30. bölüm · Kanla yazılmış aşk

29. Bölüm Elisanın becerisi

Karen Kaytanci

Gözlerimi açtığımda ev çok gürültülüydü bu ses hakana aitti birine bağrıyordu yatakdan kalktım üstümün saçımın dağnık olmasını umursamadım aşağa indiğimde Eray ve Büşranın bir kapının önünde durduğunu gördüm içeriden hakan birine bağrıyordu
"Nasıl böyle bir şey yaparsınız ahmaklar sadece bir ay yoktum"
Büşra beni fark eder etmez yanıma geldi
"Elisacım sen odana git dayım çok sinirli"
Ardından Eray konuştu
"Büşra elisayı odasına götür"
Hadi Eray neyse abimdi evet ama büşra benden iki yaş büyüktü ben yirmi iki o yirmi dört
"Çekilin"
Eray izin vermedi
"Girme elisa babam çok sinirli sana kızar"
Eraya ters ters baktım
"Bir şey olmiycak bana güven"
Erayı zorla ittim kapıyı çaldım ses gelmedi Eray beni çekmeye çalıştı ama ben kapıyı açtım ve içeriye girdim
"Sen gerizekalı mısın lan, kovuldun"
Hakan beni fark etti
"Şey kapıyı çaldım ama duymadın bende girdim"
Hakan bana eliyle işaret yaptı
"Kapa gerizekalı geldiğimde şirkette olma"
Hakan bana döndü
"İyi misin"
"İyim kızım ben mi uyandırdım seni özür dilerim"
Sesi daha sakin çıkmıştı
"Yok sen uyandırmadın ben sesleri duyunca buraya geldim noldu niye bağrıyorsun"
"Korkmadın demi"
"Hayır hiç korkmadım senle konuşmaya geldim"
Hakan gülümsedi ve bir tane sandalye oturdu
"Geç karşıma"
Dediğini yaptım ve karşısına oturdum
"Eee hakan noldu bu kadar bağrıyorsan bir nedeni vardır"
Hakan tamamen bana dönüp ellerini masaya koydu
"Kızım bunlar işlerle alakalı yani senlik bir şey yok kimse sana yaklaşamaz ben varken"
"Ama çok sinirliydin"
"Çünkü sadece bir ay yoktum yapılmaması gereken her şeyi yapmış"
Bir süre sessizlik oldu ne diyeceğimi bilemedim ben modellik yapıyordum sonuçta biri bana hiç bu kadar bağırmadı veya ben hiç bağırmadım
"Kızım, bana hiç baba demiycek misin"
Cevapını bilmediğim sorular sorulmasından nefret ederdim dürüst olmayı seçtim
"Bilmiyorum sonuçta benim baba dediğim kişi farklıydı öyle kolay kolay sana baba diyemem özür dilerim"
Hakan yutkundu böyle bir şey dememi beklemiyor du yani bende baba demeyi isterdim sonuçta babam oydu ama öyle kolay değildi
"Kahvaltı hazırdır git yiyin yemeğinizi ben işe gidicem"
Üzülmüştü üzmek istememiştim aslında
"Sarıla bilirmiyiz"
Kollarını açtı yanına giderek sarıldım sacımı okşadı
"Birdaha, sarılmak için izin alma"
Sözleri içime oturdu. Bir an için hiçbir şey söyleyemedim. Sarılmayı bıraktığımda gözlerimi kaçırdım ama o hâlâ başımı okşuyordu.
“Tamam,” dedim kısık bir sesle.
Kapıya yöneldi, ceketini aldı. Çıkmadan önce durdu.
“Eray’a söyle,” dedi. “Bugün seni yalnız bırakmasın.”
Kapı kapandığında ev bir anda sessizleşti. Az önceki gürültü sanki hiç olmamış gibiydi. Koridora çıktığımda Eray kapının önünde duruyordu. Yüzündeki gerginlik biraz dağılmıştı.
“İyi misin?” diye sordu.
“İyiyim,” dedim. “Kızma ama.”
Derin bir nefes aldı. “Kızmıyorum. Sadece… babam sinirliyken pek kimseyle konuşmaz.”
“Ben konuştum,” dedim omuz silkerek.
Hafifçe güldü. “Evet, fark ettim.”
Mutfağa geçtiğimizde Büşra masayı hazırlıyordu. Beni görünce rahatladı.
“Bir şey olmadı değil mi?” dedi.
“Yok,” dedim. “Sadece iş.”
Büşra Eray’a bakıp kaşlarını kaldırdı.
“Bak gördün mü,” dedi. “Elisa girince fırtına duruyor.”
Masaya oturduğumda hâlâ Hakan’ın son sözleri kulaklarımdaydı. Bir daha, sarılmak için izin alma.
Elimdeki çayı karıştırırken Büşra konuştu:
“Bugün bahçeye çıkarız. Hava güzel.”
Eray bana baktı. “İstersen ben de gelirim.”
“Olur,” dedim. “Biraz temiz hava iyi gelir.”
Ama içimden geçen başkaydı.
Bu evde sadece yeni bir hayat başlamıyordu.
Ben de, istemeden de olsa, birine “baba” demeye yaklaşmıştım.
Ve bu, sandığımdan çok daha zor… ama bir o kadar da gerçekti.
Telefonumdan ses geldi erene koyduğum bildirim sesi olmadığı için bakmadım ardından bir tane daha sonra bir tane daha kesin barandı bu kadar inatçı tek o yazardı telefonu aldığımda tanıdık ama tanımadığım biri
Sel:
Naber benekli
Hanimis benim beneklim
Özledin mi selini
Selçuk bana mesaj atmıştı ellerim titremeye başladı eraya baktım
"Ee şey ben bir erenle konuşup geleyim"
Mutfakdan çok hızlı çıkmıştım hemen ereni aradım
"Alo efendim hatunum"
"Eren, eren Selçuk mesaj attı"
"Ne diyor"
"Naber benekli, hanimis benim beneklim, selini özledin mi"
"Normal davran diycem ama seni kaçırması falan tersle falan ben Emire diycem şimdi senin telefonun üzerinden onun konumunu bulabilir belki"
"Eren beni bulamaz demi"
"Bulamaz çillim, bulsa bile yanında Eray var, şimdi kapat Selçuka yaz"
Cevap vermeden kapadım Selçuku aradım
Benekli:
Ne var selçuk
Sel:
Sel'e noldu?
Benekli:
Bilmem sence noldu beni kaçıdın falan ya hani biz senle kavga ettik beni kırbaçlattın falan
Sel:
Yapma be elisa kuzen arasında olur öyle şeyler
Benekli:
Ne diyorsun Selçuk ya git başımdan
Telefonu kapattıp arkamı döndüğümde erayı gördüm
"Eray.."
Her şeyi duymamış olsun
"Elisa ne kırbaçı ne dedin sen daha yeni"
"Hiç, hiçbir şey yani gerçek değil ki öyle şaka anlamında dedim ben"
Eray’ın yüzü ciddileşti. Şakaya hiç benzemeyen o bakışı görünce boğazım düğümlendi.
“Şaka böyle olmaz,” dedi sakin ama sert bir sesle. “Sesin titredi.”
Bir adım yaklaştı, ama üstüme gelmeden.
“Biri seni rahatsız ediyorsa bilmem gerekiyor.”
Gözlerimi kaçırdım. Kalbim göğsümde deli gibi atıyordu.
“Geçmişten biri,” dedim sonunda. “Bitmiş bir şey. Gerçekten.”
