3. bölüm / 6
KANLA AYRILANLAR3.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 3.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM2.569 kelime
- 2 2.BÖLÜM2.988 kelime
- 3 3.BÖLÜM3.035 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM3.289 kelime
- 5 5.BÖLÜM2.405 kelime
- 6 6.BÖLÜM3.388 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elvanios, kendisine doğru ilerleyen yavaş ama istikrarlı tehditten habersizdi. Halk, her zamanki gibi yaşıyordu. Tarlalar sürülüyor, pazarlar kuruluyor, haneler kendi küçük oyunlarını oynamaya devam ediyordu. Ve bu normal hayatın içinde, gelenekleri kendi çıkarları için eğip bükenler de vardı.
Hayura Myteath, henüz yirmi beş yaşındaydı. Ama şimdiden Myteath Hanesi'nin Naralı ve Elvanios'un koruyucusu olmuştu. Altın desenlerle kaplı, Elvanios'un en büyük sarayı olduğu söylenen dev Far Saray'da, yardımcılarını toplamış, kendince önemli bir toplantıyı başlatmak üzereydi.
Far Saray'ın en büyük odasında, koruyucu yardımcılar küçük bir masanın etrafında toplanmış, Naralları Hayura Myteath'ı bekliyorlardı.
Yardımcıların en yaşlısı olan Üstat Kreylon, masadaki lezzetli yemeklerin kokusunu içine çekiyor, bir yandan da dayanamayıp o yemekleri tek başına yediği hayallerini kuruyordu. Sabrı tükenen Üstat, gözünü boyayan Yalburan'dan bir lokma aldı. Ağzında yemeği çiğnerken, Başyardımcı Lonn onu fark etti ve yanına sokuldu.
— Üstat Kreylon, diye fısıldadı kulağına. — Acıktığınızı biliyorum ama Naral gelmeden başlamamalısınız.
Üstat Kreylon, şaşkın bir ifadeyle gözlerini açtı.
— Bağışlayın Lordum. Yemeğin kokusu burnumu genişletti.
Lonn da en az Kreylon kadar yaşlı ve bilgili bir adamdı. Ama kendisine "Lord" denmesinden hiç hoşlanmazdı.
— Ben Lord değilim, Üstadım.
Kreylon hemen lafa girdi:
— Benim geldiğim yerde saygıyı hak edenlere Lord deriz. Belli bir yaştan sonra tabii...
Yüzündeki gülümseme, keyfinin yerinde olduğunu gösteriyordu. Lonn, ihtiyarın gülen suratına bakıp sırıttı ve öksürüğü andıran sesiyle konuştu:
— Benim geldiğim yerde bir hırsıza Lord dendiğini görebilirsiniz.
Üstat'ın gülen yüzü bir anda yerini şaşkın ve yargılayıcı bir ifadeye bıraktı. Tam o sırada odanın şık kapısı aniden açıldı. Tüm yardımcıları kendine çeviren bir girişti bu.
Naral Hayura Myteath, yardımcılarını sıcak bir gülümsemeyle selamladı.
— Lordlarım, hepiniz hoş geldiniz.
Sesinde, sırıtan cinsten bir enerji vardı.
— Buyurun. Beni beklemeniz bile hata.
Yardımcılar kendi aralarındaki konuşmayı bırakıp yemeğe uzandılar. Üstat Kreylon, Yalburan'dan ikinci lokmasını alırken Hayura masayı kuşatan sıcak ama bir o kadar da tehlikeli bir sesle konuştu:
— Bugün aldığım en önemli ve en güzel kararlardan birini sizlerle paylaşacağım.
Yemek yiyen Lordlar, tüm dikkatlerini Hayura'ya çevirdi.
— Siz yemeklerinizi yerken ben hemen konuya gireceğim.
Yüzünde muhteşem bir sırıtma vardı.
— Weslin Halister ile evleneceğim.
