KANLA AYRILANLAR kitap kapağı

1. bölüm / 6

KANLA AYRILANLAR

1.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Athanar 9.9

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM

Vadi’nin gece rüzgârları, denizin karanlık yüzünü parçalıyor; otuz görkemli geminin gövdelerine keskin darbeler indiriyordu. Gemiler, Roguinas örtülerinin altında ilerliyordu. Örtü, onları uzaktan bakıldığında neredeyse yokmuş gibi gösteriyordu. Yine de dalgaların üstünde bıraktığı soluk karaltı, algılayıcılara karşı kusursuz bir saklanma sağlamıyordu.

Güvertelerde sessizce duran Smolderlar, başlarını eğmiş, silahlarını göğüslerine bastırmıştı. İç çekenlerin uğultusu rüzgâra karışıyor, her geminin içindeki gerginliği biraz daha ağırlaştırıyordu. Orta güzergahta ilerleyen ana geminin kaptan köşkünde ise ani ve sert ayak sesleri yankılandı.

Kapı açıldı. Ronn, nefesini toparlamaya çalışarak içeri girdi.

— Efendim, adaya yaklaşıyoruz.

Greyn Foster, koltuğunda hafifçe geriye yaslanmış oturuyordu. Önündeki masada haritalar, mühürlü parşömenler ve Vadi’ye ait işaretlerle dolu küçük taşlar vardı. Bakışlarını masadan kaldırıp Ronn’a çevirdi. Yüzünde şaşkınlık yoktu; yalnızca sabırsız, sert bir ifade vardı.

— Bildiğim şeyleri senden duymama gerek yok.

Ellerini masanın üzerinde gezdirdi. Parmakları, uğurlu kaleminin üstünde durdu. Kalemi alıp deriden yapılmış, altın şeritlerle işlenmiş paltosunun cebine yerleştirdi. Ardından ağır ağır ayağa kalktı. Tahta zemine vuran çizmeleri, geminin gıcırtısına karıştı. Ronn’un önünde durduğunda başını onun yüzüne yaklaştırdı.

— Yanımızdaki gemiye söyle. Patlamaya hazırlansınlar.

Ronn’un cenesi gerildi.

— Efendim... Başka bir yol yok mu? Sayımız onlardan çok daha fazla.

Greyn, ellerini sırtında birleştirerek birkaç adım attı. Köşedeki eski bir resmin önünde durdu. Resimde, sislerle kaplı bir geçit ve geçidin sonunda yükselen taş bir kapı vardı. Greyn’in bakışları bir an o kapıya takıldı.

— Sayı üstünlüğü, karaya aynı anda çıkamadığımız sürece işe yaramaz. Liman dar. Birliklerimiz kıyıya inerken algılanır, sonra ok yağmurunun altında parçalanır. Kuşatmacıların ilerleyebilmesi için önce dikkatlerini başka yere çekmeliyiz.

Ronn, sessiz kaldı. Greyn’in yüzünde en ufak bir tereddüt aradı ama bulamadı.

— Onlar gönüllü, diye devam etti Greyn. — Bu görev için getirildiler. Denize gömülmeleri, bütün ordunun kıyıda yok olmasından iyidir.

Ronn’un bakışları sertleşti.

— Gönüllü olduklarını siz mi söylediniz, yoksa onlara başka seçenek mi bırakılmadı?

Kaptan köşkünde kısa bir sessizlik oluştu. Greyn, ona döndü. Gözleri soğuktu.

— Savaşta seçenek arayanlar, ilk darbede ölür. Emri ilet.