Eray durdu. Bir an düşündü.
“Adını söylemek zorunda değilsin,” dedi. “Ama şunu bil: Bu evde kimse seni tehdit edemez. Mesaj atmak da buna dahil.”
Derin bir nefes aldım.
“Bir daha yazarsa söylerim,” dedim. Bu yarım bir doğruydu ama şu an daha fazlasını söyleyemezdim.
Tam o sırada telefonum yeniden titredi. Ekrana bakmadım ama Eray fark etti.
“Bu mu?” diye sordu.
Başımı salladım.
“Elisa,” dedi daha yumuşak bir tonla, “bak bana. Yalnız değilsin. Ne olursa olsun.”
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
“Biliyorum,” dedim. “Sadece… bazen eski şeyler insanın peşini bırakmıyor.”
Telefonu sessize aldım.
“Mutfağa dönelim mi?” dedim. “Büşra merak eder.”
Eray başıyla onayladı ama yürürken şunu ekledi:
“Bugün dışarı çıkacaksanız, ben de geliyorum. Bu bir rica değil.”
İçimdeki korku az da olsa hafifledi.
Belki Selçuk yazmaya devam edecekti.
Ama artık ben tek başıma değildim.
Mutfağa döndüğümüzde Büşra beni bir bakışta anladı. Gülümsemeye çalıştı ama gözleri temkinliydi.
“İyi misin?” diye sordu yine de.
“İyiyim,” dedim bu sefer daha net. Eray yanımda duruyordu; varlığı sessiz bir kalkan gibiydi.
Masaya oturduk. Kimse az önce olanları kurcalamadı. Çaydan yükselen buhar, tabakların sesi… Ev yeniden normal bir sabaha benzemeye çalışıyordu. Ama benim içimde bir şeyler hâlâ tetikteydi.
Büşra bir süre sonra konuyu değiştirdi.
“Bahçeye çıkalım mı?” dedi. “Hava gerçekten güzel.”
Eray bana baktı.
“Ben de geliyorum,” dedi kısa ve net.
Bahçeye çıktığımızda güneş ağaçların arasından süzülüyordu. Çimler ıslaktı, hava serindi ama ferahlatıcıydı. Derin bir nefes aldım. İçimdeki sıkışma biraz gevşedi.
"Elisa gel bak dayım buraya çiçek ekmişti olara bakalım gel"
Büşra benle gezdiği için heyecanlı gibiydi
"Hemen geliyorum çiçekleri çok severim"
Büşranın yanına gittim
"Aralarından sadece gülü biliyorum"
Güldü
"Gül,lale,kehribar, zambak"
"Çiçeklerden anlar mısın"
"Yani çok değil ama ilgilendiğim zamanalar olmuştu"
Eray hemen arkamızda duruyordu
"Eray senin işin varsa işine git"
Eray bana baktı
"Yani gitmem gerekiyor ama sizi tek bırakamam babamda yok"
Büşra elini omzuma attı
"Ee bizde gelelim nolcak"
Eray düşündü emin değildi
"Elisa gelmek ister misin"
Seçim hakkını bana bırakmıştı
"Olur nerde çalışıyorsun görmek isterim"
Erayın aklına bir fikir gelmiş gibiydi
"Giynin on dakikaya çıkarız"
Büşra hemen itiraz etti
"Ne on dakikası ya makyaj yapcam ben daha"
Eray sabır çeker gibi oldu bir şey demeden içeriye girdi bende yürüdüm büşrada benim yanımdan geldi. Ben ve Büşra odalarımıza gittik ben ereni aradım
"Söyle güzelim"
"Şey eren benim rüyam varya gerçek olmaz demi şimdi Erayla onun şirketine gitcez"
"Olmiycak güzelim sen olsa bile rüyamdaki benin dediği gibi
"Aklın değil, bedenin biliyor" ben dediysem bir şeyler biliyorumdur"
"Haha çok komiksin eren gerçek olmaz inşallah yıllar sonra gerçek abim bana gelmiş şimdi kaybedemem onu"
Erayın seni geldi aşağıdan
"Hadi kızlar geç kalcaz"
Ereni dinlemeye devam ettim
"Güzelim, hatunum hiçbir şey olmiycak merak etme beraber gitceksiniz beraber sapasağlam geleceksiniz"
"Umarım suratsız, bizimkiler nasıl görev nasıl gidiyor"
"Emine teyze geldi ilk seni sordu bende okulunu bitirmemişti onun için Amerikaya gitti dedim görevde sorun yok şuan kimse yaralanmadı"
"Emine teyze'ye ardayı söylediniz mi ya da ardayla kardeş olmadığımızı"
"Söylemedik seksen yaşında kadın kalbine iner"
Eray tekrar bağırdı
"Hadi artık bakın gitcem"
İster istemez güldüm
"Suratsız ben gideyim yoksa erayın ses telleri kopacak"
"Seviyorum seni çillim"
"Seviyorum seni suratsız"
Telefonu kapatıp yatağa fırlattım bavulumu açtım ayak bileklerime kadar gelen bir etek onun üzerine de beyaz atlet bandana mı takım çantamıda alıp çıktım zaten içinde her şey vardı aşağa inmeden önce büşranın odasına gittim
"Büşra hazır mısın biraz daha inmezsek erayın ses telleri kopacak"
Büşra güldü
"Aman abartmasın oda on dakikalık iş işte"
Odadan çıktı beraber aşağa indik üstüne göğüs kısmında biten bir crop altınada ispanyol paça pantolon giymişti fazla dikkat çekici giyinmişti ama yakışmıştı
"Bune büşra çıplak gelseydin"
"Sus Eray abim değilsin"
"En azından abilik taslayıp senle evlenip çocuk yapmıyorum"
Ne cocuğu ya Eray ne saçmalıyordu
"Ne, çocuk mu"
Büşra telaşlanmış gibiydi
"Her zamanki Eray aramızda böyle şakalar olur yoksa ne çocuğu"
Eraya baktım kafasını salladı
"Hadi gidelim yoksa büşra yüzünden geç kalcaz"
Büşra sadece göz devirdi
Arabaya bindiğimizde hava hâlâ serindi ama güneş iyice yükselmişti. Eray direksiyona geçti, Büşra ön koltuğa oturdu, ben arkaya. Kapı kapandığında içeride kısa bir sessizlik oldu; motorun sesi bile o sessizliği bozmaya çekinir gibiydi.
Eray aynadan bana baktı.
“Rahatsız mısın?” diye sordu.
“Hayır,” dedim. “Sadece merak ediyorum.”
“Ne kadar meraklı olduğun yüzünden belli,” dedi Büşra gülerek. “Birazdan Eray’ın ikinci evini göreceksin.”
“İkinci ev?” Kaşlarımı çattım.
Eray yola odaklanmıştı.
“Bazen buradan daha fazla zaman geçiriyorum orada,” dedi. “Ama babam yokken.”
Şehir içine girdikçe trafik arttı. Camdan dışarı bakarken fark ettim; ilk defa bu kadar kalabalığın içinde kendimi bu kadar güvende hissediyordum. Belki de arabada yalnız olmadığım içindi.
Bir süre sonra yüksek camlı, modern bir binanın önünde durduk. Güvenlik kapısından geçerken Eray camı indirdi, kısa bir konuşma yaptı. Kapı hemen açıldı.
Büşra bana dönüp fısıldadı:
“Bakma böyle sakin durduğuna, içeride herkes ondan çekinir.”
