2. bölüm / 6
KANLA AYRILANLAR2.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 2.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM2.569 kelime
- 2 2.BÖLÜM2.988 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3.BÖLÜM3.035 kelime
- 4 4.BÖLÜM3.289 kelime
- 5 5.BÖLÜM2.405 kelime
- 6 6.BÖLÜM3.388 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Savaşın ardından kalanlar için uzun bir yürüyüş başlamıştı.
Geldikleri yolu tekrar yürüyecek olan Plama ordusunda yaklaşık üç bin Smolder kalmıştı. Erzakları tükenmişti. Retayi olmanın verdiği dayanıklılıkla hâlâ ayaktalardı. Ama açlık ve susuzluk, her bir askerin zihninde bir serap gibi belirip duruyordu. Kimi su gördüğünü sanıyor, kimi uzakta yemek kokusu alıyordu. Bedenleri ayakta olsa da ruhları çoktan tükenmişti.
Zaferden üç gün sonra ulaştıkları nokta, kaybettikleri komutanlarının mezarıydı.
Bataklık önüne gelindiğinde ordu direnmeyi bıraktı. Ve Gölge Lord'un iznini bile beklemeden kamp kurmaya başladı. Ordunun ortasında ilerleyen Yükselenler Konseyi, yirmi yıllık esaretin ardından hiç istemeseler de dinlenmek için kurulan çadıra girdi. Gün ışığında kurulan çadırlar, adanın nemli bataklığında sıcaktan kavrulacak hale gelmişti. Yine de kimse şikâyet etmedi. Çünkü bu, mağaranın soğuk karanlığından sonra hissettikleri en insani sıcaklıktı.
Smolderlar kampı kurduğu sırada Konsey, kurtuluşun ardından ilk toplantısını çoktan yapmaya başlamıştı.
---
Diyarda genç yaşına rağmen kılıç ustalığı ve yakışıklılığıyla tanınan Lord Vondan Tharga, Konsey'de söz sahibi olan isimlerden biriydi. Orta kampa ait paslı sandalyeye oturmuş, stresini belli etmeden konuşmaya başlamıştı.
— Bir kurtarma operasyonu için yirmi yıl beklemek...
Vondan'ın sesi, çadırın içinde ağır ağır yankılandı.
— Yirmi yılın öfkesi, her Konsey üyesinde bir yanardağ gibi. Ama itiraf etmeliyim ki bu kadar geç kalacaklarını tahmin etmiyordum.
Mağarada geçirdikleri yirmi yıl boyunca açlıkla, susuzlukla, Karamamlar ve daha nice tehditle burun buruna yaşamışlardı. Ve şimdi, kurtuluşun ilk saatlerinde bile, o karanlık yılların gölgesi üzerlerinden kalkmıyordu.
Vondan masaya uzandı. Paslı yüzeyi eliyle sildi. Parmaklarına bulaşan tozları savurdu. En azından öyle sandı.
— Plama'nın bizi kurtarması tahmin edilebilir. Ama bu kadar beklemeleri, bir şeye hazırlandıklarını gösterir.
Vondan'ın bu sözlerine karşılık Areth Hergalos, namı diğer Kızıl Kraliçe, ayağa kalktı ve çadırda dolaşmaya başladı.
— Ferami tehdidinden dolayı geç kurtardıklarını düşünüyorum. Aksi takdirde en güçlü Konsey birliklerini bu kadar geç kurtarmazlar.
Vondan, lafa bıçak yarası gibi girdi.
— Belki de onlar için artık en güçlü Konsey değiliz. Yokluğumuzda oluşan sorunlarla başa çıkmak zor.
— Ya da sadece keyifleri öyle istedi.
Cüzzam'ın sesi, maskesinin ardından boğuk ve ıslak çıkıyordu.
— Tüm Konseyleri toplayan bir ulus, herhangi bir Konseyi harcayabilir de yüceltebilir de. Ama bizi ayrı tutuyor.
