KANLA AYRILANLAR kitap kapağı

6. bölüm / 6

KANLA AYRILANLAR

6.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Athanar 9.9

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 6.BÖLÜM

Mahkemeye saatler kalmıştı. Tüm hazırlıklar yapılmış, mahkeme salonu detaylı bir şekilde temizlenmiş ve ihtişamlı koltuklar silinmişti. Hazırlıklar sürerken dev koridorlarda yürüyen biri vardı: Lonn. Lonn kendi odasına gidiyordu. Odası Hayura'nın odasına yakın bir odaydı, bir veya iki koridor uzaktaydı.

Lonn'un yanında bir görevli vardı. Gri bir zırhı, zırhının üzerinde mor desenler vardı. Ortasındaki göçük alanda ise Myteath Hanesi'nin sembolü olan Ulu Kitap basılıydı. Lonn son hızla odasına doğru yürümeye devam ederken bir yandan da sakallarını okşuyor ve saray muhafızı ile konuşuyordu.

— Prens Pogner, Rafzan'da keyifli bir şekilde eğleniyor mu?

Muhafız, Lonn'a yetişmeye çalışırken bir yandan da sesini büyük ölçüde boğan başlığın ardından konuşuyordu:

— Prens, Rafzan'da güvende ama iyi vakit geçirdiği pek söylenemez.

Lonn, sakin bir ses tonuyla karşılık verdi:

— Annesini yeni kaybetti, bir süre sonra keyfi yerine gelecektir. Güvende olduğundan emin olun da bir suikast haberi daha istemiyoruz.

Muhafız, kafasını sallayarak yürümeye devam etti.

Lonn ve muhafız, odanın olduğu koridora girdiler. Karşılarında, onlarla konuşmayı bekleyen Üstat Tylon'u gördüklerinde, muhafız olmasa da Lonn bir farenin kedi gördüğü gibi bir hisse kapılmıştı. Üstat Tylon, koridordaki koltukta oturmuş, kendisine yürüyen bu iki adama sıcak bir tebessümle gülümsüyordu.

Lonn, odaya yaklaşırken muhafıza gitmesini söyledi. Muhafız, Lonn'un önüne geçerek hızlıca koridorun sonuna doğru yol aldı. Lonn ise adımlarını hızlandırarak Üstat'a doğru yaklaştı. Üstat Tylon, kendisine yaklaşan Lonn'u başını eğerek selamladı.

— Bakıyorum da keyfiniz yerinde Üstat.

— Aslında ben moralim olmadığında da gülerim, Lord'um...

Lonn bu söylemden nefret ediyordu. Kendisine Lord denmesine tahammül edemiyordu. Birisi ona Lord dediğinde, küçük kasabasındaki o kaçakçı Retayiler aklına geliyordu. Annesi, o kaçakçılardan biri tarafından öldürülmüştü. Bunun acısıyla yaşamak zordu ve o buna katlanamıyordu. Yine de sakin kalıp aynı tebessümle Üstat'a doğru bakıp konuştu:

— Ben Lord değilim, Üstat Tylon.

Üstat, Lonn'un göğsüne takılmış olan başyardımcı rozetini işaret etti:

— O rozeti takarken sana balıkçı mı demelerini bekliyorsun?

Lonn kafasını eğdi ve yarım yamalak bir görüş açısıyla göğsündeki rozete uzunca baktı. Yıllardır Myteath Hanedanı için başyardımcılık yapıyordu. Rozet uzun süredir ondaydı ama hiç bu kadar derin bir bakış atmamıştı ona. Ellerini rozetinde gezdirirken söylendi:

— Bir altın parçasına yüklediğimiz değere bak... Aynı altını Uzak Deniz'in ötesinde yiyen ırklar var.

Üstat başını salladı ve koltuğunda yan tarafa kayarak eliyle boş alanı işaret etti:

— Lütfen oturun, Dorn Lonn.

Dorn, erkekler için saygı anlamı taşırdı. Bir Lord unvanı kadar etkili olmasa da halkın gözünde birini herhangi bir madenciden ayırıyordu. Lonn, Tylon'un bu isteğini nazikçe reddederek odasına doğru yöneldi. Ama Üstat onu durdurdu:

— Birkaç saat sonra George Raygar'ın mahkemesi var.