“Belli,” dedim. “Ses tonundan.”
Eray arabayı park etti. İndiğimizde binanın ön cephesi tüm ihtişamıyla karşımızdaydı. Camlar güneşi yansıtıyor, içerisi dışarıdan bile ciddi görünüyordu.
“Hazır mısın?” dedi Eray.
"Neye senin şirketine girmeye mi"
Eray güldü
"Ondan bahsetmiyorum içeriye girince anlarsın"
Onu takip etmeye başladım büşra kulağıma eğildi
"Etrafta iyi bak belki kısmetin burdadır"
Eray yürüdüğü yerde durdu
"Büşra biraz daha susmazsan elimden bir kaza çıkıcak ayrıca elisanın sevdiği var"
Sustum bu konu hakkında konuşmak istemedim eren varken ben başkasına bakmazdım eren yokkende. Etraftaki kızlar eraya sanki bambaşka bir varlıkmış gibi bakıyordu beni görünce gözlerini deviriyordu, bizi sevgili mi sanmışlardı
Resepsiyondaki kadın Eray’ı görür görmez ayağa kalktı.
“Günaydın Eray Bey.”
“Günaydın,” dedi kısa ve net.
Asansöre bindiğimizde Eray tuşa bastı ben büşraya, büşra eraya, Eray bana bakıyrodu niye böyle bir şey yapıyorsak
"Elisa"
"Efendim"
"Hâlâ modellik yapmak ister misin"
"Bilmiyorum erenle konuşmalıyım"
Eray gülümsedi
"Tamam konuş sonra bana fikrinizi söyle"
Sorgulamamıştı erene sormadan iş yapmıycağımı biliyordu
Çilli:
Suratsız, Eray hâlâ modellik yapmak istiyor muyum diye sordu
Mesaj gecikmedi anında geldi
Suratsız:
Sen ne dedim
Çilli:
Erene sormalıyım dedim
Suratsız:
Modellik senin seçtiğin meslek değildi zorlandığın meslekti yapamak da yapmamakda sana bağlı ama şimdiden söyleyeyim görev icabı yapabilirsin
Çilli:
Bilmiyorum eren dediğin gibi ben model olmak istemedim doktor olmak istedim
Suratsız:
Kendi fikrin
Çilli:
Sen ne diyorsun
Suratsız:
İstediğin meslek için çabala ve yap diyorum
Çilli:
Tamama suratsızım yazarım ben sana sonra, seviyorum seni
Suratsız:
Bekliyor olacağım, seviyorum seni çillim
Asansör durduğunda indik
"Ne diyo eren"
"İstediğini yapabilirsin diyo bende ne yapacağımı bilmiyorum"
"Bu senin mesleğin yapmak istersen bizim şirkette ayarlarım"
"Ben aslında doktor olmak istedim ama olamadım o yüzden yapsamda olur yapmasamda"
Eray baktı sonra önüne döndü karşıdan gelen adam dikkati mi çekti erene çok benziyordu aynı o gibiydi adam yanınızda durdu
"Eray kardeşim, naber"
"İyidir senden naber Onur"
"İyi bende bu kız kim sevgilin mi"
"Hayır kardeşim bahsetmiştim ya"
Onur ellerini cebinden çıkardı
"Tanıştığıma memnun oldum elisa"
Elini uzattı sıkmak istemesemde ayıp olmasın diye sıktım
"Bende Onur"
Onur’un elini bıraktığımda içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Gülümsemesi yerindeydi ama bakışları… fazla ölçer gibiydi. Eray bunu fark etmiş olacak ki omzuma çok hafif bir dokunuş yaptı; fark edilmeyecek kadar kısa ama “yanındayım” der gibiydi.
“Toplantıya geç kalıyoruz,” dedi Eray, sesi netti.
Onur kaşlarını kaldırdı, alaycı bir tebessümle başını salladı.
“Tabii tabii, siz işinize bakın.”
Yanımızdan ayrılırken bakışlarını üzerimden çekmedi. Asansör kapısına doğru yürürken Büşra kulağıma eğildi.
“Sezdim,” dedi fısıltıyla.
“Neyi?”
“Onur bela sever.”
Cevap vermedim. İçimdeki huzursuzluğu bastırıp yürümeye devam ettim. Eray’ın ofisine girdiğimizde ortam bir anda değişti. Geniş camlar, şehir manzarası, düzenli ama soğuk bir hava… Burası gerçekten onun ikinci evi gibiydi.
Eray ceketini sandalyeye bıraktı.
“Otur,” dedi bana. “Bir kahve ister misin?”
“Olur,” dedim.
Büşra çoktan koltuğa yayılmıştı bile.
“Ben senin adına şekerli söylüyorum,” dedi.
“Hayır,” dedim refleksle. “Şekersiz.”
Eray başını salladı.
“Eren gibi,” dedi farkında olmadan.
İsminden bahsedilmesi içimi bir an sıkıştırdı ama belli etmedim. Camdan dışarı baktım. Aşağıda insanlar karınca gibi hareket ediyordu. Hayatlar, kararlar, yollar… Hepsi bu kadar küçük görünüyordu yukarıdan.
Kapı çalındı.
“Eray Bey, dosyalar,” diyen bir sesle içeri genç bir kadın girdi. Bana kısa bir bakış attı, sonra hemen gözlerini kaçırdı. Dosyaları masaya bıraktıktan sonra çıktı.
Eray dosyalara göz gezdirirken konuştu:
“Elisa, modellik konusu sadece bugünlük bir soru değildi.”
Başımı ona çevirdim.
“Biliyorum.”
“Burada kalıcı olmanı isterim. Ama sadece vitrin için değil.”
Büşra doğruldu.
“Bak bu önemli,” dedi. “Eray kimseyi durduk yere yanında tutmaz.”
Sessizlik oldu. İçimde iki ses çarpışıyordu. Biri “alıştığın şey, güvenli olan” diyordu; diğeri “hiç istemediğin ama seni sen yapan hayal.”
Telefonum titreşti.
Eren’den mesajdı.
Suratsız:
“İyi misin?”
Ekrana baktım, gülümsedim.
“İyiyim,” dedim içimden. Ama karar verme zamanı yaklaşıyordu.
Başımı kaldırıp Eray’a baktım.
“Bana biraz zaman ver,” dedim.
Eray hafifçe gülümsedi.
“Zaman en pahalı şeydir,” dedi. “Ama sana veririm.”
O anda kapı tekrar açıldı.
Bu sefer içeri Onur girdi, elinde iki kahve.
“Yanlışlıkla fazla söylediler,” dedi sırıtarak. “Birini size getirdim.”
Eray’ın yüzü bir an gerildi.
“Gerek yoktu,” dedi soğukça.