Bu sözler, masada bir anlık sessizlik yarattı. Sonra Lordlar, şaşkınlıklarını gizlemeye çalışarak Hayura'yı tebrik etmeye başladı. Ama Lonn, bir hıçkırık sonrası lafa atladı:
— Ama! dedi yorgun sesiyle. — Eşiniz Ihaylo Snock ne olacak? Oğlunuz Pogner var. Bir aileniz var.
Hayura, Lonn'un sözlerini kesti. Alaycı bir tavırla konuştu:
— Onları bir kenara attığım yok, Lonn. Sadece yeni bir eş alacağım.
Yemeğinden bir lokma aldı.
— Hem büyük büyük babam da iki eşliydi. Ne olmuş yani? Ben ikisini de eşit severim.
Lonn, laflarını esirgemeden devam etti:
— Büyük babanız, eşi öldükten sonra yeni bir Alakses aldı. Ve o, bir köylü kızıydı.
Hayura, gözlerini Lonn'a dikti ve ağzını büzdü.
— Ne olmuş yani? Alakses köylü kızıyken sorun yok da zengin bir hanenin prensesi iken mi sorun var?
Lonn tam cevap verecekken Lord Remlic onu susturdu:
— Evleneceği kişi Weslin Halister. O bir prenses, bir Alakses adayı. Ve geleneklerimizde bu isteği reddedecek bir madde de yok.
Lonn, elini masaya uzattı ve masadaki Ulu Kitap sembolünü gösterdi.
— Bu kitap, hanenizin sembolü.
Yüzünü Hayura'ya döndü. Kararlı bakışlarla konuşuyordu:
— Bu kitaptan emir almadan iş yapan bir Naral, daha önce görülmedi. Myteath tarihi boyunca her zaman Ulu Kitap yönetici olmuştur.
Lonn bir an duraksadı ve Lord Remlic'e baktı:
— Ve kitap der ki, Myteath soy ismini taşıyan her Naral, ikinci bir eş alma isteğini gerçekleştirmemeli.
Hayura, Lonn'a alaycı gözlerle bakıyordu. Gelenekleri saçma buluyor ve onlara itibar etmeyi reddediyordu.
— Benim Naral olduğumu unutuyorsunuz, Lord Lonn.
Üstat Kreylon, araya girdi:
— O bir Lord değil.
Hayura, konuşmasını yarıda bölen Üstat'a döndü. Gözleri sinirden parladı. Ses tonu sertleşti:
— Ona Lord demek istiyorsam, Lord derim, Üstat Kreylon!
Üstat'ın gözlerini korku bürüdü. Ağzını bıçak açmaz hale gelmişti.
Hayura tekrar Lonn'a döndü:
— Lord olmayan Lonn...
Duraksadı. Yüzünü ekşitti ve sertçe devam etti:
— Naral demek güç demektir. Ve güç, her istediğini yapmak demektir. Peki ben neyim?
Tüm yardımcılar aynı anda bağırdı:
— Naral!
Hayura'nın sesi masayı bir kez daha doldurdu:
— Bir kitap, Naral'ı yönlendiremez! Benden önce nasıldı bilemem. Ama ben Hayura Myteath'ım. Elvanios'un Naralıyım. Kimin yazdığı belli olmayan aptal bir kitaptan ders alacak değilim!
Lonn, tüm gerginliğini bir kenara bırakıp konuştu:
— Aptal mı? Gözleri büyüdü. Sesi kalınlaştı. — Bu kitabı bir aptalın mı yazdığına inanıyorsunuz? Olacakları bir düşünün. Zaten Snock Hanedanı ile bir evlilik anlaşmanız var. Ihaylo'nun yanına Weslin'i koyduğunuzda, bunu saygıyla mı karşılayacaklar?
Kafasını geriye yasladı.
— Sanmam!
Hayura, arkasına yaslandı. Kafasını kütletti ve sessizce odanın bir köşesini izlemeye başladı. Lordların elleri kırılacak gibi titriyordu.
