29. bölüm · Kanla yazılmış aşk

28. Bölüm Rüya

Karen Kaytanci

Uyku dediğin şey bir anda gelmedi.
Gözlerimi kapattım ama zihnim hâlâ ayaktaydı.
Sesler, yüzler, cümleler…
Hepsi üst üste biniyordu.
Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum.
Ama rüyada olduğumu hissettim.

Bir koridordaydım.
Uzundu.
Sonu görünmüyordu.
Duvarlar beyaz değildi, griydi.
Hastane gibi ama değil.
Soğuk ama tanıdık.
Ayaklarım çıplaktı.
Yere bastıkça üşüyordum.
İlerledim.
Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Üzerinde isim yoktu.
Sadece küçük bir ayna.
Aynaya baktım.
Kendim değildim.
Daha küçüktüm.
On dört yaşındaydım.
Elimde bıçak vardı.
Ellerim titriyordu ama bırakamıyordum.
“Bunu ben yapmadım,” dedim aynaya.
Ama aynadaki ben başını salladı.
Kapı aralandı.
İçeride annem vardı.
Ama tavana asılı değildi.
Yatakta oturuyordu.
Saçları düzgün, yüzü sakindi.
“Niye ağlıyorsun?” dedi.
“Bak hâlâ buradayım.”
Bir adım attım.
Geri çekildi.
“Yaklaşma,” dedi bu sefer.
“Seni böyle istememiştim.”
Göğsüm sıkıştı.
Konuşmak istedim ama sesim çıkmadı.
Arkamdan bir ses geldi.
“Elisa.”
Döndüm.
Eren koridorun başındaydı.
Üstü başı düzgündü.
Ama yüzü yorgundu.
“Buraya ait değilsin,” dedi.
“Bu senin suçun değil.”
Ona doğru yürümek istedim.
Ama ayaklarım yerden kopmadı.
O sırada başka kapılar açıldı.
Hepsinden birileri çıktı.
Arda.
Hakan.
Eray.
Baran.
Hepsi konuşuyordu ama sesleri üst üste biniyordu.
Hiçbirini anlayamıyordum.
Hepsi sustu annem konuştu sadece
"Sen hep bir gecelik hata oldun elisa katil bile oldun model olursan düzelirsin sandım ama olmadı hata olarak kalmaya devam ettin"
Karşıma bir ayna geldi üzerimdeki elbise kan elimdeki bıçak kan ayana benden uzaklaştı bulunduğum yerdeki herkesin ağzı kocaman oldu hepsinin ağzından kanlar akıyordu ve dedikleri tek bir şey vardı
"Sen hatasın"
"Sen hatasın"
"Sen hatasın"
"Ben hata değilim"
Sesim yankılandı.
Ama önce zayıftı.
Duvarlara çarpıp geri döndü.
“Ben hata değilim.”
Aynadaki ben kıpırdadı.
Kanlı elbise bir anlığına silikleşti.
Bıçak ağırlaştı, elimden aşağı doğru çekildi.
“Öylesin,” dedi annemin sesi.
Ama bu sefer ağzı oynamıyordu.
Ses… aynanın içinden geliyordu.
Koridor daralmaya başladı.
Duvarlar üstüme geliyordu.
Nefesim sıklaştı.
“Ben hata değilim,” dedim tekrar.
Bu sefer daha netti.
Eren bir adım attı.
Arda sustu.
Hakan’ın ağzındaki kan kayboldu.
Eray’ın bakışı yere indi.
Baran’ın yüzü bulanıklaştı.
Ayna çatladı.
Çatlaklardan ışık sızdı.
Soğuk değildi bu ışık.
Yakmıyordu.
“Ben yaşadım,” dedim.
“Canım yandı ama yaşadım.”
“Susmadım.”
“Kaçmadım.”
“Ben hata olsaydım… hâlâ ayakta olmazdım.”
Aynadaki on dört yaşındaki kız bana baktı.
Gözleri doluydu.
Bıçağı yavaşça yere bıraktı.
Annem geri çekildi.
Yüzü silikleşti.
Sesi boğuklaştı.
“Beni böyle hatırlama,” dedi.
Sonra yok oldu.
Koridor çözüldü.
Duvarlar dağıldı.
Geriye sadece ben ve Eren kaldık.
Yanıma geldi.
Bu sefer elimi tutmadı.
Alnını alnıma yasladı.
“Uyan,” dedi.
“Uyan artık erenden uzaklaşcaksın güçlenmen gerekiyor"
Eren yanıma geldi ikimizde on dört yaşımızdaydık galiba
"Uyan artık, şuanki erenin yanına git o seni bir yere kadar koruyacak"
"Neden bir yere kadar"
"Bir yerden sonra sen güçlenceksin"
Erende kayboldu peşinden koştum ama yetişemedim
Telefonumun titremesi ile uyandım
"Ben hata değilim"
Nefes nefeseydim terlemiştim telefonuma baktım
Ekran bulanıktı.
Gözlerim hâlâ rüyadan çıkamamıştı.
Saat 04:31.
Eren.
Ekranı açtım
Suratsız:
İyi misin?
Az önce bağırdın gibi
Boğazım düğümlendi.
Demek gerçekten duymuştu.
Telefonu göğsüme bastırdım.
Nefesimi düzeltmeye çalıştım.
Avuç içlerim hâlâ terliyordu.
Yavaşça yazdım.
Çilli:
Rüya gördüm.
Kötüydü ama… bitti.
Mesaj gönderildi.
Bir süre cevap gelmedi.
O arada etrafıma baktım.
Oda aynıydı.
Duvarlar üstüme gelmiyordu.
Ayna normaldi.
Elimde bıçak yoktu.
Ben vardım.
Telefon tekrar titredi.
Suratsız:
Rüyalar bazen gerçeğin prova hâli olur.
Ama uyanınca hangisinin gerçek olduğunu sen seçersin.
Gülümsedim istemsizce.
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Çilli:
Rüyada sen de vardın.
On dört yaşındaydın.
Bir nokta, iki nokta…
Yazıyor.
Suratsız:
O yaşta kimse kimseyi koruyamazdı.
Şimdi buradayım.
Yatağın kenarına oturdum.
Ayaklarım yere değdi.
Soğuk değildi.
“Bir yere kadar,” diye fısıldadım kendi kendime.
“Sonra ben.”