Eray onurdan rahatsız olmuş gibiydi onuru umursamadım erene cevap yazdım
Çilli:
İyim sen nasılsın
Cevap anında geldi nasıl bu kadar hızlı yazıyordu
Suratsız:
İyiyim güzelim emine teyze seni soruyor sürekli bizde kalıyor bir ara konuş
Eraya baktım onurla bir şeyler konuşuyorlardı
"Eray"
"Efendim kardeşim"
"Şey emine teyze beni soruyormuşda ben onla bir konuşsam"
"Emine teyze kim"
"Miraç abinin annesi"
Kafasını salladı
"Konuş gel"
Kafamı salladım odadan çıkıp ereni aradım
"Efendim çillim"
"Emine teyzey'le konuşmak için aradım"
"Benle niye konuşmuyorsun"
"Senle ne zamana istersem konuşa bilirim çünkü"
Telefondan sesler geldi eren emine teyzenin yanına gidiyordu büyük ihtimalle
"Al emine teyze elisan"
Eren beni emina teyzeden de kıskanıyor olmazdı
"Alo kuzum nasılsın eren okul için gitti dedi her şey normal mi iyi misin"
"Emine teyze sakin her şey iyi bende iyim sen nasılsın"
"İyim bende kuzumda ne okulu bu"
"Tıp için emine teyze, ben tıp okulunu yarım bırakmıştım şimdi geri döndüm birkaç ay"
"Kaç ay"
"Belli değil emine teyze"
"İyi kuzum iyi sen ereni düşünme bana emanet kızlara bakmaz merak etme sen derslerine odaklan"
Güldüm
"Tamam emine teyze kendine çok iyi bak hepsine selam söyle ben şimdi gidicem ders başlıycak"
"Tamam kuzum dikkat et"
Telefonu kapattım içimde bir boşluk hissettim istediğimde araya bilirdim konuşabilirdim eren hemen yardımcı olurdu ama yinede yanlız hissettim
Telefonu kapattığımda elim bir süre havada kaldı. Ekran karardı ama içimdeki boşluk kararmadı. İstediğim an Eren’e ulaşabiliyordum, Emine teyze de her zamanki gibi sıcak ve koruyucuydu. Yine de… o sesler sustuğunda geriye kalan sessizlik ağır geliyordu.
Derin bir nefes alıp ofise geri döndüm. Kapıyı açtığımda Eray ve Onur hâlâ ayaktaydı. Konuşmaları kesildi; Eray bana baktı, Onur ise sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.
“Her şey yolunda mı?” diye sordu Eray.
“Evet,” dedim. Sesim beklediğimden daha sakindi. “Sadece kısa bir konuşmaydı.”
Onur kahvesinden bir yudum aldı.
“Aile iyidir,” dedi. “İnsanı ayakta tutar.”
Bu laf bana mıydı, kendine mi, anlayamadım. Umursamamaya karar verdim. Büşra bakışlarıyla beni süzdü; bir şey demedi ama ne hissettiğimi anladığını biliyordum.
Eray masasına yöneldi.
“Birazdan toplantım var,” dedi. “İsterseniz sizi aşağı bıraktırayım.”
Büşra hemen ayağa kalktı.
“Benim zaten işim var,” dedi. Sonra bana dönüp göz kırptı. “Sen kararını düşün.”
Ofisten çıkarken Onur kapıda durdu.
“Görüşürüz, Elisa,” dedi. Sesinde tuhaf bir eminlik vardı.
Koridora çıktığımızda camdan gelen gün ışığı daha parlaktı ama içimdeki ağırlık geçmemişti. Asansöre binerken Eray sessizdi. Kapılar kapanınca konuştu:
“Onur konusunda mesafeni koru,” dedi.
“Ben zaten—”
“Biliyorum,” diye sözümü kesti. “Sadece… herkes göründüğü gibi değildir.”
Asansör aşağı inerken aynadaki yansımama baktım. Yüzüm sakindi ama gözlerim karışıktı. Modellik, tıp, Eren, bu bina… Hepsi aynı anda üzerime geliyordu.
Asansör durdu. Kapılar açıldı.
“Düşünmek için zamanın var,” dedi Eray. “Ama kaçmak için değil.”
Başımı salladım. Dışarı adım atarken serin hava yüzüme çarptı.
Nereye gitceğim hakkında hiçbir bilgim yoktu dillerinide bilmiyordum kaldırımda öylece duruyordum, karşıdan gelen tanıdık kişiyi gördüm. Alex beni görünce önce sorgular gibi baktı sonra gülümsedi
"Naber elisa"
"Hiç Alex senden naber"
"Bende aynıda napıyorsun burda tek"
"Erayın toplantısı varmış, Büşranında işi bende öyle nereye gideceğimi düşünüyordum"
Alex nerde olduğumuzu yeni anlamış gibiydi
"İstersen seni eve bıraka bilirim ya da benimle gelebilirsin ya da başka bir yere gitmek istersen bırakırım"
"Bilmiyorum ki ben buraları"
"Gel ozaman benle"
Kafamı salladım yanından yürümeye başladım o sırada telefonum çaldı Eray arıyordu
"Alo elisa nerdesin"
"Alexle karşılaştım aşağıdayız daha"
"Toplantı iptalmiş bekleyin beni geliyorum"
"Tamam bekliyoruz"
Telefonu cıkarıp cebime koydum
"Eray gelicekmiş"
Beklemeye başladık gözümün önüne ondört yaşındaki eren geldi
"Aklın değil, bedenin biliyor siyah arabaya dikkat et"
Bir tek ben göremisimdir umarım siyah arabaya baktım içerisi gözükmüyordu
Siyah araba kaldırımın biraz ilerisinde durmuştu. Camları koyuydu; içini seçemiyordum. Kalbim istemsizce hızlandı. Aklın değil, bedenin biliyor… Eren’in o sesi yıllar öncesinden gelip kulaklarımda yankılandı.
Alex fark etmiş olacak ki adımlarını yavaşlattı.
“İyi misin?” diye sordu, bakışı arabaya kaydıktan sonra tekrar bana döndü.
“İyiyim,” dedim ama sesim pek ikna edici çıkmadı.
O anda telefonum bir kez daha titreşti. Eray’dan mesaj: “İki dakikaya oradayım.” Rahatlamaya çalıştım. Siyah araba hâlâ kıpırdamıyordu. Motor sesi yoktu; sanki sadece bekliyordu.
Alex cebinden anahtarlarını çıkardı.
“İstersen şu köşede duralım,” dedi. “Kalabalık.”
Kafamla onayladım. Birkaç adım attık. Tam o sırada siyah arabanın farları bir an yandı, sonra söndü. İçimdeki huzursuzluk daha da arttı. Geri dönüp baktım; plaka net değildi.
“Alex,” dedim alçak sesle, “şu araba—”
“Gördüm,” dedi sakin ama dikkatli bir tonla. “Merak etme.”
Erayı gördüm Eray geldiği gibi araba çalıştı yanımıza gelince bir şey olmamış gibi davranmak istedim, çantamı açıp içine baktım silah hâlâ ordaydı eğer gelirlerse ve erayı ya da alexsi vururlarsa öbürüne silahı vericek vurulanla ilgilenecektim
"Hadi gidelim" dedi Eray birazdan vurulabilirdi
"Gitmesek mi kalabalıkda mı dursak"
Bunu dememle siyah araba karşımızdaki yoldan geldi, arabasını park etti camı önce çok yavaş açıldı Eray hâlâ arabayı fark etmemişti telefona bakıyordu
"Biraz bekleyelim büşra gelirmiş yanımıza"
"Şurda bekleyelim"
"Bizi görmez orda bakar kör o zaten"
Arabanın camı daha çok açıldı içindeki adamları gördüm gözlüklü takım elbiseli adamlar arka camda açıldı öndeki adam silah çıkardı onunla eş zamanlı silahı çıkardı tetiği çekti ve erayı vurdu arkadaki adamda Alexi vurdu ben silahla sıksamda boşa isabet yeteneğim çok iyi değil hem Alex hem Eray vurulmuştu sakin olmalıydım ama ellerim titriyordu plakaya baktım
AB 286 TLK
Eraya eğildim
"Aklım değil, bedenin biliyor"
Kafamdaki bandanayı çıkardım Alex'in yarasına bastırdım o daha iyi durumdaydı kendi yarasına tampon yapa bilirdi Eray hem kolundan hemde karnından vurulmuştu erayın ceketini çıkardım
"Elisa ambulansı ara"
Cevap vermedim erayın ceketinin kolunu yırttım vurulan koluna döndüm etrafımıza bir sürü kişi gelmişti ambulansı arıyorlardı ben erayın koluna yöneldim kurşun içine girmemiş sıyırmış kopardığım kol parçasını erayın kolunu sardım canını acıtmıycak ama kanında akmasını engelliycek şekilde bağladım orayla işim bittiği an karnına döndüm çantamdan su çıkarıp elimi temizledim karnındaki kurşunda sıyırsaydı keşke büşranın sesini duydum
"Eray!"
