KANLA AYRILANLAR kitap kapağı

5. bölüm / 6

KANLA AYRILANLAR

5.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Athanar 9.9

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5.BÖLÜM

Gecenin zifiri karanlığında Far Saray'dan atlar üstünde ayrılan bir kalabalık vardı. Snock Hanedanı, Narallarının izni ile Myteath kasabalarının toprak ve taş karışımı yollarında ilerliyordu. Far Saray'ın da içinde bulunduğu Başkent Mygonn'dan çıkmışlardı. Snock Hanesi sessiz sedasız Başkent'ten ayrılırken, bu sırada Almor Snock tarafından şehirde kalması için emir verilmiş olan iki konsey üyesi vardı. Almor Snock'un kendi konseyinden seçkin iki kişi: Balonn Traven ve Üstat Tylon.

Snock Hanesi Başkent'ten ayrıldığı esnada Far Saray'daki Balonn Traven'ın odası sakin bir tonda tıklatıldı. Balonn yaşlı bir komutandı; Almor Snock'a yirmi yıl hizmet etmiş, ondan önce de babasına hizmet etmişti. Yaşlı komutan yatağından kalktı ve kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açtığında kendisi kadar yaşlı olan Üstat Tylon ile karşılaştı. Tylon, "Gecenin bir vakti rahatsız etmek istemezdim Balonn" dedi. Balonn, "Sorun değil, bir şey mi oldu?" diye karşılık verdi. Üstat Tylon, Balonn'u eliyle kenara çekti ve kapıyı örterek içeri girdi. Balonn'un dağınık yatağına oturdu ve yüzünü ona dönerek konuşmaya başladı: "Naral Almor Snock ve ailesi saraydan ayrıldı." Balonn kısa süreli bir şaşkınlık geçirse de hızlı toparlandı ve "Peki biz neden hâlâ buradayız?" diye sordu. Tylon, "Bir görev için..." dedi. Balonn uykuluydu ve Tylon'un dediklerini pek anlamamıştı: "Ne görevi?" Üstat Tylon dudaklarını yaladı ve derin bir nefes aldı: "Alakses Ihaylo'yu Hayura Myteath öldürdü." Balonn şaşkınca, "Ne?" diye cevap verdi. "Ama George Raygar'ın yaptığını söylemişlerdi." Tylon, "Hayır" dedi. "Naral'ımız bir araştırma yaptı ve görünen o ki Hayura Myteath kendi karısını öldüren bir pislik..." Balonn odanın içinde bir o yana bir bu yana yürümeye başladı, ellerini arkasında kavuşturdu ve yaşlı sesiyle konuştu: "Neden böyle bir şey yapsın?" Üstat Tylon bakışlarını yere eğdi: "Weslin Halister ile evlenecekmiş ve Ihaylo'yu bu yüzden öldürmüş..." Balonn şaşkınlığını gizlemekte zorluk çekiyordu: "Peki Naral Almor neden saraydan ayrıldı?" Tylon, "Konseyini toplamak için" diye cevap verdi. "Savaş açmak ve yargılamak için yeterli kanıtı toplamamız için bizi görevlendirdi. Kendisi olası bir tehlikeye karşı saraydan ayrıldı, ailesiyle birlikte tabii..." Üstat Tylon ellerini kütletmeye başladı: "Yeterli kanıtı toplayıp ülkeden çıkacağız ve elimizde savaş için bir gerekçe olacak. Aksi takdirde huzur bozucu hanedan oluruz." Balonn Traven, Üstat'ın yanına oturdu, elleri ile yorganını kavradı: "Eğer gerçekten Hayura yaptıysa kanıtları yok etmiştir! Nasıl kanıt toplayacağız?" Tylon, "Kanıtlar zaten apaçık ortada" diyerek cevapladı. "Naral Almor, Ulu Kitap'ı araştırmış ve Hayura'nın gelenek gereği evlenme yalanını ortaya çıkarmış." Balonn hızlıca lafa daldı: "O zaman neden bu yalanı ifşa etmedi? Elimizde yeterli kanıt var zaten..." Üstat Tylon yüzünü Balonn'a doğru döndü ve kaşlarını kaldırdı: "İyi düşünmüyorsunuz komutan. Bunu söyleseydi Elvanios'un koruyucusunu suçlamak ve Ulu Kitap'ı okumaktan dolayı yargılanırdı..." Balonn dinlemeye devam ediyordu. Tylon, "Yarın George Raygar'ı ziyaret edeceğim ve onunla konuşacağım. Sen de bu sırada Alakses'in öldürüldüğü odayı inceleyeceksin ve bir şeyler bulmaya çalışacaksın" dedi. Balonn kafasını sallayarak onayladı. Üstat Tylon yüzündeki kararlılık ile birlikte odadan ayrıldı.

