6. bölüm / 13
Kara Mafyam Yeniden Doğuş5
Bölümler 13Şu an: 5
Gördüğüm adamlar ile kalbim iyice hızlandı Kardelenin çarptığı adam ve ayşenin flört dediğiydi bu elimi kalbime koydum
İpek:Siz!* Diyebildim sadece ikiside birbirine baktı aslanın işareti ile koruma yanıma geldi bu defa tekmeyi yapıştırdım adam bir iki adım geri attı. öfkeyle bir adım geriye çektim kendimi, ama salondaki tanıdık yüzleri gördüğüm an kanım dondu.o karanlık mafyalar ile şuan aynı odadaydım İçimdeki korku yerini büyük bir öfkeye bırakırken, ellerimi hırsla yumruk yapıp karşımdaki adama dik dik baktım.
Aslan, bu meydan okuyan duruşumu sessizce süzdü. Yüzünde ne bir öfke ne de bir şaşkınlık vardı; aksine direncimi izlemekten keyif alır gibi bir hali vardı dudakları hafif kenara kıvrıldı.
İpek: "Beni buraya getirdiniz diye her şeyi kabul edeceğimi mi sanıyorsunuz?" sesim titriyordu ama dik durmaya çalışıyordum.
-Sizin o kirli hesaplarınızda ben bir mal değilim!"
Salondakilerden biri, hafifçe sırıttı.
Murat:Baban için bu böyle değil"dedi pis bir gülüşle.
Pars:Baban borcunu ödeyemedi bizden birine saldırdı,sen buraya tıkıldın. Kurallar basit."
Aslan elini hafifçe kaldırıp tok, otoriter sesiyle salondakilere döndü:
Aslan: "Dağılın."
Kısa sürede salonda ikimiz baş başa kaldık. Devasa malikanenin yüksek tavanlı, kasvetli havası üzerime üzerime geliyordu. Burası yabancı bir şehirmiydi, yabancı bir hayattı; nefes alamıyordum.
Aslan üzerindeki ceketi çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı ve yavaşça bana doğru bir adım attı.
Aslan: "Baban o masada otururken neye imza attığını gayet iyi biliyordu, İpek," dedi sakin ama tüyler ürpertici bir sesle.
Aslan:"Sen kendini bir eşya olarak görebilirsin ama ben senin o evde o adamın seni nasıl harcadığını da gayet iyi biliyorum."
Şaşkınlıkla kaşlarımı çattım.
-Ne saçmalıyorsun sen? Beni tanımıyorsun bile!"
Aslan:Seni senden daha iyi tanıyorum"dedi gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadan. Ardından kapının yanında bekleyen adama dönüp talimat verdi
Aslan:Odayı hazırlayın, dinlensin. Sabırla kuralları öğreneceği çok günün olacak"
Kapıya doğru yaptığım hamle iki dev adamın kalın kollarına çarparak bitti. İkisi de kımıldamama bile izin vermeden beni kollarından tuttukları gibi geniş merdivenlerden yukarı sürüklemeye başladılar.
-Bırakın beni! Dokunmayın!" diye bağırsam da sesim taş duvarlarda yankılanmaktan başka bir işe yaramıyordu.
Koridorun sonundaki ağır ahşap bir kapıyı açıp beni içeri ittiler. İçerisi dışarısı kadar kasvetliydi; büyük, sürgülü pencereleri dışarıdaki karanlık ormana bakıyordu. Kapı arkamdan hızla kapatıldı ve kilit sesini duydum. Anahtarın delikte dönme sesi, adeta kafamda çakılan bir çivi gibiydi....
Hemen kapıya yüklenip vurdum "Açın diyorum, Pişman edicem hepinizi!*
Cevap yoktu. Sadece dışarıdaki korumaların ağır adım sesleri uzaklaşıyordu.
Nefes nefese odanın ortasında kaldım. Gözyaşlarımın akmasına izin vermeyecektim; hayır, burada zayıflık gösteremezdim. Babamın o kumar masasında beni bir eşya gibi harcamasını midem bulanarak hatırladım. Yıllardır o adamın bencilliği yüzünden çektiğimiz yetmezmiş gibi, şimdi hayatımı tamamen çalmışlardı...
*****
Beni başka bir odaya koymuşlardı oda siyah ve gri ve çoğunlukla ahşap eşyalardan oluşuyordu.
Odayı incelemeye başladım. Büyük bir yatak, antika bir makyaj masası ve demir parmaklıklı olmasa da dışarıya çıkış imkanı vermeyen yüksek pencereler... Pencereye koşup dışarı baktım. Bahçe çok yüksekti, aşağı atlamak imkansızdı.
Tam o sırada odanın köşesindeki banyonun kapısı aralandı ve buharın içinden tanıdık bir siluet çıktı.
Olduğum yerde donakaldım.
Aslan, üzerindeki gömleğin düğmelerini çözerken sakin adımlarla odanın içine doğru yürüyordu. Ceketini aşağıda bırakmıştı, kollarındaki damarlar ve yüzündeki o sert ifade odayı tamamen daraltmıştı.