Aşağıdan sesler geliyordu rüyadaki eren ne demeye çalışıyordu anlamalıydım koşarak aşağa indim hepsi bana baktı
"Hakan ve Eray yakın bir zamanda veya ileride ülke dışına gitmeyi düşünüyor musunuz"
Eray konuştu
"Bizde bunu konuşuyorduk Amerikaya gitcez"
"Ben"
"Sende geliceksin yani istersen"
Gülümsedim
"Eren bu kız kafayı yedi galiba"
"Hayır baran kafayı yemedim rüya mı anlamaya çalışıyorum eren haklıydı"
Bu sefer Lara konuştu
"Güzelim eren yanımızdan hiç ayrılmadı"
"Tamam işte ayrılmadı aman boş verin"
Hakana döndüm
"Amerikaya bende gelebilir miyim"
"Tabikide kızım çok isterim"
Kafamı salladım
"Yarın gidiyoruz"
"O kadar erken mi"
Eray kolunu omzuma attı
"Merak etme orda bir eren yok ama eren gibi seni koruycak bir sürü abilerin var"
"Nasıl yani"
"On yaşımdan beri Amerikada yaşadım on iki yaşımda da seni aramaya başladım orda emir gibi bir abin var seni bulmama yardımcı olan o"
Kafamı salladım daha fazla konuşmak istemediğim için odama çıktım eren pesimden geldi
"Çilli sen yarın gittikden sonra ben gelemiycem yarın çok zorlu bir göreve gitcez o yüzden gelemeye bilirim"
"Sorun yok suratsız"
"Rüyanda her ne gördüysen öğren"
Sarıldım kaç gün olduğunu bilmiyordum ama onu özlüycektim
"Öpmen demi"
Güldü
"Yanakdan'da mı olmaz"
O öpmeden ben öptüm sonra o öptü
"Bana bir söz ver suratsız"
"Söyle çilli ömrümü ömrüne bile veririm"
"Benden önce ölmemeye çalış ben senin cenazene gelemeye bilirim dayanamam"
"Bende senin cenazene gelemem"
Kafamı omzundan kaldırdım anlımı onun anlına koydum
"Ölceksek beraber ölmeye çalışalım ozaman olur mu"
"Küçük çocuk gibisin çilli"
Güldüm kapı çalınca zor olsada birbirimizden uzaklaştık
"Gel"
"Elisa abicim yarın gitcez ya, biz şimdi gidiyoruz evi kontrol edelim yarın sabah geliriz"
"Tamam ben sizi yollayım"
Berber merdivenlerden inerken kulağıma eğildi
"Sevgili misiniz"
"Ne, ne alaka"
Tabiki de söylemiycektim sonuçta abimdi
"Hiç öyle gözükmüyorsunuz sürekli birliktesiniz"
Gözlerimi devirdim merdivenlerden inince kollarını açtı sarıldım
"Yarın on gibi burda olmaya çalışırız"
Kafamı salladım hakanada sarılmaya gittim bugünü bekliyor gibiydi sıkıca sarıldı
"Görüşürüz"
"Görüşürüz kızım bide bana baba demen için zorlamıycam seni abi veya amca diye bilirsin"
Kafamı salladım baba demeyi çok isterdim ama diyemezdim gittiklerinde tekrar yukarı çıktım eren hâlâ odamdaydı yatağımda yatıyordu ben bavulu hazırlamaya başladım
"Bütün etekleri koydun"
"Etek giymeyi seviyorum"
"Şort giyme bari etekler uzun ama şortlar kısa"
"Kıskandın mı"
"Ne kıskanması"
Cevap vermedim
"Bak ölcek miyim belli değil gel öp işte beni"
Elimdeki ceketi ona fırlattım
"Sende beni öpmeye çok meraklısın"
"Sevgilim değil misin"
"Sevgili miyiz"
"Bir zahmet kızım seni öptüm de yani"
Güldüm küçük bir çanta alıp içine bandalarımı ve bir kaç makyaj malzemelerimi koydum eren odadan çıkmadan bana baktı
"Çilli"
"Efendim"
"Efendin değilim, cebinden kolye çıkardı bunu unutma"
"Yıldızlı kolye yaptırmışsın"
"Aslında ben değil bir çok yere sordum ama yapılmaz dediler arda kendi yaptı"
Takması için sırtımı döndüm yanağına doğru uzanıp öptüm
"İyi geceler suratsızım"
"İyi geceler çillim"
Gözlerimi kapattım.
Odanın sessizliği, Eren’in bıraktığı sıcaklığın yanında hafif geliyordu.
Ama bir an sonra kendimi rüyada buldum.
Bu sefer başka bir yerdeydim.
Amerika’daydık.
Büyülü gibi, ama gerçekçiydi.
Gökyüzü pembeydi, bulutlar tuhaf şekillerde hareket ediyordu.
Eren yanımdaydı, ama on dört yaşındaki o rüyadaki halinden farklıydı.
Şimdi güçlüydü, emin, ama gözlerinde hâlâ o koruyucu bakış vardı.
Birden etraf karardı.
Sokaklar kayboldu, yer değişti.
Kendimi devasa bir labirentin içinde buldum.
Duvarlar ışıldıyor ama yolu göstermiyordu.
“Çilli, burası senin korkuların,” dedi Eren, sesi rüzgârla karışmış gibiydi.
“Kaçamayız… ama birlikteyiz.”
Adımlarımın sesi yankılandı.
Her adımda duvarlar daha da büyüdü.
Önümde aynalar belirdi.
Ama bu aynalarda ben değildim.
Kendimden çok farklıydım.
Yüzüm solgun, gözlerim kaybolmuş gibiydi.
Ve elimde… yine bıçak vardı.
“Bırak artık,” fısıldadım kendime.
Ama aynadaki ben başını sallıyordu.
“Kaçamazsın,” dedi annemin sesi, ama annem değildi.
Sadece sözleri yankılanıyordu.
Kalbim sıkıştı, nefes almak zorlaştı.
Eren adım attı önümde.
“Bu sen değilsin, Elisa,” dedi.
“Ben buradayım. Sen yalnız değilsin.”
Birkaç adım ilerledim.
Aynadaki ben bıçağı bıraktı.
Kan, ellerimden silikleşti.
Ama labirent hâlâ büyüyordu, yollar daha karışık, ışık daha uzak.
“Bundan sonra ne yapacağım?” diye sordum kendi kendime.
“Bunu öğrenmen lazım,” dedi Eren, gözlerinde kararlılık vardı.
“Sen güçleneceksin, ben de seninle olacağım. Ama bazı yolları tek başına yürüyeceksin.”
O an, labirentin en karanlık köşesinde bir ışık belirdi.
Beni çağırıyordu.
Korktum, ama Eren’in sesi kulağımda yankılandı:
“İlerlemelisin. Kendi ışığını bul.”
Gittim ama arkamı döndüm
"Eren ben nasıl güçlü olucam"
"Amerika da bir saldırı gerçekleşicek kaçma erayı sen kurtarcaksın tıp bilginle"
"Hatırlamıyorum ki"
"Hatırlamana gerek yok"
Cevap vermedim kayboldu ışığa doğru gittim eren geri geldi bu sefer on dört yaşında ki haliyle
"Bunlar senin onun elisa eğer erayı kurtarırsan mutlu olucaksın ama kurtaramazsan her şey bitcek elisa hayatın hapiste geçcek"
"Ben bunu yapamam"
"Yapa bilirsin elisa ben babamı kaybettiğim yaştayım on dört yaşın bana emanet yirmi yedi yaşındaki halimde sana emanet"
Kayboldu
Işık gözlerimi aldı.
Koşmuyordum artık. Adımlarım ağırdı ama geri de dönmedim. Labirentin duvarları sessizce geri çekildi. Sanki kararımı bekliyorlardı.
“On dört yaş…” diye fısıldadım. “Bana emanet.”
Bir anda ortam değişti.
Sirene benzer bir ses. Uzakta bağırışlar. Kırmızı–mavi ışıklar. Amerika’daydım ama rüyadaki gibi büyülü değildi artık. Gerçekti. Keskin. Soğuktu.
Yerde biri yatıyordu.
Kalbim hızlandı. Yaklaşmak istemedim. Yaklaştım.
Eray’dı.
Gözleri kapalıydı. Nefesi düzensizdi. Etrafında insanlar vardı ama kimse dokunmuyordu. Sanki herkes beni bekliyordu.