Ronn, başını eğdi. Greyn kapıya yönelirken onun arkasından baktı. İçinde biriken sözleri söylemedi. Çünkü Greyn Foster’in kararları acımasız olsa da çoğu kez ordunun hayatta kalmasını sağlamıştı. Ronn, bunun farkında olduğu için itirazlarını her defasında yarım bırakıyordu. Bir komutanın merhameti, bazen bütün birliğin mezarı olabilirdi. Yine de fedailerin bulunduğu gemiye baktığında göğsünde ağır bir düğüm oluştu. Geminin güvertesindeki Smolderlar, yaklaşan kıyıyı sessizce izliyordu. Bazıları silahlarının kabzasını okşuyor, bazıları ise son kez göğe bakıyordu. Ronn, o bakışların ardında korkudan çok kabulleniş gördü. Bu görüntü, Greyn’in sözlerini haklı çıkarmıyor; yalnızca savaşın ne kadar uzun zamandır herkesi aynı karanlığa sürüklediğini hatırlatıyordu.

Greyn güverteye çıktığında smolderların arasında ağır adımlarla ilerledi. Deniz, gemilerin iki yanında kara bir uçurum gibi uzanıyordu. Tam korkuluklara yaklaşmıştı ki ana gemi şiddetle sarsıldı. Greyn, yılların savaş tecrübesiyle dengesini korudu. Birkaç Smolder yere kapaklanırken o yalnızca korkuluğu kavradı.

Sarsıntının yönünü anlamaya çalıştı. Ardından dürbününü çıkardı ve adaya çevirdi.

Adayı çevreleyen karanlıkta uzun, kalın bir taş parılıyordu.

Ferami Algılayıcısı.

Roguinas örtülerinin sakladığı varlığı uzaktan sezebilen bu taş, önce soluk bir ışık saçtı. Sonra ışık, taşın damarları boyunca yayıldı. Gecenin içine kulakları titreten, boğuk bir ses bıraktı. Gemiler artık gizli değildi.

Greyn’in yüzü değişmedi.

— Yanımızdaki gemiye hızlan emri verin!

Ronn, emri güverte boyunca haykırdı. Fedailerle dolu gemi, ana filodan ayrılarak kıyıya yöneldi. Geminin karanlık gövdesinde sıralanmış Smolderlar, son kez Vadi’nin temiz rüzgârını içlerine çekiyordu. Bazıları gözlerini kapatıp dua ediyor, bazıları ise yanlarında taşıdıkları küçük eşyaları avuçlarında sıkıyordu. Hiçbiri geri dönmeyeceğini söylemedi. Buna gerek yoktu.

Greyn, diğer gemileri sağ hattan ilerletti.

— Hızlanın!

Otuz geminin kürekleri ve itki düzenekleri aynı anda çalıştı. Deniz köpürdü. Ferami limanında nöbet tutan birlikler, algılayıcının şiddetlenen sesiyle silahlarına sarıldı. Limanın başındaki komutan Greil Front, kıyıya çıkan taş basamakların üstünde duruyor, karanlığı anlamaya çalışıyordu.

— Kılıçlar çekilsin! Liman geçitleri kapatılsın!

Ferami birlikleri, Weyler gemisinin çevresine yığıldı. Weyler, limandaki en gösterişli gemiydi; direklerinde Ferami işaretleri dalgalanıyordu. Tam o sırada fedai gemisi son hızla kıyıya ulaştı.

Çarpışma, gecenin ortasında patlayan bir dağ gibi yankılandı.

Weyler’in gövdesi parçalandı. Alevler direklere tırmandı, kopan tahtalar suya savruldu. Feramilerin büyük bölümü patlamaya doğru koştu. Greil Front ise yerinden kıpırdamadı. Patlamanın düzenini, sesin geliş yönünü ve kıyıdaki karaltıları kısa bir bakışta değerlendirdi.

— Bu bir tuzak olabilir! Yarınız benimle gelsin!

Patlamanın ters yönüne koştu. Tam o sırada Roguinas örtülerinin etkisi söndü. Dev gemilerin rampaları açıldı ve Plama Smolderları kıyıya aktı. Karanlık, bir anda zırhların ve silahların hareketiyle doldu.

Greil, yanından geçen bir Feramiyi kolundan yakaladı.

— Orta kampa dön. Hemen bir kuzgun yolla. Geldiklerini bildir!

