13. bölüm · Kanla Yazılan Kader

12.Bölüm

Kardelen 🌀

Gölün kenarı sessizdi. Fazla sessiz.
Su kıpırtısızdı, rüzgâr yoktu. Bu tür sessizlikler beni artık rahatlatmıyordu. Öğrenmiştim: Sessizlik burada fırtınadan önce geliyordu.

“Burası güvenli mi?” diye sordum.
Selim etrafa bakarak cevap verdi. “Hiçbir yer güvenli değil.”

Harika.

Yürümeye başladık. Gölün arkasında taş bir yapı vardı. Eski bir manastırı andırıyordu ama daha karanlık. Kapısı yarı açıktı.

“Burası ne?” dedim.
“Geçici sığınak,” dedi Lara.
“En azından biz öyle biliyoruz.”

Biz öyle biliyoruz.
Bu cümle içimi hiç rahatlatmadı.

İçeri girdiğimizde hava değişti. Daha soğuk. Daha ağır. Duvarlarda eski semboller vardı ama durup incelemedim.
Aras hep yanımdaydı. Bu kez elimi tutmuyordu ama aramızdaki mesafe yoktu.

“Az önce tünelde…” dedim sessizce.
“Ben bir şey yaptım.”
Bana baktı. Gözlerinde şaşkınlık yoktu.
“Evet,” dedi.
“Fark ettim.”
“Korkmadın mı?”
Bir an durdu. “Korktum,” dedi dürüstçe.
“Ama senden değil.”
İçimdeki düğüm biraz gevşedi.

Manastırın ortasında büyük bir salon vardı. Ortasında yuvarlak bir masa. Mumlar kendiliğinden yanıyordu. Bu detay artık beni şaşırtmıyordu.

“Dinleniyoruz,” dedi Selim.
“Sonra konuşacağız.”
Ama konuşma beklemedi.
Bir şey oldu.
Başım döndü. Duvarlar… yer değiştirdi sanki. Ayakta durmak zorlaştı. Nefesim kesildi.
“Aras—” dedim.
Hemen bana döndü. “Ne oluyor?”
“Burası…”
“Burası yanlış.”

Sözüm biter bitmez mumlar söndü.
Kapılar kapandı.
Ve salonun diğer ucunda biri belirdi.
Tanımıyordum. Uzundu. Üzerindeki kıyafetler eskiydi ama yüzü netti. Çok net.

“Hoş geldin,” dedi bana bakarak.
“Sonunda.”
Aras önümde durdu. “Sen kimsin?”
Adam gülümsedi. “Adım önemli değil. Ama onun önemli.”
Beni işaret etti.
“Burası sığınak değil,” dedi Selim dişlerini sıkarak.
“Bir kilit.”
“Kilit mi?” dedim.
Adam başını salladı. “Uyanışı yavaşlatmak için.”
Kalbim hızlandı. “Ne uyanışı?”
Aras bana baktı. Bu kez kaçamadı.

“Kardelen,” dedi.
“Bu yüzden seni buradan buraya taşıyorlar.”

Salon sarsıldı. Duvarlardaki semboller parladı.
İçimdeki şey… bu kez kontrolsüz değildi. Korku yoktu. Sadece netlik.

“Ben durdurulmak isteniyorum,” dedim.
“Değil mi?”
Adam alkışladı. “Akıllı.”
Bir adım attı ama yerinden kıpırdayamadı. Görünmez bir şey onu tuttu.
Ben yapmıştım.
Şaşırmadım.
“Bunu nasıl—” dedi Lara.
Ellerime baktım. Titremiyorlardı.
“Bilmiyorum,” dedim.
“Ama yapabiliyorum.”
Adamın gülümsemesi silindi. “Bu kadar erken olmamalıydı.”
Aras bana yaklaştı. Sesini alçalttı. “Beni dinle. Ne hissediyorsan, bırak ama dağılma.”
Başımı salladım.

Salonun kapısı bir anda parçalandı. Dışarıdan karanlık aktı. Gölge Soy.
Mirel’in sesi yankılandı:
“Teşekkürler. Onu bizim için hazır hale getirdiniz.”
Sığınak değildi.
Tuzaktı.
Aras dişlerini sıktı. “Yanımdan ayrılma.”
Bu kez arkasına geçmedim.
Yanında durdum.
“Hayır,” dedim.
“Bu kez birlikte.”

Ve şunu biliyordum:
Kaçmak artık bir seçenek değildi.