8. bölüm / 8
Kan ve Temas8.Bölüm
Bölümler 8Şu an: 8.Bölüm
1. SAHNE: KİLERDEKİ TEMAS VE SAKLANAN ACI**
**Yer: Müstakil Dağ Evinin Alt Katı ve Yatak Odası / Akşamüstü**
İsmail, şirket çıkışı içini kavuran o tarifsiz huzursuzlukla arabayı dağ evinin patika yolunda adeta uçurarak sürer. Direksiyonu sıkan parmak boğumları bembeyaz kesilmiştir. Eve adım attığında içeride ağır, basık ve ürkütücü bir sessizlik hakimdir.
> **İsmail:** *(Tüm ahşap duvarlarda yankılanan bir sesle)* "Fadime?"
>
Karşılık gelmez. İsmail’in adımları hızlanır. Üst kata bakar, mutfağa bakar... Yoktur. Tam panik dalgası zihnini ele geçirecekken, koridorun sonundaki o eski kiler kapısının aralık olduğunu fark eder. Adımlarını kilerin rutubetli soğuğuna doğru atar.
İçeride, siyah örtülü eşyaların arasında büzülmüş, soğuktan ve korkudan sırtı duvara yapışmış, ağlamaktan nefesi tıkanmış Fadime’yi görür. Kızın o perişan halini görmek, İsmail’in göğsüne kor bir bıçak gibi saplanır. Sert, acımasız mafya liderinin zırhları o an tamamen paramparça olur.
İsmail hızla diz çöker. Hiç tereddüt etmeden kollarını uzatır ve Fadime’yi kucağına alır. Ancak İsmail’in elleri kızın beline ve kaburgalarının altına değdiği an, abisi Adil’in fırın küreğiyle vurduğu o tazecik, ezik yara izlerine denk gelir.
Fadime’nin bedeninden şiddetli bir acı dalgası geçer. Kaburgalarında ve sırtında adeta bir bıçak saplanmış gibi keskin bir sızı hisseder. Ancak içinde büyüyen o devasa korku refleksle devreye girer: *"Ağlarsam ya da canımın acıdığını belli edersem kızar, beni yere atar ya da daha çok canımı yakar"* düşüncesiyle dudaklarını sımsıkı birbirine bastırır.
Gözlerini kapatır, nefesini tutar. Yüzü acıdan kasılır, alnından ince bir soğuk ter süzülür. Acısını belli etmemek için kendisini o kadar zorlar ki, İsmail’in boynuna sarılan elleri titremeye başlar. İsmail onun bu kasılmasını ve nefessiz kalışını sadece korkudan sansa da, kızın bedenindeki o çaresiz titreme tutuşunu daha da yumuşatmasına sebep olur. İsmail, kucağındaki bu son derece hafif ve canı yanan bedeni merdivenlerden çıkarıp yatak odasına getirir, yavaşça yatağa bırakır.
Fadime derin bir nefes alarak ciğerlerini doldurur ama kaburgasındaki sızı yüzünden gözünden bir damla yaş fırlayıp yanağına akar. Yüzü ıslak, gözleri ve burnu ağlamaktan kıpkırmızı olmuştur.
İsmail yatağın kenarına oturur. Titreyen ellerini uzatır; başparmaklarıyla kızın ıslak yanaklarındaki ve şakaklarındaki gözyaşlarını inanılmaz bir şefkatle silmeye başlar.
Fadime, kızarmış gözlerini yavaşça açar. İkisi bir süre hiç konuşmadan, birbirlerinin gözlerinin içine bakarlar. Zaman durmuş gibidir. İsmail’in dokunuşundaki o narinlik, Fadime’nin hem bedenindeki acıyı hem de ruhundaki fırtınayı bir anlığına dindirir.
### **2. SAHNE: SOĞUK DUVAR VE EMREDEN SES**
**Yer: Dağ Evinin Yatak Odası / Akşam**
İsmail, parmaklarının ucunda titreyen o ıslak yanaklara ve kızın kendisine sığınan, bir medet umar gibi bakan o masum gözlerine baktıkça göğsünün sıkıştığını hisseder. Sol yanına, hayatında ilk kez kontrol edemediği, tanıyamadığı, tehlikeli bir sıcaklık yayılmaktadır. Bir kadına, üstelik düşmanının kızına, babasını toprağa sokan soyun kanını taşıyan bir kurbana karşı böyle bir yumuşama göstermek, onun sert dünyasında kendi ölüm fermanını imzalamak demektir.
Gözleri kızın morarmış dudaklarına, acıdan ve ağlamaktan kıpkırmızı olmuş burnuna takılır. İçindeki o koruma güdüsü şahlandıkça zihni alarm vermeye başlar: *"Kendine gel İsmail Furtuna! Sen bu kıza merhamet edemezsin! Sen Furtunalar'ın başısın; zayıflık gösterdiğin an seni de, bu kızı da yok ederler!"*
İsmail, kızın o masum, acı dolu ve muhtaç bakışları karşısında kendi içinde büyüyen bu duygu selinden dehşete düşer. Kendini toparlamak, o içindeki yumuşamayı söküp atmak için aniden, adeta yataktan fırlayarak ayağa kalkar. Sert postallarının gıcırtısı odanın sessizliğinde çınlar.