Yanıma çömeldi ağlıyordu
"Büşra ağlama ben Erayla ilgilenirim alexsin yarasına tampon ol"
Kafasını salladı ama hâlâ eraya bakıyordu kurşunu çıkarmak için cımbız gibi bir şey aradım çantamda yoktu etrafa bağırdım
"Cımbızı veya cımbıza benzer bir şeyi olan var mı"
Yanıma on sekiz yaşlarında bir kız geldi
"Cımbızım var"
"Verir misin"
"Al ama pis olabilir"
Elindeki suyu cımbıza döktü eğer pisse mikrop kapabilirdi bana uzattı cımbızı
"Teşekkürler çok teşekkür ederim"
Kafasını sallayıp geriye çekildi ben erayın yarasına odaklandım kurşun çok derinde değildi organlarına zarar vermemiştir büyük ihtimalle
"Elisa kardeşim eğer ölürsem..."
Nefes almaya çalıştı
"Erenin yanından asla ayrılma burdayken de alexsin"
Kafamı salladım
"Hayır abi ölmüyceksin"
Ağzımdan abi kelimesi çıkmıştı bilerek dememiştim
"Sen bana abi dedin ya ölsemde bir şey olmaz artık"
"Sus abi sus"
"Hakkını helal et"
Ağlamaya başladım
"Helal olsun"
Kendini zorlayarak güldü cımbız çok küçük olduğu için kurşunu çıkarmak zor olucaktı zorda olsa kurşunu tuta bilmiştim yavaşca çektim eğer düşürürsem daha kötü olabilirdi kurşunu dikkatlice çıkardım çantamdan peçete çıkardım ve üstüne koydum şimdi tek isim yarasına baskı uygulamaktı Alex'in sesini duydum
"Mermiyi sakla"
Sorgulamadım peçeteye sarıp çantama koydum erayın ceketinden biraz daha yırttım erayın telefonu çalıyordu aldım hakan arıyordu açtım
"Eray nerdesiniz oğlum"
"Hakan, hakan Eray ve Alex vuruldu şirketin önündeyiz ben mermiyi falan çıkarıp tampon yaptım ama hâlâ ambulans gelmedi büşra ağlamakdan harap oldu"
Hakan’ın sesi bir anlığına kesildi. Sonra sertleşti, toparlandı.
“Tamam,” dedi net bir tonla. “Telefonu kapatma. Ambulans yolda. Polis de. Sakın yerinizden ayrılmayın.”
“Eray çok kan kaybetti ama bilinci açık,” dedim. Sesim titriyordu ama elim hâlâ yaraya baskı uyguluyordu. “Alex de vuruldu ama durumu daha iyi.”
“İyi iş çıkarmışsın,” dedi Hakan. “Dayanın. Geliyorum.”
Telefonu kapattığımda siren sesi uzaktan duyuldu. O ses, o ana kadar içimde tuttuğum her şeyi biraz gevşetti. Etrafımızdaki kalabalık daha da artmıştı ama sanki hepsi bir adım geri çekilmişti; herkes susmuş, sadece bekliyordu.
Büşra Alex’in yanında diz çökmüş, elleriyle baskı yapıyordu. Gözleri doluydu ama dediğimi yapıyordu. Alex dişlerini sıkmıştı, bana baktı.
“İyisin,” dedim ona. “Bak, konuşabiliyorsun.”
Başını çok hafif salladı.
“Sen… düşündüğümden daha soğukkanlısın,” dedi kısık bir sesle.
Cevap vermedim. Gözüm Eray’daydı. Nefes alıp verişini sayıyordum; düzenliydi, bu iyiye işaretti. Eğilip kulağına yaklaştım.
“Ambulans geliyor,” dedim. “Sakın uyuma.”
Gülümsedi, çok belli belirsiz.
“Doktor olmalıydın,” dedi.
"Belki ama kader olmamı istemedi"
Sirenler yaklaştıkça zaman yeniden akmaya başladı. Ambulans durduğunda sağlık görevlileri hızla yanımıza geldi. Ben geri çekilirken biri koluma dokundu.
“Sen mi ilk müdahaleyi yaptın?” diye sordu.
“Evet,” dedim kısa bir nefesle.
Başını salladı.
“İyi yapmışsın.”
Başımı salladım Büşra benden de kötüydü yanına gittim bacakları titriyordu polisler yanımıza geldi
"Olay nasıl oldu"
"Büşra burda değildi, siyah bir araba vardı biz şirketten çıkıp buraya gelince camları açıp sıktılar"
"Peki plakayı veya tiplerini hatırlıyor musunuz"
"Tiplerini net hatırlıyorum gözlükleri vardı plakaları
AB 286 TLK"
"Tamamdır yaralıların nesi oluyorsunuz"
Hakan koşarak yanımıza geldi
"Ben kardeşi Eliisa Arven bu kuzenimiz Büşra Arven"
Hakanı görünce polisler ona döndü
"Buda babamız Hakan Arven"
Şuan ağlamak istiyordum ama Büşra ve Hakan benden beterdiler o yüzden soğukkanlı olmalıydım
Polis kafasını salladı
"Hastalar iyleştikden sonra tekrar geleceğiz ozaman yine rapor vermeniz gerekebilir"
Kafamı salladım hakanada ağlıyordu
"Ağlamayı bırakın yürüyün ambulans gitmeden arabaya binin"
Hakan ayağa kalktı büşrayıda zor olsa kaldırdı hakanın geldiği yere doğru gittim
"Araba anahtarını ver"
"Sürmeyi biliyormusun ki kızım"
"Hepinizden daha iyi hemde"
Hakan bir an tereddüt etti. Sonra anahtarı avucuma bıraktı.
“Dikkatli ol,” dedi sadece.
Direksiyona geçtiğimde ellerim hâlâ titriyordu ama kontağı çevirdiğim an bedenim sakinleşti. Az önce de olduğu gibi… aklım değil, reflekslerim devralmıştı. Aynadan Büşra’ya baktım; arka koltukta oturmuş, başını Hakan’ın omzuna yaslamıştı. Gözleri boşluğa dalmıştı.
Ambulansın arkasından yola çıktım. Siren sesi önümde gidiyor, sanki bize yolu açıyordu. Trafik akıyordu ama benim için zaman başka bir hızda ilerliyordu. Kırmızı ışıklar, tabelalar, insanlar… Hepsi flu bir görüntü gibiydi.
Hakan sessizliği bozdu.
“Bu kadar sakin olmanı beklemiyordum,” dedi. Sesinde şaşkınlık vardı.
Gözümü yoldan ayırmadan cevap verdim.
“Biri sakin olmazsa, herkes dağılır.”
