11. bölüm · Kanla Yazılan Kader

10.Bölüm

Kardelen 🌀

Gittiklerinden emin olana kadar kimse konuşmadı.

Sessizlik, az önce olanlardan daha ağırdı.
Aras hâlâ önümdeydi ama artık duruşu farklıydı. Omuzları düşüktü. Nefesi… düzensizdi.

“Aras?” dedim.
Bana baktı ama odaklanması bir an gecikti. Bu, beni korkuttu.

“İyiyim,” dedi.
Ama bu, söylediği en inandırıcı olmayan cümleydi.

Selim yanımıza geldi. Yüzü asıktı. “Bu kadar açığa çıkmamalıydın.”
“Zamanım yoktu,” dedi Aras.
“Onu aldılar sanıyordum.”

Beni.
Bu kelime göğsümde yankılandı.

“Ne oldu?” dedim.
“Ne yaptın sen?”
Aras cevap vermedi. Lara konuştu.
“Kendini fazla zorladı,” dedi.
“Bu kadar kısa sürede bu gücü kullanmak—”
“Ne demek istiyorsun?” dedim sertçe.
Lara gözlerime baktı. “Her korumanın bir bedeli var.”

Aras yürümeye çalıştı ama sendeledi. Refleksle koluna girdim. Soğuktu. Normalden çok daha soğuk.

“Beni bıraksaydın,” dedim fısıltıyla.
“Bunu yapmak zorunda değildin.”

Bir an durdu. Bana baktı. Gözleri yorgundu ama kararlıydı.

“Hayır,” dedi.
“Zorundaydım.”
“Niye?” dedim.
“Ben—”
“Seni seçtim,” dedi net bir sesle.
“Bu kadar basit.”

Kalbim sıkıştı. Konuşamadım.
Beni dinlenmesi gereken bir odaya götürdüler ama Aras’ı başka bir yere aldılar. Gitmesine izin vermek istemedim.

“Ben de geliyorum,” dedim.
Selim başını iki yana salladı. “Bu kez hayır.”
“Onu yalnız bırakamazsınız.”
Aras durdu. Bana döndü.
“Bak,” dedi yavaşça.
“Bu, senin suçun değil.”
“Ama sen—”
“Elimde olanı yaptım,” dedi.
“Ve yine yaparım.”
Bu cümle içimi parçaladı.

Kapı kapandı.
Onu ilk kez bu kadar çaresiz hissettim. Odaya girdim ama oturmadım. Dolaştım. Nefesim hızlandı. İçimdeki o sessiz ses bu kez panikti.
Ona bir şey olursa…
Zaman geçti mi bilmiyorum. Burada zaman hâlâ tuhaftı.

Kapı açıldığında ayağa fırladım.
Aras içeri girdi. Yavaş. Yorgun. Ama ayaktaydı.
Yanına koştum. Bu kez durmadım.

“Beni korkuttun,” dedim.
Sesim titriyordu.
“Elimden gelen buydu,” dedi.
“Bir daha böyle yapma,” dedim.
“Lütfen.”
Bir an sustu. Sonra elini kaldırdı. Yüzüme dokunmadı. Sadece yakındı.
“Söz veremem,” dedi.
“Ama dikkatli olurum.”
“Bu yeterli değil.”
“Ben de yetmiyorum,” dedi sessizce.
Bu cümle… canımı acıttı.
“Yanılıyorsun,” dedim.
“Ben buradayım.”

Gözlerime baktı. Bu kez kaçmadı.

“Biliyorum,” dedi.
“Ve bu beni korkutuyor.”
“Neden?”
“Çünkü seni korumak,” dedi,
“kendimi kaybetmeye değer.”
O an sustum.

Yaklaştım. İlk kez bilinçli olarak. Başımı göğsüne yasladım. Kalp atışı… yavaştı ama güçlüydü.

“Beni böyle seçemezsin,” dedim.
“Çünkü ben de seni seçiyorum.”
Vücudu gerildi. Sonra gevşedi.
“Bu işte mantık yok,” dedi.
“Biliyorum,” dedim.
“Ama gerçek.”

Bir süre öyle kaldık. Kimse konuşmadı.
Ama ben şunu biliyordum:
Bu koruma, bir başlangıçtı.
Ve karanlık, bunun bedelini bizden tek seferde almayacaktı.