Lonn arkasını yavaşça dönerken bir yandan da konuşmaya başladı:

— O bir soylu. Mahkemede yargılanacak. Alakses'i öldürse bile mahkemede yargılanacak.

— Alakses'i onun öldürdüğünden emin misiniz?

Lonn ellerini kütletti ve Üstat'a doğru bakarak konuşmasına devam etti:

— Tek o değil. Depo sorumlusu Jordan Neyns ile birlikte yaptı. Ne yazık ki Jordan birkaç gün önce sessizce idam edildi ve kalıntıları temizlendi.

Üstat Tylon, Lonn'a doğru gözleri parlak bir şekilde bakıyordu. Pencereden gelen ışıklar, gözlerinde loş bir yansıma bırakıyordu:

— Alakses'i öldüren birini halkın önünde idam etmeniz gerekmez mi?

— Naral'ımız böyle uygun gördü.

Lonn'un sesinden anlaşıldığı üzere bu muhabbeti sürdürmek istemiyordu. Bir an önce sohbeti bitirip odasına çekilmek ve dinlenmek istiyordu.

— Suçlular... Suçlular her zaman eşit muamele görmezler Üstat. Jordan bir depo sorumlusuydu, halk onu tanımıyordu bile. Ama aynı idam söz konusu olursa George halkın önünde idam edilecektir, bundan emin olabilirsiniz.

Üstat Tylon hiç beklemeden karşılık verdi:

— Sen tanıdığım en zeki adamlardan birisin Lonn. Ve sırf o gece Alakses ile aynı yönden gitti diye birini suçlayacak kadar aptal değilsin...

Lonn bir anda şaşkına döndü. Ten rengi soldu, gözleri açıldı. Derin bir şekilde yutkundu:

— Elimizdeki en güçlü kanıt bu. Daha güçlü bir kanıtınız mı var Üstat Tylon?

— Anladığım kadarıyla o gece sen de onlarla birlikteymişsin.

Lonn bir anda Üstat'ın lafını böldü:

— Ben sonradan gelmiştim.

— Fark etmez! Yine de onlarla birlikte orada bulundun. Ordadaydın ve o ikisini Alakses'in ardından aynı koridorda ilerlerken gördün. Ama ya söylediğin şey bir yalansa?

Lonn, o korkak şaşkın tavrını bir kenara bıraktı ve hızla toparlandı:

— Yani yalancı olduğumu mu düşünüyorsunuz?

— Ben olasılıkları söylüyorum.

— Eğer gerçekten böyle bir şey varsa bunu mahkemede zaten öğreniriz Üstat.

Lonn, ardından Üstat'ı selamlayarak odasına gidecekken Üstat ayağa kalktı ve Lonn'a doğru yaklaştı. Adını yüksek sesle söyledi:

— Lonn!

Lonn tekrar arkasını döndü. Bu sefer Üstat daha yakınındaydı. Üstat önce cebini karıştırdı, sonra karıştırdığı eliyle Lonn'un omzuna dokundu ve gözlerinin içine baktı. Gülümser bir şekilde, güvende hissettiren bir ses tonuyla oradan ayrılmadan önceki son cümlelerini söyledi:

— Katil kim çıkarsa çıksın, Alakses'i öldürdüğü için cezasını vereceğimizi bilmeni istiyorum.

Lonn, bu sözlere karşılık tedirgin gözlerle Üstat Tylon'a doğru baktı. Göz bebekleri korkarcasına bakarken sonra gözünü Üstat'ın ellerine yöneltti. Ardından Üstat, elini Lonn'dan çekti ve koridorda yavaşça kayboldu.

---

Günün orta saatlerine gelen Elvanios, hafif serin bir esintiyle dalgalanırken aynı esintiyi mahkeme salonuna götürülürken tadan George, sonunda hücreye sızan kısık ışık dışında bir ışık görebilmişti. Muhafızlar tarafından kolundan tutulmuş ve ayakları zemini kırarcasına sürterek götürülüyordu. Muhafızlar her ilerlemede kolunu daha fazla sıkıyor ve onu daha fazla daraltıyorlardı.