Vondan'ın gözleri açıldı.
— Ne konuda? Düşman mı, müttefik mi, yoksa birer araç mı?
Çadırın kapısı aralandı.
Ve Gölge Lord Stripers içeri girdi.
Konsey üyeleri ayağa kalktı. Stripers, sandalyesine oturana kadar kimse yerine dönmedi. Ancak o oturduğunda, diğerleri de tek tek çöktü.
— Plama, dedi Kratan Grace. — Bizden ne istiyorlar?
— Pis işlerini yaptırmak tabii.
Kratan'ın yüzü gerildi.
— Yani her zaman pis işlerini bize yaptırmışlar.
— Öyle değil, dedi Vondan. — İstedikleri bir şey var. Yoksa bizi kurtarmazlardı.
Konuşma sürerken Stripers, ellerini masanın üzerinde yumruk haline getirdi. Uzun bir süre öyle tuttu. Sonra tartışan Konsey'ine döndü.
— Ferami tehdidi...
Duraksadı.
— Plama, Feramilerin koruması altındaki bir mağaraya ordusunu kolay kolay göndermezdi. Hele ki yirmi yıl boyunca güçlenirken.
Konsey üyeleri ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu.
— Yani yirmi yıl önceki Feramiler daha mı güçlüydü? diye sordu Riolin.
— Belki, dedi Gölge Lord.
Bir an sustu.
— Elvanios Savaşı'nda büyük bir ordu istedik. Ve savaşı kaybettik.
Bu söz, çadırda ölüm sessizliğine yol açtı.
— Kaybettiğimiz orduyu toparlaması uzun sürdü. Plama, bizi kurtardı. Çünkü istekleri var. Ama bunlar sıradan istekler değil. Milyarları ölüme götüren Konseyi tekrar kurtarmak, sıradan bir istek olamaz.
Cüzzam, Stripers'a döndü.
— Peki neymiş bu istekler?
Stripers'ın gözleri, masanın üzerindeki eski bir haritaya kaydı.
— Bir fetih. Bir savaş. Bir yönetim... Hangisi olduğunu Kalaska'ya vardığımızda öğreneceğiz.
Ria Jirano, güzel ve ince sesiyle sordu:
— Kaybettiğimiz toprakları nasıl geri alacağız?
Stripers derin bir düşünceye daldı. Uzun süre masaya baktı.
— Başta Gölge Saray olmak üzere, bize ait olan her yeri geri alacağız.
Lord Vondan lafa karıştı.
— Peki Roguin toplama işi? En son Anti Roguin için Elvanios'taydık. Yirmi yıl sonra hâlâ onu arayacak mıyız?
— Evet, dedi Stripers. — Elvanios hesaplaşması bitmedi. Ve Anti Roguin hâlâ oralarda bir yerlerde.
Vondan, umutsuz bakışlarla Stripers'ı süzdü.
— Peki kalan ordu nerede? Işık patlaması olduğunda beş yüz binden fazla adamımız vardı. Onlara ne oldu?
Tüm Konsey üyeleri Vondan'a hak verircesine başını salladı.
Nimon Felens, sessizliğini bozdu.
— Hepsini zindana atamazlar. Yarısından fazlası ölmüştür. Geri kalanları da hapsetmişlerdir.
— Hayır, dedi Kratan. — Yarısından fazlası beş yüz bin demek. Yüz elli binden fazla adamı hapsetmek, Elvanios zindanları için imkânsız.
— Öyleyse geriye Hawennlar ve Gökyüzü Adaları kaldı, dedi Vondan.
Nimon Felens, sakinliğini bir kenara bırakıp şiddetle çıkıştı.
— O adalar benim! O adaların hükümdarı benim hanedanım! Ben yokken topraklarımıza sahip çıkmışlardır!
— Seni idam ettirmek isteyen hanedanın mı?