Sabahın ışıkları daha yeni doğmuşken Üstat Tylon görüşme izni almış ve George ile görüşmek için hapishaneye gelmişti. George'un hücresine doğru ilerledi ve onu selamladı: "Hücreye alışabildin mi?" George uyku sersemi bir şekilde parmaklıkların arasını süzdü. Önünde ortası kel, beyaz saçlı ve paslı bir üstat pelerini giyen bir adam duruyordu. Gözlerini açmaya çalıştı ama yorgundu, gözleri ağrıyordu. "Kimsin?" dedi yavaşça. Tylon, "Bir önemi var mı?" diye karşılık verdi. George kafasını kaldırdı, hücresine ışıklar girerken esnedi: "Üstat mısın?" Tylon elbisesine baktı ve pasları eliyle sildi: "Herkes öyle diyor. Peki sana ne diyorlar George Raygar..." George kısık ve keskin bir tonda söylendi: "Alakses katili..." Oturur pozisyona geldi ve bir kez daha esnedi: "Burada ne arıyorsun?" Tylon, "Konuşmak istiyorum" diye cevapladı. George elini karşısına işaret ederek konuştu: "Burada kaç gündür konuştuğum bir deli zaten var, sohbete doydum." Üstat Tylon kırışık ellerini bir araya getirdi ve yere doğru çömeldi: "Alakses'i neden öldürdün?" George, "Sen de mi Hayura'nın üstadısın?" diye sordu. Tylon, "Hayır. Ben Hayura'nın üstadı değilim, Almor Snock'a hizmet ediyorum" dedi. George kafasını Üstat Tylon'a doğru kaldırdı ve uzun uzun baktı: "Almor Snock kız kardeşini neden öldürdüğümü mü merak ediyor?" Tylon, "Onu sen mi öldürdün?" diye konuştu. George tekrardan, "Hayır. Bu hücreye gelen herkese söylediğim gibi onu ben öldürmedim" dedi ve dişlerini gıcırdattı. Üstat Tylon burnunu kırıştırdı, gözleri ile George'u derince süzmeye başladı: "Alakses'in cesedi otuz metre yükseldi." George hemen lafa girdi: "Bundan bana ne?" Tylon, "Canını aldığın Alakses" diyerek konuşmaya başladı. George Üstat'ın lafını böldü: "Onu ben öldürmedim dedim..." Dişlerini daha sert gıcırdattı. Tylon, "Biliyorum" diye cevapladı. "Alakses'i öldüren onu engel olarak gördü. Sen ise engellere ilim ile cevap veren birisin." George, kendisine inanan birini bulmuştu sonunda, Mike dışında tabii. "Öyleyse onu kim öldürdü?" Üstat Tylon çömeldiği ayağını değiştirdi: "Bunu net bir şekilde öğrenene kadar bilmeyeceksin. İki gün sonra mahkemen var, ailen haberleri almıştır." George'un kafasında Mike'ın anlattığı hikâye dönmeye başladı: "Tutuklanmamın ardından günler geçti ama hâlâ bu ülkedeki tek Raygar benim..." Tylon, "Şu anlık" diye cevap verdi. "Siz Raygarlar birbirinize fazla bağlısınız, hem de tehlikeli derece fazla..." George ağzını yaladı: "Ne istiyorsun?" Tylon, "Seni mahkemende savunacak olan sihirli sözlerim var" dedi. George, "Ne gibi sözler?" diye sordu. Üstat Tylon ayağa kalktı: "Alakses'i öldürenin Lonn olduğunu söyleyeceksin." George bir an çıkıştı: "Ama öldüren o değil?" Tylon, "Biliyorum" diye cevapladı. "Alakses'in cesedinde yüksek oranda Tekorin zehri bulundu. Bu, temas yoluyla geçen bir zehir. Ve anlatılana göre siz dördünüz o gece Alakses'le sohbet etmişsiniz." George sakin bir tonda, "Evet" dedi. Tylon, "Şimdi senden istediğim bilgi şu: O gece Alakses'le temasta bulundun mu?" diye sordu. George, "Hayır..." dedi. Üstat Tylon gözlerini açtı: "Peki Lonn bulundu mu?" George, "Evet, dokundu..." diye cevap verdi. Tylon, "Harika, Lonn'u suçlamak için elinde müthiş bir kanıt oldu. Sen Lonn'u suçlayacaksın, ben ise Lonn'a zehri süreceğim. Ardından kontrol talep edeceğiz ve Lonn'un üstünde bulunan zehir nedeniyle şüpheleri kendi üstüne çekecek." George bu plana tamam diyecekken aklına bir şey geldi: "Ama Alakses kılıç darbeleri ile öldürülmüştü..." Tylon, "Lonn, Tekorin'i kılıca sürdü ve elini silmesine rağmen zehir geçmedi..." George uzun bir süre zemini süzdü ve başını salladı: "Peki buna inanırlar mı?" Tylon, "Senin suçlu olduğuna inandıklarından daha çok" dedi ve kaşlarını kaldırdı. "Şimdi iyi dinlen ve mahkemen için hazırlan. Şüpheleri senden Lonn'a çektiğimizde kurtulacaksın..." Üstat Tylon, arkasında düşüncelere dalmış George'u bırakarak oradan ayrıldı.