Bir süre sonra hastanenin acil girişine geldik. Ambulans çoktan durmuştu. Sağlık görevlileri Eray’ı ve Alex’i içeri alırken biz de peşlerinden koştuk. Kapılar kapandığında geriye sadece bekleme alanı kaldı.
Büşra çöktü kaldığı sandalyeye. Artık tutunacak gücü kalmamıştı. Hakan ayakta duruyordu ama omuzları çökmüştü. Yanlarına oturdum; ikisinin de ellerini tuttum.
Dakikalar geçti, belki saatler. Sonra bir doktor çıktı. Maskesini indirirken yüzündeki ciddiyet hepimizi ayağa kaldırdı.
“Eray Arven’in ameliyatı başarılı geçti,” dedi. “Hayati tehlikesi yok. Alex’in durumu da stabil.”
Büşra hıçkırarak ağladı; bu kez rahatlamanın ağlamasıydı. Hakan derin bir nefes aldı, sanki ilk kez gerçekten nefes alıyormuş gibi.
Ben ise sadece başımı salladım. İçimdeki düğüm çözülmüştü ama yerinde başka bir ağırlık vardı. Çünkü biliyordum: bu bir rastlantı değildi. Siyah araba, plakası, o bakışlar…
Koridorun camından dışarı baktım. Gece çökmüştü. Işıklar yansıyor, her şey ikiye bölünmüş gibi görünüyordu.
O tanıdık ses telefonumdan geldi eren arıyordu büşra ve hakanın yanından biraz uzaklaştım
"Alo çillim nasılsın"
Kendimi uzun süredir tutuyordum
"Eren rüyam, rüyam gerçek oldu Eray ve Alex vuruldu ilk yardımı yaptım hayatı tehlikeleri yokmuş"
"Sakin ol çilli geleyim mi oraya iyi misin sen"
"Gelebilirsen lütfen gel bana bir şey olmadı ama çok korkuyorum Hakan ve Büşra benden beterler"
Derin bir ses aldım titredi nefesim
"Tamam çilli hemen gelemeye çalışıcam"
"Ama görev"
"Sen daha önemlisin barangil halleder"
"Hızlı gel lütfen"
"Tamam çillim sen sakın kal ben gelicem 2 saate ordayım"
Telefonu kapattım ayağa kalktım Hakan ve Büşra hâlâ ağlıyordu Alex'in çıktığını gördüm koşarak gittim yanına
"Elisa"
"Efendim Alex"
"Teşekkürler"
"Saçmalama istersen teşekküre gerek yok"
Doktorlar odaya götürdü Eray hâlâ çıkmamıştı bir doktor yanıma geldi
"İlk müdahaleyi siz yapmışsınız aslında ilk müdahale değil direk ameliyat etmişsiniz biz sadece yarayı temizledik"
"Önceden tıp okumuştum"
"Doktormusunuz"
"Hayır tıp fakültesinden mezun olduktan sonra model oldum"
"Anladım, doktor olsaydınız çok büyük başarılar elde ederdiniz"
Gülümseyip kafamı salladım erayıda çıkardılar Hakan ve Büşra hemen yanına gitti, ben gitmek istemedim öylece durdum
"Aynı odada kalcaklar odada durabilirsiniz ama uyumaları gerek bir süre konuşamazsınız, eğer acil bir şey olursa müdahale etmekten çekinmeyin"
Kafamı salladım Eray beni fark etti
"Elisa.."
Yanına gittim
"Konuşma bir süre konuşmuycaksın uyuyup dinlenmen gerekiyor"
Eray dudaklarını araladı ama ses çıkmadı. Sadece gözleriyle baktı bana; minnet mi, şaşkınlık mı, yoksa ikisi birden mi ayırt edemedim. Elimi yavaşça kolunun üzerine koydum.
“Buradayız,” dedim alçak bir sesle. “Her şey kontrol altında. Sen sadece dinlen.”
Gözlerini kapattı. Göğsünün düzenli iniş çıkışını görünce içimdeki düğüm biraz daha gevşedi. Bir adım geri çekildim. Bu an onlara aitti; Hakan’a, Büşra’ya… Ben hep arada kalan olmuştum zaten.
Koridorda bir sandalyeye oturdum. Duvar saatinin tik takları kulaklarımı dolduruyordu. Telefonuma baktım. Eren’den henüz yeni bir mesaj yoktu ama “geliyorum” demişti ya, o bile tutunacak bir dal gibiydi.
Çantamı dizlerimin arasına çektim. İçinden, peçeteye sarılı mermiye elim değdi. Bir an duraksadım. Sonra fermuarı kapattım. Bunun zamanı değildi. Ama unutmayacaktım.
Bir hemşire yanımdan geçerken durdu. “Bir şey ister misiniz?” diye sordu yumuşak bir sesle. “Bir bardak su alabilir miyim?” dedim. Getirdiğinde teşekkür ettim, bir yudum aldım. Ellerimin hâlâ hafifçe titrediğini fark ettim. Demek ki bedenim de şimdi izin veriyordu.
İki saat yavaşça aktı. Kapıdan giren çıkanlar, fısıltılar, tekerlek sesleri… Sonra koridorun ucunda tanıdık bir siluet belirdi. Üniforması yoktu, sivil kıyafetlerleydi ama yürüyüşünü tanırdım.
Eren.
Göz göze geldiğimiz an bütün o “sakin olmalıyım” duvarı çatladı.
Oturduğum yerden kalktım ona doğru koşmak istedim ama koşmadım dengede duramıyordum o bana koştu
"Burdayım çillim merak etme"
Beni kollarının arasına aldı Eray ve Alex'in yattığı odanın tam karşısında duruyorduk beni yavaşca oturduğum yere geri bıraktı önüme çöktü
"İyi misin"
Kafamı salladım
"Ben çok korktum"
"Tamam geçti her şey ikiside yaşıyor sapasağlamlar"
Eren başını hafifçe eğdi, göz hizama indi. Sesi sakindi ama içindeki gerilim hissediliyordu.
“Korkman normal,” dedi. “Ama bak, buradasın. Ayaktasın. Onlar da yaşıyor.”
Derin bir nefes aldım. Göğsüm sıkışıyordu ama yavaş yavaş çözülüyordu. Ellerimi dizlerimin üstünde birleştirdim; hâlâ titriyordu.
“Bir an…” dedim, kelimeleri seçmekte zorlanarak. “Bir an yine her şey aynı olacak sandım. O araba, o ses… Sanki yıllar önceki bir kapı tekrar açıldı.”
Eren’in yüzü ciddileşti. Omzuma hafifçe dokundu; sıkmadı, bastırmadı. Oradaydı sadece.
“Geçmiş bazen ses yapar,” dedi. “Ama bu sefer yalnız değilsin.”
Karşı odanın kapısı aralandı. Bir hemşire içeri girdi, ardından kapı tekrar kapandı. Büşra’nın boğuk bir hıçkırığı duyuldu, sonra sustu. Hakan’ın alçak sesi… Aile olmanın o ağır ama gerçek sesi.
“Polis tekrar gelecek,” dedim. “Plakayı verdim. Yüzlerini de hatırlıyorum.” “Biliyorum,” dedi Eren. “Ama bu kısmı sen tek başına taşımayacaksın. Tamam mı?”
Başımı salladım. Bir süre ikimiz de konuşmadık. Saatin tik takları geri döndü. Hastane kokusu, floresan ışıklar, beklemenin o tuhaf uyuşturuculuğu…
Sonra Eren doğruldu. “Biraz su iç,” dedi. “Sonra istersen çıkıp hava alalım. Kapının önü kalabalık değil.” “Ya bir şey olursa?” “Olursa geri gireriz,” dedi net bir şekilde. “Ama senin de nefes alman lazım.”
