15. bölüm · Kanla Yazılan Kader
14.Bölüm
Açlık sessiz gelmedi.
İlk başta bir düşünce sandım. Geçici. Bastırılabilir.
Ama sonra boğazım yanmaya başladı. Midem değil—daha derinde bir yer. Sanki içimde bir boşluk vardı ve o boşluk genişliyordu.
Ormanın içindeydik. Ağaçlar sık, gökyüzü neredeyse görünmüyordu. Geceydi ama karanlık değildi. Her şey fazlasıyla netti.
Kalp atışlarını duyduğumda durdum. Uzakta. Yakında. Sayamayacak kadar çok.
“Elimde değil,” dedim fısıltıyla.
“Onları duyuyorum.”
Aras hemen bana döndü. Yüzü ciddiydi ama sesi sakindi.
“Biliyorum,” dedi.
“Bu aşamada oluyor.”
“Aşama mı?” dedim.
“Bu bir süreç mi yani?”
Cevap vermedi. Bu da bir cevaptı.
Yürümeye devam ettik ama adımlarım ağırlaştı. İçimde iki şey vardı artık: biri kaçmak istiyordu, diğeri… yaklaşmak.
Birden durdum. Nefesim hızlandı.
“Aras,” dedim.
“Eğer birazdan kendimden korkarsam—”
“Bana bak,” dedi sertçe.
Gözlerimi kaldırdım. Gözleri karanlıktı ama netti.
“Kontrol sende,” dedi.
“Hissetmen, kaybettiğin anlamına gelmez.”
Ama ellerim titriyordu. Gücüm istemsizce dışarı sızıyordu. Yakınımdaki dallar çatladı. Yapraklar yere düştü.
“Buna hazır değilim,” dedim.
“Kimse hazır olmaz,” dedi.
“Hazır olmak bir efsane.”
Bir adım geri attım. Bilinçli. Aramıza mesafe koydum.
“Beni izleme,” dedim.
“Şu an… bana yaklaşma.”
Aras durdu. İstediğimi yaptı. Bu, ona güvenmemi daha da zorlaştırdı.
Açlık yükseldi. Bu kez dalga gibi değil—baskı gibiydi. Sabit. Israrcı.
Bir an için… kontrol kaydı.
Bir kalp atışı bana çok yakındı. Fazla yakındı.
Başımı çevirdim.
Bir insan.
Bizi fark etmemişti. Ormanda yürüyordu. Sıradan. Savunmasız.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Hayır.
Geriye doğru sendeledim. Elimi ağzıma götürdüm. Dişlerimin uzadığını hissettim. Bu beni sarstı.
“Aras,” dedim boğuk bir sesle.
“Onu buradan çıkar.”
Aras tek kelime sormadı. Adamı hızla uzaklaştırdı. Döndüğünde yüzü daha sertti.
“İşte bu,” dedi.
“Beni dinlediğin an.”
Dizlerimin üzerine çöktüm. Gücüm hâlâ vardı ama kontrol zayıftı.
“Böyle olacağını bilseydim…” dedim.
“Belki—”
“Hayır,” dedi hemen.
“Pişmanlık yok.”
Başımı kaldırdım. “Ama bu çok ağır.”
Yanıma çöktü. Aramızda mesafe vardı ama yalnız değildim.
“Açlık,” dedi,
“senin düşmanın değil. Ama sınavın.”
Bir an sustuk. Orman nefes alıyordu. Ben de.
“Ya bir gün geç kalırsam?” dedim.
“Ya biri zarar görürse?”
Aras gözlerime baktı. Bu kez kaçmadı.
“O gün,” dedi,
“yalnız olmayacaksın.”
Gözlerim doldu ama ağlamadım. Artık gözyaşları bile farklıydı.
Ayağa kalktım. Güçsüzdüm ama ayaktaydım.
“Bu gece bitmeli,” dedim.
“Bu böyle devam edemez.”
Aras başını salladı. “Bitireceğiz.”
Uzakta bir hareket vardı. Gölge Soy’un izi. Son bir çağrı gibi.
Açtım. Yorgundum. Korkuyordum.
Ama şunu da biliyordum:
Bu açlık beni yönetmeyecekti.
Birlikte yürüdük.
Ve ben, karanlığın içinde kendi sınırımı ilk kez çizdim.
