10. bölüm · Kanla Yazılan Kader
9.Bölüm
İlk hissettiğim şey soğuktu.
Ama havadan değil.
İçimde bir şey geri çekildi. Sanki “tehlike” kelimesi vücudumda yankılandı. Nefes Alanı artık nefes aldırmıyordu.
“Buradayız,” dedi tanımadığım bir ses.
Aras’ın eli bir anda belimdeydi. Sert değildi ama netti.
Arkama geç demiyordu.
Buradayım diyordu.
Ağaçların arasından üç kişi çıktı. Yürüyüşleri rahat, bakışları rahatsız ediciydi. Bizi tartıyorlardı. Özellikle beni.
“Demek bu,” dedi öndeki kadın.
“Abartıldığı kadar varmış.”
Aras bir adım öne geçti. Beni tamamen arkasına aldı. Onu göremiyordum ama varlığını hissediyordum.
“Yaklaşmayın,” dedi.
Sesi… daha önce hiç böyle değildi.
Kadın gülümsedi. “Hâlâ aynı Aras. Hep koruyucu.”
“Adımı ağzına alma,” dedi Aras.
Yanındaki adam öne eğildi. Uzundu, gözleri karanlıkta bile parlıyordu.
“Gölge Soy,” dedi.
“Ben Noah.”
Kadın başını eğdi. “Mirel.”
Üçüncü kişi konuşmadı. Sadece baktı. Ve o bakış… içime işledi.
“Onu bize ver,” dedi Mirel.
“Bu senin savaşın değil.”
Aras güldü. Kısa, sert bir gülüştü.
“Tam olarak benim savaşım,” dedi.
“Ve sen kaybediyorsun.”
Her şey bir anda oldu.
Noah hareket etti. Göz açıp kapayana kadar Aras’ın önündeydi. Ama Aras… kayboldu. Gerçekten kayboldu.
Bir saniye sonra Noah yere savruldu.
Çığlık attım. Geri çekildim ama kaçamadım. Üçüncü kişi —sonradan adının Riven olduğunu öğrenecektim— bana doğru bir adım attı.
“Çok kırılgan,” dedi.
“Buna değmez.”
“Dokunma,” dedi Aras.
Bir anda önümdeydi. Gözleri kararmıştı. Damarları belirgindi. Ama kontrol… hâlâ ondadır.
Riven elini kaldırdı. Hava gerildi. Başım döndü. Dizlerim büküldü.
Düşecektim.
Ama düşmedim.
Aras beni tuttu. Kolları etrafıma kapandı.
Beni arkasına değil—kollarının içine aldı.
“Bakma,” dedi kulağıma.
“Sadece bana odaklan.”
Gözlerimi kapattım.
Bir patlama sesi oldu. Rüzgâr sert esti. Açtığımda Aras’ın eli havadaydı. Gölge geri çekiliyordu.
Mirel kaşlarını çattı. “Bu kadarını beklemiyorduk.”
“Daha fazlasını da istemezsiniz,” dedi Aras.
Noah ayağa kalktı. Kanamıyordu ama yüzü öfkeliydi.
“Bu kız değişiyor,” dedi.
“Onu tutamazsın.”
Aras beni daha sıkı sardı.
“Tutmuyorum,” dedi.
“Seçiyorum.”
Bu kelime… içime işledi.
Riven bana baktı. İlk kez doğrudan.
“Bir gün,” dedi,
“onu senden alamazsak, senin üzerinden alırız.”
Aras’ın vücudu gerildi. Gözleri tamamen karardı.
“Bir daha,” dedi alçak bir sesle,
“adını bile düşünme.”
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra… yok oldular. Geldikleri gibi.
Bacaklarım titredi. Aras beni bıraktığında ayakta duramadım. Yere çöktüm.
“İyi misin?” dedi.
Sesi normale dönmüştü ama elleri hâlâ titriyordu.
“Sen…” dedim.
“Beni gerçekten korudun.”
Bana baktı. Uzun uzun.
“Her zaman,” dedi.
“Bu yüzden buradayım.”
O an anladım:
Bu sadece bir bağ değildi.
Bu, onun bilinçli bir seçimiydi.
Ve karanlık bunu görmüştü.