Nimon'un gözleri büyüdü. Kaşları çatıldı. Cüzzam'a sert bakışlarla baktı.
— İdamın bu konuyla alakası yok...
Dişlerini gıcırdattı.
— Adalar, hanemizin sembolüydü. Yokluğumda orayı almış olmaları gerekir.
Cüzzam gözlerini devirdi.
— Her kim aldıysa ondan geri alacağız.
Nimon biraz rahatlamış göründü ve tekrar sessizliğe büründü.
Tam o sırada, merakı her zamanki gibi havada uçuşan Gölge Soytarı Zanki toplantıya girdi.
— Bu toplantı karnımı acıktırdı. Adaya da hiç hayvan bırakmamışlar.
Yıllarca esaret altında kalan birine göre fazla neşeliydi.
— Bir an önce adayı terk etmeliyiz. Feramiler yakında haberi alır.
Stripers, Zanki'ye döndü.
— O hâlde orduya haber ver. Bir kısmı bataklıktan balık tutsun. Yarın yola koyuluyoruz.
Zanki, sağ kol olmanın verdiği özgüvenle, genelde sorulmayan soruyu sordu.
— Yıllardır sağ kolun olarak görev yaptım. Ama seni hiç beslenirken görmedim.
Stripers'ın parlayan beyaz gözleri kısa süreliğine kırmızıya döndü. Ona boşuna Gölge Lord denmiyordu. Kırmızı, kaliteli kumaş ve demir karışımı uzun bir zırh giyiyordu. Kapşonluydu. Ellerinde siyah eldivenler vardı. Ve vücudu tamamen simsiyah bir gölge sıvısıyla kaplıydı.
— Ben tanrı değilim, Zanki.
Son sözüydü. Ayağa kalktı ve çadırdan ayrıldı.
---
---
---
Yorgun kuş, bir anda dev Ferami Kalaskası'nın bahçesine indi.
Onu gören bekçi, hemen kuzgunun yanına gitti. Uçmaktan bitkin düşen kuşun ayağında bir parşömen sarılıydı. Bekçi ipi çözdü ve parşömenle birlikte kuzgunu da yanına alarak Welens Argor'un odasına koştu.
Kalaska'nın uzun, geniş koridorlarında hızla ilerledi. Welens'in odasına vardığında alelacele kapıyı tıklattı.
— Gel!
Bekçi içeri girdi. Selamını verip parşömeni masaya koydu.
— Efendim, kuzgun çok yorgun. Uzun yol gelmiş. Mesaj önemli olabilir.
Welens, sakallarını okşayarak mektubu açtı.
— Bakalım.
Mührü kırdı ve okumaya başladı.
“Ben Huvan Katonn. Adaya büyük bir ordu geldi. Liman ve bataklık kampları düştü. Mağara önündeki kampımıza yaklaşık üç günlük yürüyüşleri var. Vakit kaybetmeden bu kuzgunu gönderiyorum. Yüksek ihtimalle bu savaştan sağ çıkamayacağız ama yine de direnmek için hazırlıklara başladık. Talebim, olabilecek en hızlı şekilde adaya bir destek birimi göndermeniz. Ve eşime onu sevdiğimi söyleyin. Longord Bagani'ye saygılar...”
Mektubu okuyan Welens'in yüzü düştü. Şaşkınca etrafa baktı. Sonra koltuğundan kalktı ve Longord Bagani'nin odasına doğru yola çıktı.
Longord'un odası, Kalaska'nın en üst katındaydı.
Welens, yaşlı bedenine aldırmadan merdivenleri tırmandı. Kapıya geldiğinde nefes nefeseydi.
— Efendim!
— Gel!
Welens, makam kurallarını bir anlığına unutup eğilme faslını atladı.
— Mağara... Mağaraya saldırı olmuş!
Longord, hazırladığı dilekçeyi kenara bıraktı ve ayağa kalktı.
— Ne dedin sen?