Myteath topraklarında günler böyle geçerken, Tart ve Trayen Raygar tarafından mahkeme için gönderilen Onto Raygar sonunda saraya varmıştı. Abisi George'u görmek için izin istediğinde izin alamamıştı. Bunun üzerine keskin duygular ile Hayura Myteath'in odasına doğru yürüdü; saraya yerleşir yerleşmez onunla görüşmek istedi. Hayura'nın odasına giderken Lonn ile karşılaştı. Lonn, "Onto Raygar... Yolculuğunuz umarım iyi geçmiştir" diyerek lafa başladı. Onto, "Abimin mahkemesini düşündüğüm zamanlarda değil" dedi, gözlerini keskinleştirdi ve sert bakışlar ile Lonn'a baktı. "Söylesene, abimin süper gübresini kullanmaya başladınız mı?" Dudaklarını ısırdı. Lonn, "Alakses'i öldüren abinizin mi?" diyerek cevapladı. Abisinin masumiyetini kanıtlamak için gelen Onto Raygar bu sözler karşısında kızarıyordu: "Abim pek çok şey olabilir ama bir katil değildir." Lonn, "Yirmi yıl önce..." diyerek konuştu. "Yirmi yıl önce abiniz Elvanios Savaşı'nda kaç bin Smolder öldürdü? On bin mi?" Onto bu sözler karşısında şaşkınlıkla cevap veriyordu: "Bir savaştaydık, herkesin çok fazla Retayi öldürdüğü bir savaştı. Hayura o sırada ne yapıyordu? Kratan Far Saray'ı kuşatmaya geldiğinde çocuk odasında saklanıyor muydu?" Lonn donakalmıştı, ne diyeceğini bilemiyordu. "Naral Hayura en ön safta savaşıyordu, alnındaki yara izi bu yüzden oluştu." Onto hafifçe sırıtmaya başladı: "O yara izini henüz çocukken ben açmıştım." Lonn zeminle göz göze geldi. "Bu yüzden buralarda çok dolaşmasan iyi edersin Onto Raygar..." Onto, "Ah hayır" diyerek lafına başladı. "Abimi kurtarmaya geldim. Bu adaletten bir haber topraklarda işlemediği bir cinayetten dolayı ceza almayacak, buna izin vermem." Lonn son sözünü keskin bir şekilde söyledi: "Burda izinleri Hayura Myteath verir..." Onto alaycı gözler ile Lonn'a bakmaya devam etti ve son sözünü söyledi: "Peki nerede bu izin veren Naral?" Lonn eliyle avluyu gösterdi. Onto, Lonn'un omzuna çarparak avluya doğru yürüdü.