Ve sonra Lord Thalis, sessizliği bozdu:
— Lonn'un haklı olduğu bir nokta var.
Bir süre durdu.
— Snock Hanedanı ile yapılan evlilik anlaşmasının bozulması, üstümüze yürüyen sinirli bir Snock ordusu demek. Bunu istemeyiz. Ama Halister Hanesi ile yapılacak bir evlilik, zenginliğimiz açısından gelecek vaat ediyor.
Lonn, Lord Thalis'e döndü:
— Gelecek mi? Elvanios Savaşı kazanıldığından beri tüm haneler barış yapmış durumda. Weslin Halister ile evlenmek, bu barışı bozmak demektir.
Hayura, kendi kendine mırıldandı:
— Ya barış istemiyorsam?
Lonn, bu kısık sesle söylenen cümleyi duyduğu anda şaşkınlıkla Hayura'ya baktı:
— Barış istemiyorsak mı? Yani barış, sizin için bir anlam ifade etmiyor mu? Yirmi yıl öncesini çabuk unuttunuz.
Hayura, gözlerini Lonn'a dikti. Sertçe sözünü böldü:
— Yirmi yıl önceye dair hatırladığım tek şey, kazandığımız büyük bir savaş.
Dişlerini gıcırdattı.
Lonn, altta kalmadı:
— Kazandık ama neyle? Smolder'larımızla mı, dev kılıçlarımızla mı, yoksa hanelerin birliğiyle mi? O ışık patlaması olduğunda herkes tanrının yardımını bekliyordu.
Lonn bir süre sustu ve ardından konuştu:
— Dindar biri değilim. Ama o savaşta ben de dua ettim. Neyle kazandığımızı bilmediğimiz bir savaşın getirdiği güzel sonuçları, bu evlilikle bir kenara fırlatmış olacaksınız.
Hayura, ellerini sertçe sıktı. Terlemeye başlamıştı.
— Beni vazgeçirebilecek misin?
Lonn'un gözleri stresten yoruluyordu:
— Yapamam. Ama bilmenizi isterim ki, aldığınız kararın getireceği kaostan zevk almayacaksınız.
Tüm Lordlar, farklı düşünen Lonn'a alaycı bakışlarla bakıyordu. Yemek yemeyi bırakmış, sadece konuşulan konuya odaklanmışlardı.
Ve Lord Thalis, sessizce konuştu:
— Roguin Taşları.
Masadakiler, anlam veremeden Thalis'e baktı.
— Roguin taşı madenlerine sahip olan bir hanedan. Bu mirasa ortak olmak, Myteath için vazgeçilmez bir dönüm noktası.
Lonn, meseleyi o ana kadar aşk sanıyordu. Ona göre Hayura siyasetten anlamazdı. Ama şimdi, gerçeğin ne kadar farklı olduğunu görüyordu.
Hayura, kafasını sallayarak alaycı tavrına geri döndü:
— Sanırım meselemiz burada halledildi. Öyleyse düğün hazırlıkları için ilk adımı tamamlayalım.
Üstat Kreylon, titreyen bedeniyle sordu:
— Davetiyeler mi, Naralım?
Hayura, gözlerini şeytanlar ele geçirmiş gibi baktı:
— Hayır... Engellerden kurtulma adımı!
Lonn, bir anda Hayura'ya döndü. Gözlerinde büyük bir korku vardı:
— Ne tür engeller?
Hayura, keskin diliyle cevap verdi:
— Yarım saattir geleneklerden bahsediyorsun. O saçmalıklara uymanın iyi olabileceğini düşündüm. Dediğin gibi, tek eşli bir Naral olacağım. Ve o da Weslin Halister olacak.
Lonn'un gözleri açıldı. Ağzı açık kaldı. Son bir korkuyla sordu:
— Pe... peki Alakses Ihaylo'ya ne olacak?
Hayura, şeytani bir sesle son sözünü söyledi:
— Babasının yanına gidecek.