Hareket ederken mürekkep kesesini düşürdü.
— Az önce bir kuzgun geldi. Mesajda Platuska Mağarası'nın düştüğü yazıyor. Büyük bir ordu saldırmış. Mesaj yazılalı çok olmuş. Muhtemelen yürüyüşlerini tamamladılar bile.
Longord, Welens'in lafını böldü.
— Altı gün. Tam altı gün. Platuska Mağarası ile Kalaska arası altı günlük yolculuk.
Welens şaşkınlıkla Longord'a baktı.
— Yani?
— Yani altı günde Konsey ya kurtulmuştur ya da kurtulamamıştır.
Welens ne diyeceğini bilemiyordu.
— Peki ne yapacağız?
Longord, karizmatik sesiyle cevap verdi:
— Eğer şanslıysak Konsey kaçmadan oraya ulaşırız. Toplama birliğini gönder. Büyük bir orduya karşı kaybetmiş olmaları muhtemel.
Pencereye döndü.
— Hâlâ ne bekliyorsun? Öpücük mü?
Welens dimdik oldu ve tam odadan çıkacakken Longord ekledi:
— Küçük Konsey'e toplanmalarını emret. Bu konuyu konuşacağız.
Welens başını sallayıp koridora çıktı. Küçük Konsey için bir kuzgun yolladı. Ardından toplama birliğini hazırlatarak en kısa sürede yola çıkmalarını emretti.
---
---
---
Emrin ardından bir gün geçti. Toplama birliği, üç yüze yakın Smolder ile yola koyuldu. Geceden hazırlanan gemilerle Platuska Mağarası'na doğru ilerlemeye başladılar.
Aynı saatlerde Yükselenler Konseyi, yarı dinlenmiş orduyu harekete geçirip limana doğru yürütüyordu.
Ronn, taşınan yaralı Smolderlarla konuşuyor, dertlerini dinliyordu. Hem yürüyor hem de moralleri yüksek tutmaya çalışıyordu. Bunu belli etmemeye çalışsa da yüzündeki yorgunluk gitgide derinleşiyordu.
Ormanın derinliklerinde ilerleyen ordu, çok geçmeden tekrar yavaşlamaya başladı. Bunu gören Stripers, Ronn'u yanına çağırdı.
— Orduna söyle, ayaklansınlar.
Ronn, yüzünü Stripers'a döndü. İrkildiğini belli etmeden cevap verdi:
— Onlar sizi kurtarmak için tam yedi gün yürüdüler. Binlerce kayıp verdiler. Ve siz onlara bir teşekkür bile etmediniz.
Stripers'ın gözleri kırmızıya döndü.
— Bunu teşekkür için mi yaptınız?
— Hayır. Bu bir görevdi. Ben bir yaberim. Komutanım ve öğretmenim Greyn Foster sizin için öldü. Ama siz, bunların hiçbiri yaşanmamış gibi davranıyorsunuz.
Stripers, beklemeden, soğuk bir sesle cevap verdi:
— Eğer bizi kurtarmakla görevliyseniz, henüz görevinizi yerine getirmediniz. Hâlâ bu adadayız. Güvenli bölgeye gidene kadar hak ettiğinizi alamayacaksınız.
Ronn bir an durdu. Önünde ilerleyen Stripers'ın arkasına baktı. Yumruğunu öyle sıktı ki tırnakları avucuna battı. Onu öldürmek istiyordu. Ama o, bir kuruluşun sıradan bir çaylak yaberinden başka bir şey değildi.
— Peki, dedi Ronn.
Hızlanıp Stripers'ın soluna geçti. Ona sert gözlerle bakarak konuştu:
— Sizi kurtarmadığımız senaryoyu düşününce, eminim bacaklarınız titriyordur, Gölge Lord.
Stripers, kırmızı gözlerini genç Ronn'a çevirdi.
— Bizi neden kurtardığınızı biliyor musun, çocuk?
