12

Vaveyla Yazarı: Özlem Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 12

Aradan geçen birkaç gün, bu malikanenin duvarları arasında bizim için sessiz ama son derece yıkıcı bir savaşa dönmüştü. Aslan’ın tehditleri ve baskısı her an ensemde hissediliyor, attığım her adımda onun gölgesini üzerimde buluyordum.
O bana dokunduğunda, parmakları tenimde gezindiğinde içimdeki nefret ve öfke kabarıyor, midem kasılıyordu; ancak karşısındaki o demirden iradeye karşı koyamayacağımı her seferinde acı bir şekilde fark ediyordum...
Yine gerginliğin zirvede olduğu gecelerden biriydi. Zifiri karanlık yatak odasını sararken, Aslan’ın kolları belimi sıkıca sarmış, kaçmama ya da nefes almama bile izin vermeyen o boğucu sahiplenişiyle beni yatağa mahkûm etmişti.
İpek: "Bırak beni..." diye fısıldadım, sesimdeki kin ve nefret titriyordu. Başımı ondan kaçırmaya çalışarak hırsla soludum. "Böyle zorla, iğrenç bir şekilde yanımda tutarak ne geçecek eline? Senden nefret ediyorum, bunu anlamak bu kadar mı zor?"
Aslan, arkamdan uzanıp çenemi sertçe kavradı ve yüzümü kendine çevirdi. Gözleri karanlıkta bile parlıyor, içindeki o hastalıklı tutku ve öfke birbirine karışıyordu.
Aslan: "Nefret etmeni göze alarak aldım seni yanıma, İpek," dedi, tok ve acımasız sesi kulaklarımda çınladı. "Benimle aynı yatakta yatacaksın!*
Gözlerimden öfkeyle karışık yaşlar süzülürken, onun bu zorbalığına ve karşı koyamayışımın verdiği çaresizliğe sessizce boyun eğmek zorunda kaldım. O gece, onun zoruyla ve iradesine ezilerek aynı yatakta, onun kollarının arasında tüketildi ruhum. Her dokunuşu tenimde bir leke gibi bırakırken, içimdeki intikam ateşi daha da büyüdü...
****
Sabahın ilk ışıkları odaya süzülürken, yatakta doğrulup üzerimdeki o boğucu havadan kurtulmak ister gibi ayağa kalktım. Aslan da arkamdan gözlerini açmış, sakin ama tehlikeli bir dikkatle beni izliyordu. Bu hayatı böyle sürdüremezdim;özellikle de Ecrin, Ayşe ve Kardelen’le iletişim kurmam şarttı. Onların iyi olduğunu bilmem, seslerini duymam gerekiyordu...
Hızlı adımlarla dolaba yönelirken arkamdan gelen tok sesiyle durdum.
Aslan: "Yine nereye?"
Arkama dönüp, gözlerimdeki tüm nefreti doğrudan yüzüne kusarak masaya doğru yürüdüm.
İpek: "Böyle yaşayamam!" diye bağırdım, sesim odada yankılandı. "Beni buraya tıktın herşeyle bağımı kopardın! Eğer bu zindanda seninle kalmamı istiyorsan, şartlarım var Aslan!"
Aslan tek kaşını kaldırıp ilgiyle, adeta bir avını izleyen bir avcı gibi bana doğru bir adım attı.
Aslan: "Şartlar mı? Sen bu evde şart sunacak konumda olduğunu mu sanıyorsun, güzelim?"
İpek: "Telefonumu istiyorum!" dedim, sesimdeki kararlılık onun alaycı tavrını bir anda sildi. "Ecrin’le, Ayşe’yle, Kardelen’le görüşeceğim. Onların iyi olduğunu, güvende olduklarını bileceğim. Yoksa... Yoksa ne yaparsan yap, ne yemek yerim ne de bir saniye olsun huzur veriririm sana! Yemin ederim kendini ölü bulursun bu odada!"
Odadaki hava bir anda buz kesti. Aslan’ın yüzündeki o rahat ifade yavaşça kayboldu; çenesindeki kaslar gerildi, gözleri karardı. Uzun bir sessizlik oldu. Biliyorum ki üzerime yürüyüp yine canımı yakabilirdi, ama bu kez geri adım atmayacağımı o da anlamıştı.
Aslan, derin ve öfkeli bir nefes vererek hafif sırıtarak kafasını iki yana sallayıp cebinden çıkardığı telefonu sertçe masanın üzerine fırlattı.
Aslan: "Pekî," dedi, sesi tehlikeli bir fısıltı gibiydi. "Telefonun bu masanın üzerinde duracak. Ama kurallarım var, ipek Sadece onlarla konuşacaksın, buradaki yerinden asla bahsetmeyeceksin ve en ufak bir şikâyetinde o telefonu bizzat kendi ellerimle paramparça ederim. Şimdi al o telefonunu ama her an gözlerim üzerinde...."
Masaya yaklaşırken kalbim hızla çarpıyordu;