Gözlerim korkuyla sonuna kadar açıldı. "Sen... Senin burada ne işin var sesimdeki o titrek öfkeyi gizleyememiştim.
Aslan durdu, bakışlarını üzerimde gezdirip tek kaşını kaldırdı.
Aslan:Benim evimde benim odamdasın" dedi düz bir sesle.
İpek: "Defol git buradan!" diye bağırdım, sesim odada yankılandı. "Beni buraya tıktınız yetmedi mi, bir de aynı odada mı kalacağız? Ne sanıyorsun sen kendini, sahibim mi?"
Aslan yavaşça üzerime doğru yürümeye başladı. Adımları o kadar emindi ki, her adımında ben bir adım geri gidiyordum, sonbahar yaprağı gibi sırtım kapının sert tahtasına çarpana kadar. Önümde durdu, aramızda sadece nefesini hissedeceğim kadar az bir mesafe kalmıştı.
Aslan: "Sahibin demedim..." dedi sesi kısılarak, yüzü yüzüme yaklaşırken. "...ama kuralları koyanın ben olduğumu henüz öğrenemedin."...
Kapıyı kilitlenip yatağa geçip uzandı bir süre öylece kaldım. Öfkemdan ellerim hâlâ titriyordu.Odanın lüks ama boğucu havasına baktıkça içimdeki daraltı büyüyordu. Burada, bu adamla aynı odada kilitli kalmak düşüncesi bile delirmeme yetiyordu.
Gece yarısına doğru yorgunluk ve sinir harbinden bitkin düşmüştüm. Yerde daha fazla oturamayacağımı anlayıp mecburen yataktan uzak, köşedeki tekli koltuğun üzerine kıvrıldım. Gözlerimi kapatsam da zihnim hiç durmuyordu; babamın o soğuk sözleri ve Aslan'ın bakışları beynimde dönüyordu...
Sabaha karşı odadaki hafif bir hareketlilikle gözlerimi araladım. İçeriye sızan sabah güneşinin ışığında, Aslan’ın yatakta olduğunu gördüm. Gömleksiz, geniş omuzları ve dağılmış saçlarıyla uykulu hâli bile odayı hakimiyeti altına almasına yetiyordu...
Yerimden hızla fırladım.
-Sen...neden burada yatıyorsun başka odada kalsan!"
Aslan gözlerini yavaşça araladı. O koyu renkli gözleri sabah mahmurluğuyla üzerime dikildiğinde, içimde istemsiz bir ürperti dallandı. Hiç acele etmeden, sakin hareketlerle dirseğinin üzerine doğruldu.
Aslan:Çünkü benim odamdayız" dedi tok, sabahın o hırıltılı sesiyle.
Üzerime doğru gelmesini beklerken, o yataktan kalktı ve adımlarını doğrudan bana doğru yönlendirdi. Heybetli bedeni üzerime gölge gibi düşerken gerilemek istedim ama arkamdaki berjer hareket etmeme izin vermedi. Aradaki mesafeyi o kadar hızlı kapattı ki, bir an nefesim kesildi.
İki elini yanlarıma koyarak beni adeta çembere aldı; kollarının arasında sıkışıp kalmıştım.
İpek: "Çekil önümden!" dedim, Ama kalbimin o göğüs kafesimi döven atışını duymasından korkuyordum. Çünkü o kadar yakınımdaydı ki, kokusunu, teninin sıcaklığını ve aldığı her nefesi en derinden hissediyordum.
Aslan başını biraz eğdi, yüzü yüzüme tehlikeli bir şekilde yaklaştı. Gözleri dudaklarımda ve gözlerimde gezindi, ardından alaycı ama bir o kadar da yakıcı bir gülümseme yerleşti dudaklarına....
Aslan:Sabah uyanır uyanmaz ilk işin yine bana kafa tutmak mı?" dedi, sesi fısıltı gibi ama kulaklarımda çınlayan bir tondaydı. Yakınlaşmasını engellemek için elimi göğsüne koyup onu itmeye çalıştım ama kaya gibi sert kaslarına çarpan elim işe yaramadı; aksine aramızdaki mesafeyi tamamen sıfırladı.
İpek:Benden ne istiyorsun?" dedim, sesim bu sefer istemsizce titremişti. -Parayı mı, intikamı mı"
Aslan eğilip yüzünü kulağıma doğru yaklaştırdı, nefesi boynumda dolandığında tüylerim diken diken oldu.
Aslan: "Seni buraya tıkmadım, İpek... Senin yerin burası," diye fısıldadı. "Ve benden kaçamayacağını anla"
Geri çekilip yüzüme baktığında, gözlerindeki o karanlık tutku nefesimi tamamen kesti. Kalbim duracak gibi çarparken, bu adamın bana her geçen saniye daha da tehlikeli bir şekilde yaklaşmasıyla nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum...