“Ben bilmiyorum,” dedim panikle. “Hatırlamıyorum, ne yapacağımı bilmiyorum.”
Cevap gelmedi. Ama ellerim titremeyi bıraktı.
Bir anda fark ettim. Düşünmüyordum. Ezberlemiyordum. Sadece yapıyordum.
Diz çöktüm. Nefesini kontrol ettim. Ellerim kendi kendine hareket ediyordu. Sanki yıllardır yaptığım bir şeydi bu.
“Hatırlamana gerek yok,” demişti Eren. “Bedenin biliyor.”
Kan yoktu. Bağırış yoktu. Sadece zaman vardı. Ve ben.
“Dayan,” dedim Eray’a. “Gitmiyorsun.”
O an labirentin sesi tamamen sustu.
Bir ışık daha belirdi. Bu sefer kaçmadım.
Işığın içinden on dört yaşındaki ben çıktı. Üzerinde kan yoktu. Elinde bıçak yoktu. Sadece korkuyordu.
Yanına çömeldim.
“Bak,” dedim. “Biz katil değiliz.” “Biz hayatta kalanlarız.”
Küçük Elisa bana baktı. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu.
“Ya başaramazsak?” dedi.
Gülümsedim. İlk defa gerçekten.
“O zaman da ayakta kalırız,” dedim. “Çünkü artık yalnız değiliz.”
Işık büyüdü. Her şey beyaza döndü.
Uyandım sabah olmuştu yatakdan kalktım terlemiştim telefonu şarja taktım duşa girdim aklımda tek bir soru vardı Amerikaya gitmelimiydik gitmemelimiydik duştan çıktıktan sonra üstümü giydim her zamanki gibi bandana taktım ve odamdan çıktım erayı merak ediyordum rüyadı ama merak ediyorumdum aşağa indiğimde erayı gördüm
"Günaydın elisa seni bekliyordum"
Koşup sarıldım
"Yaşıyorsun.."
Sarılmamı beklemiyordu karşılık vermesi uzun sürdü
"Sakin ol elisa hiçbir şey olmadı sadece rüya"
Ondan ayrıldım
"Gitmeden önce erenin yanına gitsem olur mu?"
Kafasını salladı odasına doğru gitcektim ama baran seslendi
"Elis baran terasta"
"Tamam baroş sanada sarılcam merak etme"
Güldü terasa koştum eren sigara içiyordu hemde telefonda biriyle konuşuyordu
"Evet hiçbir sıkıntı yok"
"Eminim"
"Lan kız sapasağlam hiçbir şey yok"
Sanki beni hissetmiş gibi arkasını döndü sigarasını yere attı
"Gelmeye yüzün yoksa sormanın da anlamı yok"
Telefondaki kimse onun yüzüne kapadı telefonu kollarını açtı
"Sarılmıycak mısın çilli"
"Ayıp olur"
Koşarak sarıldım
"Seni özliycem suratsız"
"Bende seni özlüycem çilli istediğinde ara görevin ortasında olsam bile açarım"
"Söz mü"
"Yıldızlar üzerine söz"
Sustum genelde yıldızlar üzerine söz verirdi eren
"Rüyanda ne gördün çilli konuşma sesleri geliyordu"
"Odalarımızın yakın olması iyi mi kötü mü bilemedim"
Güldü
"Benlik sıkıntı yok cehennemde olsan gelirim"
"Rüyamda senin on dört yaşındaki halin bana akıl veriyordu"
"Her zamanki gibi bir kere kendi aklını kullan çilli"
"Ya öyle deme"
Güldü bir süre daha sarıldık
"Suratsız"
"Çilli"
"Seviyorum seni"
"Bende seni seviyorum çilli"
Çenemi gösüne yasladım onun oda bana baktı
"Çok ciddisin suratsız, ne düşünüyorsun"
"Seni öpmeyi"
Güldüm aşağıdan sesler geldi gitmemiz gerekiyordu
"Suratsız"
"Çilli"
Dudağından öptüm sonra koşarak aşağa indim arkamdan bağırdı
"Bu sefer sen öptün"
"Rahatsız mı oldun"
Diye bağırdım arkamdan geliyordu
"Senden rahatsız olanın soyu kurusun çilli"
Aşağa indiğimde erayı gördüm
"Elisa maşallah çok mutlusunuz noldu"
"Hiç, ben çantamı alıp geliyorum"
Laraya kafamla işaret yaptım rüyamı kısaca ona anlatmalıydım
"Noldu güzelim"
"Yatağa otur ve beni dinle şimdi benim rüyam şöyleydi"
Kısa bir özet geçtim
"Benden ne istiyorsun güzelim kendi ışığını kendin bulmalısın"
"Bana tedbir amaçlı silah versen"
"Hayır eren bizi tembihledi olmaz güzelim"
"Ama Lara lütfen ya ölürsem"
"Erenin haberi olmiycak demi güzelim"
"Olmiycak söz yıldızlar üzerine yemin ederim ki olmiycak"
"Aşağa in ben bir şekilde vercem silahı"
Kafamı salladım çantamın içine gerekli eşyaları koyup indim
Baran beni gördü
"Valla ilk ben sarılırım"
Koşarak geldi kucağına alıp oturma odasının bir köşesine götürdü
"Oy benim elisam oy benim kardeşim bizsiz napcak"
"Baran abartma sonsuza kadar gitmiycem"
"Tövbe de elisa naparız biz ozaman"
Güldüm bende sarıldım sonra Miraç abiye ardından Emire sarıldım sonra Eren, erene çok sıkı sarılmıştım kulağıma fısıldadı
"Seviyorum seni"
"Bende seviyorum seni"
Lara geldi
"Oy benim güzelim seni çok özlülüycem gidip orda kendine yeni bri bir ekip bulma"
Gelip sıkıca sarıldı bu sefer kulağıma fısıldadı
"Silahı koydum arabada gizlice bak merak etme"
Eray saatine baktı
"Elisacım vedalaştıysan gidelim mi"
Kafamı salladım gitcekken baran bağırdı
"Bir dakika lütfen"
Merdivenlerden uçuyormuş gibi çıktı 1 dakika sonra geldi elinde orta boyutlarda bir ayı vardı
"Al erenin parfümünden sıktım"
"Lan sen benim odama mı girdin"
"Elisa için"
Ben araya girdim
"Kızma baroşa beni düşünmüş, bu ayıya sarılır uyurum ismide suratsız olsun"
Hep beraber güldük erende dahil benle beraber aşağa indiler aşağıda araba vardı arabaya bindik içeriye hakan yoktu galiba evdeydi
"Elisacım yanlış anlama abinim evet ama erenle aranızda bir şey varsa bana söyleye bilirsin"
Derin bir nefes aldım
"İkimizde bir birimizi seviyoruz"
"O yüzden sana başka bakıyor"
Eray başını salladı. Yargılayan bir ifade yoktu yüzünde. Sadece anlayan bir sessizlik vardı.
Camdan dışarı baktım. Ev uzaklaşırken içimde garip bir şey oldu. Ne kopuştu bu ne de kaçış. Daha çok… yön değiştirmek gibiydi.