Tüm Lordlar önce şaşırdı. Hayura'nın zalimliğine alışmışlardı ama bu noktaya geleceğini tahmin edememişlerdi.
Lonn, korkusunu bir kenara bırakıp itiraz edecekti ama Hayura onu susturdu:
— Bu son sözüm.
Ve zalim Naral, masadaki herkesi alaycı bir şekilde selamlayarak odadan ayrıldı. Arkasında, şaşkın Lordlar birliğini bıraktı.
---
---
---
Far Saray, gecenin zifiri karanlığına rağmen altın kaplamalarıyla adeta ışık saçıyordu. Ama sarayın içi, o ışığın aksine karanlık ve huzursuzdu.
Sarayın en güzel odasında Ihaylo Snock ve on iki yaşındaki oğlu Pogner yataklarında uzanıyordu. Vadi'de bir çocuk, yaşıtlarına göre çok daha hızlı büyürdü. Pogner, annesinin kütüphaneden seçtiği, kapağı yıpranmış bir kitabı dinliyordu. Bu, Falgaron'un Maceraları'ydı.
Ihaylo, narin sesiyle okuyordu:
— "Ve efsanevi Falgaron, kılıcını kaldırıp Tweyren'i mağlup etti."
Prens Pogner, gözlerini annesinden ayırmadan sordu:
— Anne... Falgaron o dev kılıcı nasıl kaldırıyor?
Ihaylo, oğlunun kılıçlara olan hayranlığını biliyordu. Bu yaşta bunu doğru bulmasa da, prens hevesi diyordu.
— Çünkü o güçlü bir savaşçı. En güçlü canavar Tweyren'i bile mağlup etti. Gerçek bir efsane de aynısını yapar.
Pogner, tam uykuya dalmak üzereyken kapının önünden geçen George Raygar'ın sesini duydu.
— Anne, o kim?
— Uzaklardan gelen bir Naral.
Pogner, gururla sordu:
— Ben ne zaman Naral olacağım?
Ihaylo, oğlunun saçlarını okşadı:
— Büyüdüğünde tatlım. Büyüyüp dev kılıcını kuşandığında ve baban yaşlandığında, Narallığın başına sen geçeceksin.
Pogner, annesinin yanağını öptü ve huzurla uykuya daldı.
— İyi geceler.
— İyi geceler tatlım.
Pogner uykuya daldıktan sonra Ihaylo, yataktan kalktı. Mumu söndürdü. Kapının yanındaki kürklü pelerinini omuzlarına aldı ve odadan çıktı.
Koridorda, muhabbete dalmış iki adam gördü: George Raygar ve depo sorumlusu Jordan Neyns.
Jordan, Alakses'i görünce ayaklarını topladı.
— Alakses Ihaylo, uyuduğunuzu sanmıştık.
— Uyumamı mı bekliyordunuz?
Jordan, gülerek cevap verdi:
— Hayır, sadece sohbet ediyorduk. George Raygar, tahıl anlaşmasını imzaladı. Onun hakkında konuşuyorduk.
Ihaylo, şaşkın bir ifadeyle sordu:
— Tahıl anlaşması mı? Kış mevsimindeyiz. Tahıllar ekilmedi bile.
— Ama ekeceğiz, diye lafa atladı George. — Hanedanımdaki büyük Ratlaslar bir madde geliştirdi. Bilirsiniz, Luzan soğuktur. Tahıllar için sürekli ticaret yapmak zorunda kalıyoruz. Her gün balık yemek bir süre sonra sıkıcı hale geliyor.
Ihaylo, şaşkınlıkla George ve Jordan'a baktı:
— Nedir bu madde?
— Bir çeşit süper büyütücü, dedi George. — Kış mevsiminde bile tahıl ekmemizi sağlıyor. Tüm karları kazıdık, tarlaları hazırladık. Hanedanım bunu bizzat denedi ve olumlu sonuçlar aldı.