George'un ise görüş açısında sadece bir şey vardı: kalitesiz tahtadan yapılmış alçak zemin... Sürekli değişiyordu. Mahkeme salonuna yaklaştığını göremese de dev salondan gelen konuşma sesleri, ona geldiğini bildiriyordu. Bir soylu olmasına rağmen bu şekilde bir hayvan muamelesi görmeyi kaldıramayan George, mahkeme salonuna girdiği anda kafasını kaldırdı. Gördüğü ilk şey, orta tarafta kendisini bekleyen küçük kardeşi Onto'ydu. Onto, abisinin sürüklenerek gelmesini görse de bir şey diyemiyordu.

George kendi köşesine getirildi. Elleri bağlandı ve kulaklarına bir muhafız tarafından aptalca bir şey yapmaması gerektiği söylendi. Mahkeme salonundaki toplam ses gerçekten kulak patlatan cinstendi. Lakin bu sesi daha gürültülü bir şekilde çıkan başka bir ses bastırdı:

— Sessizlik!!

Ses, Hayura'ya aitti. Tüm kalabalığı susturan şey belki de daha yüksek sesi değil, başındaki o sivri taçtı. Mahkeme salonundaki en yüksek koltukta oturuyordu. Koltuğun sivri köşeleri vardı; oturan kişiyi kesecek sivri köşeler. Hayura daha önce bu koltukta babasını otururken bir kez izlemişti ve şimdi babası gibi sert ve dimdik oturuyordu.

Hayura mor saçlarını hızlıca sallandırdı ve dev salonda yankılanan sesiyle konuşmasına başladı:

— Yargılanan kimdir?

Ses çok yüksek çıktı ve salonda sert bir şekilde yankılandı. Mahkeme sorumlusu Lyan Reviro, aynı ses tonuyla cevapladı:

— Raygar Hanesi'nden adının ilki, Athanar'ın kulu, Donmazların varisi ve Buzul'da doğanların efendisi George Raygar.

Hayura'nın el işaretiyle mahkemedeki her bir Retayi ayağa kalkıp tekrar oturdu. Ardından Hayura tekrar konuştu:

— Yargılayan kimdir?

Lyan Reviro bu sefer kulak çınlatan bir ses tonuyla konuştu:

— Myteath Hanesi'nden adının ilki, Ulu Kitap'ın öğrencisi, Elvanios'un meşru koruyucusu ve Naralı yemin tutan Hayura Myteath!

Bu sefer daha gürültülü bir şekilde ayağa kalkılıp oturuldu. Hayura yerinden kalktı ve elinden bir ateş çıkardı. Yanı başında duran uzun bir asaya sabitlenmiş kadehe daldırdı ve yavaşça cümlelerine başladı:

— Ben Hayura Myteath, Elvanios'un Naralı. Tanrılar bizi ateşin gözünden izlerken, sen George Raygar'ı yargılamakla hükümlüyüm.

Hayura bu sözün ardından kimsenin göremediği bir anda George'un gözlerine bakarak sırıttı ve hızlıca sözlerine devam etti:

— Tanrıların şahit olduğu bu makamda sadece doğruları söylemeye ve şeytanla işbirliği yapmamaya yemin ediyor musunuz?

George, az önce kendisine sırıtan adama karşı uzun bir süre baktı. Derin bir nefes aldı ve "Ben George Raygar" diyerek lafına başladı: "Elvanios'un koruyucusu Hayura Myteath'e asla yalan söylemeyeceğime ve şeytanla işbirliği yapmayacağıma yemin ederim!"

Tüm salon bir kez daha ayağa kalktı ve bu sefer uzun süre George'a yargılayıcı bakışlarla bakarak oturdular. Lakin ona öyle bakmayan üç kişi vardı: Kardeşi, Üstat Tylon ve Balonn Traven. Bu üç isim tedirgin bakışlar atıyordu. Ama Üstat'ın tedirginliği farklı bir nedenden dolayıydı. Hayura'nın tam yanında oturan Lonn, birkaç saat önceki o beyaz ve altın işlemeli lif kıyafetini giymiyordu.