"Eray hep sen soruyorsun biraz da ben soruyum senin sevdiğin var mı"
Eray derin bir nefes aldı
"Vardı ona deliler gibi aşıkdım-"
Lafını kestim
"Aşk başka sevda başka"
Güldü
"Nasıl başka"
"Aşık olursan takılır geçersin ama seversen sevda ölümsüzdür eğer birini seversen ölene kadar seversin"
Eray tekrar güldü devam etti
"Biri vardı deliler gibi seviyordum ama olmadı aldattı beni Amerikada kalcağımız evin karşısında kalıyor sürekli karşılaşıyoruz ama olmuyor iki yabancı gibiyiz zaten bana olan sevgisinin bitmesine az kaldı"
"Ne o ne demek oluyor"
"Kanserin ikinci evresinde"
"Arda da kanser ama o iyleşcek inanıyor sevdigiz kızda inansın iyleşir önemli olan ilaçlar değil kendine inanmak"
Eray güldü ama gülüşünün ardında hüzün vardı ve o an fark ettim benim gibi gamzeleri vardı
"Söyleye bilirsem söylerim"
Eray’ın gülüşü yarım kaldı. Direksiyona bakıyordu ama yolu görmüyordu sanki. Bir süre sonra konuştu.
“İnanmak yetmiyor bazen,” dedi. “Bazı insanlar iyileşeceğine değil, yorulduğuna inanıyor.”
Camdan dışarı baktım. Yol uzundu. Ama ilk defa korkutucu gelmiyordu.
“Yine de denemeli,” dedim. “İnanmayı bırakınca her şey daha hızlı bitiyor.”
Eray başını salladı. “Sen garip bir kızsın Elisa,” dedi. “Bunu iltifat olarak söylüyorum.” “Bu kadar şeyden sonra hâlâ umut cümlesi kurabilmek… kolay değil.”
Omuz silktim. “Kolay değil zaten,” dedim. “Ben kolay olanı hiç yaşamadım.”
Bir süre sessizlik oldu. Ama bu sefer ağır değildi. Daha çok paylaşılmış gibiydi.
Sonra Eray aynadan bana baktı. “Amerika’da,” dedi, “eğer istersen… onunla karşılaşabiliriz.” “Zorlamam.” “Sadece… bil istedim.”
Kalbim hafifçe sıkıştı. “İsterim,” dedim. “Belki beni dinlemez.” “Belki seni de.” “Ama denemek bazen sevmekten kalan son şeydir.”
Eray yutkundu. “Senin yaşında biri bunları söylememeli,” dedi kısık bir sesle.
Gülümsedim. “Benim yaşım biraz karışık,” dedim. Hava alanına geldiğimizde hakanı gördüm çantamı ve baranın verdiği ayıyı aldım uçağın üstünde büyük yazılarla
ARVEN
Yazıyrodu
"Bu uçak sizin mi"
"Bilmiyor muydun babam dünya zenginlerinden biri"
Kafamı salladım iyiki Eray Amerika da yaşayıp şımarık bebeklerden değil
Uçağın içinde koltuğuma oturdum, ayıyı dizime sıkıca bastım. Baran’ın küçük hediyesi sıcaklık veriyordu, ama göğsümde hâlâ bir heyecan vardı. Hakan yanımda bagajımı yerleştirirken yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
“Büyük yazılarla ‘ARVEN’…” dedim, parmağımla uçaktaki isme dokunur gibi yaptım. “Babam zengin olsa da bu kadar gösterişli olacağını tahmin etmezdim.”
Eray hafifçe güldü, derin bir nefes aldım. İçimde bir karışım vardı: heyecan, tedirginlik ve biraz da rahatlama. Uçak kalkarken camdan dışarı baktım. Şehir ışıkları küçülüyordu; bir zamanlar rüyamda gördüğüm o labirent ve ışıklar gibi… ama bu kez gerçekti ve ben buradaydım.
Eray yanıma eğildi:
"Hazır mısın? Çilli?"
"Çilli deme çilli erene ait"
Eray bir an duraksadı, sonra hafifçe gülümsedi.
“Tamam, tamam,” dedi. “Peki… Çilli yerine ne diyelim? Senin kod adın ne olsun o zaman?”
Kafamı çevirip ayıya baktım. Baran’ın hediyesi, minik gözleriyle bana bakıyordu. İçimden geldi: “Suratsız olsun,” dedim.
Eray’ın kaşları kalktı. “Suratsız mı? O lakapda erene ait değil mi yani sen demiyor musun ona"
Kafamı salladım
"Çilli hariç istediğini de"
Eray güldü
"Bir ara bulurum kod adını"
İçimde bir tedirginlik vardı rüyam gerçek olucak diye çok korkuyordum telefonum titredi o ses eren arıyordu ona özel ses koymuştum
"Ben bir konuşuyum"
"Keyfine bak"
Eray yanımdan kalkıp başka koltuğa oturdu
"Efendim"
"Efendim değilim güzelim, nasılsın çilli"
"Uçakdayız gidiyoruz"
"Bana söylemek istediğin bir şey varmı"
"Hayır ne diycem"
"Bilemem niye silah aldığını falan belki"
"Lara mı söyledi"
"Gördüm, rüyan gerçek olmiycak o silahı kullanmıycaksın"
"Tedbir, görev nasıl gidiyor"
"Yarın başlıycak"
"İyi"
"Seviyorum seni"
"Bende seviyorum seni"
Telefonu kapattım.
Kafamda tek bir ses vardı
"Rüyan gerçek olmiycak"
Umarım eren haklıdır Eray yanıma geldi
"İki saatlik yolumuz kalmış uyu istersen"
Kafamı salladım kemerimi bağladım dizlerimi yüzüme kadar çektim baranın verdiği ayıya sarıldım
Ayıya sıkıca sarıldım, Suratsız küçük gözleriyle bana bakıyordu. İçimden bir gülümseme yükseldi. “Evet, onu da götürüyorum. Eren’i hatırlatıyor bana,” dedim.
Eray başını salladı, hafifçe gülümsedi. “O zaman her şey tamam gibi görünüyor,” dedi. Hakan da arkasından bakıp onayladı. “Bavullar hazır, sen de hazırsın,” dedi.
Ayının kulaklarını çantama bağladım Eray gelen arabanın kapısını açtı
"Buyrun"
"Teşekkürler"
Erayda arabaya bindi
"Beni arkadaşlarınla tanıştırıcak mısın"
"Tabiki de tanıştırcam yıllarca kimi aradım görsünler"
Gülümsedim telefonum titredi gelen sesle anlamıştım zaten eren mesaj atmıştı
Suratsız:
Naptın çilli
Çilli:
Görevde değil misin sen
Suratsız:
Sana yazmama engelse görevi şuan iptal ederim
Çilli:
Delisin
Suratsız:
Sana deliyim ayrıca soruma cevap almadım
Çilli:
Hangisine
Suratsız:
İkisinede
Çilli:
Hayır bana her koşulda yaza bilirsin, Erayla kahve içcez sonra arkadaşlarıyla tanıştırcak beni
Suratsız:
Üstünde kısa bir şey varsa değiştir erkek doludur orası
Çilli:
Of suratsız of
Cevap gelemsi gecikti görevde niye yazıyorsa başka zaman mı yoktu tekrar o tanıdık ses geldi
Suratsız:
Oflama bana ayrıca gelince bana bir öpücük borçlusun
Çilli:
Ne alaka ya alıştın iyice niye öpücük borçluymuşum
Suratsız:
Beni sensiz bıraktığın için
Çilli:
Gelince bakarız
Suratsız:
Lütfen bakalım
Çilli:
Göreve odaklan ailemize bir şey olamsın
Suratsız:
Hanım ne derse o yeterki emret
Çilli:
Görev bitince ara özlerim
Suratsız:
Şimdi arasam
Çilli:
Bende seviyorum seni seviyorum suratsız
Suratsız:
Bende seviyorum seni hanım
Telefonu kapattım hanım diyordu bana umarım onun yanındaykende demezdi utanırdım ben
"Geldik elisa kahveyi nasıl içersin diye sormadım telefona dalmıştım in hadi şurda içeriz"
Ne ara kahve almıştı ya o kadar mı dalmıştım.