Jordan araya girdi:
— Ve George Raygar, bu nimetini uygun bir fiyatla bizimle paylaşmak istediğini söyledi.
Ihaylo tam oradan ayrılacakken koridordan yaşlı bir adamın sesi yükseldi:
— Alaksesim!
Bu, Lonn'du. Ihaylo, Lonn'un yanına gitti.
— Lonn, burada ne yapıyorsun?
— Her gün ne yapıyorsam onu. Sizi kontrol etmeye geldim.
Lonn, şüpheli gözlerle George ve Jordan'a baktı:
— Onlarla bir şey mi konuşuyordunuz?
— Bir tahıl anlaşması hakkında konuştuk. Ben de gidiyordum. Kontrol etmene gerek kalmadı. Bugün erken uyuyabilirsin.
Lonn, zorlukla yutkundu:
— İyi... misiniz?
— Evet. Bu gece mükemmelim.
Lonn terlemeye başladı. Ihaylo'ya bir şey saklıyormuş gibi bakıyordu.
— İyi misin? diye sordu Ihaylo.
Lonn, Ihaylo'nun gözlerine baktı:
— Hiç olmadığım kadar.
Ihaylo, gülümseyerek oradan uzaklaştı. Tam giderken son bir soru sordu:
— Hayura'yı gördün mü?
Lonn, yutkundu:
— Kılıcını biliyor, Alaksesim.
Ihaylo son kez gülümseyerek koridorda kayboldu.
Jordan, Lonn'un yanına gelip koluna tutundu:
— Rahatla biraz. Ne bu hal? Bugün hayatımızın en iyi anlaşmasını yaptık. Buna sevinmen gerek.
Lonn, yüzünü Jordan'a döndü:
— E... Evet.
Ama suratında büyük bir ruhsuzluk vardı.
George ve Jordan, Alakses'in gittiği yöne doğru ilerledi. Lonn ise arkalarından, pişmanlık hissedercesine onları seyretti.
---
---
---
Ihaylo, kocasının odasına geldi. Kapıyı tıklattı.
— Gir!
Bağırışın ardından içeri girdi ve kocasına yaklaştı.
— Naralım.
Onu selamladı ve sarıldı. Cilve yaparak iyice sokuldu.
— Kılıcını benden daha mı çok seviyorsun?
Hayura, gözlerini bile devirmedi. Kılıcını bilemeye devam etti.
Ihaylo, güzel sesiyle konuşmayı sürdürdü:
— Bu gece çok parlak. Parlak gecelerde sevişmeyi seversin.
Ellerini Hayura'nın bedeninde gezdirmeye başladı.
— Belki bir de prensesimiz olur.
Hayura, kılıcını bilerken cevap verdi:
— Bu gece o kadar parlak değil.
— Henüz değil, dedi Ihaylo. — Sevişirsek her gece parlar.
Hayura, istemese de bedeni tepki veriyordu. Ihaylo'nun ellerini üzerinden çekmeye çalıştı ama başaramadı.
— Ellerimi çekme, diyerek Hayura'yı boynundan öpmeye başladı Ihaylo.
Hayura, kılıcını daha da sert bilemeye başladı. Aptal bir sevgi olarak gördüğü bu ana dayanamıyordu.
— O kılıca benden daha mı çok önem veriyorsun? diyerek kılıcın sapını tuttu Ihaylo.
Hayura, gözleri şeytani bir şekilde bakarken zemini süzdü. Korkunç ve rahatsız edici bir sesle konuştu:
— Bu kılıç bana güç kazandırdı. Peki ya sen? Sen bana ne kazandırdın?
Ihaylo, rahatsız olmuştu ama belli etmemeye çalıştı. Hayura'ya iyice yaklaştı. Gözlerini yumdu.
— Bir varis tabii ki...
Hayura, gözlerini Ihaylo'dan ayırmadan kılıcını bilemeye devam etti.
— Bir varis demek!
Kılıcı daha hızlı bilemeye başladı. Ve sonunda eli kaydı, parmağını kesti.