Ayağa kalktım. Dizlerim hâlâ zayıftı ama bu kez düştüğümde tutacak bir boşluk yoktu. Birlikte birkaç adım attık, kapının önüne kadar. Camdan dışarı baktım; gece sessizdi, şehir her zamanki gibi umursamazdı.
“Biliyor musun,” dedim yavaşça, “herkes bana güçlü diyor. Ama bazen sadece alışkınım.” Eren kısa bir an durdu. “Alışmak güçlü olmak değildir,” dedi. “Hayatta kalmaktır.”
Arkadan bir ses geldi. Büşra kapıda duruyordu, gözleri kızarmıştı ama bakışı daha netti. “Elisa,” dedi. “Eray seni soruyor.”
İçimde bir şey yer değiştirdi. Eren’e baktım. “Git,” dedi. “Ben buradayım.”
Odaya girip girmemek arasında kaldım erene baktım kafasıyla girmem için işaret yaptı derin bir nefes alıp girdim
"Efendim Eray"
Eray başını çok az çevirdi. Gözleri yarı açıktı ama bakışı netti. Yorgundu; konuşmak ona gerçekten ağır geliyordu.
“Elisa…” dedi kısık bir sesle.

“Buradayım,” dedim hemen, yatağın yanına yaklaşıp. Sesimi olabildiğince sakin tuttum. “Konuşman gerekmiyor.”
Parmakları çarşafın üzerinde kıpırdadı. Elini uzatmak ister gibi yaptı ama gücü yetmedi. Elimi onun eline koydum; soğuktu ama canlıydı. Bu yeterliydi.
“Beni… kurtardın,” dedi, kelimeleri arayarak.
“Saçmalama,” dedim yumuşakça. “Zaten buradaydık.”
Gözleri kısaca kapandı, sonra tekrar açıldı.
“Ben… seni bu işlerin içine çektim,” dedi. “Özür—”
“Sakın,” dedim, bu kez biraz daha net. “Kimse kimseyi böyle şeylere ‘çekmez’. Bu senin suçun değil.”
Bir süre sessiz kaldık. Monitörün düzenli bip sesi odadaki tek ritimdi. Sonra çok alçak bir sesle konuştu:
“Eren… geldi mi?”
“Evet,” dedim. “Dışarıda. Burada olduğunu biliyor.”
Başını çok hafif salladı. Rahatlamış gibiydi.
“İyi,” dedi. “O varken… sen yalnız kalmazsın.”
Bu cümle içimde bir yere dokundu ama belli etmedim. Elimi yavaşça çektim.
“Dinlenmen gerekiyor,” dedim. “Doktorlar konuşma demişti.”
Gülmeye çalıştı ama sadece nefesinin ritmi değişti.
“Doktor olmalıydın,” dedi yine. “Hâlâ diyorum.”
“Belki başka bir hayatta,” dedim. “Şimdi sıra sende. İyileşmek senin görevin.”
Gözleri kapandı. Bu kez gerçekten uykuya teslim oluyordu. Birkaç saniye daha durdum, nefesini dinledim. Sonra sessizce geri adım attım.
Kapıdan çıkarken dönüp son bir kez baktım.
Yaşıyordu.
Bu, şu an için yeterliydi.
Koridora çıktığımda Eren duvara yaslanmıştı. Göz göze geldik. Hiçbir şey sormadı. Yüzümden anlamıştı.
“Uyudu,” dedim sadece.
Başını salladı.
“Güzel.”
Yanına oturdum. Omuz omuza, sessizce. Bu kez saat sesi rahatsız etmiyordu.
Çünkü ilk defa, beklemek yalnız değildi
"Neden en baştan içeriye girmedin"
"Aileden değilim gibi hissettim"
Eray bana baktı
"Biz bir aileyiz elisa sen benim kardeşimsin"
Haklıydı ama öyle dedi diye hemen aileden olmuyordum yıllardın ne ben onları ne onlar beni tanıyordu cevap vermeyince Büşra bana baktı
"Gülmüm sen erenin yanına gitmek istersen git biz burdayız"
Kafamı salladım ereyın elini bıraktım ne ara tuttuğumu bilmeyerek odadan çıktığım gibi eren ayağa kalktı
"Her şey yolunda mı"
Kafamı salladım
"Yolunda"
Erenle yan yana yürüyorduk ama elimi tutmuyordu o tutmadığı için bende tutmadım hastanenin arkasında çiçekçi bulunuyordu oraya doğru gittik
"Hangisini istiyorsan al güzelim"
Güzelim mi? Bana güzelim demişti gülümsedim çiçeklere bakmaya başladım anlamlı bir şey olmalıydı sonuçta erene döndüm
"Karanfil alalım mı"
"Sen laleleri sevmez miydin"
"Evet hâlâ laleleri seviyorum ama karanfilin anlamı daha çok uyuyor, hem kendime almıyorum ki"
"Herşeye anlam yüklemeyi fazla seviyorsun sanki"
"Karanfil yeni bir başlangıç yapanlara alınır genellikle hastane arkalarında olan çiçekcilerde çok bulunur ama kimse almaz çünkü kimse anlamını bilmez, eğer biri çok büyük bir ameliyat geçirmişse yada ölümden döndüyse karanfil alınır"
Eren sözü mü kesmeden dinlemişti fazla konuşuyordum galiba
"Kısa lafın uzunu karanfil alıyoruz"
Eren güldü
"İki buket karanfil ver abi"
"Neden iki buket"
"Hem Alexe hem Eraya"
Gülümsedim çiçekci abi bana döndü
"Çiçekleri sever misin"
"Yani biraz"
"Anlamlarını biliyor musun"
"Hepsinin değil"
Çiçekci abi kafasını salladı buketleri hazırlamaya devam etti ben ceplerimi kontrol ettim cüzdanı büşranın çantasında unutmuştum
"Eren beni bekle cüzdanı mı alayıp gelirim hemen"
Arkamı dönüp gitmeye çalıştım ama eren omuzlarımdan tutup kendine çekti
"Benim yanımda niye hesap ödeyesin"
"Ya ama eren Eray benim abim alexde arkadaşı benim almam daha mantıklı olur"
Eren cevap vermedi omuzlarımdan daha sıkı tuttu çiçekçi abi buketleri uzattı
"Çillim sen buketleri al bekle beni burda"
Dediğini yaptım buketleri aldım dükkana girip parayı ödedi
"Hadi gidelim"
Kafamı salladım
"Çiçekler ağır değil demi ikisinide taşımak istedin ama"
"Çiçek bu eren nasıl ağır olsun"
"Doğru ben ne dediğimi bilmiyorum ki"
Güldüm benim için endişelenmişti Eray ve Alex'in odasına doğru gittim eren kapıyı çaldı ellerim dolu olduğunu için odaya girdiğimde Eray ve Alex iyi görünüyordu Büşra eraya yemek yedirmek için uğraşıyordu Hakan ve Alex de konuşuyordu beni fark ettiklerinde hepsi bana döndü
"Bu sana Eray"
Elimdeki buketi yatağın kenarına bıraktım Alex'in yanına gittim
"Buda sana Alex"
"Ne gerek vardı elisa boşa vara iki gün sonra solup gidicekler zaten"
Alex'e ters ters bakmaya başladım
"Ne alaka hiçbir çiçek boş para değildir"
Erenin kapı önünde durduğunu gördüm Erayla bir birlerine bakıyorlardı
"Eren gelsene ayakta bekleme"
Eren konuşmadı erayı öldürcek gibi bakıyordu aralarına girerek ereni odanın içerisine soktum arkasından kapıyı kapadım
"Eren geç otur hadi"
Hâlâ bir birlerine sinirli bir şekilde bakıyorlardı
Odadaki hava bir anda değişmişti. Az önce çiçek kokusu vardı, şimdi gerilim.