"Fark etmedim hiç''
"Kahveni nasıl içersin dedim, of suratsız of dedin bende kendime aldığımdan aldım"
"Özür dilerim ya dalmışım"
"Sorun yok, ereni çok seviyorsun galiba"
"Yani evet seviyorum"
Eray hafifçe gülümsedi, gözlerini benden ayırmadan:
“Evet, sevdiğini belli ediyorsun,” dedi.
“Ama merak etme, bunu görmek kötü değil,” diye ekledi, sesi sakin ve samimiydi.
"Seviyorum ama korkuyorum"
"Neden"
"Ya çünkü kendini umursamıyor benim için kurşunun önüne atlamaya hazır yani kendini hiç umursamıyor eğer annesi babası yaşasaydı benim için onları bile karşısına alırdı, öfke problemleri var öfkelenince sakinleşmesi imkansız kendi başına kalmazsa yanındakine zarar verir"
"Sana hiç zarar verdimi"
Güldüm
"Bana dokunmaya kıyamıyor"
"Tamam ozaman rahat ol senin için kurşunun önüne atlar ama seni onunsuz bırkamaz"
"Emin misin"
"Adım kadar"
Eren olsaydı yıldızlar kadar derdi telefonum çaldı eren arıyordu
"Ben konuşup gelsem hemen"
"Konuş konuş bende Alexle konuşcağım zaten"
Eraydan biraz uzaklaşıp telefonu açtım
Telefonu kulağıma götürdüm. Sesim farkında olmadan yumuşamıştı.
“Efendim…”
"Efendin değilim çilli sesini özledim"
"Bende seni özledim daha bir gün bile olmadı napcaz"
"Görev erken biterse gelerim söz"
"Eray senin hakkında bir şey söyledi"
"Ne dedi o dingil"
"Beni sensiz bırakmazmışsın"
"Akıllı adammış ama eksik söylemiş ben seni bırakırsam başına her şey gelebilir"
Güldüm
"Beni fazla düşünüyorsun"
"Rahatsız mı oldun"
Eray seslendi
"Elisa konuşmam bitince gel Alex hazırmış"
Kafamı salladım
"Gitmem gerek suratsız"
"Git çilli ama benden uzağa gitme"
"Seviyorum seni suratsız"
"Seviyorum seni çilli"
Telefonu kapattım, erayın yanına gittim hemen o tanıdık ses geldi eren mesaj atmıştı
Suratsız:
Özledim seni
Çilli:
Konuşmamız biteli on dakika olmadı
Suratsız:
Yanımdayken bile özlüyorum seni napabilirim
Çilli:
Görevi hemen bitir hemen gel ozaman şu öpücük işinide konuşuruz belki
Suratsız’dan cevap gecikmedi.
Suratsız:
Bak “belki” dedin ya… ben oraya tutunurum.
Görevi bitiririm. Gelirim.
Sonrasını konuşuruz.
Telefonu kapattım, istemsizce gülümsediğimi fark edince hemen yüzümü toparladım.
Eray beni süzdü.
“Mesajdan bile belli,” dedi. “Geliyor mu?”
“Gelmek istiyor,” dedim. “Ama önce işlerini halletmeli"
Eray başını salladı. “Gelince haber versin"
Alex yanımıza geldi. Elini uzattı.
“Demek Elisa,” dedi. “Hakkında çok şey duydum.”
“Umarım iyi şeylerdir,” dedim.
“Karışık,” dedi gülerek. “Ama ilginç.”
Kafeye girdik. Cam kenarına oturduk. Şehir farklıydı; sesler yabancı ama tehditkâr değildi. Ayıyı masanın yanına bıraktım. Alex fark etti.
“Bu da mı ekipten?” diye sordu.
"Ekipden derken?"
"Eray kaldığın evden bahsetti bende onlara ekip dedim"
Güldüm ama yalan söylüyor gibiydi
"Evet o ekipden biri verdi bana, bu arada çok güzel Türkçe konuşuyorsun"
Eray hemen lafa atladı
"Ben öğrettim övünmek gibi olsun"
Hep beraber güldük telefonum yine titredi
Eray ve Alex'in konuştuğunu görünce hemen baktım mesaja
Suratsız:
Gelince öpücük işini konuşcaz demi
Çilli:
Benim için mi gelcen öpücük için mi
Suratsız:
Senden gelicek öpücük için
Çilli:
Hele bir gel sonra konuşuruz
Suratsız:
Konuşuruz diyorsan çok hızlı gelcem
Çilli:
Görevine odaklan tek biri yaralanırsa senden bilirim
Suratsız:
Hanım ne derse o, seviyorum seni
Çilli:
Seviyorum seni
Mesajı kapattım. Göğsümde hafif bir sıkışma vardı ama bu kez korkudan değil; beklemekten doğan o tuhaf sabırsızlıktandı. Ayıyı masanın kenarından alıp kucağıma koydum, parmaklarım kulaklarını farkında olmadan düzeltti.
Eray bana baktı.
“Yine mi?” dedi, yarı gülerek.
“Yine,” dedim.
Alex kahvesini karıştırırken başını kaldırdı.
“Belli,” dedi. “Mesaj okuyup gülümseyen insanlar. ya arkadaşlarıyla konuşur ya da âşıkdır."
"Elisa ikincisi" dedi Eray
Güldüm ereni şimdiden çok özlemiştim nasıl dayanacaktım bilmiyorum
"Kalkalım mı elisa"
"Siz ne derseniz o"
Kafasıyla alexe işaret yaptı kalktık cafeden çıkınca Alex bana döndü
"Elisa numara mı vereyim eğer bir şeye ihtiyaçın olursa beni araya bilirsin bende abin sayılırım"
Eray kafasını salladı ikisinin de numarasını aldım Eray hakanın numarasınıda vermişti aslında erende abim sayılırdı ama biz bunu hiç konuşmamıştık
Numaraları aldığımda içimde garip bir güven hissi oluştu. Her biri farklı ama bir şekilde birbirine bağlıydı; sanki Amerika’da yeni bir ağ kuruyordum ve bu ağ, hem güvenli hem de tanıdık bir his veriyordu. Ayıyı hâlâ kucağımda tutuyordum, Suratsız küçük gözleriyle bana bakıyordu, sanki her şeyin farkındaydı.
Eray arkamdan bakarak gülümsedi.
“Tamam, artık hazırız,” dedi. “Bavulları taşıyalım.”
Hakan bavulları aldı, ben de ayıyı sıkıca sarıldım. Adımlarımız dışarıya doğru ilerlerken kalbim hem heyecan hem de tedirginlikle atıyordu. Amerika’nın havası farklıydı; yabancı ama davetkâr.
Alex arkamdan hafifçe gülerek seslendi:
“Unutma, ne olursa olsun beni arayabilirsin. Abin gibi düşünebilirsin.”