Hayura, kısa bir çığlık attı. Ihaylo hemen kılıcı elinden aldı ve bir koltuğa koydu. Bez aramak için odadan çıkacakken Hayura seslendi:
— Gitme!
Sesi rahatsız edici derecede yüksekti.
— Bir kılıç kesiğinin beni beze muhtaç edeceğini mi düşündün?
Ihaylo cevap vermeye çalıştı ama Hayura onu susturdu. Ayağa kalktı, hızla Ihaylo'ya yürüdü. Onu ellerinden kavradı ve duvara yapıştırdı. Dudaklarını sertçe öpmeye başladı.
Ihaylo, bu durumdan rahatsız olmuştu. Dudakları kanamaya başladı.
— Dursana! diyordu art arda.
Hayura, Ihaylo'yu belinden kavradı ve koltuğa yatırdı. Kılıcı koltuğun altına fırlattı. Hızla üstünü çıkarmaya başladı. Bir yandan da Ihaylo'nun pelerinini yırtıyordu.
— Böyle bir parlaklık istememiştim, diyerek kıvranmaya başladı Ihaylo.
Hayura'nın gözleri hâlâ korkunç bakıyordu:
— Parlaklık istediğini söylemiştin ya. İşte parlaklık.
Ve Ihaylo'nun göğsüne eğildi.
Sonra odada tiz bir çığlık koptu.
Ihaylo'nun ağzından kan akmaya başladı. Gözlerini aşağı çevirdiğinde, böbreğine saplanan kılıcı fark etti. Kan kusmaya devam ederken, şaşkın gözlerle kocasına baktı.
Kılıcı saplayan, kocasıydı.
Hayura, gözlerini devirmeden Ihaylo'ya bakıyordu. Kılıcı çıkarıp tekrar tekrar saplıyor, Ihaylo'nun kan kusan ağzını elleriyle kapatıyordu.
— Yaşadığın en parlak gecedir umarım, dedi.
Ve karısını, defalarca sapladığı kılıç darbeleriyle öldürdü. Gözlerinde ne acı vardı ne vicdan.
Ihaylo, gözlerinin önünden geçen anılarla kapıya doğru baktı. Ve son nefesini acılar içinde verdi.
Hayura ise ölü bedene dokunmaya devam etti. Bundan zevk alıyor ve yanlış görmüyordu.
Gece boyunca öyle kaldı.
Ve sabah olduğunda, sarayın koridorlarında bir çığlık yükseldi.
— HAYIR! diye bağırıyordu Hayura.
Odaya koşan muhafızlar, gördükleri manzara karşısında donup kaldı. Aralarından biri, küçük Prens Pogner'ı odaya sokmamaya çalıştı ama başaramadı.
Pogner, annesinin kanlar içindeki bedenini gördü. Ve dünyası, bir anda karardı.
— Anne! Anne!
Hayura, oğluna koştu. Ona sımsıkı sarıldı. Gözyaşları içinde konuştu:
— Anneni kaybettik oğlum. Anneni kaybettik...
Pogner, annesine doğru koşmak istedi ama Hayura onu bırakmadı.
Ve odaya en son giren kişi Lonn oldu.
Lonn, küçük prense baktı. Ve gözyaşlarını tutamadı.
O, olacakları biliyordu. Ve şimdi, o bildiklerinin ağırlığı altında eziliyordu.
Lonn, hemen Prens'in yanına koştu:
— Prensim, lütfen. Gelin, bu tarafa gelin.
Pogner, Lonn'u itti. Annesine sarılmak istiyordu.
Ama Lonn, Hayura'nın bir bakışıyla Pogner'ı kavradı ve onu odadan çıkarmaya çalıştı.
Tam o sırada kapıdan George Raygar girdi.
Lonn ile göz göze geldi. Sonra Ihaylo'nun cesedine baktı.
Ve dün gece canlı canlı sohbet ettiği Alakses'in, sabah ölü bulunduğunu gördü.