Üstat Tylon, bu durumdan dolayı hızla George'a baktı ve onun da kendisine baktığını gördü. Gözleri bir anda açıldı ve George'a doğru gergin bakışlarla bakmaya başladı. George, bu bakışlardan dolayı bir şeylerin ters gittiğini anlasa da henüz hiçbir şey yapmadı. Kardeşi Onto'ya baktı ve sonra Hayura'nın asayı yere vurmasıyla birlikte bir anda önüne döndü:

— Raygar Hanesi'nden George Raygar, Alakses'i öldürmekle suçlanıyorsunuz! Bir savunmanız var mıdır?

George, bu sözlerle kendisine doğru bakıp sessizce konuşmalarına rağmen sesleri hâlâ gelen halka doğru baktı ve sonra konuşmasına başladı:

— Alakses Ihaylo'yu ben öldürmedim.

Dişlerini gıcırdattı ama bunu belli etmedi. Hayura, gözlerini bir saniye bile George'dan ayırmıyordu. Salonu inleten bir tonda konuşmaya devam etti:

— Saray görevlilerinin bulduğu kanıtlar ile günlerdir hapis yatıyorsunuz. Şimdi bu kanıtları size sunacağız, ardından savunmanızı yapabilirsiniz.

Tüm halk hep bir ağızdan bağırmaya başladı: "Kanıtlar! Kanıtlar!" diye bağırıyorlardı. Hayura hepsini bir kez daha susturdu:

— Sessizlik! Bir kez daha haykırdı: Sessizlik!!

Hayura, eliyle diğer yanındaki Üstat Kreylon'u işaret etti. Üstat Kreylon, pelerinini altından tutarak yavaşça ayağa kalktı. Asanın yanına yaklaştı ve ateşe elini daldırıp geri çıkardı. O bitkin sesiyle konuşmaya başladı:

— İlk kanıt... Alakses'in öldürüldüğü gece onunla birlikteydiniz ve Alakses yanınızdan ayrıldıktan hemen sonra onun gittiği yönden gitmişsiniz. Alakses öldürüldüğünde yakınlarda bulunduğunuzu söyleyen sadık görevliler var! Bu durumda savunmanız nedir?

George başını dikeltti ve saraydaki devasa lambalara bakarken konuşmasına başladı:

— Alakses Ihaylo ile aynı anda orada olduğumuz doğru. Ama bir nokta var ki o noktayı atlıyorsunuz.

Lyan Reviro sakince konuştu:

— O nokta nedir?

— Yanımda Depo Sorumlusu Jordan Neyns de vardı. Ama onu bu salonda göremiyorum. Bu kanıt kaçırma değil midir?

Hayura ve Lonn gözlerini birbirlerinde buluşturdular. Hayura konuşmaya başladı:

— Jordan Neyns kayıplara karıştı. Kendisi saraydan kaçtı. Onun bu şüpheli kayboluşu, sizin üstünüzdeki şüpheyi doğrular!

George bir anda çıkıştı:

— Hangi şüpheyi?

Hayura gözlerini kıstı ve sert bakışlar atmaya başladı:

— Jordan Neyns kaçtı çünkü sıradan bir depo sorumlusu. Siz kaçmadınız çünkü eğer kaçsaydınız, şüpheli ayrılışınız hanedanınız ve hanedanımız arasında kaçınılmaz bir savaşı tetiklerdi. Siz bu riski almak istemediniz ve sarayda kalmaya karar verdiniz.

George, bu zekice suçlama karşısında içinden "Gerçekten yok artık" demeye başladı. Ama içinden konuşurken bu cümleleri dışarıdan duymak isteyenler vardı:

— Hâlâ geçerli bir savunma yapmadınız Lord George...

George dişlerini sıktı ve kafasını eğdi:

— Kaçmadım, çünkü Alakses'i ben öldürmedim. Jordan Neyns ile Alakses'in gittiği yönden gittim çünkü odam oradaydı. Sabah olayın gerçekleştiği odaya koştum çünkü Alakses herkes gibi benim için de önemliydi.

George başını kaldırdı ve Hayura'ya doğru sertçe baktı:

— Sizinle yüzleştim çünkü adaletimi bulmak istiyorum. İşlemediğim bir suçtan dolayı ceza çekmeyeceğim!!

Lyan Reviro, George'un sözlerini yarısında kesti:

— Sıradaki kanıt!