“Tamam,” dedim, hafifçe gülümseyerek. “Teşekkür ederim.”
Eray yanımda yürüyordu, gözlerini sürekli bana çeviriyordu. Bir an durdu, başını hafifçe salladı ve fısıldadı:
“Hazır olduğunda, Suratsız’ı görmeye hazır ol. O seni bekliyor olacak.”
İçim birden ısındı, heyecanla karışık bir huzur hissettim. Evet, rüyalar gerçek oluyordu ama bu kez ben uyanık ve kontrolü elimdeydim. Ve artık yalnız değildim.
Yanımıza yaklaşan adamın ciddiyetle bakışları vardı ama aynı zamanda sıcak bir ifade taşıyordu. Eray bana döndü, sesi hafif alaycı ama bilgilendirici:
“Bu gördüğün kişi Nick. Sana evi gezdirir, ayrıca küçüklükten beri bana göz kulak olmuştur.”
Nick başını hafifçe salladı, gülümsemesi güven vericiydi. “Memnun oldum,” dedi derin ve sakin bir sesle. “Eray’dan çok şey duydum.”
Ben de hafifçe başımı salladım, içimde hem merak hem de bir rahatlama hissettim. Görünüşe göre Amerika’daki hayat, beklediğim kadar yabancı değildi; yanında güvenebileceğim insanlar vardı. Eray yanımda hafifçe omzuma dokundu ve sessizce fısıldadı:
“İşte ekibin ilk üyesi. Devamı birazdan gelir.”
Ayıyı kucağımda tutmaya devam ettim ve Nick’in rehberliğinde evi keşfetmeye hazır oldum.
Nick önden yürümeye başladı. Adımları ağır ama emindi; sanki bu evin her köşesini ezbere biliyordu. Kapıyı açtığında içeriden serin ve temiz bir hava geldi. Ev sade ama büyüktü, fazla eşya yoktu ama her şey yerli yerindeydi.
“Burası salon,” dedi Nick. “Sessizdir, Eray çalışırken burayı sever.”
Gözlerim camdan görünen bahçeye kaydı. Yüksek duvarlar vardı ama boğucu değildi; aksine güvenli hissettiriyordu. Ayıyı biraz daha kendime çektim.
"Odalar yukarıda başka gezmen gereken bir yer yok"
Merdivenlere yöneldik her yerde merdiven olmasından nefret etmeye başlamıştım arkamdan Eray seslendi
"Buraya alış kardeşim bura artık seninde evin"
İstemsizce kaşlarımı çattım
"Seninde evin derken ayrıca eren ve ekibin olmadığını hiç bir yer benim evim değildir"
Eray gülümsedi
"Odanı gör konuşuruz sonra"
Nicki takip etmeye devam ettim eren beni bırakmışmıydı
"Elisa odan bura tam karşın Erayın odası onun yanı hakan beyin"
Odaya girdiğimde duvarlar büyükdu ama rahatsız etmiyordu duvarlar toz pembe üstünde çiçek desenleri vardı kocaman bir boy aynası onun yanında makyaj masası vardı karşısında kocaman bir dolap vardı yatak sanki eski çağlardan gelmiş gibiydi her dört kösesinden ahşap sutünler vardı yanlarında ise tüller vardı oda gereğinden fazla güzeldi
"Elisa eğer acıkırsan veya bir şeye ihtiyaçın olursa bana seslenmen yeterli"
Kafamı salladım odayı sonra inceleye bilirdim erayın yanına gitmeliydim küçük suratsızı yatağın üstüne bıraktım çantamdan telefonu mu çıkardım çantayıda yatağın üstüne fırlattıkdan sonra erayın yanına koştum
Aşağıda erayı gördüm
"Ne bu acele kardeşim kaçcakmısın yoksa"
Merdivenlerden hızla indim
"Eve falan derken neyden bahsettin"
Eray derin bir nefes verdi kulağıma yaklastı
"Eren ve ekibin sahte kimliklerini biliyorum yani gölge ekibi olduklarını"
Şaşırdım oraya gittiğim ilk gün yüzlerinde maske vardı şimdi eraya sahte kimliklerini mi söylemişlerdi
"Ne yani nasıl biliyorsun"
"Eren senin için söyledi."
Daha fazla şaşırdım
"Eray açıklar mısın"
"Elisa eren şuan görevde ama görevi çok tehlikeli yani seni orda o evde bıraksa bile sana zarar gelebilir o yüzden görev bitene kadar burda kalcaksın sonrasında ne zaman istersen gelirsin tabiki o ayrı konu"
Eren bana hiç bir şey dememişti
"Ben bahçeye çıkıyorum"
Koşar adımlarla kapıya yöneldim arkamdan eray seslendi
"Fazla sıkma çocuğu"
Kafamı salladım telefonum titredi eren mesaj atmıştı
Suratsız:
Çilli eve vardınız mı
Çilli:
Arıyorum aç
Suratsız:
Açmamak büyük ayıp olur
Gecikmeden aradım
"Efendim çillim"
"Eren Eray bana her şeyi anlattı bu görev ne, ne demek ben evde dursam bile tehlikeli anlat her şeyi şimdi"
"Çillim sakin ol fazla bağrıyorsun"
"Lafı dolandırma"
"Kenan ve selçuk onların akrabası olmadığını öğrenmiş"
"Yani ne alaka"
"Seni öldürmek istiyorlar, akbaran olduklarını düşünürlerken seni öldüremezlerdi çünkü arkadaşların yok ani bir kararla modellik yapamayı bıraktın konuştuğun tek kişi onlar kalıyor şüpheli listesine girebilirler sen ölürsen ardadan kalan her şey onun olcak yani ardayı ölü biliyor devlet"
"Sadece bir miras için mi beni öldürmeye çalışıyorlar"
"Evet çilli devlet hâlâ seni kenanın yeğeni olarak bildiği için miras öncelik olarak senin oluyor"
Sadece bir miras için kuzenim beraber büyüdüğüm kuzenim beni öldürmeye çalışıyor aklıma küçüklük anılarımız gelidi

13 YIL ÖNCE
"Selçuk, Selçuk"
"Efendim benekli"
"Bugün hoşlandıgım çocuk saçımı çekti benim acıdı"
"Ne, yürü gidiyoruz"
Selçuk sevdiğim çocuğu dövüyordu benim için sırf saçımı çektiği için
"Bana bak bir daha benim beneklime dokunursan daha kötü şeyler olur"
Selçuk bana doğru yürüdü
"Yürü benekli"
"Kenan amcam sana çok kızıcak"
"Senin için değer benekli"
Dediğim gibi olmuştu Selçuk o çocukla kavga ettiği için Kenan amcam onu dövdü. Kenan amcam odadan çıkınca Selçukun yanına gittim
"İyi misin sel"
"Benekli sel ne Allah aşkına"
"Sus sel iyi misin sen canın çok acıdı mı"
"Asıl senin canın çok acıdı mı"

Erenin sesiyle daldığım hayallerden kurtuldum
“Çillim…”
Sesindeki ton beni kendime getirdi. Bahçede duruyordum; ayaklarım çakılı kalmış, ellerim titriyordu. Telefonu kulağıma biraz daha bastırdım.
“Onlar…” dedim, kelimeler boğazımda düğümlenerek. “Selçuk… beni korurdu. Saçımı çeken çocuğu bile dövmüştü. Kenan amcamdan dayak yemeyi göze almıştı. Nasıl… nasıl bu noktaya geldik?”