— Bilmiyorum. Sadece bir emir sonrası buraya geldim.
— Birilerinden emir alarak hayatını sürdürürken, benim gibilerle böyle konuşma, çocuk.
Ronn'un gözleri büyüdü. Yürüyüşü yavaşladı. Hayatı boyunca emirlerle hareket eden biri için bu sözler, üzerinde uzun süre düşünmesi gereken bir felsefeydi.
Konuşmanın bittiğini anlayan Ronn, ordusunun yanına döndü ve yürüyüşe devam etti.
---
Günler birbirini kovalarken ordu, ceset kokularıyla harmanlanmış limana ulaştı.
Savaşın ardından patlayan gemi enkazları, kıyıya vurmuştu. Ordu, limanda büyük bir kalabalık halinde göründü. Hazırlıklar birkaç saat içinde tamamlandı. Demir alındı. Ve gün batarken gemiler hareket etti.
Gemiler, geldikleri zamana göre çok daha boştu. Üç bin kişilik ordu, koca gemilere dağılmış, ölen bölük arkadaşlarının yataklarını sahiplenmişti.
---
---
---
Plama ordusu ve Konsey denizde üç gün geçirirken, Ferami toplama birliği adaya varmıştı.
Birliğin başında kıdemli komutan Joharis Ariston vardı. Yaşlılığı nedeniyle artık savaşlara katılmıyor, kendi isteğiyle bu tür işlerde boy gösteriyordu.
Adaya vardıklarında, limandaki cesetler Elepsis yer bulucu taşlarıyla parlıyordu. Ferami cesetleri oldukça fazlaydı. Üzerlerindeki büyük el ve elin içindeki göz sembollü pelerinler kana bulanmıştı.
Joharis, birlikleri eşit şekilde kamplara gönderdi. Gemilere bindirilen Gayronlar, adada hızlı ulaşım ve toplama işini kolaylaştırıyordu.
Birliklerin çoğu orta kamp ve mağara kampına doğru ilerlerken, Joharis limanda kaldı.
Ve orada, sevdiği genç komutan Greil Front'un cesedini gördü.
İçi kan ağladı.
Gözlerini kapattı. Başını başka yöne çevirdi. Greil'i yedi yıldır tanıyordu. Emeklilik öncesi son savaşında, Helion Denizi'nin ötesinde, Fyoler Hanedanı'na karşı aynı kolda savaşmışlardı. O savaşta Greil, ölmek üzereyken onu kurtarmıştı. Sonra Fyoren Kalesi'ni kuşatmışlar ve Ferami Kalaskası'na zafer sevincini birlikte taşımışlardı.
Şimdi ise Greil, limanın soğuk taşlarında yatıyordu.
Joharis, hatırladığı anıların ağırlığıyla genç adamın cesedine yaklaştı. Gözlerini kapadı ve dua etmeye başladı.
— Leigon Athanar'ın adıyla... Yüce Athanar, onu bağışla. Günahlarını affet. Ve cennetinde ona güzel bir köşe ayır.
Dua ederken, sadece Greil'i değil, ondan önce kaybettiği bölük arkadaşlarını da hatırladı.
Ardından elini Greil'in göğsüne bastırdı. Bu, bir kutsama ritüeliydi. Ölüyü son yolculuğuna uğurlama şekliydi.
Ayağa kalktı ve birliklere seslendi:
— Her bir Feramiyi toplayın! Eksik olmasın! Hepsini Çiçeğe defnedeceğiz!
Bağırmaktan öksürdü.
Limandaki Feramiler toplanırken hava kararıyordu. Birliğin bir kısmı orta kampa varmış, bataklıkta dönen savaşın kalıntılarıyla uğraşmaya başlamıştı. Feramiler, batmamak için Roguin damarlarını zorlayarak çalışıyordu. Çoğu ölünün damarları patlamış, dengelerini kaybeden Smolderlar bataklığın dibine gömülmüştü.