Ferami, başını sallayıp geri çekildi. Greil kılıcını çekti ve limanı dolduran Plama ordusuna doğru ilerledi.

Beş bin Ferami, otuz bin Plama Smolderının karşısında kıyıyı tutmaya çalıştı. İlk çarpışmada taş döşemeler kan ve külle kaplandı. Patlamanın sıcaklığı, gecenin keskin soğuğunu bastırmıştı. Smolderlar kılıçlarını birbirine geçiriyor, mızraklar zırhlara çarpıyor, bağırışlar denizin uğultusunu eziyordu.

Plama ordusu sayıca üstündü. Ferami hattı geriledikçe Greyn, savaşın içinden ilerliyor ve kırılma noktalarını seçiyordu. Tam o sırada, ayağına ıslak bir parşömen bağlanmış kuzgun havalandı. Kuş, limanın üstünden yükselip ormana yöneldi.

Greyn onu gördü.

Yayını sırtından çekti. Kısa bir nefes aldı ve oku bıraktı. Ok, kuzgunun kanadını sıyırarak geçti. Kuş acıyla çığlık attı, havada yalpaladı ama uçmayı sürdürdü. Greyn’in dudaklarında kısa, soğuk bir gülümseme belirdi. Aynı anda bir mızrak darbesinden yana çekilerek kurtuldu.

— Erzakları indirin! Kuzgun yaralı. Bu bize zaman kazandırır. Gecikmeden yola çıkıyoruz!

Limanın kontrolü ele geçirilmişti. Plama Smolderları, gemilerden erzak sandıklarını ve Roguin depolarını indirdi. Yaralılar kıyıya taşındı. Dört saat sonra ordu, geceyi geride bırakıp iç bölgelere doğru yürümeye başladı.

Gecenin karanlığı, sabahın soluk ışığına dönerken bir nehrin kıyısında durdular. Smolderlar sudan içti, yaralarını sardı ve ateşin çevresine çöktü. Greyn, devrilmiş bir ağaç gövdesine oturmuş, tenekesindeki fasulyeyi sessizce yiyordu. Üstat Thalon, elinde küçük bir taşla yanına geldi.

— Oturabilir miyim?

Greyn başını salladı.

Thalon oturdu, taşı parmaklarının arasında çevirdi.

— Kuzgunu yaraladığınızı söylediniz. Yaralı kanatla bile uçabilir.

— Uçtu.

— O hâlde mesajı ulaştırmış olabilir.

Greyn, fasulyeden bir lokma aldı.

— Bir sonraki Ferami kampı ne kadar uzakta?

— Birkaç günlük yürüyüş. Smolderlar hızlı ilerlerse, pusu kurulmadan önce ulaşırız.

Thalon’un bakışları nehrin ötesindeki ağaçlara kaydı.

— Ne pususu? Burada olduğumuzu henüz bilmiyorlar.

Greyn, yemeğini yuttu.

— Henüz.

Thalon ona döndü.

— Feramiler yarın her şeyi öğrenecek mi diyorsunuz?

— Öğrenecekler. Sonra ne yapacaklarını da biliyoruz.

— Tuzak kuracaklar.

— Ve şanslıysak, tuzakları tamamlamadan onları buluruz.

Greyn tenekesini çamurlu su birikintisine fırlattı. Ayağa kalkarken sesi bütün birliklere ulaştı.

— Buraya dinlenmeye gelmedik! Hazırlanın. Yolumuz uzun!

Ordu yeniden yürüyüşe geçti. Aynı saatlerde yaralı kuzgun, kan kaybına rağmen ormana doğru ilerliyordu. Kan damlaları ağaçların arasına kızıl izler bırakıyordu. Hava karardığında kuşun kanadı artık taşıyamayacağı kadar ağırlaşmıştı. Alçaldı, önündeki ağacın gövdesine çarptı ve yere düştü.