Eren bir an sustu. O sessizlik, duyduğum en ağır şeydi.
“İnsanlar büyüyor çilli,” dedi sonunda. “Bazıları büyürken kalbini kaybediyor. Para, güç… korku. Devlet kayıtlarında sen hâlâ Kenan’ın yeğenisin. Arda’nın öldüğünü biliyorlar. Miras senin üstünde. Onların gözünde bu, çözülmesi gereken bir engel.”
“Ben engel değilim,” dedim, sesim çatladı. “Ben ailesiyim.”
“Onlar için değil,” dedi Eren. “O yüzden buradasın. O yüzden Eray’ın evindesin. O yüzden ben yanına gelemiyorum.”
Dişlerimi sıktım. “Bana söylemeliydin.”
“Haklısın,” dedi hemen. “Ama korkmanı istemedim. Biraz daha sessiz kalırsak, izlerini daha net yakalayacağız.”
Bahçedeki ağaçların yaprakları rüzgârla hafifçe sallandı. Güvenli görünen duvarlar bir anda daraldı sanki.
“Peki ben ne yapacağım?” diye sordum. “Saklanacak mıyım?”
“Hayır,” dedi net bir sesle. “Yaşayacaksın. Normalmiş gibi. Eray, Nick, Hakan… hepsi biliyor. Seni yalnız bırakmayacaklar. Ben de gözümü senden ayırmayacağım.”
Bir an duraksadım. “Beni öldürmeye çalışırlarsa?”
“Yaklaşamayacaklar,” dedi. Sesinde o tanıdık kararlılık vardı. “Ama sen de söz vereceksin. Tek başına bir yere gitmek yok. Kimseye adres, plan, saat söylemek yok.”
Gözlerimi kapattım. Küçükken Selçuk’un elimi tutuşu, “Benekli” deyişi, beni arkasına alışını düşündüm. Sonra bugünü… aynı isimlerin bambaşka niyetlerle anılmasını.
“Söz,” dedim. “Ama sen de söz ver.”
“Neye?”
“Beni karanlıkta bırakmayacağına,” dedim. “Bir daha ‘sonradan’ öğrenmeyeceğime.”
“Veriyorum,” dedi hiç düşünmeden. “Her şeyi birlikte taşıyacağız.”
Derin bir nefes aldım. Göğsüm hâlâ sıkışıktı ama artık yalnız değildim.
“Ne zaman bitecek bu görev?” diye sordum.
“Yakında,” dedi. “Ve bittiğinde… yanına ilk ben geleceğim.”
Telefonu kapattığımda bahçenin kapısı arkamdan gıcırdadı. Eray uzaktan bakıyordu; bir şey sormadı, sadece başıyla “tamam” der gibi yaptı.
Duvarlar hâlâ yüksekti.
Ama bu kez… beni koruyorlardı.
Eray yanıma yaklaştı. Yüzünde o her zamanki sakin ama tetikte ifadesi vardı.
“Konuşma bitti mi?” diye sordu.
Başımı salladım. “Bitti.”
“Anlatmak ister misin?”
Bahçedeki taş zemine baktım bir süre. “Şu an anlatırsam… dağılırım,” dedim dürüstçe.
Eray anlayışla başını eğdi. “O zaman sonra. Ama şunu bil: burada kimse seni sorgulamak için tutmuyor. Korumak için buradasın.”
Nick kapının yanında durmuş bizi izliyordu. Göz göze gelince hafifçe başını eğdi. O bakışta merak yoktu, sadece görev bilinci vardı.
“İçeri girelim,” dedi Eray. “Hava serinliyor.”
İçeri biraz daha sessizlenşti salona geçtik Eray televizyona bakıyordu bende ona aslında bana pek benzemiyordu daha çok hakana benziyordu kızlar annelerine benzer diye boşuna dememişler.
Benim aksime gözleri elaydı yeşil veya mavi değil oysaki annemin gözleri yeşil hakanın gözleri maviydi erayınki neden elaydı keşke oda renkli gözlü olsaydı
"Beni incelemeyi ne zaman bırakcaksın"
Fark etmişmiydi nasıl gözünü bir saniye olsun televizyondan ayırmadı
"Bana benziyor musun diye bakıyordum ama yok hiç benzemiyoruz"
Eray güldü
"Her kardeş bir birine benzemez"
"Gül bakım benim gibi gamzelerin var mı"
Gülümsedi
"Yok ya biz hiç benzemiyoruz olmaz böyle"
"İlla tip olarak mı benziycek karakter olarak benziyoruzdur belki"
Ayak sesleri geldi kafamı çevirince hakanı gördüm yanında bir kız vardı eraya çok benziyordu
"Büşra"
Eray hemen ayağa kalktı
"Eray"
Birbirlerine sarıldılar hakan benim yanıma geldi
"Kuzeniniz tanışmak istersin diye düşündüm"
"İyi düşünmüşsün belki ailem genişler"
Büşra denen kız yanıma geldi
"Elisacım Eray senden çok bahsetti dayımda öyle ama görünce şöyle bir bakıyorum sandığımdan da güzelsin"
Gülümsedim
"Teşekkür ederim sende çok güzelsin"
Bana sarılınca bende refleks olarak sarıldım
Büşra geri çekildiğinde yüzünde sıcak bir gülümseme vardı. Sarılması içtendi, yabancı gibi değil… sanki çoktan tanıyormuş gibi.
“Umarım burada sıkılmazsın,” dedi. “Bu ev dışarıdan büyük görünür ama bazen fazla sessiz olur.”
“Sessizlikle aram iyidir,” dedim. “En azından düşünmeme izin veriyor.”
Hakan koltuğun koluna yaslandı. “O zaman doğru yerdesin. Bu ev düşünmek için fazla müsait.”
Eray hafifçe boğazını temizledi. “Büşra bugün bizde kalacak. Seninle tanışmak istedi.”
“İyi ki gelmiş,” dedim dürüstçe.
Büşra yanıma oturdu. Yakından bakınca Eray’a benzerliği daha da belirgindi; aynı kaş yapısı, aynı bakış… ama onun gözlerinde daha yumuşak bir ifade vardı.
“Sen… korkuyor musun?” diye sordu bir anda, sesi alçaktı.
Bir an duraksadım. Yalan söylemek istemedim.
“Evet,” dedim. “Ama alışığım.”
Büşra başını salladı. “Ben alışık değilim. Ama seni görünce… güçlü durduğunu düşündüm.”
Gülümsedim. “Bazen güçlü durmak, başka çaren olmamasındandır.”
Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Herkes kendi düşüncesine dalmış gibiydi. Bir süre sonra Nick mutfaktan seslendi.
“Yemek hazır.”
Masaya geçtiğimizde ortam biraz yumuşadı. Tabaklar, çatal sesleri… normal bir aile akşamı gibi görünüyordu. Ama masanın altındaki gerginlik hâlâ oradaydı.
Büşra bana eğildi. “Bu ayı…” dedi fısıldayarak. “Özel biri mi verdi?”
Başımı salladım. “Evet.”
“Belli,” dedi. “İnsan böyle tutmaz başkasından gelen bir şeyi.”
Ayıyı kucağımda biraz daha sıkı tuttum.
Telefonum masanın üzerinde titreşti. Ekrana baktım.