Üstat Kreylon önce öksürdü, sonra elini bir kez daha ateşe daldırdı. Kanıtları önce tanrılara, sonra Retayilere sunuyordu:

— İkinci kanıt... Alakses Ihaylo'nun cesedinde bazı sperm kalıntıları bulundu. Ve siz, Alakses Naral Hayura ile evlenmeden önce ona talip olan biriydiniz. Yani onu hem öldürüp hem tecavüz ettiğiniz apaçık ortadadır. Buna karşıt bir savunmanız var mıdır?

George ne diyeceğini bilemiyordu. Şok içerisinde kalmıştı. Bir süper gübre anlaşmasının bu noktaya geleceğini hiç tahmin etmezdi. Tekrar hücreye dönmek istemiyordu. Ailesinin yanına gitmek istiyordu:

— Ben... Ben Alakses'in eski bir talibiyim, bu doğru. Ama sözde geçtiği gibi o da eskide kaldı. Adı üstünde eski. Yani bu eskidendi. Şimdi evliyim ve bu bir saplantı değil. Alakses Ihaylo'ya karşı duygularım tamamen bitmiştir.

Lyan Reviro, bu sözlerin ardından tokat etkisi yaratacak bir söz söylemişti:

— Yani sadece tecavüz etmeden öldürdünüz? Bunu kabul mü ediyorsunuz?

George'un sabrı taşacak seviyeye gelmişti. İşlemediği bir suçtan dolayı yargılanmak ancak bu kadar kötü olabilirdi. Dişlerini sertçe sıktı ve Lyan Reviro'ya baktı, tam gözlerinin içine baktı:

— Alakses'i ben öldürmedim dedim!!

Lyan Reviro bu sefer çok yüksek bir sesle bağırdı:

— Tanıkları getirin!

Dev salonun dev kapısı bir anda iki muhafız tarafından sertçe açıldı ve içeriye bir temizlik görevlisi girdi. Başını öne eğmiş, tedirgin bakışlarla önce halka, sonra Naral Hayura'ya baktı. Köşesine geçti ve sandalyesine oturdu. Hayura ona "Seni dinliyoruz" diyerek konuşma izni verdi:

— O gece Alakses'in öldürüldüğü odayı temizlemeye gidiyordum. Sonra Alakses'i içeri girerken gördüm. Kapı aralıktı. Ve bir süre sonra Sayın George Raygar odadan içeriye girdi. O odaya girerken odadan ince bir el onu kıyafetinin göğüs kısmından sıkıca tuttu ve içeriye çekti.

Bu sözlerin ardından tüm salondan bir "Aaa" sesi yükseldi. Herkes George Raygar'a sert bakışlarla bakıyordu. George etrafına şaşkınlıkla bakıyordu. Kendisine kurulan bu kumpası nasıl savuştururum diye düşünürken başka çaresi kalmadığını anladı ve son kozunu oynamak için yüksek sesle bağırdı. Ardından Üstat Tylon'a doğru baktı. Ona bakarken başını salladı yavaşça. Ama Üstat, ona kafasını salladı; yapmaması gerektiğini vurguluyordu.

George ise plana sadık kalıp kafasını tekrar Hayura'ya çevirdi ve konuştu:

— Kanıt bir!

Duraksadı ve lafına devam etti:

— O gece Lord Lonn da yanımızdaydı ve Alakses'in cesedinde sizin belirtmediğiniz bir madde bulundu: Tekorin zehri...

Tüm salon şaşkınlık içerisinde George'u süzüyordu. Bir Naral'a, bir de George'a bakıp duruyorlardı. George sözüne devam etti:

— O gece Lonn da orada olduğu için bizimle eşit muamele görmeli ve yargılanmalı!!

Bir süre duraksadı ve konuşmasına başlayacakken Hayura tarafından bastırıldı:

— Elinizde bir kanıt olmadan bir Lord'a suç atmak büyük suçtur Sayın George Raygar...

— Biliyorum! Ve kanıtım var ama bunun için bir arama yapılması gerekiyor!

Üstat Tylon, bu sözlerin ardından iyice telaşa kapılmıştı. Konuşmayı durdurmak ve durdurmamak arasında sıkışıp kalmışken Balonn ona ne olduğunu sordu:

— İyi misin Üstat?

