16. bölüm · Kanla yazılmış aşk
16. Bölüm
Sabah uyandığımda evde konuşma sesleri vardı gölge ekibi sessiz değildi ilk defa yatakdan kalktım ve dolabıma gittim altıma uzun krem rengi etek, üstüme pembe bir crop giymiştim odadan çıktığımda baranla karsılaştim
"Günaydın baran"
"Günaydın elis, maşallah çok güzel olmuşsun"
"Teşekkürler içeriden gelen sesler ne"
"Miraçın annesi geldi, bizim gölge ekibi olduğumuzu bilmiyor ama biraz bekle beraber geçeriz içeriye"
"Tamam"
Odama geri girip eteğimin cebine astım ilacımı koydum elimede telefonumu aldım odadan çıktığımda baranı iki dk bekledim ve geldi
"Miraçın babası öldü öldükden sonra miraç sokaklarda kaldı annesiyle konuşmadı herkesden herşeyden kaçtı sonra bizimle tanıştı annesi gölge ekibini öğrenmesin diye bir yıl onla kaldı ardından arkadaslarıyla evde kalcağını söyledi ve buraya geldi"
"Anladım"
"Senin Arda'nın kardeşi olduğunu biliyor ardayı çok severdi"
Bunları söyledikden sonra susmuştu içeriye gittiğimizde altmışlı yaşlarında bir teyze vardı börek ve kek getirmiş ekible konuşuyordu baran kulağıma eğilip
"Ben sizi tanıştırcam"
"Emine teyzem hoşgeldin, nasılsın"
"İyim evladım sen"
"İyim bende Emine teyze bak şurdaki kızıl şeytan da elisa Elisa Arven ardanın kardeşi"
"Yavrum ah benim bahtsız yavrum"
Gelip bana sarılmıştı baran önceden bana söylemeseydi emine teyzenin bana sarılmasına izin vermezdim asla
"Pek güzelmişsin kızım sağlığın yerinde mi bir şeye ihtiyaçın var mı"
"Yok teyze teşekkürler"
"Gel bak bir sürü börek yaptım onlardan ye"
"Anne tamam yer kızı zorlama küçük çocuk değil" miraç abiye teşekkür eder gibi baktım
"Sus bakım ben ardayı çok severdim, kardeşine evladım gibi bakmak boynumun borcudur bak kıza bir deri bir kemik kalmış"
"Emine teyze merak etme hepimizden çok o yiyo"
"Ne alaka ya sen geçen benim tabağıma saldırmadın mı"
"Ben mi kuru iftira"
"Bir git baran ya"
Yürüyüp laranın yanına oturdum otururken dikişlerim ağrıdığı için yüzümü buruşturmuştum
"Kuzum noldu neden yüzünü buruşturdun"
"Anne elisa geçen bıçaklandı dikişleri ağrımıştır"
"Ah kızım bunlar senide mi o yerlere götürüyor her geldiğimde başka biri yaralanıyor"
Emine teyzeyle baya sohbet etmiştik çok tatlı biriydi
Emine teyze konuşurken sesi yumuşaktı ama gözleri sürekli üstümdeydi.
Sanki bir eksikliği kapatmaya çalışır gibi.
“Bak kızım,” dedi elimi tutarak,
“buralar zor yerler. Ama insan yalnız değilse taş bile yumuşar.”
Başımı salladım.
“Yalnız değilim teyze,” dedim.
“Onlar var.”
Miraç abi başını eğdi.
Annesi onu fark edince iç çekti.
“Sen de zayıflamışsın oğlum,” dedi.
“Gözlerinin içi eskisi gibi gülmüyor.”
Miraç abi bir şey demedi.
Sadece omuz silkti.
Baran konuyu değiştirmek ister gibi araya girdi.
“Anne börek efsane,” dedi.
“Bak Elis bile ikinciyi aldı.”
“Almadım,” dedim.
“Sen benimkini de yedin.”
Emine teyze güldü.
“Bırak yesin,” dedi.
“Evde erkek çok, bereket olur.”
Bir süre sonra telefonum titreşti.
Ekranda Eren yazıyordu.
Balkondayım. Bir dakika gelir misin?
Lara’ya baktım.
Gözleriyle “git” dedi.
Sessizce balkona çıktım.
Eren korkuluğa yaslanmıştı.
Güneş yüzünü yarım aydınlatıyordu.
“İyi misin?” diye sordum.
“İyiyim,” dedi.
“Annen gibi biri gelince ev değişiyor ya…
onun için çağırdım seni.”
“Emine teyze mi?” dedim.
“Evet,” dedi.
“Bir evde anne figürü olunca…
insan biraz kendine geliyor.”
Sessizce yanına geçtim.
Bir süre sokağı izledik.
“Baran anlattı,” dedim.
“Miraç’ın annesiyle olanları.”
Eren başını salladı.
“Bazı insanlar kaçmayı hayatta kalmak sanıyor,” dedi.
“Sonra dönmenin daha zor olduğunu fark ediyor.”
Bana baktı.
“Sen kaçmıyorsun.”
“Kaçtığım yer yok,” dedim.