Ölen düşman Smolderlarının sembolünü gördüklerinde, bunu yapanın Plama olduğunu anladılar. Ve o andan itibaren, bazı Feramiler düşman cesetlerini parçalamaya başladı. Ama bazıları da sadece ağlıyordu. Çünkü bu savaş, sadece düşmanı değil, kendi kardeşlerini de almıştı.
Ve sonra, bir Ferami bağırdı:
— Greyn Foster'ı buldum!
Arkadaşları şaşkınlıkla ona döndü.
Ferami, kendi komutanı Halonn Jeigar'ı yüzeye çekti. Halonn, Greyn'e ölüyken bile kenetlenmişti. Onları ayırmak kolay olmadı. Ama sonunda, düşmanından kurtuldu.
Feramiler, bataklık savaşındaki devasa kaybın farkına vardıklarında, adada işlerinin çok uzun süreceğini anladılar.
---
---
---
Günler geçerken Yükselenler Konseyi, sonunda Plama Kalaskası'na vardı.
Limana yaklaştıklarında güverteye çıkan Konsey üyeleri, karşılarında gördükleri manzara karşısında hayrete düştü. Plama Smolderları, savaş varmışçasına büyük bir karşılama hazırlamıştı. Liman, kırmızı halılarla donatılmıştı.
Stripers, odasından çıktı ve güvertede yürümeye başladı. Devasa Kalaska'ya bakarken, orta kattaki renkli pencerede kendisine bakan bir silüeti fark etti. Ve o silüete doğru gözlerini dikti.
Tam o sırada Zanki yanına geldi.
— Bu kadar Smolder'ın bir araya gelip üstüne kırmızı halı sermesi, içime şüphe düşürüyor.
Stripers beklemeden cevap verdi:
— Şüphelerini birazdan kıracağız, Zanki.
Demir atıldı. Davullar çalmaya başladı. Konsey üyeleri tedirgin ve dikkatli şekilde gemiden indi. Stripers en arkada, rampadan yavaş yavaş iniyordu.
Limanda onları Plama'nın elçilik yetkilisi Davis Trendor karşıladı.
— Hoş geldiniz!
Terin'ler havada patlıyor, kutlama sesleri yükseliyordu.
Davis hemen Stripers'ın yanına yaklaştı.
— Sizi tekrar aramızda görmek bizim için büyük bir onurdur, efendim.
Stripers, bu sözlerden etkilenmedi. Hayatında çok sahte gülümseme görmüştü.
— Bizim için de, diyerek lafa girdi Zanki.
Davis'in elini sıktı ve yürümeye başladı.
— Naral Doster Osler sizi bekliyor, efendim.
Stripers, bunu duyar duymaz yürümeye başladı. Konsey, kalabalığın arasından ilerleyip Kalaska'nın içine girdi. İçeride esen rüzgâr, onları bir an mayıştırdı.
Kalaska'nın devasa koridorlarında yürürken, Konsey üyeleri şüphelerinden hiç ödün vermiyordu.
— Buradan, efendim, dedi Davis. — Size eşlik edeceğim.
Stripers'la birlikte dev merdivenlere yöneldiler. Ama Davis'in sözleri Konseyi durdurdu:
— Sadece Stripers.
Konsey üyeleri, Davis'e öldürücü bakışlar attı.
— Neden sadece Stripers? dedi Loros.
Loros, felçli bir ihtiyardı. Tekerlekli sandalyeye bağlıydı. Konuşamıyordu. Ama sandalyesine bağlı Ruh taşı sayesinde düşüncelerini sese dönüştürebiliyordu.
Davis hafifçe sırıttı.
— Her Konsey'de bir lider vardır. Dediğim gibi, sadece Stripers.
Stripers elini kaldırdı. Konsey'e beklemesini işaret etti. Ardından Davis'le birlikte merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı.