Suratsız:
İyim, merak etme sen nasılsın
Çilli:
Sen yazabiliyor muydun eren naptın eski zamanlara gittin yazı nasıl yazılıyor diye baştan mı öğrendin
Büşra bana seslendi
"Galiba sinirlisin fazla hızlı yazıyorsun"
Ardından hakan konuştu
"Cidden kızım hadi telefonu bırak yemek ye"
Eraya baktım erene yazdığımı anlamış gibiydi
"Rahat bırakın kardeşimi istediğini yapsın"
Telefonum tekrar titreyince eraya son kez baktım göz kırptı telefona geri döndüm
Suratsız:
Çillim valla trip atma Kenan nerde diye bulamaya çalışıyorduk
Çilli:
Trip atmamam için bir neden göremedim ben
Suratsız:
At çillim tripini çekmeyen şerefsiz
Telefonum çaldı baran arıyordu masadakilere döndüm
"Şey ben bir konuşup gelsem baran arıyorda dünden beri konuşmadık"
Eray bana kafasıyla işaret yaptı
"Keyfine bak"
Bahçeye doğru gittim
"Baroş"
"Elisim, seni merak ettim"
Sesi çok sakin geliyordu
"İyim ben siz nasılsınız"
"Biz iyiz bizi napcaksın sen nasılsın asıl eren anlattı eraya falan alışa bildin mi"
İstemeden güldüm beni kendinden fazla düşünüyordu
"Alıştım Eray ve Hakan iyi biri ama bilmiyorum ya bir anda çıktılar çok uzun yıllar onlar olmadan yaşadım şimdi içeride bir aile var ve benim ailem"
Baran uzun süre sessiz kaldı kelimeleri seçiyordu
"Seni anlıyorum demek isterdim ama benimde hiç ailem olmadı-"
Lafını kestim
"Seni ailen benim, bizi"
Baran güldü
"İyiki ailemsin kardeşim"
Güldüm erayın sesi geldi
"Elisa konuşman bittiyse gel hem hava soğum hemde nick senin için tatlı yapmış"
Kafamı salladım
"Baros ben kaçayım"
"Kaçma dikkat et ve ailenin yanına git"
"Dikkatli olun hepinizi öptüm"
"Sende elis"
Telefonu kapattım, cebime attım ve erayın yanına koştum
"Geç üşüdün"
Omuzlarıma elindeki hırkayı örttü
"İyiler mi, görev nasıl gidiyor"
"Sesine bakılırsa aksilikler var ama dediklerine göre hiç bir şey yok ve iyiler"
Eray bana bakmaya başladı
"İnsanların ses tonundan nasıl anlıyorsun nasıl olduğunu"
Güldüm
"O konuda biraz iyiyimdir"
Erayda güldü
Salona geçtik Hakan ve Büşra konuşuyorlardı ama çok ciddiylerdi bizi görünce büşra hemen bana seslendi
"Elisa yarın herhangi bir işin yoksa beraber gezelim mi"
Eraya baktım
"Şey aslında ben Eray olmadan dışarı çıkmasam daha iyi olur"
Büşra anlamayan bir ifade ile baktı
"Tamam ozaman erayın sabah işi olursa halleder bizde o sırada bahçe de falan gezeriz sonra Eray gelir kuzenler birlikte gezer"
Erene soramam gerekiyordu kenanın napıcağı belli olmazdı bu sefer hakan konuştu
"Büşra elisayı zorlamayın o ne isterse onu yapın yarın elisayı üzmek yormak yok ve yarın ben şirkete gitceğim eve geçde gelebilirim"
Herkes kafasını salladı
"Niye geç gelceksin ki"
"2 aydır Türkiyedeyiz işler yoğundur"
Hakan’ın sözleri salonda kısa bir sessizlik yarattı. Herkes bunu normal bir cümle gibi dinlemişti ama ben o “geç gelebilirim”in altındaki ağırlığı hissetmiştim.
“Anladım,” dedim sadece.
Büşra yüzüme baktı, sesini yumuşattı. “Bak,” dedi, “hiçbir şey yapmak istemezsen de olur. Kimse seni zorlamıyor.”
Bunu biliyordum ama yine de duymak iyi gelmişti.
Nick mutfaktan çıktı, elinde bardaklar vardı. “Ihlamur,” dedi. “Gece rahat uyursun.”
Bardağı aldım. “Teşekkür ederim.”
Eray koltuğun kenarına oturdu, bana doğru döndü. “Yarın sabah Nick’le kısa bir işimiz var,” dedi. “Ama öğlene doğru evde olurum. O zamana kadar bahçeden çıkma.”
Başımı salladım. “Tamam.”
Büşra gülümsedi. “Bahçe yeter bana. Şehirden daha huzurlu.”
Hakan saate baktı. “Ben yarın erken çıkacağım. Elisa, bir şeye ihtiyacın olursa Nick burada olacak.”
“Sağ olun,” dedim. Bu evde “sağ olun” demek bile alışılmadık derecede ciddiydi.
Bir süre daha oturduk. Konuşmalar yavaş yavaş dağıldı, sesler azaldı. Büşra esneyerek ayağa kalktı. “Ben odama geçiyorum,” dedi. “Yarın görüşürüz.”
Hakan da peşinden çıktı. Salon bir anda daha geniş, daha sessiz kaldı.
Eray bana baktı. “Yoruldun.”
“Biraz,” dedim. “Ama iyi bir yorgunluk.”
Ayağa kalktı. “Seni odana kadar geçireyim.”
Merdivenleri çıkarken evin gecedeki hali daha da farklıydı. Gündüz güven veren duvarlar şimdi daha koruyucu gibiydi.
Odamın kapısında durduk. Eray bir an tereddüt etti, sonra konuştu.
“Bu evde kalman geçici olabilir,” dedi. “Ama bu süre boyunca… gerçekten burası senin evin gibi olsun istiyorum.”
Gözlerine baktım. “Bunu hissediyorum,” dedim. “Teşekkür ederim.”
Kısa bir an sustu, sonra başını salladı. “İyi geceler, Elisa.”
“İyi geceler, Eray.”
Odaya girdiğimde ayıyı yatağın üstüne koydum hırkamı çıkarıp dolaba doğru gittim pijamalar burda olmalıydı yıldızlı bir pijama takımı buldum üstümdekileri cıkarıp pijamaları giydim yatağın kenarındaki prize telefonu mu takcağım sıra bildirim geldi eren mesaj attı
Suratsız:
İyi geceler çillim
Çilli:
Şimdi uyuyacağı mı nerden biliyorsun
Suratsız:
Tahmin ettim
Çilli:
Şey suratsız yarın büşra dışarıda gezmek istiyor ama Eray işlerim bittsin öyle çıkarız dedi
Çıkabilir miyim?
Suratsız:
Yanında Eray olcaksa çıka bilirsin o büşra seni koruyamaz
Çilli:
Büşrayı nerden tanıyorsun
Suratsız:
Sevdiğim kadının kuzenini araştırmak suç mu
Çilli:
Hayır tabikide, iyi geceler suratsızım özledim seni
Suratsız:
İyi geceler çillim,ben daha çok özledim
Telefonu prize bıraktım ereni çok özlemiştim yanımda yoktu odadan çıktığımda ilk onla göz göze gelmiycekdim ona sarılamıycaktım onu bezdirene kadar soru soramıycakdım.
Ebedi değil ya gelicek illa