Üstat hafifçe gülümseyerek kafasını salladı. Bu sırada Lyan Reviro, gürültü yapan kalabalığı susturarak George'un arama teklifini kabul etmek zorunda kaldı. Arama için ayağa kalktı ve Lonn'a doğru ilerledi. Lonn bu sırada şaşkınlık ve gerginlik arasında gidip geliyordu. Hayura'nın kendisini satacağı düşüncesi içini yiyip bitiriyordu.

Ve o an geldi. Lyan Reviro, Lonn'un kıyafetine dokundu ve "Ragarmas" diyerek aramayı başlattı. Ellerinden mavi ışıltılar çıkmaya başlarken ışıltılar, Lonn'un tedirgin suratını daha da belli ediyordu. Ve arama birkaç saniye sürdükten sonra Lyan Reviro'nun gözleri beyazladı. Bir süre öyle kaldı ve sonra eski haline döndü. Başını Hayura'ya çevirdi ve konuştu:

— Tekorin zehrine dair bir iz bulunamadı...

Üstat Tylon, bu sözleri duyduğunda altına yapacakmışçasına korktu ve olacakları korkuyla izlemeye başladı. Bu korku, yanındaki Onto ve Balonn'a da sıçramış, onları da tedirgin etmişti.

— Bir Lord'u boş yere suçladınız George Raygar, dedi Hayura yüksek bir ses tonuyla. — Sanırım suçluluğunuzu başka birine atmak isterken planınız suya düştü!

George şaşkınlık içerisinde başını Üstat Tylon'a çevirdi ve onunla göz göze geldi. Ardından derin bir iç çekerek planın başarısız olduğunu acı bir şekilde anladı.

Hayura ayağa kalktı ve asaya yaklaştı. Elini daldırdı, ardından asayı kaldırarak etrafında döndürdü:

— Tüm tanrılar şahit olsun ki bu adam karımı öldürdü, diyarın Alakses'ini öldürdü ve en önemlisi suçu yardımcım Lonn'a atmaya çalıştı. Bu yüzden tanrılar karşısında onun cezasını vereceğim!!!

George hayretler içerisinde kalmış ve terlemeye başlamıştı. Kendisine verilecek cezayı çaresizce beklemekten başka çaresi kalmamıştı. Hayura elini bir kez daha ateşe daldırdı ve sonra gözlerini kapadı. Bir süre kapalı tuttuktan sonra tekrar açtı ve yüksek sesle bağırdı:

— İdam!!

Bir anda tüm salon şiddetle ayağa kalktı ve George'u yuhalamaya başladı. Kendisine karşı gelen bu yuhalamalara karşı çaresiz kalan George'un imdadına kardeşi Onto yetişti:

— Durun!!

Dedi bir anda sertçe. Oturduğu yerden kalktı ve hızlı adımlarla yürümeye başladı. Hayura'nın koltuğuna yaklaştı ve durdu. Ardından sertçe bakarak konuşmaya başladı:

— Eğer abimi idam ederseniz olacakları siz düşünün!! Buraya onu kurtarmaya geldim, siz adaletten bir haber yamyamlar, onu idam etsin diye değil!

Hayura, bu sözlerin ardından küplere bindi ve büyük bir şiddetle Onto'nun adını haykırdı:

— Burada adaletin sağlanmasına engel olup Naraliyeti tehdit ediyorsun Onto Raygar... Bir suçluyu savunuyorsun. Bu yasalara aykırı hareketinin cezası olacaktır!!

— O benim abim! Onu idam ettirirseniz üzerinize yürüyecek olan tüm Luzan haneleri olacak!!

Dişlerini kırarcasına sıktı Onto. Abisinin idam kararı karşısında deliye dönmüştü. Bunun olmaması için uğraşmaya hazırdı. Hayura tekrar konuşmaya başladı:

— Tüm Luzan haneleri buraya gelse ne değişir? Siz Luzanlılar onurlu numarası yapıyorsunuz, verdiğiniz sözleri hatırlayın derim! Yirmi yıl önce siz de her hane gibi, suçlu ailenizden de olsa cezasının uygulanmasına karşı gelmeyecektiniz! Bu yasaya uyan diğer tüm haneler o Luzan hanelerine karşı birleşir ve Raygarları haritadan siler...