Mağarada geçirdiği yirmi yıl boyunca, öteki taraf denilen âlemde uçma yeteneğini kaybetmişti. Bu yüzden merdivenleri yavaş ve ağır adımlarla çıkıyordu. Ama sessizliğini, soğukkanlılığını koruyordu.
Davis ise tam aksine, sorular sormaya devam ediyordu:
— Mağarada yirmi yıl boyunca nasıl hayatta kaldınız? Mevsimler değişmedi mi? Gölgelerin öteki tarafta olduğunu duymuştum.
Stripers durdu. Gözlerini kırmızıya çevirdi ve Davis'e döndü.
Davis, hayatı boyunca savaşmamış biriydi. Ama o gözleri gördüğünde susması gerektiğini anladı. Hafifçe gülümseyerek konuşmayı bıraktı.
Merdivenlerin sonunda, Seçkin Smolderlar tarafından korunan toplantı odasına vardılar.
— Benden bu kadar, dedi Davis. — Doster Osler sizi bekliyor.
Oradan uzaklaştı.
Kapıyı koruyan Smolderlar mızraklarını kaldırıp Stripers'a yol verdi. Stripers, kuşkuyla ama kararlı adımlarla ilerledi. Kapı kolunu yavaşça çevirdi. Gıcırdayan kapı eşliğinde içeri girdi. Kapıyı arkasını dönmeden kapattı.
Odada, kendisine bakan altı Konsey üyesi vardı.
Ve o an, kulak dinlendiren, asil ama soğuk bir ses yükseldi:
— Seni tekrar aramızda görmek ne güzel!
Ses, Doster Osler'a aitti.
— Çekinme, gel. Sana en kasvetli koltuğu ayırttım.
Doster hafifçe sırıttı.
— Tyras o koltuğa oturmak istedi ama onun sana ait olduğunu söyledim.
Stripers, Doster'ın bu güleryüzlü tavrının arkasında karanlık istekler olduğunu biliyordu.
— Manzaran çok güzel sanırım.
— Ah, hayır. Sadece geceleri.
Doster, koltuğu işaret etti.
— Otursana.
Stripers, koltuğun göz kamaştırıcı görünümüne aldanmadı. Gözleriyle kontrol etti.
— İnan bana, seni öldürmek, kurtarmaktan daha zor.
Stripers, bu sözün ardından koltuğa oturdu. Sırtını iyice yasladı ve ellerini masaya uzattı.
— Eminim seni neden kurtardığımızı merak ediyorsundur.
Stripers hızlıca cevap verdi:
— Neden yirmi yıl beklediğinizi merak ediyorum.
Doster, gözlerini Stripers'ınkilerden ayırmadan güldü.
— Neden mi yirmi yıl? Senin gibi zeki birinin bunu anlayacağını düşünüyordum.
Gülümsemesi, yerini sert ve boş bakışlara bıraktı. Sesi, artık ölüm çığlığı atan bir kuzgun gibi soğuktu.
— Sana dev bir ordu verdim. Bir kale değil, bir şehir değil, bir kıtayı kuşatıyorum dedin. Ve ben de sana tarihin gördüğü en büyük orduyu verdim.
Doster duraksadı.
— Neydi sayısı?
— Beş yüz milyon.
Bu söz, Paslanmaz Konsey lideri Quel Port'tan gelmişti.
Doster, Quel'e doğru elini şıklattı.
— Evet. Tam beş yüz milyon.
Ellerini masaya yumruk şeklinde koydu.
— Ve sen bu devasa orduyu ne yaptın? Birer hiçmiş gibi harcadın!
Masadaki herkes, Stripers'a daha sert bakışlarla bakmaya başladı.
Quel Port konuştu:
— Oğlum... Oğlum Elvanios kuşatmasına katılmıştı. Onu nerede buldular biliyor musun?
Sesi titredi.
— Far Sarayı enkazının altında. Parçalanmış bedenini.