Çarpmanın sesi, yakınlarda devriye gezen Feramilerin dikkatini çekti. Çalıların arasında kuzgunu buldular. Ayağına bağlı parşömeni çözüp okuduklarında yüzlerindeki ifade değişti. Limanın düştüğünü bildiren mesajı alıp orta kampa koştular.

Kamp lideri Halonın Jeigar, taş duvarlarla çevrili çadırında haritaları inceliyordu. Feramilerden biri kapıyı çalmadan içeri girdi.

— Efendim, liman düştü!

Halonn bir anda ayağa kalktı.

— Nasıl? Kim saldırdı?

— Ormanda kuzgunu bulduk. Liman yönünden geliyordu. Mesajda saldırıdan söz ediliyor.

Halonn’un yüzü gerildi.

— Yine korsanlar mı?

— Sanmıyorum. Böyle bir saldırı için kuzgun kullanılmamıştı.

Halonn çadırın girişine yürüdü. Dışarıda askerler silah taşıyor, nöbetçiler karanlığı gözetliyordu.

— Ya bu sefer gelenler, önceki saldırganlardan daha büyükse?

Bekçi, sesi titreyerek cevap verdi.

— Bu adaya gelenlerin en büyüğü olabilir.

Halonn, bir süre konuşmadı. Sonra yardımcısı Jack Pleep’i çağırmalarını emretti. Jack içeri girdiğinde Halonn hâlâ haritanın başındaydı.

— Olanları duydum. Ne yapacağız?

— Tuzakları çalıştıracağız. Kuzgun dinlenince mağaraya gönderilecek. Mağara nöbetçileri, Plama ordusunun gelişini önceden öğrenecek.

— Ya sonra?

Halonn parmağını haritada bataklığın üstünde gezdirdi.

— Hazır bekleyen bombaları patlatacağız. Onları bataklığa süreceğiz.

— Oradan geçmeyi seçmeyebilirler.

Halonn, çadırın dışındaki karanlığa baktı.

— Seçmeyecekler. Biz seçtireceğiz. Diğer geçitleri kapatacağız, yolları uzatacağız ve önlerini keseceğiz. Bataklıkta düzenleri bozulduğunda bombaları patlatacağız. Sonra okçular saldıracak.

Jack başını eğdi. Emirleri iletmek üzere dışarı çıktı.

Plama ordusu, orta kampa yaklaşık bir günlük mesafeye ulaştığında orman ağır bir sessizliğe bürünmüştü. Smolderların ayakları ağrıyor, zırhları omuzlarını eziyor, yine de yürüyüş durmuyordu. Birden ön saflardan bir ses yükseldi.

— Durun!

Greyn, Ronn’un yanına ilerledi. Ronn toprağı gösterdi. Çamurun üstünde koyu kan lekeleri vardı.

— Bu, yol boyunca gördüğümüz izlerden daha fazla.

Greyn çömeldi, parmağını kana yaklaştırmadan zemini inceledi.

— Kuzgunun kanı.

Ronn kaşlarını çattı.

— Başka bir yırtıcı onu bulmuş olabilir.

— Bu ormanlarda yırtıcı kalmadı. Feramiler, yaklaşan tehlikeyi fark etti. Ya kuzgunu buldular ya da yaralı hâlde yere indiğini gördüler.

Greyn ayağa kalktı.

— Her iki durumda da burada olduğumuzu biliyorlar. Gözlerinizi açık tutun.

Ordu tekrar yürüdü. Greyn, Thalon’u kenara çağırdı.

— Kuzgunu vurmak yeterli olmadı. Hazırlandılar.

— Ne yapmamı istiyorsunuz?

— Yaşamanı istiyorum. Yanına dört güçlü Smolder al. Çatışma başladığında gözden kaybol. Roguin desteğini gerektiği kadar kullan, ama asıl hedefini unutma.

Thalon başını sallayıp seçkin Smolderları yanına aldı.

Yarım saat sonra keşifçiler, ağaçların arasında boş bir kamp gördü. Greyn bölgeyi inceledi. Kampın bir yanında bataklık, diğer yanlarında ise geçişi zorlaştıran taş duvarlar bulunuyordu. Sessizlik fazla kusursuzdu.