Onto, sert bakışlarını Hayura'dan kaçırmazken Lonn da konuşmaya dahil oldu:

— Belli ki birileri bana zehir sürmüş.

Kalabalığın arasından Üstat Tylon'a doğru baktı. Elleriyle onu işaret etti:

— Siz, Üstat Tylon... Sabahki konuşmamızda üzerime zehir sürdünüz, öyle değil mi? Ama kıyafetimi değiştirdiğim için planınız elinizde patladı.

Bu söylemlerle tüm salon bir anda Üstat Tylon'a doğru baktı ve Üstat Tylon kendini savunmaya geçti:

— Sizinle aynı taraftayım Lord Lonn ve size kumpas kurduğuma dair bir kanıtınız yok.

Bu yersiz suçlama üzerine, kanıt yetersizliğinden dolayı Üstat Tylon suçlanmasa da Lonn itibarını kurtarmak için son bir hamle yaptı:

— O zaman bu zehri bana süren birisi var. Son zamanlarda konuştuğum iki isim vardı: Birisi Üstat Tylon, diğeri ise Onto Raygar!

Onto, bu sözün ardından Lonn'a doğru baktı ve şaşkınca duraksadı. Hayura, bu gürültünün bitmesini istiyordu. Hemen hızlı bir hamle yaparak muhafızları çağırttı ve hem Onto Raygar'ı hem de George Raygar'ı tutuklatıp hücreye doğru yolculuğa çıkarttı. Ardından Üstat Tylon'a karşı sert bir bakış atarak devasa salondan ayrıldı. Geride sadece şaşkın ve gürültülü bir halk bıraktı...

---

Duruşmadan bir gün sonra, bu yaşananlardan dolayı elini çabuk tutmak isteyen Üstat Tylon, Balonn Traven ile konuşup saraydan ayrılma kararını aldılar. Yanlarında bulunan Smolderları toplayıp bir an önce yola koyuldular. Tylon, planın başarısızlığının yükünü taşırken yoruluyordu.

Saraydan ayrılmak için geceyi beklediler. Gece olduğunda saraydan çıktılar. Mygonn yollarında ilerlerken Balonn, Tylon'a doğru yaklaştı. Atı, onun atına temas edecek kadar yaklaşmıştı:

— Üstat... dedi kısık bir sesle. Gece vaktiydi ve saraydan ayrılacakları bir vakitte yüksek ses çıkarmamaları gerekiyordu.

Üstat Tylon, bu seslenişe karşı sessizliğini bozdu:

— George idam edilecek ve muhtemelen Onto da idam edilecek. Lonn kıyafetini değiştirmiş.

Balonn, bu sözler karşısında bir süre duraksadı ve atının üstünde kıpırdandı:

— Alakses'in öldürüldüğü odaya baktım ve gözüme çarpan iki şey oldu.

— Nedir?

Balonn konuşmasına devam etti:

— Odanın kapısında zorlama izi yoktu. Orası Hayura'nın odasıydı. Yani odaya giriş çıkış normal bir şekilde olmuş. Ve o odanın anahtarı sadece tek bir kişide varmış: Hayura... Eğer George olsaydı odaya giremezdi. Odaya Ihaylo dışında, kapıyı zorlamadan girebilecek tek bir kişi var: O da Hayura...

Üstat Tylon, bir gün önce bunu duysa sevinirdi ama şimdi planın suya düşmesinden dolayı moralsizdi ve bir an önce bu topraklardan ayrılmak istiyordu.

Atlar ilerlerken rüzgâr esmeye başladı ve hava gereğinden fazla soğuk oldu. Bu soğuktan dolayı elleriyle ateş yaktı Üstat Tylon. Yaktığı ateş, tüm atları ve Smolderları ısıtacak kadar büyüktü.

Şehrin sınırlarına yaklaştıklarında, karşılarında yüz kişiye yakın sıralanmış Myteath Smolderlarını gördüler. Buna karşılık yanlarında sadece otuz üç Smolder vardı. Myteath birliğinden gösterişli bir zırhlı muhafız öne çıktı ve Üstat'a doğru seslendi:

— Üstat Tylon ve Komutan Balonn, ülkeden çıkmanıza izin verilmemiştir. Şimdi hemen olduğunuz yerde kalın ve teslim olun!