Quel, dişlerini kırarcasına sıktı.
— O, oğlunu kaybetti, dedi Doster. — O acılı bir baba. Ben ise tüm siyasi anlaşmalarını kaybetmiş bir adamım.
Stripers, bu bıçak gibi sözlere karşı sessizliğini bozdu.
— Oğlun, dedi soğuk bir sesle.
Quel Port'a döndü.
— Onun için savaşa gönderme demiştim. Ama sen sözümü dinlemedin. Ve onu Far Saray kuşatmasına gönderdin. Suçlu ben miyim?
Ardından Doster'a döndü. Sarı gözleriyle sert bakışlar attı.
— Peki sen? Plama için yaptıklarımdan sonra bu sözleri söylerken ne düşündün? Beni günah keçisi mi yapacaksınız?
Doster öfkeyle bağırdı:
— BEŞ YÜZ MİLYON! Senin umutsuz davan için beş yüz milyon Smolder gönderdim!
Doster'ın gözleri sinirle alev almıştı.
— Bırak beş yüz milyonu... Bir milyonluk bir ordu hazırlatmak için bile ne kadar uğraştığımı biliyor musun?
Duraksadı. Gözleri büyüdü. Ses tonu aynı kaldı.
— Neden yirmi yıl beklediğimizi merak ediyordun, değil mi? Çünkü arkanı temizledim! Kaybettiğimiz anlaşmaları düzeltmeye çalıştım! Milyonlarca cesedi ailelerine teslim ettim! Sen yokken geride bıraktığın orduyu kurtarmaya çalıştım! Ama sen...
Doster, arkasına yaslandı.
— Sen bunları anlayamayacak kadar aptalsın.
Kollarını koltuğun kolluğuna koydu.
— Seni neden kurtardım biliyor musun? Yediğin boku temizle diye.
Stripers, bu aşağılanmalara karşı savunma yapacak fırsat bulamıyordu.
— Şimdi, yirmi yıl boyunca uğraşıp da düzeltemediğim her şeyi düzelteceksin. İpleri yoluna koyacaksın. Ancak o zaman kaybettiğin prestijini ve Konseydeki koltuğunu geri kazanabilirsin.
Masada herkes, Stripers'ı sinirli gözlerle süzüyordu.
Stripers, savunma sözlerini bitirmişti. Ama yine de konuştu:
— Düzelteceğim şeyler var.
— Bir sürü var, diyerek lafını böldü Doster.
— Ama, dedi Stripers.
Bunca hakarete ve ağır söze rağmen bir "ama"sı vardı:
— Ama bunun için bana geçici bir ordu ve gemi desteği sağlayacaksın.
Doster, şaşkınlıkla kahkaha attı.
— Destek mi? Sana aklının alamayacağı bir destek sağladım! Hayatını bana borçlusun, Gölge Lord!
— Evet, dedi Stripers. — Beni kurtardın. Konseyimi kurtardın. Ama isteklerin için bana ordu desteği sağlamak zorundasın.
Doster hafifçe sakinleşti. Zemini süzdü.
— Elli bin, dedi. — Sadece elli bin Smolder ve elli gemi.
Stripers gözlerini kapadı. Sonra açtı.
— Elli binle nereyi almamı bekliyorsun? Kalabialı'yı mı?
Doster, son bir öfkeyle çıkıştı:
— Alacağın destek, başarılarına göre artacak, Gölge Lord!
Stripers, bu sözün ardından ayağa kalktı.
Derin bir düşüncenin altında kalarak son sözünü söyledi:
— Altın koltuğu yıkan Cellat'tır.
Ve arkasında şaşkın, öfkeli bir Konsey bırakarak odadan ayrıldı.
---
Aşağı indi. Konsey üyeleri onu bekliyordu.
Onlara döndü ve son sözünü söyledi:
— Hiç olmadığınız kadar iyi dinlenin.
Bölüm etkileşimi