— Tuzak, dedi Ronn.

— Evet.

— O hâlde geri dönelim.

Greyn mağaranın bulunduğu yönü gösterdi.

— Geri dönersek destek yetişemez. Feramiler bizi burada tutmak istiyor. Seçenek bırakmayacaklar.

— Ne yapacağız?

Greyn, bataklığa baktı.

— Onların beklemediği biçimde ilerleyeceğiz. Birliğin yarısı şimdi, diğer yarısı biraz sonra girecek. Bombalar başladığında ikinci grup karşılık verecek.

Ronn emri iletti. Smolderlar bataklığa girdi. Çamur, savaş botlarını kavrıyor; her adımda daha derine çekmeye çalışıyordu. Roguin kullananların bileklerinde titreme başladı. İlk birlik bataklığın ortasına ulaştığında ikinci birlik hâlâ kıyıdaydı.

Karanlığın içinden Halonn’un sesi yükseldi.

— Şimdi!

İlk bomba patladı. Çamur ve taş parçaları havaya savruldu. Ardından ikinci, üçüncü ve dördüncü patlama geldi. Bataklık dalgalandı. İçerideki Smolderlar birbirine tutunarak sığ bölgelere ulaşmaya çalıştı.

Ferami okçuları saklandıkları yerlerden çıktı ve ok yağmurunu başlattı. Fakat Greyn’in beklettiği ikinci Plama birliği de o anda kıyıya ulaştı. Yüzlerce ok, Ferami mevzilerine saplandı. Pusu düzeni parçalandı.

Yine de Feramiler sayıca fazlaydı. Yaklaşık on beş bin savaşçı, çamurun içinden ilerleyerek kılıç kılıca çarpışmaya başladı. Bataklık, düşenleri içine alıyor; patlamalar toprağı sürekli değiştiriyordu.

Kaosun ortasında Greyn Foster ve Halonn Jeigar karşı karşıya geldi.

Greyn’in ilk hamlesi hızlıydı. Halonn yana çekilerek darbeyi savuşturdu. Kılıçlar art arda çarpıştı. Halonn’un bileği sarsıldı ve kılıcı elinden fırladı. Greyn son darbeyi indirmek için öne çıktı.

O anda alevli bir ok Greyn’in omzuna saplandı.

Alevler zırhına yayıldı. Greyn acıyla haykırdı, geri çekilmeye çalıştı. Gözlerini yakan sıcaklık yüzünden çevresini göremiyordu. Halonn, düşen kılıcına ulaşmak için çamura gömüldü. Greyn dengesini kaybedip onun üstüne devrildi.

Halonn, ellerini çamurun içinde gezdirerek kılıcını buldu. Üstündeki ağırlıktan kurtulamıyordu. Yine de kılıcı kavrayıp Greyn’e darbeler indirdi. Greyn’in gücü tükenirken alevler ve kılıç yaraları bedenini parçaladı. Halonn da her hareketinde biraz daha batıyordu.

İki komutan, çamurun karanlığında birlikte aşağı çekildi. Çevrelerinde dövüşen Smolderlar, bir anlığına iki gölgenin kayboluşunu fark etti. Sonra yeni bir darbe, yeni bir patlama ve yeni bir çığlık bütün dikkatleri yeniden savaşa çevirdi. Greyn’in yokluğu hemen anlaşılmadı; onun sesi, emirleri ve varlığı hâlâ birliklerin hareketlerine yön veriyordu. Ronn, komutanının düştüğünü gördüğünde geri dönmek istedi. Fakat bataklığın üstünde yükselen oklar ve ilerleyen Ferami hattı, ona seçim bırakmadı. Kılıcını kaldırıp önündeki geçidi açtırdı. Her adımda Greyn’in bıraktığı boşluk daha da büyüyor, Ronn’un omuzlarına çöken yük ağırlaşıyordu.