Yüzündeki ve gözlerindeki o tüy kadar hafif şefkat ifadesi saniyeler içinde buharlaşıp yok olur. Yerini, arkasında ne düşündüğü asla okunamayan, aşılmaz, buz gibi ve acımasız bir duvara bırakır. Bedeni dikleşir, omuzları genişler. Odayı kaplayan o narin şefkat atmosferi bir anda yerini İsmail'in ağırlığıyla ezici bir otoriteye bırakır. Aramadaki o mesafeyi, mülkiyetçi ve emreden yapısını yeniden inşa etmek zorundadır.
Fadime’ye bakmaz. Bakarsa, kızın gözlerindeki o kırılmışlığı görürse yine çözüleceğini çok iyi bildiği için gözlerini odanın karanlık bir köşesine, duvara diker. Sesi buz tutmuş, pürüzsüz ve tek bir esnemeye bile izin vermeyen emredici bir tonla tınlar:
> **İsmail:** "Haftaya nikah var. Kına dersen 4 gün sonra yapılacak. Esme yengenle yeğenini ara; ne alınacaksa alın, ne eksik varsa tamamlayın."
>
İsmail başka tek bir kelime bile etmez. Kızın bedeninde kıvrandığı o can acısını da, gözlerinden süzülen o sessiz çaresizliği de görmezden gelir. Arkasını döner. Postallarının sert, ritmik sesleriyle odanın içinde ağır ağır adımlar. Kapının kolunu tutar, bir an bile geriye bakmadan dışarı çıkar ve kapıyı arkasından kapatıp çarpar.
### **3. SAHNE: BÖLÜNEN ZİHİN VE DİPTEKİ KABULLENİŞ**
**Yer: Yatak Odası / Gece**
İsmail’in sert ayak sesleri koridorda uzaklaşıp kapı kapandığında, odada çıldırtıcı ve buz gibi bir sessizlik kalır. Fadime yatağın ortasında, İsmail’in az önce şefkatle kuruladığı ama şimdi terk ettiği yanaklarıyla kalakalır. Hem kaburgalarındaki fiziksel acı hem de ruhundaki yıkım onu yatağa mühürler.
Gözleri tavandaki tek bir noktaya dikilir. Göğsü, sanki üzerine tonlarca ağırlıkta bir taş oturtulmuşçasına sıkışmaktadır. Birkaç dakika önce yanağında hissettiği o narin başparmakların sıcaklığı ile kulağında çınlayan *"Haftaya nikah var..."* emri zihninde devasa bir savaşa tutuşur.
Zihni, onu kurtarmak isteyen ufacık bir ses ile yılların biriktirdiği o zifiri karanlık arasında bölünür:
> *"Neden bana öyle baktı o zaman?"* diye fısıldar içindeki o çocuksu, saf taraf. *"Gözyaşlarımı silerken elleri titriyordu... Yüzüme öyle bir baktı ki, sanki canı acıyordu benim için. Bir insan canını acıtan birini neden öyle öpsün gözleriyle? Belki de beni korumak istiyordur..."*
>
Fakat bu düşünce henüz tutunamadan, geçmişin ve ezilmişliğin o zalim sesi bir balyoz gibi inip tüm umut kırıntılarını ezer:
> *"Aptalsın sen Fadime!"* diye gürler içindeki o karanlık. *"Hiç mi öğrenmedin? Hiç mi ders almadın? Adam seni kilerde buldu, kucağına aldı, yüzünü sildi... Ama sonra ne yaptı? Bir eşya gibi emretti! 'Şunu al, bunu yap, haftaya evleniyoruz!' dedi. Sana sordu mu? 'Fadime sen ne istersin, kalbin ne der?' dedi mi? Hayır! Çünkü sen onun için bir hiçsin. Abin için kumar borcuydun, Zarife için nefret torbasıydın, İsmail için de kendi güç gösterisinde bir piyon, bir mülksün!"*
>
Fadime ellerini başının arasına alıp saçlarını sıkar. Bedenindeki morlukların sızısı, ruhundaki ezilmişliğe karışır. İsmail’in o anki soğukluğu, abisi Adil’in emreden, dediğim dedik o ezici tavırlarıyla zihninde tamamen örtüşür. İsmail'in şefkatini sadece bir "yem", kilerdeki halini görünce duyduğu acımayı ise sadece bir "zayıflık anı" olarak yorumlar.
Kendi kendine, odanın duvarlarına çarpan fısıltısıyla konuşmaya başlar:
> **Fadime:** *"Aynı işte... Hiçbir şey değişmedi. Sadece sahibim değişti. Abimin evindeki o karanlık oda gitti, buradaki bu süslü kiler geldi. Abimin fırın küreği gitti, İsmail’in soğuk emirleri geldi. Ben bu dünyada hiçbir zaman kendi hayatı hakkında karar alabilecek bir insan olamayacağım. Kimse beni dinlemeyecek... Kimse bana 'Sen ne hissediyorsun?' demeyecek. Çünkü ben sevilmeye layık değilim. İsmail de beni sevmiyor, sadece üzerimde hak iddia ediyor..."*
>
Fadime, içindeki o son ümit ışığının da sönmesiyle tamamen teslim olur. Hayatının, iki adamın güç savaşında ezilen değersiz bir nesneden ibaret olduğunu kabul eder. Bedenindeki acıya rağmen yatakta dizlerini göğsüne doğru çeker, küçücük kalır.
Dışarıdan birisi duyup da gelip ona kızmasın, yeni bir ceza vermesin diye hıçkırıklarını boğazında düğümleyerek, gözyaşlarını içine göme göme sessizce ağlamaya devam eder...
**[8. BÖLÜMÜN SONU]**
Devamı gelsin mi?
Bölüm etkileşimi