Lonn, affet beni dercesine bir bakış attı.
Ve sonra, zoraki bir sesle bağırdı:
— Muhafızlar! George Raygar'ı yakalayın!
George, şok olmuştu. Ne olduğunu anlayamadan etrafını saran muhafızlar tarafından yakalandı.
— Neler oluyor Lonn? Ne oluyor?
Lonn, kendini zor tutarak cevap verdi:
— Alakses'i öldürmekle suçlanıyorsunuz, George Raygar.
George, duyduğu cümle karşısında yıkıldı:
— Ben bir şey yapmadım! Ben masumum!
Hayura, sahte bir öfkeyle bağırdı:
— O katili götürün! O pisliği, bunu yaptığı için lime lime edeceğim!
Pogner, ağlayarak George'un arkasından bağırdı:
— Seni öldüreceğim!
Hayura, oğlunu sakinleştirmeye çalıştı:
— Sakin ol oğlum. O pisliğin cezasını vereceğiz.
Lonn, Pogner'ı odadan çıkardı. Ve oda, birkaç muhafız ve Hayura ile baş başa kaldı.
— Çıkın! diye bağırdı Hayura. — Beni yalnız bırakın!
Muhafızlar, hızla odayı terk etti.
---
---
---
Far Saray, bu olaylarla çalkalanırken, Ferami Küçük Konseyi toplanmıştı.
Ferami Kalaskası'na varan Konsey üyeleri, Longord Bagani'nin odasına doğru hızla ilerliyordu.
Küçük Konsey'in en yaşlı üyesi Deiton Denist, bin yaşını geçmişti. Zamanında seçkin bir savaşçıydı. Ama geçirdiği bir rahatsızlık yüzünden savaşçılığı bırakmış, şimdi Longord'un Konseyinde bilge rolünü üstlenmişti.
Onu taşıyan iki iri yapılı muhafız vardı. Muhafızlar, onu merdivenlerden çıkarırken kendi aralarında konuşuyordu:
— Bu kadar merdiveni çıkmak, savaşmaktan daha zor!
Diğer muhafız güldü:
— Savaşta en son tırmandığım merdiven, birbirine kenetlenmiş Smolder cesetleriydi.
Deiton, sopasıyla muhafızlarından birini dürttü:
— Ağzınız değil, ayağınız çalışsın!
— Tabii ki efendim.
Toplanma mesajı geldiğinden beri sekiz gün geçmiş ve üyeler ancak şimdi varabilmişti.
Deiton, Longord'un odasına girdiğinde kendine ayrılan koltuğa oturdu. Ve onun gelişiyle birlikte Küçük Konsey tamamlanmış oldu.
Longord, Konseyde genç ama lider bir figürdü. Henüz yüz yirmilerindeydi.
Ve doğrudan konuya girdi:
— Yükselenler Konseyi kaçtı.
Bu söz, masada büyük bir gerilime yol açtı.
Restor Kloyn, şaşkınlıkla sordu:
— Nasıl kaçmışlar?
Longord, karizmatik sesiyle devam etti:
— Bir toplama birliği gönderdik. Saldıranların üzerinde Plama zırhları vardı. Saldıranlar, Konseyler Plaması.
Deiton, öksürerek konuştu:
— Ne kadar büyük bir orduyla gelmişler?
— Bizden fazla oldukları kesin. Adada kırk bin Ferami Smolderımız vardı. Onların sayısını ise elli bin ile altmış bin arasında tahmin ediyoruz.
Deiton, sözünü kesti:
— Bu büyük bir kayıp. Plama ne kadar kayıp verdi?
— Bilmiyoruz. Ama mağara önünde iki ordunun da ceset sayısı birbirine yakındı.
Deiton, masayı süzdü.
Longord devam etti:
— Burada önemli olan şey, Konsey'in kaçması. Onlar şu an dışarıda. Ve çoktan Plama Kalaskası'na varmışlardır bile.