Eren sandalyeye oturdu ama sırtı dikti, çenesi hafif kasılıydı. Eray da yataktan doğrulmaya çalıştı, yüzü solgun ama bakışı sertti. Alex olan biteni sessizce izliyordu. Hakan ise durumu tartmaya çalışıyordu.
“Tamam,” dedim aralarına bakarak. “Bu bakış yarışmasını kim kazanır bilmiyorum ama şu an kimsenin tansiyonunun yükselmemesi gerekiyor.”
Büşra hafifçe gülümsedi, ortamı yumuşatmaya çalışarak.
“Doktor biraz önce ‘stresten uzak duracaklar’ dedi,” diye ekledi.
Eray derin bir nefes aldı.
“Benim Eren’le sorunum yok,” dedi ama sesi o kadar da ikna edici değildi.
Eren kaşını kaldırdı. “İyi. Çünkü benim de seninle yok.”
Yalan. İkisi de yalan söylüyordu.
Bir adım öne çıktım.
“Bakın,” dedim daha ciddi bir tonla. “Bugün kimse kimseye bir şey ispatlamayacak. Hepimiz aynı taraftayız. Anlaştık mı?”
Eray gözlerini benden ayırmadı.
“Ben hep aynı taraftaydım,” dedi.
Eren’in sesi bu kez daha sakindi. “Ben de.”
O an anladım. Bu bir düşmanlık değildi. Bu… koruma içgüdüsüydü. İkisi de beni kendi yöntemleriyle korumaya çalışıyordu. Ve bu durum onları karşı karşıya getiriyordu.
Alex çiçeklere baktı.
“Karanfil mi?” dedi.
“Evet,” dedim. “Yeni başlangıç.”
Hakan başını salladı.
“Fena fikir değil,” dedi. “Belki gerçekten öyle olur.”
Odadaki hava biraz yumuşadı. Büşra çiçekleri su dolu vazoya yerleştirdi. Kırmızı karanfiller beyaz hastane duvarına karşı güçlü duruyordu.
Eren nihayet bakışını Eray’dan çekti ve bana döndü.
“Çıkalım mı biraz?” diye sordu sessizce.
Eray bunu duydu.
“Elisa,” dedi, sesi bu kez daha yumuşaktı. “Git. Dinlen. Burada iyiyiz.”
Gözlerim birinden diğerine kaydı.
“Tamam,” dedim. “Ama kavga yok.”
Alex hafifçe güldü. “Söz.”
Eren’le kapıya yöneldik. Çıkarken son bir kez dönüp baktım. Eray bana bakıyordu ama bu kez öfke yoktu. Sadece… düşünce.
Koridora çıktığımızda Eren yürümeyi bıraktı.
“Bana kızdın mı?” diye sordu aniden.
“Hayır,” dedim dürüstçe. “Ama bakışlarını biraz yumuşatabilirsin. Hastane odasında düello yapılmıyor.”
Eren hafifçe gülümsedi ama gözleri ciddiydi.
“Ben kimseyle yarışmıyorum,” dedi. “Sadece… seni kaybetme ihtimalini sevmiyorum.”
Adımlarım yavaşladı.
“Kimse kimseyi kaybetmiyor,” dedim. “Bugün kaybetmedik. Bu yeter.”
Eren bir an sustu. Sonra elimi tuttu.
Bu kez ben geri çekmedim.
Hastanenin teras kısmındaydık
"Eren ben bizimkileri çok özledim aslıyı bile"
"Biliyorum yavrum onlarda seni özledi"
Yavrum mu
"Ne dedin sen"
"Onlarda seni özledi dedim"
"Hayır hayır ondan önce"
"Biliyorum yavrum dedim"
"Ne"
"Yavrum"
Ne demek istediğimi anlamış gibiydi
"Yavrum muyum"
"Her şeyimsin"
Telefonum çaldı bilinmeyen numara açmadım ardından ard arda mesajlar
Sel:
Benekli aç şu telefonu
Benden nefret etme lütfen
Ben senin iyliğini istiyorum
Eren sana zarar vericek
Hepsi senin için
Seni korumuyor seni öldürüyor
BU NUMARAYI ENGELLEDİNİZ
Ekrana birkaç saniye öylece baktım.
Mesajların tonu… panik. Zorlayıcı. Suçluluk yükleyen.
“Kim?” dedi Eren, yüzü hemen ciddileşerek.
“Sel,” dedim kısaca. “Bilinmeyen numaradan yazmış.”
Telefonu tekrar açtım. Mesajları bir kez daha okudum.
Eren sana zarar verecek.
Hepsi senin için.
Seni korumuyor seni öldürüyor.
Kalbim hızlandı ama korkudan çok öfkeydi bu.
Eren bir adım yaklaştı.
“Ne yazmış?”
Telefonu uzattım. Okurken çenesinin kasıldığını gördüm ama tek kelime etmedi.
“Engellemiş,” dedim. “Zaten açmayacaktım.”
Eren telefonu bana geri verdi.
“İyi yapmışsın.”
“Sen… bir şey saklıyor musun?” diye sordum doğrudan. Sesim suçlayıcı değildi ama netti.
Eren gözlerimin içine baktı. Kaçmadı.
“Hayır.”
“Sel neden böyle yazsın?”
“Çünkü kontrolü kaybetti,” dedi sakin bir sesle. “Kontrol edemediği şeyi korkutarak geri kazanmaya çalışıyor olabilir.”
Telefonu cebime koydum ama içimdeki huzursuzluk gitmedi.
“Ya doğru söylüyorsa?” dedim fısıltıyla. “Ya ben bir şeyi göremiyorsam?”
Eren derin bir nefes aldı.
“Bana güveniyor musun?” diye sordu.
Soru basitti ama cevabı ağırdı.
“Güveniyorum,” dedim birkaç saniye sonra. “Ama körü körüne değil.”
Eren’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“Zaten körü körüne güvenmeni istemem.”
Rüzgâr yine esti. Bu kez ürpermedim ama içimde bir düğüm vardı.
“Sel tehdit mi?” diye sordum.
“Bilmiyorum,” dedi dürüstçe. “Ama birisi sana ‘o seni öldürüyor’ diyorsa ya çok korkuyordur ya da seni korkutmak istiyordur.”
Telefon tekrar titreşti.
Bu kez numara yoktu.
Beni dinlemezsen çok geç olacak.
Ekrana baktım.
Sonra Eren’e.
“Bu iş bitmedi,” dedim.
Eren’in sesi sakin ama kararlıydı.
“O zaman biz de bitirmeyiz.”
Terasın kapısından içeri doğru yürüdük.
Bu kez aramızdaki mesafe yoktu.
Ama içimde bir soru vardı:
Sel gerçekten tehlikeli miydi…
Yoksa biri onun adını kullanıyor muydu?

SON
İkinci kitapı yakında atmaya çalışıcam.

Instagram hesabını takip ederseniz çok sevinirim 💗