Aslan: "İradeni elinden almıyorum, İpek," dedi, gözlerini gözlerimin içine mıh gibi çakarak. "Sen benimsin ne istersen bu evin içinde yapabilirsin ama gitmek yok!*
Şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Beni her an demir parmaklıklar ardında tutacağını sandığım adam, şimdi bahçeden mi bahsediyordu?
İpek: "Gerçekten... dışarı çıkmama izin verecek misin?" diye sordum, sesimdeki inançsızlık gayet net hissediliyordu.
Aslan hafifçe gülümserken, o karizmatik yüzü sabah güneşinin ışığıyla daha da aydınlandı.
Aslan: "Neden başından beri bir canavar olduğuma inatla inanmak istiyorsun?" diye takıldı, elini yavaşça çeneme doğru uzatıp başımı hafifçe kaldırdı. "Hadi, kahvemizi bitirdik. Şimdi sana bu 'hapishanenin' dışını gösterelim... Tabii benim kolumun altında olmak şartıyla."dedi alaycı bir tavırla koluna vurdum....