Avluya vardığında otları elleriyle yolan Hayura'yı gördü. Ona karşı keskin bir şekilde bakmaya başladı. Ellerini yumruk şekline bürüdü. Ona doğru ilerledi: "İzin veren Naral Hayura!" diyerek lafa girdi Onto. Hayura kafasını çevirdi: "Anlamadım?" Onto'nun sesi sert çıkıyordu: "Bu toprakların izin vereni dedim." Hayura küçümseyici şekilde sırıttı, gözlerini Onto'ya dikti: "Naral olmak zor iş. Her gün Naraliyet işleri ile uğraşmak, suçluları cezalandırmak... Gerçekten yorucu." Onto kendisine söylenen bu lafın altında kalmaya niyetli değildi: "Abimi görmeme izin verilmedi..." Hayura, "O bir suçlu" diyerek cevapladı. "Suçlular ile görüşmeleri kısıtlı tutarız, adaletli bir yaklaşımımız var." Onto, Hayura'yı bu sözlerinden sonra öldürecekmiş gibi süzdü: "Alakses'i o öldürmedi." Hayura, "Kanıtlar tam tersini söylüyor ama" dedi. Onto sinirini kontrol ederek konuşuyordu: "Ne gibi kanıtlar?" Hayura sinsi bir ses tonunda, "Abin" dedi. "Abin karımın peşinden gidip onu öldürdü. Gece Jordan ile sarayda onu takip ettiler, sonra benim odamda onu öldürdüler." Hayura elindeki otu yavaş yavaş koparırken bir yandan da aynı hızla yürüyordu: "Abini idam ettirmememin sebebi siz Raygarları sevdiğimdendir. Ama siz aynı sevgiyi karıma göstermediniz! Ki Alakses öldürmek büyük suçtur, ben yine de abine kendini haklaması için bir şans vereceğim." Onto bu sözlerin ardından kıpkırmızı olmuştu: "Mahkeme günü geldiğinde gerçekler gün yüzüne çıkacak. O zaman da böyle rahat olabilecek misin?" Hayura sırıttı: "Evet, rahat olacağım. Çünkü burda karısı öldürülen kişi benim." Onto karşılık verdi: "Sana boşuna Zalim Naral Hayura demiyorlar. Karını öldürmüş olabilecek kadar zalim birisin. Hayura yüzünde daha büyük bir yara izi açmalıydım..." Hayura bu sözlerin ardından küplere bindi, gözlerini sertçe Onto'ya çevirdi ve otu yere fırlattı. Hızlıca Onto'ya doğru yaklaştı, burun buruna geldi ve dişlerini göstererek konuştu: "Eğer gerçekten zalimsem benimle böyle konuşmamalısın Onto Raygar!!" Onto gözlerini Hayura'dan ayırmıyordu, ona kenetlenmişti: "Siz Raygarlar birilerine zarar verip başkasını suçlamaktan büyük keyif alıyorsunuz. Ama şu an Luzan'da değilsiniz. Hubar, Luzan'a benzemez; vahşet ateşinden sıcaktır." Onto bir süre bekledi ve konuştu: "Mahkemede görüşürüz Zalim Naral Hayura..." Öfkeli Hayura'yı orada bırakarak kendisine ayrılan odaya doğru ilerledi.