“Arda’dan sonra…
ne varsa burada.”
Bir an sustu.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
“Elis,” dedi,
“eğer bir gün gitmek istersen…
seni durdurmam.”
Kalbim sıkıştı.
“Niye diyorsun bunu?”
“Çünkü kalmak,” dedi,
“bir seçimdir.
Ve ben…
senin seçmeni istiyorum.”
Bakışlarıma kilitlendi.
Kaçmadım bu sefer.
“Şimdilik buradayım,” dedim.
“Ve bu bana yetiyor.”
Eren hafifçe gülümsedi.
“Bana da.”
İçeriden Baran’ın sesi geldi.
“Lan balkonda evlenmeyin, çay hazır!”
Güldüm.
Kapıya yönelirken Emine teyzenin sesi duyuldu.
“Elisa kızım!”
“Çıkmadan bana gel, sana bir şey vereceğim.”
Yanına gittim.
Avucuma küçük, eski bir nazar boncuğu bıraktı.
“Arda bunu cebinde taşırdı,” dedi.
“Şimdi sen taşı.”
"Benim bundan haberim yoktu bana bahsetmemişti"
Emine teyze sadece gülümsedi
"Elisa kızım"
"Efendim emine teyze"
"Bir de ardanın boynunda taşıdığı bir kolye vardı onuda getiririm bir dahaki gelişimde saklamak istersin belki"
"Teşekkürler"
Gözüm dolmuştu ama ağlamadım ağlayamazdım abimden kalan nazar boncuğuna baktım bu boncuğu hatırlıyordum annem göstermişti ben doğduğumda abin nerden bulduysa getirmiş bana bakmış abim ozamanlar altı yaşındaydı
"Minnak daldın yine bir de gülüyorsun noldu bizde söyle bizde gülelim"
"Hiç öyle"
"Hadi be anlat nolcak"
Boncuğu gösterdim onlara
"Ben yeni doğduğumda abim altı yaşındaydı nerden bulduysa getirmiş bana takmış, annem de saklamış bana söylemişti abin taktı diye anlatmıştı"
Herkes bir süre sustukdan sonra eren konuştu.
"Arda o boncuğa hiç dokundurmazdı"
Gülümsedim abim bana çok değer verirdi benimle alâkalı en ufak olayı unutmazdı üç saat boyunca Emine teyze bizde durmuştu
"Ben artık kalkıyım çocuklar, elisa kızım senle tanıştığıma çok memnun oldum artık Lara kızımda tek kalmaz"
Larayla beraber gülümsedik
Emine teyze kapıya yönelirken bir an durdu.
Sanki gitmek istemiyor gibiydi ama kalmak da ağır geliyordu.
“Bak çocuklar,” dedi, “benim yolum uzun ama gönlüm burada kaldı.” Sonra bana döndü. “Elisa kızım,” dedi, “ne zaman canın sıkılırsa kapım açık. Arda’nın emanetiysen, benim de emanetime girdin.”
Boğazım düğümlendi. “Sağ ol teyze,” diyebildim sadece.
Kapı kapandıktan sonra ev bir anda sessizleşti.
O sessizlik…
Biraz hüzünlü, biraz huzurluydu.
Baran derin bir nefes aldı. “Lan,” dedi, “anne enerjisi fena vurdu bana. Gidip bi su içcem.”
Emir kanepeye çöktü. “Ben Emine teyzenin börekleriyle duygusal bağ kurdum,” dedi. “Artık geri dönüşü yok.”
Lara yanıma sokuldu. Koluma girdi. “İyi misin?” diye sordu kısık sesle.
Başımı salladım. “İyiyim,” dedim. “Biraz doluyum sadece.”
Eren mutfağın kapısında durmuş bizi izliyordu. Bakışlarımız buluştu. Bu sefer kaçmadı. Ben de.
Yanıma geldi. “Nazar boncuğunu cebine mi koydun?” diye sordu.
“Evet,” dedim. “Kaybolmasın diye.”
“Kaybolmaz,” dedi. “Bazı şeyler kaybolmaz. Sadece sahibini bekler.”
O an anladım… Bu evde herkesin bir yarası vardı. Ama ilk kez kimse yarasını saklamıyordu.
Baran salondan seslendi. “Akşam ne yapıyoruz?” “Yine kader mi, mum mu, ip mi?”
“Yok,” dedim. “Bu akşam normal olalım.”
“Normal derken?” dedi.
“Beraber oturalım,” dedim. “Gülelim. Susalım. Var olalım.”
Baran başını salladı. “Bak bunu sevdim.”
Lara omzuma yaslandı. Eren karşıma oturdu. Emir ayaklarını uzattı. Kerem kapıdan içeri girdi, elinde iki bardak çayla. Birini bana uzattı.
“Yıldızlar yok,” dedi. “Ama çay var.”
Gülümsedim. “Bu da yeter.”
Ve içimden şunu geçirdim:
Belki bazı hikâyeler dolunayda başlamaz.
Bazıları…
bir evde,
bir sofrada,
bir nazar boncuğunun sessizliğinde
devam eder.