Savaş yaklaşık üç saat sürdü. Plama ordusu sonunda üstün geldi; fakat zafer ağır bedelle kazanılmıştı. Ferami birliklerinin bir bölümü yok olmuş, birkaç yüz Ferami ormana kaçmıştı. Greyn Foster ise geri dönmemişti.

Ronn onu uzun süre aradı. Bataklığın kenarında durup çamurun kıpırtılarını izledi. Elleri titriyordu. Sonunda başını eğdi. Greyn’in öldüğünü anladı.

Gözlerindeki yaşları sildi ve orduya döndü. Korkusunu yüzüne taşımadı. Çünkü karşısında duran binlerce Smolder, artık yeni bir komutan arıyordu.

— Yaralıları taşıyın. Burada bir gün dinleneceğiz. Sonra mağaraya ilerleyeceğiz.

Thalon ve seçkin Smolderlar, bataklıkta kalan yaralıları çıkarmaya başladı. Plama ordusu ağaçların arasında sessizce toplandı. Rüzgâr, geride bıraktıkları çatışmanın kokusunu taşıyordu.

Bir gün sonra Ronn, ordunun en önünde yürüyordu. Greyn’in paltosundaki uğurlu kalem artık onun yanında değildi; fakat Greyn’in emirleri zihninde yankılanıyordu. Mağaraya üç günlük yürüyüş kalmıştı. Yollar boyunca hiçbir Smolder yüksek sesle konuşmadı. Kimi, kaybettiği bölük arkadaşlarının adlarını içinden tekrarlıyor; kimi, çamurla kararmış silahını temizlemeye çalışıyordu. Ronn ise ordunun önünde yürürken geride kalan kıyıyı düşünüyordu. Limandaki ateş, bataklıktaki patlamalar ve Greyn’in son bakışı zihninde birbirine karışıyordu. Yolun sonunda onları neyin beklediğini bilmiyordu. Bildiği tek şey, geri dönmenin artık mümkün olmadığıydı.

Aynı sırada mağaranın çevresindeki yirmi bin kişilik Ferami kampı hazırlıklarını tamamlamıştı. Mağara komutanı Huvan Katonn, gelen kuzgunun haberini almış ve kaçan Feramilerin yaralarını sardırmıştı. Teftiş sırasında yardımcısı Jaime Frink yanına geldi.

— Sayıları ne kadar olabilir?

Huvan, kampın çevresindeki nöbetçileri izledi.

— Bizden fazla oldukları kesin. Bir ay önce gördüğümüz raynerleri hatırlıyor musun? Gözcüler, sayımızı öğrenmelerini sağlamış. Bu yüzden güçlü bir ordu getirecekler.

Jaime’nin sesi kısıldı.

— Ya mühüre ulaşırlarsa?

Huvan soğuk bir bakışla ona döndü.

— Ulaşamayacaklar. Gözcüler haber verdi. Komutanları Greyn Foster ölmüş.

Jaime’nin gözleri büyüdü.

— Greyn Foster mı? Trivenya savaşındaki Greyn mi?

— Ta kendisi.

— Kırk üç muharebe kazanmış. Öldükten sonra bile orduyu yönlendirebilir.

Huvan kısa bir süre sustu. Sonra yerdeki taşı ayağıyla itti.

— Ölü bir komutan yalnızca masallarda kazanır, Jaime. Bu bir masal değil.

Plama ordusu mağaraya yaklaştığında, yürüyüşün sessizliği savaş öncesi uğultuya dönüştü. Ronn, mağaranın yüz adım uzağında durdu ve iki gözcü gönderdi. Gözcüler kampa yaklaşır yaklaşmaz oklarla yere serildi.

Ronn, gözlerini mağaranın karanlık ağzına dikti.

— Kalkanları hazırlayın.

Plama ordusu yokuşu tırmandığında devasa Ferami ordusu karşılarına çıktı. Feramiler dinç, düzenli ve hazırdı. Plama Smolderları ise üç günlük yürüyüşün ve bataklık savaşının ağırlığını taşıyordu.