Başkent bu silsileler ile meşgulken, Plama Kalaskası'nın kurulduğu devasa ada Froyland'da Gölge Lord'a verilen söz yerine getirilmiş ve elli gemiyle birlikte ordusu da hazır hale getirilmişti. Ordu, Plama'nın ard arda dizilmiş otuz altı iskeleli limanına doğru son sürat ilerleyen gemilerle yaklaşıyordu. Gemiler ufukta göründükten yarım saat kadar sonra sonunda limana ulaştı. Orduya komutanlık eden Rainer Florn, geldiği diyarda savaş taktikleri ile bilinen bir komutandı. Yaşı genç olsa da hemen bir bilinirlik yakalamıştı; onu gören herkes yolundan çekilecek kadar ondan korkuyordu. Tabii bu korku Gölge Soytarı'da işe yaramadı. Orduyu teslim almak için Stripers tarafından Zanki görevlendirilmişti. Zanki limanda özgüveni tavan yapmış bir şekilde rahatça yürüyordu. Esaretten yeni kurtulmuş birine göre fazla gülüyordu; bu da onun lanetiydi. Yürürken kıyafetinden sarkan bir ponpon ipiyle elini meşgul ediyor ve sırıtarak ilerliyordu. Ordu karaya inerken büyük bir ses kargaşası çıkıyordu; kulak patlatan cinsten bir ses kargaşası. Rainer Florn eliyle bastonunu tutmuş ve döndüre döndüre rampadan inmeye başlamıştı. Yaşlı değildi, genç ve fitti ama yine de bir bastonun korku saldığına inanırdı.

İkili birbirlerini uzaktan keserek ilerlerken bu sessiz kesişme Zanki'nin kahkahayı andıran rahatsız edici sesiyle bozuldu: "Bir beş yüz milyon değil ama idare eder!" Sessizce sırıttı. Rainer, odunun kırılmasını andıran sesi ile konuştu: "O kadar Smolder'ı hiç bir arada görmedim. Söylesene, nasıl bir his?" Zanki ponponunu daha da hızlı çevirmeye başladı: "Muazzam!" Zanki, "Neden bu kadar gecikti? Epi topu elli bin Smolder, çok olmasa gerek" dedi. "Elli bin Smolder hazırlatmak sanıldığı kadar kolay değil. Şanslısınız ki Doster Osler ile sağlam bir dostluğumuz var; aksi takdirde daha geç hazırlatırdım." Zanki gözlerini hızlı hızlı açıp kapatıyordu, bir yandan da sırıtıyordu. Rainer, "Esaretiniz yirmi yıl sürdü. Şimdi sen söyle, neden bu kadar geciktiniz?" diye sordu. Zanki, Rainer'ın bu sorusu karşısında ufak bir duraksama yaşadı; mağarada geçirdiği o zor anlar kafasında dönmeye başladı. "Düşmanlarımıza bizimle aynı seviyeye gelmeleri için vakit tanıdık!" Rainer gözlerini kıstı: "Peki sizinle aynı seviyeye geldiler mi?" Zanki keskin bir bakış attı, gözleri sapsarı parlıyordu: "Bunu öğrenmek için ordunu kiraladık..." Rainer, "Peki ilk hedefiniz neresi? Yokluğunuzda tüm bölgeleriniz ele geçirildi. Elli bin her yeri almak için yetmez" dedi. Zanki, "Peki ne kadar lazım?" diyerek cevap verdi. Rainer yüksek bir sesle, "Beş yüz bin! Kaybettiğiniz her şeyi ancak bu sayı ile alabilirsiniz" dedi. Zanki elindeki ponponu sallamayı bıraktı ve elini Rainer'ın omzuna kondurdu: "İnan bana, kaybettiğimiz her yeri almak istesek beş yüz binden fazlasına ihtiyacımız olur." Rainer bir süre sustu ve öylece denize baktı, sonra Zanki'nin elini omzundan çekerek oradan uzaklaştı.