Masanın üzerinde duran telefon, siyah bir örümcek gibi tüm dikkati üzerine çekiyordu. Aslan’ın odadan çıkıp kapıyı sertçe kapatmasının ardından, odadaki o boğucu hava biraz olsun dağılmış gibi hissettim. Kalbim hâlâ göğüs kafesimi dövüyordu. Titreyen ellerimle telefonu aldım; ekranı açtığımda gelen cevapsız aramaların ve mesaj bildirimlerinin fazlalığı karşısında yutkundum. Hepsi Ecrin'e, Ayşe’ye ve Kardelen’e aitti.
Derin bir nefes alıp rehbere girdim ve ellerim titreyerek Ecrin’in numarasını tuşladım. Telefon daha ilk çaldığında, sanki karşı taraf cihazın başında bekliyormuş gibi anında açıldı.
Ecrin: "İpek! İpek, iyi misin?! Allahımm, iyi misinn?!" Ecrin’in sesindeki o panik ve rahatlama birbirine karışmıştı. Arkadan Ayşe ve Kardelen’in telaşlı sesleri de duyuluyordu. "O ruh hastası sana bir şey yaptı mı? Neredesin, ses ver!"
Gözlerimden süzülen yaşları engellemeye çalışarak yutkundum. Kapının arkasında Aslan’ın her an geri dönebileceği korkusu tenimi yakıyordu; kelimelerimi çok dikkatli seçmek zorundaydım.
İpek: "Ecrin... Dur, sakın bağirma," dedim, sesimi olabildiğimce sakin tutmaya çalışarak. "İyiyim... Yani, fiziksel olarak iyiyim. Korkmayın."
Ecrin: "İyi misin?! Kızım sen kafayı mı yedin, o adam seni alıkoydu! Polislerin gözü önünde adamın arkasında kaldın! Konum at bize, gelip alacağız seni bu defa polisle falan değil, hepsiyle geleceğiz!"
Kardelen’in arka plandan "Hemen adresi ver, polise yeniden ihbar edeceğiz!" diye bağırdığı duyuluyordu.
İpek: "Olmaz!" dedim, sesimdeki ani sertlik telefonun öbür ucunu bir anlığına sessizliğe bürüdü. "Sakın böyle bir şey yapmayın, Ecrin. Beni dinleyin... Burası şehirden uzak, korunan bir yer. Eğer buraya tekrar polislerle ya da başka bir şeyle gelirseniz... Aslan’ın neler yapabileceğini tahmin bile edemezsiniz. Size, aileme zarar verir."
Ayşe telefona müdahale etti, sesi korkudan titriyordu.
Ayşe: "İpek, yalvarırım saçmalama. O adam seni tehdit mi ediyor? Neden böyle konuşuyorsun?"
İpek: "Tehdit değil, gerçekler..." Gözlerim kapıya kaydı; kalbim ağzımda atıyordu. "Benimle iletişim kurmanızı sağladım ama şimdilik benden uzak durmalısınız. Beni merak etmeyin, iyiyim... İdare edebilirim."
Ecrin: "İpek, kendine gel!* diye haykırdı Ecrin ama artık konuşmayı daha fazla uzatamazdım. Aslan’ın kuralları keskindi; en ufak bir şüphede o telefonu kıracağını biliyordum.
İpek: "Kapatmak zorundayım, Ecrin. Lütfen... Beni aramayın, ben sizinle iletişime geçerim."
Cevap vermesine bile izin vermeden aramayı sonlandırıp telefonu hızla masanın üzerine bıraktım. Olduğum yere yığılırken, bu koca malikanede ne kadar yalnız ve çaresiz olduğum gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptı. Hem arkadaşlarımı korumak zorundaydım hem de bu karanlık adamın esaretine her geçen gün biraz daha boyun eğiyordum...