Ronn önce birliklerine, sonra gökyüzüne baktı. Ardından kılıcını kaldırdı.

— Saldırın!

İki ordu yokuşta birbirine çarptı. Huvan, önüne çıkan Plama Smolderlarını tek tek devirerek ilerliyordu. Fakat arkasından saplanan bir kılıç onu durdurdu. Huvan dönüp saldırganı öldürdü; boynuna inen ikinci darbe ise dizlerini çözdü. Kılıcı hâlâ elindeydi ama bakışları çoktan karanlığa gömülmüştü.

Onun düşüşü Ferami hattında kısa bir boşluk açtı. Plama ordusu bu boşluktan yararlanarak mağaraya doğru ilerledi.

Thalon, Greyn’in son emrini hatırlıyordu. Yanına aldığı dört seçkin Smolderla savaşın içinden sıyrıldı. Her adımda ölümle burun buruna geldi; buna rağmen mağaranın kapısına ulaştı. İçeride, altın kaplama taşlarla çevrili mühür duruyordu.

Thalon ellerini mührün üzerine bastırdı. Roguin damarlarında dolaştı. Taşın yüzeyi çatlamaya başladı.

Mührün yarısını kırmıştı ki bir Ferami onu fark etti. Koruyucu Smolderlar Thalon’un çevresinde kalkan gibi dizildi. Bir koruyucu düştü, diğeri onun önüne geçti.

— Biraz daha, diye fısıldadı Thalon.

Feramiler yaklaşıyordu. Thalon’un elleri titredi ama Roguin akışını kesmedi.

Sonra mağaranın derinliklerinden gelen patlama bütün yokuşu sarstı.

Bu, tek bir Roguin darbesinin gücü değildi. Altın kaplama dev bir taş kapı parçası, savaşan kalabalığın üzerine düştü. Taşlar parçalandı, toz ve sis her yanı kapladı. Birbirini zor seçen Smolderlar şimdi hiçbir şey göremiyordu.

Ta ki sisin içinde iki kırmızı göz belirene kadar.

Savaş alanındaki hareketler yavaşladı. Ferami ve Plama birlikleri, sisin içindeki silüete baktı. Gölge, taşların arasından yükseldi. Ardından mor bir enerji dalgası mağaranın ağzından dışarı aktı.

Roguin saldırıları dağıldı. Taşlar yarıldı. Ferami hattı tek bir darbeyle parçalandı. Kırmızı gözlerin ardındaki varlık, yirmi yıllık karanlığı savaş alanına salmıştı.

Thalon, mühürden çekildi ve sisin içinde yükselen silüete baktı.

— Stripers…

Gölge Lord, ağır adımlarla mağaradan çıktı. Plama Smolderları son güçleriyle saldırıya geçti. Mor enerjinin açtığı boşlukta ilerleyen birlikler, kalan Feramileri geri püskürttü. Kısa süre sonra mağaranın çevresinde yalnızca kırılmış silahlar, taş parçaları ve tükenen Roguin izleri kaldı.

Plama ordusu savaşı kazanmıştı. Fakat zaferin içinde sevinç yoktu. Greyn ölmüş, binlerce Smolder yere serilmiş, Ronn’un omuzlarına ağır bir komutanlık yükü binmişti.

Stripers ve Yükselenler Konseyi, yirmi yıllık esaretten kurtulmuştu. Konsey üyeleri, sis dağılırken savaş alanındaki cesetlere baktı. Hiçbiri konuşmadı.

Üstat Thalon, Stripers’in yanına yaklaştı.

— Stripers… Sonunda özgürsünüz.

Gölge Lord başını ona çevirdi. Kırmızı gözleri soğuk ve ifadesizdi.

— Görüşme ne zaman?

Thalon yüzünü geldikleri yöne çevirdi. Uzakta, Vadi’ye dönen yol karanlığın içinde uzanıyordu.

— Eve dönünce, Stripers. Eve dönünce…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

49okunma 15beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.