Gün tekrar ağarırken iki konsey üyesi, Froyland'ın yanında bulunan kendileri için özel olarak ayrılmış küçük adadaki geçici kalelerinde oturuyordu. Onlar, Stripers ve Cüzzam'dan başkası değildi. Gecenin ferah havası açık pencereden içeri vururken Cüzzam ve Stripers aynı odada oturuyor ve rastgele yerleri izliyorlardı. Cüzzam bu sessizliği bozmak için önemli bir konudan konuşmaya başladı: "Ordu hazır. İlk hedefimiz neresi?" Sesi oldukça boğuk geliyordu. Cüzzam, "Her şey olması gerektiği gibi ilerliyor. Verdiğin emirle buradan ayrılırız" dedi. Cüzzam'ı dinlerken bir yandan da düşünüyordu; geleceğini, geçmişini ve şimdisini. Ellerine doğru baktı ve kendisine gelen sesle tekrar konuya döndü: "Stripers?" Stripers bir anda, "Kalhavar" dedi. Cüzzam şaşkınlığa uğradı, yüzünü Stripers'a döndü ve konuşmasına devam etti: "Kalhavar zaten bizimdi." Stripers, "Biliyorum..." dedi ve eliyle Cüzzam'ı işaret etti. "Biz Gölge Saray'ı alırken sen de aynı anda Kalhavar'ı alacaksın." Cüzzam bir neden arıyordu: "Kalhavar'ın senin için olan önemini anlıyorum ama orayı sen, ben ve Zanki'den başka bilen yok. Ve yokluğumuzda kuşatılmamıştır; bu yüzden sahipsiz kaldı." Stripers lafına devam etti: "Kalhavar'ı ele geçirmen için sana birkaç yüz adam vereceğim. Onlarla orayı geri alacaksın." Cüzzam, "Kalhavar'dan bir şey mi almamı istiyorsun Stripers?" diye sordu. Stripers'ın gözleri mavi oldu; mavi göz, camkonak gözbebeğinde hüzün demekti, bu diyarda bilinirdi. "Sadece orayı tekrar kontrol altında tutmamız gerekiyor ve sen de bunu yapacaksın. Orayı adamlarınla doldurup geri geleceksin, sonrasında mutlak amacımız doğrultusunda ilerleyeceğiz..." Cüzzam pür dikkat dinlemeye devam ediyordu: "Peki Gölge Saray fethedilmiş mi?" Stripers soğuk bir tonda, "Klarf Myteath" dedi. "Klarf Myteath tarafından ele geçirilmiş." Cüzzam bir anda atıldı: "Nişan atan Klarf mı?" Stripers, "Ta kendisi..." dedi. Cüzzam, "O adam Gölge Saray'ı neden istesin ki?" diye sordu. Stripers ellerini oturduğu koltuğun kolluğuna koydu ve konuştu: "Kardeşi Hayura'dan farklı olarak sanatla ilgilenen birisi. Saygı duyduğum sayılı düşmanlarımdan." Cüzzam, Stripers'ın bu konuşmasından sonra biraz hırçınlaştı: "Ben hiçbir düşmanıma saygı duymam, sadece yok ederim..." Stripers, "O zaman saygı duyduğun tek düşman ben miyim?" diye sordu. Cüzzam'ın gözleri yerinden çıkacak gibi oldu, bir anlık şaşkınlığa uğradı ve sonrasında sadece susup Stripers'ı süzdü. Suskunluğu fazla sürmeden düşüncelerini kelimelere döktü: "Bu yıllar önceydi, filomun tamamını yok etmeden önce..." Stripers'ın gözleri sarı rengine büründü: "Sen ve filon yenilmez olduğunuzu düşünüyordunuz." Cüzzam bu lafı duyduğunda sinirini belli etmemeye çalıştı ama karşısında zekâsı ile bilinen Gölge Lord vardı; Cüzzam'ın hislerini anlayabilecek kadar akıllıydı. "Artık düşman olmadığımıza göre bu konuyu konuşmanın bir anlamı yok Stripers..." Stripers ayağa kalktı ve kendisiyle birlikte ayağa kalkan Cüzzam'a bakarak son sözlerini söyledi: "Yarın sabah yola çıkacağız. Hazırlığını yap ve iyi dinlen, yolculuğun uzun olacak." Stripers kapıya doğru yönelirken son bir şey söyledi, arkasını dönerek: "Bu arada, yerini alan başka bir korsan varmış. Adı Mhalonn..." Gölge Lord kapıyı ardına kadar açıp dışarıya gitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.