Bu sözler, odada ölüm sessizliğine yol açtı.
Robert Taretheon, tüm konuşulanları dinledikten sonra söz aldı:
— Plama, Konsey'i bir amaç için kurtardı. Ama Konsey ile eski ilişkilerini hemen düzeltemez.
Longord şaşkınlıkla sordu:
— Düzeltebilecekleri bir şey olacak mı?
— Bazı şeyleri düzelteceklerdir, dedi Robert. — Plama, Elvanios Savaşı'ndan beri çok şey kaybetti. Şu an zayıf durumdalar. Bu yüzden Konsey'e ihtiyaç duydular. Stripers güçlü, korkutucu ve iyi bir komutan. Elvanios Savaşı'nda kazanmasına ramak kalmıştı. Işık patlaması olmasaydı, şu an burada olmazdık.
Longord, sinirlenmeden ama keskin gözlerle Robert'a döndü:
— Seni buraya Gölge Lord'u övmeye çağırmadım, Robert. Bana bir çözüm önerisi istiyorum.
— Ben doğruları konuşuyorum, dedi Robert.
— Geçmişten bugüne, doğruları konuşan her Retayi şu an mezarda.
Bu sözler, Welens Argor'a aitti.
Longord, başını onaylarcasına salladı. Kalemini eline aldı ve bir kâğıdı karalamaya başladı.
— Elvanios'un bu tehditten henüz haberi yok. Ve dürüst olmak gerekirse, haber vermeyi de düşünmüyorum.
Tüm Konsey üyeleri şaşkınlıkla Longord'a döndü.
— Neden? diye yükseldi birkaç ses aynı anda.
Longord, sakinliğini korudu:
— Barış yeni sağlandı. Elvanios huzur içinde. Konsey tehdidi, Elvanios semalarında duyulduğu anda ne olur sanıyorsunuz? Korku. Kaos. O savaşı hatırlayan herkes, korkudan dışarı çıkamaz hale gelir. Bunun olmasına izin veremeyiz.
Shirenn Eranos, Konseydeki tek kadın üyeydi. Güzel sesiyle konuştu:
— Peki ya sınavlar? Elvanios, Smolder Sınavları için hazırlanıyor. Sınavlar olduğunda surların yarısı iç kesime yöneliyor. Zaten az olan ordunun daha da azalması, Yükselenler Konseyi için bir fırsat.
Longord, Shirenn'i yanıtladı:
— Biz yapacağız, dedi sakin bir tonda. — Smolder sınavlarını bizzat biz yapacağız.
Konsey, şaşkınlıkla Longord'a döndü.
— Biz mi? diye sordu Deiton.
— Küresel Feramiler olarak bize güvenen hane sayısı, güvenmeyenden fazla. Bir kuzgun ile bu yıl sınavları bizim yapacağımızı duyururuz. Ve hanelerin güvenlik kuvvetleri azalmaz.
Herkes önce şaşırdı. Ama sonra bu fikrin ne kadar mantıklı olduğunu anlayıp el kaldırarak onayladı.
Longord, Welens'a baktı. Gözünü yumup tekrar açtı.
— Plama, dediğiniz gibi zayıf. Ama en güçlü Konseylerini kurtardılar. Ve bir daha ışık patlaması olmayacak. Yani iş başa düştü.
Bu sözler, Konsey'de büyük bir gurur dalgası yarattı.
Longord son sözlerini söyledi:
— Tüm hazırlıkları başlatacağız. O Konsey'i bu sefer mağaraya tıkmayacağız. Direkt köklerini kazıyacağız.
Kalemi bıraktı. Kâğıdı kaldırdı ve Konsey'e gösterdi.
— Ve onlara bir elçi gönderip, savaşlarını kabul ettiğimizi söyleyeceğiz.
Kâğıdı masaya bıraktı. Ve son sözünü söyledi:
— Onları bu karanlığa yollayacağım...
Bölüm etkileşimi