Üstat Tylon şaşkınca Balonn'a baktı, sonra muhafıza seslendi:

— Çıkmak için izne ihtiyacımız yok!!

— Naral Hayura dedi. Naral Hayura'nın emriyle çıkmanız yasaklandı. Zoraki bir şekilde sizi ona götürmemize gerek yok, teslim olun. Smolderlarınız gidebilir ama siz ikiniz burada kalacaksınız!

Balonn ve Üstat birbirine bakıp başka çarelerinin olmadığını anladılar. Ve Balonn yüksek sesle bağırdı; bağırışı tüm sokağı ayağa kaldıracak kadar şiddetliydi:

— Kılıçlarınızı çekin!

Bunun üzerine muhafız, yanındaki Smolderlara seslendi:

— Üstat'ı yakalayın, geri kalanları öldürün!

Muhafızın bu emriyle birden koşmaya başlayan Smolderlar, kasabada çok fazla gürültü çıkardı. Buna karşılık sayıları az olan Snock Smolderları da son hızla koşmaya başladılar. Üstat Tylon, atının üstünde arkada kalarak iki elini havaya kaldırdı ve şiddetli bir rüzgâr ile koşan Smolderları yavaşlattı. Ardından Smolderlar, eğitimleri gereği bu durumdan hızla kurtuldular ve karşı saldırıya geçtiler.

İki hanenin Smolderları birbirlerine hızlıca girdiler. Kılıçlar hızla birbirleriyle çarpışıyordu. Kılıçların çarpışmalarından çıkan sesler tüm halkı uyandırmış olacak ki evlerinden çıkıp kargaşayı izlemeye başladılar. Kılıçlar sertçe zırhlara çarparken bazıları da doğrudan vücutlara isabet ediyordu.

Bu kargaşa esnasında Balonn Traven, yaşlı olmasına rağmen kargaşanın başında altı Smolderi haşince doğramıştı bile. Kılıcı kan içindeydi. Sakalları kana bulanmıştı. Ama gözleri hâlâ keskin, duruşu hâlâ dimdikti. Son bir kez daha kılıcını kaldırdı ve yedinci Smolder'e doğru hamle yaptı. Ama tam o sırada, yan taraftan gelen bir mızrak, böğrüne saplandı. Balonn acıyla haykırdı; haykırışı tüm savaş alanında yankılandı.

Üstat Tylon, o sesi duyduğunda yüreği parçalandı. Balonn'u görmek için döndü ama göremedi. Sadece kalabalığın arasında kaybolan, kanlar içindeki yaşlı kurdun silüetini seçebildi.

Balonn, mızrağı böğründen çıkarmaya çalıştı ama başaramadı. Bir dizinin üstüne çöktü. Kılıcı hâlâ elindeydi. Etrafındaki Smolderler, onun düştüğünü görünce bir an duraksadılar. Ama Balonn, son bir gayretle kılıcını kaldırdı ve kendisine yaklaşan ilk Smolderi indirdi. Ardından ikinci bir mızrak, bu sefer sırtına saplandı. Balonn, yüzüstü yere düştü. Kılıcı elinden kaydı. Ve gözleri, son bir kez Tylon'un bulunduğu yöne baktı.

Üstat Tylon, o an donup kaldı. Elleri titriyordu. Rüzgârı kontrol edemiyordu artık. Ve karşısında, ezici üstünlük sağlayan Myteath Smolderlarını gördü. Kendi adamları yerde yatıyor, kanları sulu zemine karışıyor ve gecenin zifiri karanlığında kayboluyordu.

Üstat Tylon, onca Smolder karşısında bir şey yapamamıştı. Kendisi Roguin kullanabilse de bir Phamilist değildi. Bir Roguin sanatı ile tek başına onca adamı indiremezdi. Etrafı hızlıca kuşatıldı ve atından indirildi. Başına bir torba geçirilmeden önce gördüğü son şey, Komutan Balonn'un yerde yatan cansız bedeniydi...

---

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.